Türkiye’de yaşayan bir lubunyayı şaşırtabilecek LGBTİ+ karşıtı bir söz kalmış mıdır? Evet, alıştık alışmasına ancak yine de biri çıkıyor, iktidar medyasından bir kalem ya da nefret siyasetinde uzman bir siyasetçi, bir laf ediyor, insanın içinden şöyle okkalı bir “Haa..di Oradan!” demek geçiyor. Gelin, işi gücü bırakıp geçtiğimiz yıl LGBTİ+’lara laf atanların, sanki bir gecede ortaya çıkmışlar gibi LGBTİ+’lardan uzaylı gibi bahsedenlerin ya da suç örgütü imal etmeye çalışanların ağzına doladığı ayrımcı söylemlere bir göz atalım.
2024 yılının diğer özetleri, “YUH!”, “Eh…” ve “Alkış!” listelerinin üstüne tıklayarak ulaşabilir, derlemelere dair detaylı bilgi için seçkinin sunuş yazısına bu linkten erişebilirsiniz.
10. “Sahnede bir erkekle öpüşmekte sorun yok, asıl sorun sahne dışında öpüşmek.” – Ozan Güven
Oyuncu Uraz Kaygılaroğlu’nun Aşık Shakespeare isimli tiyatro oyununun provasında çekilmiş görüntüleri, magazin gündeminden günlerce inmedi. Kaygılaroğlu’nun sahnede öptüğü kişinin bir erkek olduğu gerekçe gösterilerek oyuncu uzun süre hedef gösterildi; ünlü erkek oyunculara “Uraz gibi siz de öpüşür müydünüz?” diye sorularak sanattaki LGBTİ+ temsilleri suçlulaştırıldı.
Mikrofonun uzatıldığı erkek oyunculardan biri de kadına yönelik şiddet sebebiyle 13 yıla kadar hapsi istenen Ozan Güven’di. Güven, “ekmek parası” için rolü kabul edebileceğini; ancak asıl sorunun bir erkeğin bir erkeği sahne dışında öpmesi olduğunu söyledi.
2024 boyunca, erkek ve kadın ilişkisi dışında kalan temsillerin yer aldığı tiyatro sahnelerinin suç mahalli olarak damgalanmasına yönelik başka teşebbüsler de görüldü.
Şırnak Üniversitesinde sahnelenen bir oyun, amacının “cinsiyetsizleştirme planı” olduğu söylenerek topa tutuldu. Sahneler yetmemiş olacak ki tiyatro afişleri bile “LGBT’yi çağrıştırdığı” gerekçesiyle iktidar medyasının nefret dilinden nasibini aldı. Afişte gökkuşağı ya da cinsiyet normlarına uymayan bir temsil olduğunu mu düşündünüz? Hayır. Yalnızca bir erkek bir erkeği yanağından öpüyor.
9. “Gazze’de soykırımı destekleyen küresel çeteyle LGBT’yi destekleyen küresel çete aynı” – Prof. Dr. Nevzat Tarhan
LGBTİ+’lara yönelik nefreti körüklemesiyle tanınan Hormonlu Domates ödüllü Nevzat Tarhan, akademik terimlerle süslenmiş nefret söylemlerine 2024’te de devam etti. “Büyük Aile Buluşması” isimli nefret mitinglerine katılan, LGBTİ+ karşıtı yayınlar çıkaran Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 2024’te soykırım failleri ile LGBTİ+’ların örgütlenmesini bir tuttu.
Daha önce “Eşcinsellik hastalıktır” demiş olmasına rağmen yıllar içinde fikrini değiştiren Nevzat Tarhan, nefret söylemlerine “insanların yanlış yapma özgürlüğüne yönelik uyarı” kılıfını uydurmuştu. Bu kez kılıfa sığmayacak kadar büyük nefretini LGBTİ+’ların üstüne boca eden Tarhan, “Gazze’de soykırımı destekleyen küresel çeteyle LGBT’yi destekleyen küresel çete aynı” dedi. Tarhan aynı konuşmada, LGBTİ+ teriminin her bir harfinin ne manaya geldiğini açıklarken, artının (+) pedofiliyi kapsadığını iddia etti.
2024’te, İsrail’in işgalci politikalarını ve LGBTİ+ aktivizmini yan yana göstermekte hevesli birkaç kişi daha vardı. Antisiyonist kılıfına sokmaya çalıştığı antisemitizmi gizleyemeyen gazeteci Ersin Çelik, dünyada “sapkın akımların önünü açanların” Yahudiler olduğunu, “İki işgalci, iki zehirli ahtapot: İsrail ve LGBT” benzetmesi ile yaptı. 2022’den beri düzenlenen nefret mitinglerinin düzenleyicilerinden Büyük Aile Platformu’nun Genel Sekreteri Serdar Eryılmazi soykırıma maddi destekte bulunan markalarla “LGBT Propagandası” yapanların aynı olduğunu söyledi.
Nefret suyunun başını tutan bu aktörlerin unuttuğu “detay” ise soykırıma karşı çıkmak için 7 Ekim 2023’ten bu yana sokaklarda olan LGBTİ+’lardı. Birileri, merdivenlerden gökkuşağı renklerini silip Filistin bayrağı renklerine boyamakla uğraşırken, LGBTİ+’lar 2024 yılı boyunca “Gökkuşaklı bombalar soykırımı aklamaz”, “Soykırımda Onur Yoktur” (No Pride in Genocide) demekten vazgeçmedi.
Soykırım ve LGBTİ+’ları aynı cümlede kullanmayı sevenler, belli ki Türkiye’den 16 LGBTİ+ örgütünün İsrail’in işlediği soykırım suçuna karşı imzacı olduğundan da, LGBTİ+’ların dünya genelinde İsrail’i protesto etmeyen Onur Yürüyüşlerine müdahale ettiğinden ya da Eurovision’a yönelik boykot çağrısından da, uluslararası LGBTİ+ federasyonu ILGA’nın İsrailli bir örgütün üyeliğini askıya alıp Tel Aviv ev sahiplendiğinde düzenlenecek konferanstan vazgeçtiğinden de habersizdi.
8. Rakibinin Kromozomuyla Alay Ettiğini Sanan Boksör Esra Yıldız Kahraman
Açılış töreninden son anına kadar tüm Türkiye’ye ve dünyaya dert olan Paris 2024 Yaz Olimpiyatları, kadın düşmanlığı ve lubunya nefretini dışa vurmak isteyenler için eşsiz bir fırsat sundu. Türkiye’nin milli boksörü Esra Yıldız Kahraman da nefret söyleminin illa söz ile olması gerekmediğini kanıtlamak istercesine, yenilginin bedelini nefret oklarının önüne attığı rakibine ödetmeye çalıştı. Yarı finalde Tayvanlı rakibi Lin Yu-Ting’e 5-0 yenilen Kahraman, rakibinin cinsiyetini tartışmaya açma haddini kendinde gördü ve eliyle X işareti yaparak kromozom göndermesi yaptı.
Boksör kadınlar, Olimpiyat boyunca örgütlü bir karalama kampanyasına maruz kaldı. Batılı beyaz erkek bakışın kadın imgesine uymuyor diye makbul sayılmayan sporcular arasında, Imane Khelif belki de şiddetin en çok yöneldiği isim oldu. Donald Trump ve ünlü trans dışlayıcı radikal feminist (TERF) J.K. Rowling’in de aralarında bulunduğu birçok isim, Khelif’in bir erkek veya trans olduğunu iddia eden yorumlarda bulundu. Cezayirli boksörü hedef alan nefretin baş sorumlusu Uluslararası Boks Birliği (IBA). Daha önce Tokyo 2020 Olimpiyatlarında ve birçok turnuvada yarışan Khelif, açıkça tanımlanmamış bir cinsiyet uygunluk testi nedeniyle 2023 Dünya Boks Şampiyonasından men edildi. Cezayirli boksörün söz konusu turnuvada yendiği rakibinin Rus olması ve IBA’nın da Rus mafyasının elinde olması “ilginç tesadüfler” olarak dikkat çekiyor. Test standartlarını ve şeffaf olmayan yönetimi sebebiyle IBA’yı tanımayan Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), nefret kampanyasının ardından bir kez daha, Khelif dahil olmak üzere kadınlar kategorisinde yarışan tüm yarışmacıların, olimpiyatlarda olmaya uygun olduğunu tekrar etti.
Günlerce dijital şiddetin hedefi haline gelen Khelif, Lin Yu-Ting gibi Olimpiyatlardan altın madalya ile ayrıldı. Kromozom peşindeki Esra Yıldız Kahraman’ın parçası olduğu Türkiye Milli Takımları ise 40 yıl sonra ilk kez, tek bir altın madalya bile görmeden turnuvayı tamamladı.
7 . “LGBT gibi kötücül unsurların deprem bölgesindeki çocukları istismar etmeye yönelik girişimlerini gördük” – TBMM Çocuk Hakları Alt Komisyonu Başkanı Radiye Sezer Katırcıoğlu
6 Şubat Depremlerinin ardından yaşananlarda, kimin ihmali, kimin sorumsuzluğu, kimin hatası vardı diye sorulsa, aklınıza son gelenler arasında muhtemelen LGBTİ+’lar olacaktır; eğer TBMM İnsan Haklarını İnceleme Çocuk Hakları Alt Komisyonu Başkanı Radiye Sezer Katırcıoğlu değilseniz.
Komisyon tarafından hazırlanan “6 Şubat 2023 Tarihli Depremlerden Etkilenen Çocukların Durumu ve Çocuklara Yönelik Yürütülen Çalışmaların Değerlendirilmesi” başlıklı rapora dair değerlendirmelerinden anlaşıldığı üzere Katırcıoğlu, depremin üzerinden neredeyse iki yıl geçmiş olmasına rağmen çocukların neden hâlâ konteynerde yaşadığına değil, bölgedeki sivil toplum kuruluşlarına odaklanmayı seçmiş.
“LGBT gibi kötücül unsurları savunan ve gönüllü adı altında giren kişilerle birlikte oradaki çocuklara ve gençlere yönelik o ortamı suistimal etmeye, istismar etmeye yönelik girişimlerin olduğunu gördük. Aynı zamanda çocuk LGBT’sini savunan, bunun için mücadele verdiğini açık beyan eden sivil toplum örgütlerinin de orada çalışmak istediğini, çocuklarımıza yönelik programlar yapmak istediğini bize söylemişlerdi.”
Ekim ayında düzenlenen başka bir komisyon toplantısında daha LGBTİ+’ları hedef alan Radiye Sezer Katırcıoğlu, “LGBT tehdidi, dijital mecralarda yayılıyor” diyerek nefret söylemlerine devam etti.
Katırcıoğlu, belli ki körüklemeye çalıştığı yangının depremde sağ kalan LGBTİ+’ların hayatını nasıl etkilediğinden habersiz ya da görmezden geliyor. Oysa ki depremlerin akabinde yayınlanan bir röportajda Antep’ten LGBTİ+ aktivisti Mehmet, tam da nefret dilinin LGBTİ+’ların hayatında neye mâl olduğunu hatırlatmıştı:
“Depremden önce resmi kurumların, üst düzey yetkililerin ve Diyanet Başkanlığı’nın hedef gösteren, nefret yayan açıklamalarının deprem sürecinde daha da etkili olduğuna dikkat çekiyor Mehmet, diyor ki: ‘Nefret o kadar çok artmış durumdaki bir çok trans arkadaşımız, LGBTİ+ arkadaşımız, gıda desteği almak için toplanma alanlarına gidemiyor. Gittiklerinde ayrımcı söylemlerle ve davranışlarla karşılaşıyorlar.’”
Katırcıoğlu, sahada gerçekte neler olduğunu görmek isteseydi, Kaos GL ve 17 Mayıs derneklerinin hazırladığı “6 Şubat Depremlerinin LGBTİ+’lara Etkisi” raporuna ya da Barış İçin Kültürel Araştırmalar Derneğinin (bakad) “Deprem Sonrası LGBTİ+’ların Durumu” raporuna bakabilirdi. Ancak Ocak ayında basına yansıyan bir haber, nefret siyasetinin geldiği noktanın belki de Katırcıoğlu’nun senaryosunun bile üstünde olduğunu en acı şekilde kanıtlar nitelikteydi. 6 Şubat Depremlerinde Antakya’da göçük altında kalan ikiz kız kardeşler, beraber uyudukları gerekçe gösterilerek “eşcinsel” diye damgalandı ve yurttan atıldı. İddiayı kamuoyuyla paylaşan ikiz çocukların babası, “Benim çocuklarım göçük altında kaldı, korkudan birlikte yatıyorlar. Yurt müdürü ‘Bunlar eşcinsel’ dedi. Çocuklarınızın siciline işler diye beni tehdit ettiler” dedi.
6. “CHP’li belediyelerin tümü Onur Ayını kutluyor” – Gazeteci Özlem Doğan
Geçtiğimiz sene, herhangi bir LGBTİ+ bile onun kadar lubunyalık mesaisi harcamamış olabilir. Milat Gazetesindeki köşesinde ve sosyal medyasında, LGBTİ+’lardan suç örgütü yaratmak için canhıraş çalışan Özlem Doğan, yıl boyunca çoğu taşın altında rast gelinen bir isimdi. Doğan, belli ki kendisine biçtiği bu vazifede öyle uzmanlaşmış hissediyordu ki Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneğine açılan davada, “konuyla ilgili çok haber yaptığı ve elinde görüntüler bulunduğu“ gerekçesiyle tanık sıfatını bile hak ettiğini düşündü.
2021 yılından beri hedef gösterilerek kapatılmak istenen, hukuki dayanak olmaksızın kapısı mühürlenen ve hakkında açılan iki davayla işlevsiz hale getirilen Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM) olarak bilinen derneğin “öcü” gösterilmesine yoğun mesai harcayan Özlem Doğan, sadece yazmak için değil, mahkeme salonunda TTM gönüllülerine sallamak suretiyle de parmaklarını kullandı.
Özlem Doğan’ın LGBTİ+ 2024 mesaisinin tümü, “LGBT Propagandası” ile suçlanan TTM’nin kapatılmasına gittiğini düşünülmesin. “LGBT bir terör örgütüdür” diyen Doğan, MUBİ film festivalindeki LGBTİ+ temalı eserin kaymakamlık tarafından yasaklanmasından Selin Ciğerci’nin anneliğine yönelik karalama kampanyasına verdiği desteğe kadar dolu dolu bir nefret yılı geçirdi. Aralarından bir seçim yapmak zor olsa da, Doğan’ın LGBTİ+ karşıtlığı üzerine kurduğu kariyerinin dikkat çeken adımlarından biri Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile LGBTİ+’ları barıştırma(!) gayreti oldu.
“LGBT destekçisi CHP zihniyeti Türk gençliğini mahvetti!” iddiasını ortaya atan Özlem Doğan, Bursa Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği film festivalinden İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kreşlerine, Muratpaşa Belediyesinin spor salonlarından birindeki dans etkinliğinden Üsküdar’daki Zeynep Bastık konserine kadar CHP’li belediyelerin faaliyetlerinde “LGBT” aradı. Doğan, fi tarihinde kutlama mesajları atsalar da nefret siyasetine razı gelerek LGBTİ+ vatandaşları kendi kaderine terk eden CHP’li belediyelerin hala Onur Ayında paylaşım yaptığını iddia etti. Ancak daha acısı, CHP belediyelerinin “bu suçu” üstlerinden atma çabasıydı.
| Özlem Doğan: “CHP’li Belediyeler LGBT Destekliyor” O sırada CHP’li belediyeler: |
| Beşiktaş Belediyesinden “yalanlama” |
| Muratpaşa Belediye Başkanından “yalanlama” |
5. “Non-binary, agender, genderfluid terimlerini gündeme getiren bu ideoloji, insan neslinin devamı için büyük tehlike!” – Diyanet Aile Dergisi
Listenin beşinci sırasında bu kez bir kişi değil, bir kurum var. Diyanet İşleri Başkanlığı, 2024’ü boş geçmediği gibi gelecek yıl da nefret dümenini kırmadan LGBTİ+’ların üstüne sürmeye kararlı gözüküyor. Nisan ayında 4 Yıllık Stratejik Planını açıklayan Diyanet, “aileyi tehdit eden cinsiyet temelli sapkın ideolojilere” karşı 2 milyon lira harcama yapmayı planladığını bildirdi. Bu amaçla bugüne kadar 1.500 etkinlik düzenlendiğini duyuran kamu kuruluşu, dördüncü yılın sonunda (2028) nefreti yaymak için 6.500 etkinlik yapmayı planlıyor.
Diyanet’in başındaki isim Ali Erbaş da başkanlığının hedefleri doğrultusunda yıl boyunca elinden geleni yaptı. Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi 1. Koordinasyon Kurulu Toplantısına katılan Erbaş, “sapkın akımların” ailenin tanımını değiştirmesinden duyduğu huzursuzluğu dile getirdi. Söz konusu konuşmada umut vadeden tek şey, Erbaş’ın ikili cinsiyet rejimine sıkışmayı reddedip “farklı cinsleri” tanımasaydı: “Söz konusu grupların etkisinde kalanlar aile kurumunu (…) farklı cinsler veya hemcinsler arasında kurulan bir yapı olarak görebilmekte; arkadaşlık, birlikte yaşama, partnerlik gibi kavramlarla ifade etme gafletine düşebilmektedir.”
Başkanlığın pedofiliyi ve LGBTİ+’ları aynı cümle içinde kullanması ya da Ali Erbaş’ın LGBTİ+’ları “sapkın” diye damgalaması göz önünde bulundurulduğunda, hükümetin kurumlarına paylaştırdığı yıl sonu nefret hedeflerini, Diyanet İşleri Başkanlığının eksiksiz tamamladığı görünüyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı nefret kampanyası için bu kadar emek vermişken, yaptığı işleri birbirinden ayırmak zor; ancak Başbakanlığa bağlı Dini Yayınlar Genel Müdürlüğü (DYGM) tarafından çıkarılan Diyanet Aile Dergisi, bir adım öne çıkıyor. Diyanet, 4 Yıllık Stratejik Planında basılı, süreli, sesli, görüntülü ve dijital yayınlara ağırlık vereceğini belirtmişti; ancak bundan sonra gelecek yayınların, derginin “Fıtratın Tahribatı: Cinsiyetsizleştirme” başlıklı Ocak 2024 sayısının kalitesine yetişip yetişmeyeceği şüpheli.
Bahsi geçen sayının ilk metnini kaleme alan “uzman”, tanıdık bir isim. 2023 yılında, ailenin korunması bahanesiyle Anayasa’nın 41. maddesinin değiştirilmesine yönelik teklifin görüşüldüğü Anayasa Komisyonuna bilirkişi olarak bir ürolog davet edilmişti. Nefretin dozuna “bilimsellik” katan ve salgın olarak tanımlayarak LGBTİ+ görünürlüğünü patolojize eden Zeki Bayraktar, Diyanet’in dergisinde ürolog olarak değerli görüşlerini sunmaya devam ediyor. Bayraktar’ın yazısından tek bir alıntı ise okuyucularına yazının “bilimselliği” hakkında yeteri kadar fikir verecektir:
Derginin hedefinde sadece LGBTİ+’lar yok; K-Pop müzik grupları, popüler kültür karakterleri ve sosyal medya fenomenleri de hedef alınıyor. Aynı sayının giriş yazısında yer alan ifadeler ise Diyanet’in LGBTİ+ kavramlara hakimiyetini göstermesi sebebiyle ümit verici:
“Non-binary (ne erkek ne de kadın gibi davranma ve yaşama), agender, nongendered, genderfree (cinsiyetten bağımsız), genderfluid (akışkan cinsiyet) gibi terimleri gündeme getiren bu ideoloji, aile kurumunu ortadan kaldırmayı hedeflerken insan neslinin devamı açısından da büyük bir tehlike arz etmektedir.”
4. “Ahlak yoksa LGBT vardır!” – Yeniden Refah Partisi Seçim Kampanyası
“Hadi oradan!” dedirtenler listesinin dördüncü sırasında Yeniden Refah Partisinin yerel seçim kampanya sloganı var. Bir klasik haline gelen, seçim öncesi LGBTİ+ nefretinden oy devşirme politikasının en başarılı uygulayıcılarından biri olan Yeniden Refah, seçim kampanyasında yayınladığı bir videoyla seçmenlere “Ahlak yoksa LGBT vardır. Sapkın örgütleri şehrimizden sürüp çıkaracağız” diye seslendi. Nefret kampanyasına cevap gecikmedi. LGBTİ+’lar “Şehirler bizim!” derken, İHD LGBTİ+ Hakları Komisyonu’ndan Yeniden Refah Partisi hakkında suç duyurusunda bulundu. Öte yandan Genel Başkan Fatih Erbakan, iktidara geldiklerinde Türkiye’deki LGBTİ+ derneklerini kapatma vaadiyle yerel seçimde oy talep etti ve 2024’ün son günlerine kadar “Tüm LGBT derneklerinin kapısına kilit vuracağız” demeye devam etti.
“LGBT sapkınlığı ile mücadele Yeniden Refah Partisinin namus borcudur” diyecek kadar büyük yaşayan Fatih Erbakan gibi, belediye başkan adayları da kampanya boyunca LGBTİ+’ları ağzından düşürmedi. Partinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Adayı Mehmet Altınöz, epik müzik tonlarıyla yürüdüğü seçim vaadi videosunda uyuşturucu tacirleri ve sanal bahis siteleri ile birlikte LGBTİ+’lara karşı savaş açtığını duyurdu.
Bir büyükşehir (Şanlıurfa) ve 39 ilçe belediyesini kazanan Yeniden Refah Partisi, AKP ve CHP’nin ardından yerel seçimlerden üçüncü çıkarak beklenmedik bir seçim başarısına imza attı. LGBTİ+ karşıtı siyasetin ekmeğini yemeye devam etmek isteyen Yeniden Refah Partisi, seçim sonrası duyurduğu Ahlaklı Belediyecilik Protokolünü de nefret üzerine inşa etti. Genel Başkan Fatih Erbakan, partisine bağlı belediyelerin nasıl çalışacağını anlattığı protokolü açıklarken yine lubunyaları hedef alarak, “Nesillerimizi tehdit eden LGBT projesiyle en etkili şekilde mücadele edilecek, gençlerimizin, çocuklarımızın bu felaketten korunması için gerekli çalışmalar yürütülecek” dedi.
3. “Bazı belediye kreşlerinde, eşcinselliği özendirici etkinlikler düzenleniyor!” – Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin
2023 yılında Milli Eğitim Bakanlığının başına gelmesiyle birlikte, kendisine “okullarda LGBT propagandasını” engellemek gibi bir görev tanımı uyduran Yusuf Tekin’in ilk icraatlarından biri, geleneksel aileyi norm olarak dayatan bir dersi ortaokul ve liselere getirmek olmuştu. Öğrencilere verilen ders notlarında rızaya bağlı olmayan evlilik biçimlerini gören gazeteci Fatih Portakal ise “Bunun adı sapkınlık” diyerek canlı yayında ders notlarını yırtmıştı.
Yusuf Tekin, LGBTİ+ karşıtı mesaisine 2024 yılında da devam etti. Cumhuriyet Halk Partisinin başörtüsüne yönelik geçmişteki ayrımcı tutumlarını eleştiren Bakan’ın içinden konuyu LGBTİ+’lara bağlamak geldi. Tekin, CHP’nin LGBTİ+ haklarını savunduğunu iddia etmekle kalmayıp LGBTİ+ haklarını savunmanın Anayasa’ya aykırı olduğunu ortaya attı: “Toplumun huzurunu madem çok önemsiyorsunuz, LGBT’yi savunmak Anayasa’ya aykırı değil mi?”. (Merak edenler için: Değil)
Ancak bir arama motoruna “Yusuf Tekin LGBT” yazsanız çıkacak sonuçlar arasında bunlar muhtemelen üst sıralarda yer almayacaktır. Çünkü Tekin, 2024’te nefret söylemi meselesinde eli o kadar büyüttü ki diğerlerine muhtemelen sıra gelmez.
CHP’li belediyelerin, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesinin hizmet faaliyetlerinin sıklıkla hedefe konduğu 2024 yılında, Ekrem İmamoğlu döneminde açılan kreşler suç mahalli muamelesi gördü. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığının saha gözlemlerine dayandırdığı iddiasıyla bir belge hazırladı. Bakanlık, valilerden kreş hususunda belediyelerin kulağını çekmesini ve yeni kreşlerin açılmasının önüne geçilmesini talep etti.
AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’dan Yeniden Refah Partisi lideri Fatih Erbakan’a kadar pek çok siyasi aktör ve kanaat önderi, “LGBT Dayatması” gerekçesiyle CHP belediyelerin açtığı kreşlerin sıkı denetlenmesini ya da kapatılmasını talep etti. Ancak iktidarın, yerel seçimdeki kayıpları telafi etmek için her türlü yola başvurmaktan geri durmayacağını en dürüst biçimde belli eden ise Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin oldu:
“Kimi belediyelerin kreşlerinde, kreş adı altında yasa dışı olarak sadece okul öncesi eğitim verilmekle kalınmıyor, aynı zamanda çocuklara LGBT propagandası yapılmakta ve eşcinselliği özendirici etkinlikler düzenlenmektedir. Bu durum bizim kırmızı çizgimizdir ve kesinlikle izin verilemez. Gereği yapılacak.”
2. “Eğitimin amacı bilgi değil, Allah korkusu vermektir. Yoksa LGBT ile uğraşırsınız!” – AKP Milletvekili Hulusi Akar
Madem eğitim dedik, öyleyse iktidarın çocukları ne olarak gördüğüne biraz daha odaklanalım. AKP Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, ülkenin rejimini karıştırdı ve okullarda verilen eğitimin amacının, çocuklara bilgi değil Allah korkusu aşılamak olduğunu iddia etti. Tespitleri bununla sınırlı kalmayan Genelkurmay Eski Başkanı, Allah ile korkutulmayan çocukların LGBTİ+ olacağını savundu.
Hulusi Akar’ın dilekleri 2024 yılında karşılıksız kalmadı. “Allah’tan korkmayı, kuldan utanmayı” öğretsin, bir de “vatan millet sevgisi verse yeter” dediği okullarda, derslere Ülkü Ocakları girdi; imamların kendilerinden habersiz öğrencilerle görüşmesine itiraz eden ve LGBT Propagandası yaptığı iddia edilen öğretmenler sürgün edildi. Bir lise öğrencisinin edebiyat dersindeki Feminizm başlıklı sunumu, ‘terbiyesizlik yaptığı”, “solcu solcu konuştuğu”, “yasaklı kelimeler kullandığı (kürtaj ve LGBT)” ve “sınıfta siyaset yaptığı” gerekçesiyle öğretmeni tarafından durduruldu ve ödevi kabul edilmedi.
1. “Paris Olimpiyatlarına gidecektim, torunum ‘Dede gitme..’ dedi.” – Recep Tayyip Erdoğan
Elbette listenin en tepesinde şaşırtmayan bir isim var. 2024’e yavaş bir giriş yapmış olsa da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçim döneminde LGBTİ+ nefretinden oy devşirme trendinden güç alarak temposunu yakaladı. Erdoğan, eksiklerini gidermek istercesine 2024 biterken neredeyse her hafta LGBTİ+’ları hedef alır hale geldi. “Aileyi koruma” soslu nefret salatasında LGBTİ+’lar “truva atı” da oldu, “sapık” da.
Erdoğan, tek adamlık görevi üstlendiği ülkesinde işlerin yolunda gitmediğini düşündüğü ne varsa orada bir “LGBT” oyunu gördü. 22 yıllık iktidarı, arzu ettiği gibi bir nesil yetiştirme hedefinde başarılı olamadı mı? Erdoğan’a göre nedeni, “çocukları cinsiyetinden kopartan küresel sapkın akımlar”. Doğum oranlarındaki düşüşten, evlilik yaşının ilerlemesi ya da boşanmaların artmasından söz ederken lafa birden LGBTİ+’ları katan Erdoğan, erkek şiddetinin arkasında dahi LGBTİ+’ları gördü.
Erdoğan’ın 2024 yılı tercihlerinden bir diğeri de ulusal ve uluslararası düzeydeki aktörlerle LGBTİ+ karşıtlığında paydaş olma çabasıydı. Bir yandan, “Batı ülkeleriyle” aynı dertten mustarip olduğu söyleyip, İtalya’nın faşist başbakanına aldığı pozisyon için teşekkür etti; bir yandan da nesilleri bozduğunu iddia ettiği LGBTİ+’ların “kökünün dışarıda” olduğunu söyleyip Türklük ve Müslümanlık bağlarını sıkı tutmaya gayret etti. Erdoğan, Türkiye’de yaşayan Kürtlerin mağduriyetlerini tanıdı tanımasına; ancak sorunu yine başkasında aradı. LGBTİ+’ların var oluşlarına “Batı’nın insanlığı ifsat projesi” damgası yapıştıran Erdoğan, Müslüman Kürt kardeşleriyle aynı dertten mustarip olduğunu iddia etti.
Say say bitmeyen Erdoğan’ın 2024 nefret karnesinin en naif bölümü ise Paris Olimpiyatları anısı oldu. Açılış töreni ile muhafazakarından milliyetçisine, liberalinden solcusuna toplumun tüm kesimlerine dert olan Paris Olimpiyatları, maalesef Erdoğan’ın yokluğunda gerçekleşti. Az kalsın açılış törenine katılacağını itiraf eden Erdoğan, torunun kendisini engellediğini söyledi: “Macron beni davet etti. Ben de gelebileceğimi söyledim. 13 yaşındaki torunum ‘Dede gitme’ dedi. ‘Niye’ dedim. ‘Orada LGBT gösterisi yapacaklar.’ dedi. ‘Tamam kızım gitmeyeceğim.’ dedim.”
Cumhurbaşkanı, açılış töreninde gördüklerinden duyduğu şaşkınlığı içinde tutmamayı seçti ve TRT’nin yarıda kestiği “Paris skandalının” faturasını “LGBT sapkınlara” ve CHP’ye(?) kesti. Erdoğan, dayanamayıp bir de Vatikan’ı aradı ve “sapık propagandayı” Papa Francis’e şikayet etti.
2 Comments
Comments are closed.