2024’te öyle laflar duyduk ki içimizden koca bir “Hadi Oradan!” çektik, “Ya sabır!” dedik. Öyle şeyler gördük ki bu kez dilimiz bağlandı, sadece “YUH!” diyebildik. Hep en kötüsü olmadı; “Eh…” dedirten gelişmeler de yaşandı, #BiZahmet dedik yolumuza devam ettik. Artık durup, “Helal olsun!” diyerek lubunyaları alkışlamanın zamanı!
Soykırımla, işgallerle, tüm türleri hedef alan sistematik şiddetle dolu 2024’te, umut verici çok az şey yaşandığı biliyoruz. Ve yine biliyoruz ki bir yerde umuda rastlanırsa, orada mutlaka LGBTİ+’lar var. “Alkış!” listesi, her şeye rağmen direnenlerinin emeklerinden kısa bir derleme. Bu liste, “Yoksun ki sen” diyenlerin yüzüne, “Bir daha bak!” diye inen yumrukların toplu fotoğrafı.
Alkışların tümü, 2024’te her şeye rağmen ayakta kalan lubunyalara ve elbette yeniden ayağa kalkacaklara. Yani bize… hepimize!
Dosyanın sunuş yazısını okumak için tıklayın.
2024’te doğan lubun örgütlere
Bir sıralama yapmadan hazırlanan “Alkış!” listesine, 2024’te açan çiçeklerle başlıyoruz. Yan yana gelip çay içtikleri etkinliklerin bile yasaklandığı bir nefret ikliminde yaşayan lubunyalar, her şeye rağmen en temel haklarından vazgeçmemekte kararlı. LGBTİ+’lar, geçtiğimiz sene de sokaklardan, kampüslerden, kurumlardan hatta çim sahalardan bile lubunya örgütler çıkarmaya devam etti.
Bornova Sokak’ta (Alsancak) ve Bayram Sokak’ta (Beyoğlu) yaşayan translara yönelik erkek şiddeti, kolluk tacizi ve yerinden etme politikalarının aralıksız devam ettiği 2024 yılında, iki trans öz örgütlenmesi kuruldu. Biri, önceleri inisiyatif olarak faaliyetlerini sürdürürken, Kasım ayında dernek statüsüne kavuşan İzmir’in 20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği (20 Kasım Derneği); diğeri ise Bayram Sokak’taki evleri mühürlenen trans kadınların kurduğu Bayram Sokak 12 Platformu.
Başta translar olmak üzere LGBTİ+ haklarını savunmayı, dayanışma ağları kurmayı ve hukuki çalışmalar yürütmeyi amaçlayan 20 Kasım Derneği, kurulduğu gibi çalışmalarına bir dizi etkinlikle başladı. Başta “hukuksuz mühürleme uygulamalarının son bulması” olmak üzere, trans kadınların barınma hakkının güvence altına alınması için emek vereceğini duyuran Platform, temel ihtiyaçlar, sağlık giderleri ve birlikte yaşadıkları hayvanların bakım masrafları için dayanışma başlattı.
20 Kasım’da, transların uyum süreçlerinde kullandıkları hormon ilaçlarının bir kısmına reçete zorunluluğunun getirilmesinin hemen ardından bir grup gönüllü bir araya gelerek Trans Yaşam Desteği platformunu kurdu. Platform, “trans+ yol arkadaşlarımızın hormona erişimi ve bu ayrımcı uygulamayla başa çıkabilmek için elimizden geleni yapacağız” diyerek Sağlık Bakanlığı’nın hormona erişim engelinin üstesinden gelebilmek için yollar arayacağını duyurdu.
Mart ayında, LGBTİ+’ların sağlık hizmetlerine erişim hakkına odaklanan yeni bir örgütlenmenin haberi geldi. Türk Tabipleri Birliği (TTB) bünyesinde, “daha kolay, kapsayıcı ve eşitlikçi” biçimde sağlık hizmetlerine erişim hedefiyle, LGBTİQ+ Çalışma Grubu kuruldu.
Bu yıl, kampüslerden de iki güzel haber aldık. Yıl bitmeden, Haliç Üniversitesi LGBTIQA+ topluluğu, “kampüsteki hiçbir lubunyanın yalnız hissetmemesi” için bir araya geldiklerini duyurdu. Üniversite öğrencilerinin kampüslere sahip çıkmaya devam ettiğini gösteren diğer haber ise Adana’dan: 2010’larda resmi bir öğrenci kulübünün bulunduğu Çukurova Üniversitesi, uzun süren bir molanın ardından yeniden “Çukurova LGBTİ+” topluluğuna kavuştu.
Geri dönen sadece Çukurova LGBTİ+ topluluğu olmadı. Lambdaistanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği, sekiz senelik bir aranın ardından sonra Lambda Kültür Merkezi’nin (LKM) geri döndüğünü müjdeledi. LKM, söyleşilerden film gösterimlerine, farkındalık atölyelerinden çay buluşmalarına kadar, etkinlik hayatına dolu dolu bir girişle başladı. Üstelik, LKM hafta sonları da açık!
2024 biterken, bitmeyen şeylerden devam edelim: Lubunyanın spor sevdası. Erken egemen spor kültürüne “sert oynamadan” çelme takmakta usta LGBTİ+ camiası, iki kulüp daha kazandı: Biri Ankara’dan QLUB, diğeri İzmir’den Minçoster Top Kulübü (TK).
“Cinsiyetlendirilmiş spor alanına itiraz ile ortaya çıkmış” bir inisiyatif olan QLUB, şimdilik sadece Ankara’da voleybol ve yürüyüş etkinlikleri düzenliyor; ancak daha fazla branşta ve farklı şehirlerde de faal olmayı planlıyor. Şimdilerde yeni takım arkadaşları ve gönüllülerini arayan futbol takımı Minçoster TK ise saha içinde olduğu kadar saha dışında da paslaştıkları bir dayanışma kulübü olmayı amaçlıyor.
Koştur koştur nereye kadar… Oturduğumuz yerden oynamaya fırsat veren e-sporlara, yeni bir lubunya takımı giriş yaptı! Kuir Gaming’in, Eylül’de kurduğu takım, e-sporla amatör ya da profesyonel ilgilenen LGBTİ+’lara ve kadınlara çağrı yapıyor.
Hep yeniliklerden bahsetmek olmak, biraz da uzun zamandır burada olanları alkışlayalım: Kaos GL derneği bu yıl 30 yaşına bastı!
“Kaos GL Dergisinden, Kültür Merkezine, 1 Mayıs alanlarından 8 Mart’lara yollarımızın kesiştiği bütün Kaos GL dostlarına, bizi değiştiren dönüştüren bütün lubunyalara, taşrada LGBTİ+ olmak ne kadar zor derken, o taşrada hayatta kalmaya çalışan mülteci LGBTİ+’lara selam olsun! Hikayelerimizi çoğalttığımız nice 30 yıllara!” – Kaos GL
Belgeleyerek direnenlere
Biraz da sanat sepet diyelim ve dünü silinmeye çalışılan lubunyaların hep “orada” olduğunu kanıtlayan işleri alkışlayalım.
Yasaklar her zaman unutturmaya yaramaz, bazen de hafızayı güçlendirir. Türkiye’deki trans mücadelesinin geçmişini unutturmamak için yola çıkan Dön-Dün Bak sergisi, yasaklanarak kendi çalışmasının materyali haline geldi. Bu yüzden sergi, geçmişin olduğu gibi bugünün de fotoğrafını çekerek kendi tarihini yazan önemli bir hafıza çalışması olarak akıllarda kalacak.
10. Trans Onur Haftası Sergi Kolektifi’nin yoğun uğraşlarıyla hazırlanan, 26 Haziran – 27 Temmuz 2024 tarihleri arasında Depo’da gösterilmesi planlanan sergi, ikinci haftasında yasağa takılınca, göremeyenler için serginin içeriğini anlatan Alâra Kuset, süreci şöyle aktardı:
“Trans Onur Haftası boyunca, herhangi bir yasak gelmemesi ve saldırgan gruplar tarafından ‘basılmaması’ için (evet, bu sahici bir kaygı) mekânı gizli tutulan sergi, 11 Temmuz günü, sergi mekânı olan Depo’nun sosyal medya hesaplarından ilk kez paylaşıldıktan hemen bir gün sonra, Beyoğlu Kaymakamlığı’ndan gönderilen bir tebligatla yasaklandı. Yasakla beraber polis eşliğinde aynı gün kaldırılan sergi, yaklaşık iki hafta boyunca açık kalmayı başarabildi.”
Serginin “halkı kin ve düşmanlığa sevk” ve “provokasyon” iddiasıyla kapatıldığını öğrenen 10. Trans Onur Haftası, yasaklanan içeriklerin tekrar sergilenebilmesi için dayanışma çağrısında bulundu ve ekledi: “Bu geçmişi, bu coğrafyanın tarihinden çıkaramazsınız: Dön-Bak!”
Bu yıl, trans hafızaya sahip çıkan bir sergi haberi de Ankara’dan geldi: Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği, 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Haftası’nda bir dizi etkinlik düzenledi ve açılışı Yaşamak İstiyorum sergisiyle yaptı. Sergi, uyum sürecinin başından itibaren Bülent Ersoy’un karşılaştığı “hukuki ve toplumsal engelleri, transfobik manşetleri ve ayrımcı söylemleri” ve Ersoy’un sahnede kalma inadını ortaya koyuyor. Pembe Hayat Derneği’nin ifadesiyle: “Sergide yer alan belgeler, fotoğraflar ve haber manşetleri, sadece Ersoy’un değil, Türkiye’deki trans topluluğunun da var olma mücadelesini ve cesaretini yansıtıyor”.
“Türkçe pop müziğin bu en şaşaalı döneminde kadın ve LGBTİ+ sanatçıların yeri neydi? Dönemin medyası kadınlara ve LGBTİ+’lara nasıl yaklaştı; onlar medyayla nasıl bir mücadele sürdürdü?”. Yine Yeni Yeniden 90’lar kitabı, Türkçe pop müziğinin dününe, kuir-feminist bakış açısıyla yaklaşan bir hafıza çalışması. Duymayanlar, bilmeyenler ya da görmek istemeyenler için bir tür hatırlatma. Aynı isimli podcast serisini genişleterek kitaba dönüştüren İlker Hepkaner ve Sezgin İnceel, popüler kültür içinde kaybolmaya mahkum görünen anların ve öznelerin, ayakta kalma mücadelesine günümüzden bir destek sunuyor.
Bir topun peşinden gidenlere
“Genel sağlığın ve genel ahlakın korunması”: Bu, 2019 yılında LGBTİ+’ların spor turnuvası Queer Olympix’in, başka bir ifadeyle bir grup insanın halı sahada top peşinde koşmasının, yasaklanma gerekçesiydi. Bir yıl sonra, yasak kararının keyfî, bu yüzden hukuksuz olduğu mahkeme tarafından onaylanmış olsa da söz konusu yasaktan sonra LGBTİ+’lar için kamusal alanda spor müsabakası düzenlemek daha da zorlaştı.
Peki, yasağın ardından lubunyalar sahalara veda mı etti? Elbette hayır. Örgütlenme, etkinlik düzenleme ve bir araya gelme yöntemleri değişse de Queer Olympix hâlâ top peşinde koşmayı seven lubunyaların gözbebeği olmaya devam ediyor. Çocukluktan beri takım sporlarına küstürülen, saha dışı bırakılan LGBTİ+’lar, bu yıl da Queer Olympix sayesinde erkeklerin kurallarını tanımadan oynamayı ve eğlenmeyi başardı.
Bu yıl sekizincisi düzenlenen Queer Olympix, 5-8 Eylül tarihleri arasında Kadıköy’de gerçekleştirildi. 2017’den bu yana en geniş katılımlı yılını geçiren etkinlikte 11 takım yer aldı. Çok çeşitli oyunların yanı sıra atölyelerle dolu dolu geçen Queer Olympix, her yıl olduğu gibi kapanış partisiyle ve bir sonraki sene yeniden buluşmanın sözüyle sona erdi.
Queer Olympix’ten bir ay sonra, spor sevdalısı lubunyalar bu kez Kür Day 2024 için buluştu. Küründen United’ın ikinci kez düzenlediği festivalde LGBTİ+’lar ve kadınlar, hem film gösterimleri, paneller, atölyeler ve futbol turnuvası için bir araya geldi hem de dayanışmayı, güvenli alanları ve yeni bir tribün kültürünü birlikte yaratmak için yollar aradı.
İstanbul etkinliklerini anarken, Ankara lubunyalarının da hakkını vermeden olmaz. Tüm süren bir yağmurun altında sırılsıklam bir spor etkinliğine, Queer the Festival III’e ev sahipliği yapan Sportif Lezbon’a, düzenli voleybol ve yürüyüş etkinlikleriyle Ankara’ya heyecan getiren, çiçeği burnunda spor kulübü QLUB’a kocaman bir alkış!
Yeminini bozmayanlara
Bir tıp fakültesi hayal edin: Hastasının cinsel yöneliminin, işini yapmasına engel olmayacağına söz vermek isteyen öğrencilerini susturmaya çalışıyor. Bilin bakalım, bu üniversite hangi ülkede? Evet, bildiniz.
“Görevimle hastam arasına (…) ırk, cinsel yönelim, toplumsal konum ya da başka herhangi bir özelliğin girmesine izin vermeyeceğime ant içerim.”
Yukarıdaki ifade, Hipokrat Yemini olarak bilinen Hekimlik Andı’nda yer alıyor. Yıllar içerisinde güncellenen bu metin, TBB’nin de parçası olduğu bir sürecin sonrasında nihai halini aldı. Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi, hekimlerden hastalarının cinsel yönelimlerinin görevlerini yerine getirmelerine engel olmayacağının taahhütünü istiyor.
Ancak Türkiye üniversitelerinde son yıllarda, Hipokrat Yemininden “cinsel yönelim” ifadesini silmeye yönelik bir teşebbüs mevcut. Bu sene de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi yemin töreni sırasında, “cinsel yönelim” ifadesi yemini okutan akademisyen tarafından sansürlendi. Ancak gelenek değişmedi ve öğrenciler ayrımcılığa geçit vermeyerek, hastalarının cinsel yöneliminin görevlerini yerine getirmesini etkilemeyeceğine söz verdi.
Hipokrat Yeminini engellemeye yönelik bir teşebbüs de Ordu’da gerçekleşti. Ordu Üniversitesi öğrencileri, törendeki sansürü tanımayınca Dekan Yardımcısı Tuba Gül, tören sonrası düzenlenecek kokteyli iptal etti. Ayrıca, fakülte içinde fotoğraf çektirmek isteyen öğrencilere ve ailelerine izin verilmedi.
2024 yılının sansürcü üniversitelerinden bir diğeri Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (AYBÜ) oldu. Üniversite yönetimi, Hipokrat Yeminini değiştirerek “cinsel yönelim” ve “cinsiyet” ifadelerini metinden sildi. Yetmedi, “onurum üzerine ant içerim” ifadesi de “namusum üzerine” ile değiştirildi. AYBÜ’lü öğrencilerin, yemin sırasında sessiz kalarak yönetimi protesto ettiği aktarıldı.
Son olarak, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi de cinsel yönelim ifadesini Hipokrat Yemininden silenler arasında. Sansüre karşı tepki gösterenlere karşı Dekan Yardımcısı Mervan Bektaş’ın, metinde “Pedofili yer alsa onu da mı savunacaksınız?’ dediği öğrenildi.
Mezuniyetlerdeki lubun direnişe
Yemin törenleri Türkiye’deki üniversitelerin halini özetlemediyse, gelin birkaç örnek daha görelim. Görelim ki üniversite yönetimlerinin LGBTİ+’ların önüne örmeye çalıştığı duvarı aşan seslerin ne kadar gür olduğunu daha kolay kavrayalım.
İşte, üniversite idarelerine ve akademisyenlerine dair fikir vermesi açısından birkaç örnek: Anadolu Üniversitesi, Onur Yürüyüşünde gözaltına alınan öğrencilerin eğitim hayatına devam edip edemeyeceğini mahkemeye sordu. Başka bir ifadeyle, üniversite yönetimi daha yargılanması bile başlamayan öğrencileri okuldan atmak için mahkemeden bir “işaret” bekledi.
Bir diğer vahim tablo Boğaziçi Üniversitesinden. Üniversite yönetimi, kampüste Midsommar filmini (2019’da Türkiye’de vizyona girmiş bir film) gösteren üniversitenin sinema kulübü BÜ(S)K’ü uyardı ve “toplumsal değerlere aykırı” bulduğu filmleri bir daha kampüste gösteremeyeceğini söyledi. Yönetim ayrıca, kulübün o gün göstereceği bazı filmlerin gösterimini de iptal etti. Kulübün gerekçeli karar talep etmesine karşı, yönetimin filmi uygun bulmamasının sansür için yeterli olduğu cevabını aldı: “Gerekirse çim suluyoruz deriz, elektrikleri kapatırız”. Üstelik, üniversitenin kapatılan LGBTİ+ topluluğunu desteklemek için kulübün sosyal medya hesaplarına eklediği BÜLGBTİA+ ifadesinin de kaldırılmasını, aksi halde hesaplarının kapatılacağı söylendi.
Koç Üniversitesinde kadın cinayetlerine karşı eylem yapan öğrenciler, “LGBT’liler ‘Kadın Cinayetleri Eylemi’ adı altında PKK propagandası yaptı” ifadeleriyle hedef gösterilip ülkücüler tarafından saldırıya uğradı. Türk-Alman Üniversitesi akademisyenlerinden Taceddin Kutay, katıldığı bir programda “Kamusal alandaki ibnelik misyonerliğinin sınırı olmalı” dedi. Kutay, daha önce de “eşcinsellik hastalıktır” demişti. Gaziantep Üniversitesinde ise uzun bir süredir “LGBTİ+ destekçisi” diye hedef gösterilen Dolu Kadehi Ters Tut müzik grubunun konseri iptal edildi. Grubun konserinin iptal edildiği salonda, üç gün sonra üniversitenin desteği ile LGBTİ+ karşıtı sempozyum düzenlendi.
Üniversitelerdeki mevcut tabloyu ortaya koyacak daha pek çok örnek göstermek mümkün. Bu sebeple, birazdan okuyacağınız iki öğrencinin mezuniyet törenlerindeki direnişi, daha fazla alkışa layık.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde (MSGSÜ) okuyan LGBTİ+ aktivisti İris Mozalar, mezuniyet töreninde sahneye gökkuşağı bayrağı ile çıktı. MSGSÜ’de okuyan LGBTİ+’lar için Mozaların eyleminin anlamı büyük çünkü üniversitenin LGBTİ+ topluluğu Kuir Baykuş, iki yıldır Onur Ayında hem kolluk hem de üniversitenin güvenlik birimlerinin tacizine uğruyor.
Mozalar’ın sahnede gökkuşağı bayrağı ile yürümesi ise bazı öğrenci yakınlarına dert oldu. Bozkurt işareti ve sataşmalarla Mozalar’ı taciz edenler, diğer öğrenci yakınları tarafından susturuldu ve dışarı atıldı. Mozalar, mezuniyetini “istediği eğitime hiç başlayamamış, başlasa da yarım bırakmak zorunda kalmış, bitirse de mesleğini yapamamış translara ve özellikle trans kadınlara, trans kız çocuklarına, tüm kız çocuklarına ve hikayesi yarım kalan tüm kadınlara” hediye etti.
Kampüste LGBTİ+’ların olduğunu üniversite yönetimlerine hatırlatan bir diğer örnek ise Orta Doğu Teknik Üniversitesinde (ODTÜ) yaşandı. ODTÜ’de mezuniyet töreni, bu yıl 3 Eylül’de Devrim Stadyumunda gerçekleşti. Üniversitenin Verşan Kök yerine atanan yeni kayyum rektörü Ahmet Yozgatlıgil, sahneye çıktığında protesto ile karşılandı. Yozgatlıgil’in konuşmasını ıslıklarla kesen veliler ve öğrenciler, kayyum rektöre arkasını döndü. Protesto sırasında stadyumdaki görüntü ve ses sistemi kesildi.
Ahmet Yozgatlıgil’e yönelik protestonun ardından, okul birincisi Ali kürsüye çıktı. Kayyum rektörlüğün yasakçı politikalarını eleştiren öğrenci, şunları söyledi:
“Bilim Kavaklık’ta yüzlerce ağacı alelacele kesmek değildir. Bilim fikrinin uyuşmadığı öğretim görevlilerini görevlerinden etmek değildir.
“Bilim ODTÜ Onur Yürüyüşü’nde anayasamızın bize verdiği barışçıl gösteri yürüyüş haklarını kullanan öğrencilerin üzerine polis göndermek değildir.Bilim öğrencilerin derslerden nefes almaya fırsat bulduğu tek etkinlik olan bahar şenliklerini, sorunları çözmek yerine sorunları bahane ederek iptal etmek değildir.
“Bilim karşılaştığı ilk kriz anında öğrencilerle olan bütün diyaloğu bitirmek, sonra da hakkını arayan öğrencileri soruşturmalarla korkutmaya çalışmak değildir.”
Ahmet Yıldız hayrına dağıtılan lokma “eylemine”
15 Eylül 2024’te, Diyarbakır’da trans kadın Sudenaz yaşamını yitirdi. Sudenaz eceliyle ölmedi. Bir gün önce, iki erkek, ona ve arkadaşına kesici aletlerle saldırmıştı.
Aynı gün, İstanbul Saraçhane’de kalabalık bir grup toplandı. Sudenaz cinayeti için sokakta değillerdi; aksine, Büyük Aile Buluşması dedikleri LGBTİ+ karşıtı bir miting için bir aradaydılar. Aynı yerde, üçüncü kez nefreti örgütlemek için…
Belgesellerle, kamu spotlarıyla, medyada çıkan onlarca haberle, günler öncesinden başlayan nefret kampanyasının talebi anayasa değişikliğiydi. “LGBT Propagandası” diye tanımladıkları şeyin yasaklanmasını istiyorlardı; yani LGBTİ+’ların ifade özgürlüğünü, medyada kendilerini temsil edebilmelerini, toplanma ve örgütlenme hakkını, kısacası var oluşlarını engellemek için bir kanun talebi.
15 Eylül’de bir şey daha oldu. Halihazırda can güvenliği risk altındaki LGBTİ+’ları “aileyi koruma” bahanesiyle şiddete daha açık hale getirenlere, geleneksel bir cevap verildi. Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD), nefret mitingine yakın bir noktada, Fatih Camii’nin önünde Ahmet Yıldız için lokma dağıttı.
Ahmet Yıldız, eşcinsel olduğu için 16 sene önce babası tarafından katledildi. Katili ya da katilleri hâlâ kayıp. Baba Yahya Yıldız kırmızı bültenle aranıyor. 2009’dan beri süren davanın Haziran ayında KIRKINCI duruşması görüldü. Etkin bir soruşturma yürütülmediği için duruşma sayıları sonsuza doğru gidiyor.
15 Haziran’da “aileyi korumak” için bir araya gelenlere cevaben Ahmet Yıldız hayrına dağıtılan lokmanın mesajı açıktı: Aileyi LGBTİ+’lardan değil, LGBTİ+’ları aileden koruyun.
İrfan Değirmenci’ye
Alkışlara bir ödül eşlik etseydi, muhtemelen İrfan Değirmenci’ninki “Cesaret Ödülü” olurdu. Çünkü küçük Rusya olma yolunda ilerleyen bir hükümetin karşısında bir siyasetçi olarak var olmaya çalışırken, “Ben LGBTİ kimliğimle barışığım!” diyebilmek gerçekten cesaret işi.
Gazeteci ve haber sunucusu İrfan Değirmenci, önce 2023 yılında Türkiye İşçi Partisi (TİP) İzmir milletvekili adayı oldu; bir yıl sonra, yine TİP’ten Çankaya Belediyesi Belediye Başkan adayı gösterildi. Seçimlerden eli boş dönen Değirmenci, siyaset sahnesinde henüz istediği yerde olmasa da LGBTİ+ mücadelesinin aktörü olarak gönüllerde birkaç sıra yükseldiğini söylemek yanlış olmaz.
LGBTİ+ gündemlere yer verdiği için programı RTÜK tarafından en yüksek sınırdan ceza almış bir gazeteci olan Değirmenci’nin yerel seçim öncesi yaptığı açıklamalar, LGBTİ+’ların maruz kaldığı şiddete ve buna karşı Türkiye’deki siyasilerin göstermelik dayanışma biçimlerine ne kadar hakim olduğunu kanıtlar nitelikteydi:
“Alanlarda, her 8 Mart’ta kadınlar ve LGBTİ+’lar gözaltına alındığında bir tweet atmanın görevini yapmak olduğunu zanneden ama alana inmek aklına gelmeyen bir muhalefetle karşı karşıyayız (…) Onur Yürüyüşü yaptırılmıyor kaç senedir bu ülkede. LGBTİ+’lar, Onur Yürüyüşü’nde karşılarında kolluk kuvvetini gördüğünde yanlarında Çankaya Belediye Başkanı olarak ben olacağım.”
İrfan Değirmenci, Çankaya’nın belediye başkanı olamadı; ancak Çankaya’da gerçekleştirilen Ankara Onur Yürüyüşünde, söz verdiği gibi LGBTİ+’larla omuz omuza yürüdü, o anları dakika dakika canlı yayınladı.
Seçim sürecinde LGBTİ+ haklarını savunması nedeniyle kimliğine yönelik baskılara maruz kalan Değirmenci, Temmuz ayında başlatılan nefret kampanyasının ardından LGBTİ+ kimliğini kamuoyuyla paylaştı. A Milli Takım oyuncusu Merih Demiral’ın maç sırasında yaptığı ‘Bozkurt’ işaretini eleştirdiği için dijital saldırıların hedefi olan gazeteci, sosyal medyadan verdiği yanıtta “Ben LGBTİ kimliğimle barışığım, yara almam” ifadelerini kullandı.
DEM Partili kadın milletvekillerine
Sıradaki alkış, her fırsatta LGBTİ+’ları söze katan, LGBTİ+’ların sorunlarını Meclis’te gündemleştiren ve LGBTİ+’larla yan yana görünmekten korkmayan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisinin (DEM Parti) kadın milletvekillerine. DEM Parti içinde, Ömer Faruk Gergerlioğlu gibi iktidarın LGBTİ+’lara karşı yürüttüğü düşman siyasetine ses çıkaran ya da seçim sürecinde bazı siyasetçilerin hedef gösterilmesine neden olan Gençlik Hakları Sözleşmesine imza atan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan gibi erkek siyasetçiler elbette var. Ancak belli ki parti içinde “LGBTİ+’lara dair söz üretmek” ya kadın milletvekillerine bırakılmış ya da onlar tarafından sahiplenilmiş. DEM Partili kadın milletvekillerinin LGBTİ+ karnesi, her koşulda takdire şayan!
Peki, DEM Partili kadınlar ne söylediler, ne yaptılar, neredeydiler?
2024’ün LGBTİ+ eylemlerinin arasında, en akılda kalan görüntülerinden birinin başrolündeydiler. İstanbul milletvekilleri Özgül Saki ve Kezban Konukçu, 10. Trans Onur Yürüyüşü’nde Haliç’te dev bir trans bayrağı dalgalandırdı. Bunun üzerine, eylemleri iktidar medyasının ırkçı nefret söylemlerinin hedefi oldu.
Trans cinayetlerinin ve LGBTİ+’ların can güvenliğine yönelik saldırıların mecburi gündem olması gereken Meclis’te, sessizliği bozan çoğu zaman DEM Partili kadın milletvekilleriydi.
Trans kadın Sudenaz’ın Diyarbakır’da öldürülmesi hakkında soru önergesi veren (Halide Türkoğlu), Alsancak’ta yaşayan trans kadınlara yönelik kolluk kuvvetlerinin keyfî uygulamalarını İçişleri Bakanlığına soran (Burcugül Çubuk), 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü’nde transların maruz kaldığı devlet şiddetini gündeme getiren (Halide Türkoğlu) ve öldürülen trans kadınları anan (Özgül Saki), 10. İstanbul Trans Onur Haftası eylemindeki gözaltılara dair soru önergesi veren yine onlardı (Burcugül Çubuk).
2024 yılında, LGBTİ+’ların var oluşlarını şiddete daha açık hale getiren iktidarın “aileyi koruma” hamlesine itiraz edenler DEM Partili kadınlardı. Bunlardan bazıları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının “ailenin korunması ve güçlendirmesine” yönelik 16 milyar liralık bütçesine karşı çıkmak (Halide Türkoğlu), Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı’nın iktidarın LGBTİ+’lara karşı nefret politikalarını artıracağının itirafı olduğunu duyurmaktı (Özgül Saki). Ayrıca, LGBTİ+’ların deprem bölgesinde yaşadığı ayrımcılık da Meclis gündemine taşındı (Özgül Saki).
LGBTİ+ görünürlüğüne yönelik yasakları unutturmamak için söz üretenler yine onlardı: LGBTİ+ karşıtı kamu spotunu RTÜK’e sordular (Adalet Kaya); KuirFest’in valilik tarafından yasaklanmasına karşı açıklama yapıp, (Halide Türkoğlu) soru önergesi verdiler (Özgül Saki).
Meclis’in LGBTİ+ karnesine bakıldığında da tablo net: LGBTİ+ haklarına yönelik en çok Meclis faaliyeti olan milletvekili, 20 ile Özgül Saki oldu. Saki’yi 11 faaliyet ile Burcugül Çubuk ve 10 faaliyet ile Sevilay Çelenk izledi. Öte yandan, Mecliste grubu olmayan TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil’in LGBTİ+ haklarını savunan 8 Meclis faaliyetini ve EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca’nın 7 faaliyetini de hatırlatmakta fayda var.
Belki de tüm bunlardan önemlisi, konu LGBTİ+’lar olduğunda DEM Partiye ve Kürt siyasi hareketine gelen eleştirilerden kaçmamayı seçmeleriydi.
2024 yılının başında DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki’ye, isim değişikliği sırasında, partisinin tüzüğünde yer alan LGBTİ+ ifadesinin silinip yerine “cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim farklılıklarının eşitliği” getirilmesinin, Kürt siyasi hareketi açısından bir geriye gidiş olup olmadığı soruldu. “Keşke tartışabilseydik ve tüzük değişikliği böyle olmasaydı” diye sözlerine başlayan Saki, alınan kararın iktidarın ekmeğine yağ süreceğine dair öngörüsünü paylaştı:
“DEM Partinin bölgede, devletin kendisini ‘aile’ ve ‘LGBTİ+’ gibi noktalardan sıkıştıracağını düşünerek bu düzenlemeyi yaptığını düşünüyorum (…) Zaman zaman egemenler saldırır ve birtakım revizeler yapılır. Ama saldırı hem kadın haklarına hem LGBTİ+’lara yönelmişken siyasal düzenleme yapıp geri çekilmek iktidarın işine yarar.”
Saki ayrıca, İstanbul’daki 2024 Newroz kutlamalarında LGBTİ+’ların alandaki erkeklerin saldırısına uğraması üzerine bir açıklama yayınladı ve hareketinin, LGBTİ+’larla dayanışmak için daha çok çalışması gerektiğini kabul ederek nefret siyasetine karşı “Geri adım atmayacağız” mesajı verdi.
20 Kasım eylemlerine
“Eylül Cansın buradaydı”. İntihara sürüklenen Eylül’ün hayatına son verdiği Boğaziçi Köprüsüne yansıtılan yazıda bu ifade yer alıyordu. İstanbul Trans Onur Haftası, 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü’nde Eylül Cansın’ı anarak, trans intiharlarının ve trans cinayetlerinin politik olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Transların maruz kaldığı nefret suçlarına karşı farkındalık yaratmayı ve kaybedilen transları anmayı amaçlayan 20 Kasım’da, Türkiye’nin farklı yerlerinde translar ve hak savunucuları sokaklardaydı.
İstanbul’daki Boğaziçi Köprüsü eyleminin yanı sıra, Okmeydanı’nda ve Kadıköy’de pankart asılarak, Mecidiyeköy’de kuşlama yapılarak translara yönelik nefret saldırıları protesto edildi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Fındıklı kampüsünde, üniversitenin LGBTİQA+ topluluğu Kuir Baykuş basın açıklaması okudu, dev bir trans bayrağını kampüse astı.
Öte yandan İstanbul’daki direniş, engelle de karşılaştı. İstanbul Onur Haftasının Beşiktaş Meydanı’nda lokma dağıtımı, polis tarafından engellendi. Trans aktivistlere, yurttaşlara ve lokmacılara GBT işlemi yapıldı.
Ankara’da ise translara yönelik nefret suçlarına dikkat çekmek ve yaşamı elinden alınan transları anmak için bir araya gelenler, yoğun bir polis saldırısıyla karşılaştı. Kolej’de, yürüyerek basın açıklaması okumak isteyen hak savunucularına saldıran polis, biri avukat dört kişiyi gözaltına aldı.
Trans aktivistler, polisin okunmasına izin vermediği basın açıklamasını İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesinde okudu: “Yasımız isyanımız!”. Aynı ifade, Ankara Onur Haftası Komitesinin eylemden üç gün önce, Ankara Büyükşehir Belediyesi Sıhhiye Kapalı Otopark Çarşısı binasına astığı dev trans bayrağının üzerinde de yazıyordu.
İzmir’deki 20 Kasım eylemlerinin adresi ise İzmir Barosunun önündeki Özgür Kürsüydü. Gerçekleştirilen basın açıklamasında İzmir Barosu adına konuşan Av. Tuğçe Güvercin, nefret suçlarına karşı mücadelede Baro’ya düşen sorumlulukları yerine getirmeye hazır olduklarını bildirirken, 20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneğinden Samira ise 20 Kasım’ın sadece hayatı elinden alınan transları anma günü değil; aynı zamanda mücadeleye ve trans haklarına sahip çıkma kararlılığının bir hatırlatması olduğunu söyledi.
Mersin’de ise trans hak savunucuları, İHD’nin çağrısıyla 20 Kasım için sokaktaydı. Mersin’deki LGBTİ+ örgütleri Muamma ve 7 Renk’in de katıldığı Özgür Çocuk Parkı’ndaki eylemde okunan basın açıklamasında, çocukluktan iş hayatına, sağlık hakkına erişimden siber zorbalığa kadar pek çok alanda transların uğradığı şiddet hatırlatıldı.
Onuruyla yürüyenlere, şiddete direnenlere
Son alkış da yılın en güzel ayında kampüsleri ve sokakları, rak rak yürüyüp şanlatanlara!
Geçen sene olduğu gibi, Onur Ayı bu sene de Türkiye’ye erken geldi. Yılın ilk Onur Yürüyüşünü, 10 Mayıs’ta Bilkentli LGBTİ+’lar gerçekleştirdi. Bu yıl beşincisi düzenlenen Bilkent Onur Yürüyüşünün sonunda basın açıklaması okundu. Açıklamada, kampüste lubunyalarla birlikte yürümek isteyen ancak nefret siyaseti yüzünden yürüyüşe katılamayanlar, hayatını kaybeden LGBTİ+’lar, yaşadıkları alanlar işgal edilen ve evlerinden edilen translar anıldı.
Mayıs’ın son gününde, “Nerdesin aşkım?” sloganları yine Ankara’daki bir kampüste işitildi. 12. ODTÜ Onur Yürüyüşü, uzun yıllar sonra ilk kez polis saldırısı olmadan gerçekleşti.
Ankara’nın ardından sıra İstanbul üniversitelerine geldi. Geçen yıl ilkini gerçekleştirdikleri yürüyüşü geleneksel hale getirmek için kolları sıvayan Sabancı Üniversiteli LGBTİ+’lar, 11 Haziran’da kampüste slogan atarak bayraklarla yürüdü, ardından basın açıklaması okudu.
Yürüyüş gerçekleşmese de kampüste Onur havası esen üniversiteler de vardı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Ege Üniversitesi, İzmir Demokrasi Üniversitesi (İDÜ) ve TED Üniversitesinden LGBTİ+ öğrenciler, kimi zaman kampüse astıkları bayrak ve pankartla mesajlarını duyururken, kimi zaman da pikniklerde yan yana gelerek Onur Ayını kutladı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde yapılması planlanan yürüyüş ise özel güvenlik birimlerinin (ÖGB) engeline takıldı. ÖGB tacizine rağmen kampüsü terk etmeyen öğrenciler, yan yana durmayı başardı, şarkılar söyledi, basın açıklaması okudu.
Kent merkezlerindeki Onur Yürüyüşlerinin açılışını, Eskişehirli LGBTİ+’lar yapmak istedi; ancak son yıllarda süregelen şehirdeki şiddet tablosu değişmedi. 9 Haziran’da Ulus Anıtı önünde toplanan aktivistler polis ablukasına alındı. Polisler, aktivistlerin alanı terk etmesi için herhangi bir koridor açmadan LGBTİ+’lara saldırdı. 10 kişi gözaltına alındı.
Eskişehir’den üç gün sonra, Onur Yürüyüşünün ateşi komşuya, Ankaralı lubunyalara sıçradı. Önceki yıllarda yoğun polis şiddetinin yaşandığı Ankara’da LGBTİ+’lar, bu defa iki ayrı noktada, üç kez yürüdü. Yürüyüş öncesi siyasal İslamcı gruplar LGBTİ+’ları hedef aldı. Polis, Kuğulu Park çevresinde yürüyüşü engellemek için nöbet tutarken, lubunyalar 3. Ankara Onur Yürüyüşünü gerçekleştirdi, üstelik gözaltısız!
Takvimler 23 Haziran’ı gösterdiğinde ise İstanbul sokakları transların adımlarını bekliyordu. Valilik, yürüyüşten bir gün önce Taksim’e çıkan bazı metro hatlarını kapatacağını duyurdu. Yürüyüş günü, Taksim Meydanı ablukaya alındı; meydanın çevresini barikatlarla kapatılarak yaya girişine izin verilmedi. Translar ve hak savunucuları, şehirdeki polis kuşatması sebebiyle bu sene kitle halinde sokağa çıkamadı, bu yüzden eylem biçimlerini çeşitlendirdi.
Trans aktivistler, Okmeydanı Köprüsü’ne ve Mecidiyeköy metrobüs durağına trans bayraklarını asarken, DEM Parti İstanbul Milletvekilleri Özgül Saki ve Kezban Konukçu, 10. Trans Onur Yürüyüşüyle dayanışmak için Haliç’teki Atatürk Köprüsü’nden dev bir trans bayrağını sallandırdı. Gün boyu süren eylemler ve basın açıklamalarıyla “Tüm şehri alacağımızı söylemiştik” diyen aktivistler, Boğaziçi Köprüsü’ne lazer ışıkla yansıtılan “Cesaretim aklını zorladı mı?” ve “Suskun değil, sokaktayız” sloganlarıyla “Faili Devlet” temalı 10. Trans Onur Haftasını noktaladı.
10. Trans Onur Haftası’nın hemen ardından gelen 32. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası ise yasaklarla başladı. İki etkinlik yasağı ve baskılar yüzünden gerçekleşen bir mekan değişikliğiyle, geçen haftanın sonunda, İstanbul Valiliğine ve Emniyetine bu sefer yürüyüşü engelleme telaşı bastı. Önceki hafta olduğu gibi Taksim’e erişimlerin engellenmesi için metro hatları ve bazı noktalarda araç trafiği kapatıldı. İstanbul Valiliği, yürüyüşe izin vermeyeceğini ilan ettiği bir açıklama yayınladı. Önceki yıllara kıyasla açıklamada dikkat çeken vurgu, yürümek isteyen LGBTİ+’lardan “illegal gruplar” denerek suç örgütü gibi bahsedilmesiydi.
Yasaklar, baskılar, tehditlere rağmen nefret siyasetinin boyu, LGBTİ+’ların örgütlü mücadelesine yetmedi. 30 Haziran’da Taksim’e çıkması beklenen LGBTİ+’lar, Bağdat Caddesi’nden çıktı! “Koca bir şehirde hayatı durdurdunuz ama şunu unuttunuz: Biz gerekirse taşı deler, zamanı büker, yine birbirimizi gülüşlerimizle buluruz” diyerek caddede basın açıklaması okuyan LGBTİ+’lar, bir binaya dev bir gökkuşağı bayrağı astı. Yürüyüşün sonuna yetişen polisler, ara sokaklarda üçü 18 yaş altında 11 kişiyi gözaltına aldı.
İzmirli lubunyaların da aynı gün, 30 Haziran’da 12. İzmir Onur Yürüyüşünü gerçekleştirmesi bekleniyordu; ancak Komite, yürüyüşü engellemek için hazırlanan İzmir Emniyetini şaşırttı ve bir gün önce sokağa inerek Onur Ayını kutladı.
Erken başlayan Onur Ayının geç kapanışını yapmayı planlayan Antalya Onur Yürüyüşü ise yasağa takıldı. Antalya Valiliği, 1-15 Temmuz arasında gerçekleşecek kentteki tüm etkinlikleri Onur Ayı nedeniyle 15 gün yasakladı. Valilik, LGBTİ+ etkinliklerine yönelik yasak kararını önce duyurdu, yarım saat sonra sildi. İki haftalık Onur Ayı programını yürüyüşle taçlandırmak isteyen Antalyalı LGBTİ+’lar, Attalos Meydanı’nda basın açıklaması yapmak isteyince polis şiddeti ile karşılaştı. Polis, yürüyüşün yasadışı olduğunu iddia etti. “Benim bu açıklamayı yapmaya hakkım var, Anayasal hakkım” diyen LGBTİ+’lara saldırdı. Saldırı sonucunda 3’ü avukat 4 kişi gözaltına alındı.
Editör: Bawer