Fran Lebowitz ve Armistead Maupin… İki queer ikon, iki öncü. Birkaç yıl arayla kişisel yolculuklarını, kırsaldan büyük şehire taşınmalarını ve o şehirlerde yeniden doğuşlarını bizlerle paylaşan ikilinin yolları Mertcan Karakuş’un fantezisinde, Velvele’de kesişti.
Etiket: netflix
Türkçede Görmek İstediğimiz Beş Queer Kitap
Queer ve feminist kitap önerilerini paylaştığı Epik ne okuyor? bültenini hazırlayan editör Seçil Epik Velvele için kütüphanesinden Türkçeye çevrilmesini arzu ettiği beş queer kitap seçti.
Zakkum’un 2020’ye Veda’ı: Drag Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi
Mertcan Karakuş a.k.a. Zakkum Kök’ün adı batasıca 2020’ye veda ederken döktüğü içinden okuyucunun payına drag sanatına saygı duruşu, RuPaul’s Drag Race’e attığı madi koli, A Queen is Born’daki güçlendiren dayanışma ve yeni gözdesi Paquita Salas güzellemesi düşüyor.
‘‘Belaya Hazır Olun! Hem de Çifte Belaya!”*
Mertcan Karakuş aynı adlı mangadan uyarlanan Alice in Borderland’in bünyesinde yarattığı heyecanı kağıda döktü. Bu vesileyle Japon animelerindeki cinsiyet/cinsellik meselesine dair de iki kelam etti.
ğ Raporu: 2020’de LGBTİQ+ Sineması
Sinema yazarı Umur Çağın Taş 2020’nin queer filmlerini Velvele için derledi. ğ Raporu sinefiller ve liste bağımlıları için yayında.
Lilith’in İade-i İtibarı Kimlere Kaldı
Mertcan Karakuş bu yazısında Son haftaların farklı nedenlerle en konuşulan yapımlarından Raised by Wolves ve 9 Kere Leyla’yı yatırdığı masada çığlık çığlığa bağırıyor: LİLİTH’İ YEDİRMEYİZ!
Bir Başkadır’ı Yaratanlar Sosyoloji Bilmek Zorunda mıdır?
İlker Hepkaner, kısa sürede Türkiye tarihinin en övülen ve sövülen dizisi olan Bir Başkadır’ın başlattığı “sosyolojik tartışmaya” bir Kültürel Çalışmacının gözünden bakıyor.
Marianne ve Kötü Cadıları Anlamak
Mertcan Karakuş a.k.a. Zakkum Kök hap kıvamındaki yazılarına devam ediyor. Yazarımızın Cadılar Bayramında düşmeyi seçtiği çukur Netflix yapımı Marianne.
Aşk ve Öbür Hayaletler*
Mertcan Karakuş a.k.a. Zakkum Kök’ün radarına bu kez 2. sezonuyla yeniden dizi dünyasının gündemine düşen The Haunting takıldı.
New York’ta Bir Papatya Falı: Seviyor… Sevmiyor… Sevemiyor…
1968’ten beri hem sahnede hem de beyaz perdede var olmayı başarabilmiş uzun soluklu bir yapım olan The Boys in The Band bu kez Ryan Murphy tarafından ekrana taşındı. İlker Hepkaner, bu klasik eserin yıllar önce sorduğu soruların bugünkü karşılıklarına bakıyor.