Marianne ve Kötü Cadıları Anlamak

Mertcan Karakuş a.k.a. Zakkum Kök

Cadılık kırmızı çizgimdir. Arzumun dikkatini celbeden birtakım şeylere, ne kadar çalışırsam çalışayım asla ulaşamayacağımı (dizi ismi önerisi: Doğduğun Eve Mum Diktir), daha gözü açılmamış bir ergenken idrak etmiş olmalıyım ki, büyüyle, fiziki yoldan ulaşamadığın şeyleri metafizikle yakınlaştırma çabasıyla hep yakından ilgiliydim. Hatta başarısızlıkla sonuçlanan bir-iki deneme bile yaptım. İşin pratiği yeterince işlevsel sonuçlar vermeyince (takdir edersiniz ki bağlama büyüsünün, benim ‘beyzadeye’ daha çok bağlanmamla sonuçlanması pek de elde etmek istediğim sonuç değildi) konunun tarihine olan ilgim, büyücülük kariyerimin önüne geçti. Tabii ki tarih duvarının her tuğlasının altından çıktığı gibi, cadılık tılsımının altından da genelde bana benzemeyenin başını ezmecilik, özelde de erkek egemenliğin dünyaya zararları ve kadın düşmanlığı çıktı. Ağzından kuduz köpükler saçan erkeklik, sayfa sayfa fermanlar çıkarıp, paşa gönlünün uygun gördüğü kadınları cadı diye canlı canlı yakmış, yakıyor ve düzene dur denmezse yakmaya da devam edecek. 

Aradan yıllar geçti. Hayat gailesi derken bende ne büyü kaldı, ne sihir. Tertemiz bir kirli beyaz yakalı (eğer açık bir lubunsanız o yaka hiç bembeyaz olmaz) oldum, çıktım. Haftanın altı günü 9-7 çalışıyorum. Öyleydi, böyleydi derken, sonrasında ‘cadı avı’ tabiriyle sık sık muhatap olacağımız Gezi Parkı Protestolarının yaşandığı 2013 yılı geldi.  Yılın sonuna doğru akıllarda Gülben Ergen’in Boşu Boşuna şarkısı dolanırken, benim  ‘beyzade’ o lepiska saçlarının şüpheli bir şekilde topluca ve erkenden dökülmesine (iksire adamotunu fazla koymuşum) hayıflanaduruken, Ryan Murphy, biz cahil lubun kullarını, bu sefer de cadılık alanında eğitimden geçirmeye karar verdi ve American Horror Story’nin üçüncü sezonu Coven’ı yayımladı. Murphy’nin yarattığı üst sınıf, stilistik dünya, o zamanlar bazı küçük dağların yanı sıra, belli ki üç paraya çalıştığı şirketi de kendisinin yarattığını sanan beni çekiverdi içine. Öyle ki uzunca bir süre siyah dışında hiçbir renk giremedi gardırobuma. Sinirlendiğim insanları, baş karakterlerden biri olan Fiona Goode gibi duvarlara fırlattım zihnimde. Murphy dersini iyi çalışmıştı. Hikayelerin çoğu gerçek olayları temel alıyordu. Mesela Goode, Salem’de öldürülmüş cadılardan birinin soyadıydı. Hoş, Jeanette Winterson kayıtlı bir cadılık davasını temel alarak The Daylight Gate’i, Murphy’den yirmi yıl önce yazmıştı ama bu devirde o kadar özgünsüzlük kadı oğlunda bile normaldi.

Coven’ın başardığı önemli bir şey daha vardı: cadı karakterlerin çeşitliliği ve gerçekliği. Burnu benli kötü cadı klişesinin dışında, yalnızca iyi ya da yalnızca kötü değil, bu ikisinin de belli miktarlarda bulunduğu, yenik başladıkları erkekler dünyasında, sahip oldukları güçleri kullanarak ayakta durmaya, soylarının tükenmesini durdurmaya çalışan cadılar vardı ekranda. Onlardan sonra da cadıları tek boyutlu işleyen hikayeler ilginç gelmemeye başladı bana. Yana yakıla yeni dizi ararken (film ismi önerisi: İşsizlik Kanatlarımın Altında), arkadaş tavsiyesiyle Marianne’e başladığımda, dizinin kötü cadısı ilgimi çekmedi ilk başlarda. Ama hikayenin içinde birtakım kuir ihtimaller olacağı vaadi sebebiyle izlemeye devam ettim. Olmadı. Olmadığına inanamadım. Hatta acaba Fransızcadan çevirirken araya mı kaynadı diye düşündüm. Bölümler ilerledikçe başka güzellikler buldum dizide. Mesela erken dönem Stephen King romanlarında gördüğümüz kadar iyi işlenmiş bir çocukluk arkadaşları grubu teması var. Sonra kötü geçirilen çocukluğun edebiyata olası katkıları teması var. Dizinin cadısı, Wicca ahlakının ‘‘Kimseye zarar vermediğin sürece ne dilersen yap’’ düsturunu ayaklar altına alıyor ama diziyi sevdiğimden algıda yanaşma mı oldu bilmem; cadının da, biraz ısrarcı bir şekilde ve başkalarına zarar vererek de olsa, yalnızca var olmaya devam etmeye çalışan bir varlık olduğu kaldı bende. Bu Cadılar Bayramı’nda, kekim ve kırmızı şarabımla (Hristiyanlar hem Paganları katletmiş hem de geleneklerini kendi kiliselerine mal etmişler. İnsanın kanı donuyor bazen) Marianne’i ve ayakta kalmak için daha sevgisiz yollar seçen kadınları düşüneceğim. Neden hayatıma bu kadar sık girdiklerini de bir terapistle görüşsem daha iyi olacak sanırım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.