Siyasi oyunlar, komplolar, şantajlar, kısıtlamalar, hedef göstermeler, yasaklar, sansürler, ihmaller, saldırılar… Bu derleme bize 2024 yılında “YUH!” dedirten hak ihlallerinden ve nefret suçlarından oluşuyor. Failler, aslında beş benzemezler. Ancak onları bu listede bir araya getiren tek bir şey var: LGBTİ+ karşıtı eylemler.
Yıl sonu listesi okumayı sevenler için bu 10 maddelik nefret çetelesi en iyi seçenek olmayabilir. Ancak LGBTİ+’ların 2024 yılında hangi çapta örgütlü bir nefret kampanyasıyla karşı karşıya kaldığını öğrenmek ya da hatırlamak, – bir yılgınlık yaratma riskine rağmen – en kötü seçenek de olmayacaktır.
2024 yılının diğer özetleri, “Hadi Oradan!”, “Eh…” (30 Aralık’ta yayında) ve “Alkış!” (2 Ocak’ta yayında) listelerinin üstüne tıklayarak ulaşabilir, derlemelere dair detaylı bilgi için seçkinin tanıtım yazına bu linkten erişebilirsiniz.
10. Erişim engelleri
Geçtiğimiz yıl yaşananlar bir kez daha gösterdi ki Türkiye, voleybol ve heimlich manevrası olduğu kadar, aynı zamanda bir erişim engeli ülkesi de. 2024 yazı, dünyayı cayır cayır yaktığı ölçüde ifade özgürlüğünü de kuruttu. Öyle ki 2025’te erişilemediği takdirde “YUH!” denecek birkaç mecranın kaldığını söylemek yanlış olmaz.
Türkiye’nin 2024 ender başarılarından biriyle başlayalım: Dünyada, hikaye ve şiir paylaşım platformu Wattpad’i tümüyle engelleyen ilk ülke Türkiye oldu. Wattpad’e, “ateizm, LGBT, pedofili ve ensest temalı” içerikler yayınladığı iddiasıyla erişim yasağı geldiği söylendi.
Wattpad yasağından bir ay sonra sansürün gölgesi, dijital manga sitesi Jiangzaitoon’un üzerine düştü. LGBTİ+ içerikli manga çevirileri yayınlayarak manga kültürüne dair Türkçe çizgi roman arşivi oluşturan Jiangzaitoon, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından SEKİZİNCİ kez engellendi.
Aynı ay, “kimliksizleştirme, cinsiyetsizleştirme ve LGBT propagandası” sebebiyle çokça şikayet aldığı iddia edilen çevrimiçi oyun platformu Roblox da yasaklardan nasibini aldı. Platformun kapatılma sürecine dair açıklama yapan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, “kültürümüze ve inancımıza uygun portallar oluşturulması” çabasında olduklarını söyledi.
Öte yandan, 2024 yılında devletin elini bile kirletmeden dijital oyunların otosansürle erişilemez hale geldiğine de tanık olduk. Türkiye’den kullanıcılar, LGBTİ+ karakter barındıran Tell Me Why ve Dragon Age: Inquisition isimli video oyunlara, dijital oyun mağazası Steam’da kısa süreliğine ücretsiz olmasına rağmen ulaşamadı. Çünkü oyunun yapımcısı, aralarında Rusya, Çin ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin de bulunduğu bazı yerlerde oyunu satışa sunmadı.
Yasaklar zincirinin en büyük halkasını ise Türkiye’de dokuz günlük bir sessizliğe yol açan Instagram’a erişim engeli oluşturdu. Resmi makamlara göre, Instagram yasağının sebebi sosyal medya devinin, hükümetin katalog suçlara ilişkin beklentileri karşılamaması. Katalog suçlar, “İntihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlık için tehlikeli madde temini, müstehcenlik, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkân sağlama ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda yer alan suçlar” diye sıralanıyor. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dijital Mecralar Komisyonu Başkanı ve AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, erişim engeli kararını gerekçelendirirken, “LGBT paylaşımları ile cinsiyetsizleştirmenin özendirildiğine” vurgu yaptı.
Henüz bir yasakla karşılaşmasa da TikTok da topun ağzında. Roblox yasağının ardından AKP Elazığ Milletvekili Ejder Açıkkapı, TikTok’la ilgili çokça şikayet aldıklarını, şikayetlerin yetkili kurumlarca incelendiğini ve yasalara aykırılık tespit edilmesi durumunda TikTok’un da kapatılacağını söyledi. Açıkkapı, TikTok’a sopa gösterirken bir yandan da LGBTİ+’ları hedef aldı. “8 yaşındaki çocuklara LGBT propagandası ve satanizm misyonerliğinin serbest olmasına izin mi verelim?” diyen soran AKP’li vekil, tüm dijital mecralara seslenerek sansür eleştirilerine, daha çok sansür tehditi ile cevap verdi: “Cinsiyetsizlik projesiyle soyumuzun kurutulmasına müsaade etmeyeceğiz.” Öte yandan, Milliyetçi Hareket Partisinden (MHP) de “TikTok kapatılsın” yasa teklifi geldi.
Dijital mecraları LGBTİ+ içeriklerden arındırmaya yönelik son dalga, Kaos GL’yi vurdu. Son zamanlarda okurlarından siteye erişemedikleri yönünde şikayetler alan KaosGL.org, sitenin Güvenli Net projesi uyarınca “aile ve çocuk” profillerinde erişime engellendiğini öğrendi. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), kararın Anayasa’nın “aile ve çocuğun korunması” ile “gençliğin korunması” hükümleri doğrultusunda alındığını savundu.
Son olarak dijital içeriklere yönelik sansürün, basılı yayınları es geçmediğini de hatırlatalım. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Mayıs ayında LGBTİ+ temalı üç kitabı “muzır yayın” ilan etti. LGBTİ+ temalı içerikleri kapalı zarfta satmak zorunda bırakılan yayınevlerine yöneltilen baskı yeterli gelmemiş olacak ki, Onur Ayında profillerini gökkuşağına boyamaları dahi boykot çağrısına neden oldu. Öte yandan, suç aleti gibi zarfa konan kitaplara karşı hangilerinin rafta olduğunu merak ederseniz, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kitapçısında dahi erişilebilir haldeki şu kitaplara göz atmanız yeterli.
9. Hornet şantajları
Tanışma uygulamalarını kullanan LGBTİ+’lar, yıllardır kişisel bilgilerinin sızdırılması tehdidiyle karşı karşıya. Ancak bu dolandırıcılık modeli, yıllar içinde organize suç faaliyetine dönüştü. Geçtiğimiz sene ayyuka çıkan dijital şiddet, halihazırda sosyalleşme imkanı kısıtlı olan LGBT+’ların ifşalanma ve damgalanma korkusunu katbekat artırdı.
Cinsel içerikli mesajlaşmaları şantaj unsuru olarak kullanan sahte profillerin başvurduğu birkaç tehdit yöntemi var. Ancak dolandırıcılık faaliyeti her zaman, telefon numarası gerektiren bir mesajlaşma uygulamasına geçme teklifi ile başlıyor. Hornet ya da Tinder gibi tanışma uygulamalarını hatta Instagram’ı dahi kullanan sahte profiller, E-devlet sızıntılarından yararlanarak, telefon numarası üzerinden kişinin kişisel verilerinin tümüne erişiyor. Sonrasında ise ya reşit olmayan bir kişiyle konuştuğu iddiasıyla ya da ailesine ifşa edilme tehdidiyle LGBTİ+’lardan para talep ediliyor.
Geçtiğimiz sene boyunca, şantaj çetelerinin başvurduğu yöntemleri gözler önüne seren pek çok deneyim kamuoyuna yansıdı. Maruz kaldığı dijital şiddeti çevresiyle paylaşan bir mağdur, Hornet’i kullanan çok fazla kişinin benzer tehditlere maruz kaldığını öğrendiğini söylüyor ve ekliyor: “Kimisi kredi çekmek zorunda kalmış, kimisinin babası onu öldürmeye çalışmış. Kimisi terapi almaya başlamış”. Dijital şiddet mağdurları arasında Cumhuriyet Başsavcılığı adına düzenlenmiş sahte belgeler ile tehdit edildiğini bildirenler dahi var.
Hornet’ten bir yetkili, kamuoyuna yansıyan aktarımları doğrular şekilde, maruz kaldığı şantajı karakola bildiren bir kullanıcının polis tarafından reddedildiğini ve herhangi bir işlem yapılmadığını açıkladı. Hornet ekibinin, Türkiye’deki kullanıcılarını istismar eden suçluların farkında olduğunu ifade eden yetkili, suç işleyen profilleri kaldırdıklarını ve engellediklerini söylüyor.
Öte yandan, tanışma uygulamalarını kullanan LGBTİ+’ların söz konusu dolandırıcılık faaliyetlerine karşı başvurabilecekleri önleyici mekanizmalara dair bilgi notu ve tavsiyeler de yayınlandı.
8. İzmir ve İstanbul Newrozlarında LGBTİ+’lara saldırı
Diyarbakır Newrozunda 2008 yılında ilk kez gökkuşağı bayrağı açılmasının ardından, LGBTİ+’lar yıllarca kutlamaların bir parçası olarak alanlarda var olmaya devam etti. Ancak 2021 itibarıyla, LGBTİ+’lar alanda taciz ve saldırıya uğradıklarını kamuoyuyla paylaşmaya başladı. Son yıllarda, ait oldukları Newroz alanından dışlanmaya çalışılan Kürt LGBTİ+’lar, bu sene de İzmir ve İstanbul Newrozlarında şiddete maruz kaldı.
17 Mart’ta İzmir Gündoğdu meydanında Newroz kutlamalarına katılan Direnişin Renkleri, “nasyonalist grupların” saldırısına uğradıklarını duyurdu. Peş peşe sekiz kez saldırıya uğradığını söyleyen LGBTİ+’lar, saldırıyı engellemeye çalışanların da şiddete maruz kaldığını söyledi.
İstanbul’da ise Yenikapı miting alanında hem sözlü hem fiziksel saldırıya uğramalarına rağmen, alandan çıkmak zorunda kalanlar da LGBTİ+’lar oldu.
İstanbul Trans Onur Haftası Komitesi, güvenli bir koridor yaratarak çalışarak alandan uzaklaşmak istemelerine rağmen saldırıların devam ettiğini açıkladı. İstanbul Newroz Tertip Komitesi, yaptığı basın açıklamasında saldırıların kendilerine “Nasyonalist Kürt” adı veren bir grup tarafından gerçekleştirildiğini duyurdu. Komite, saldırıları önlemek adına üstüne düşen sorumluluğu almaya hazır olduğunu söylese de açıklamada, aynı grubun geçtiğimiz senelerde de LGBTİ+’lara saldırdığına yer verdi. Alanda şiddet gören LGBTİ+’lar, “Newroz’daki saldırılara dair analiz değil, çözüm bekliyoruz” yanıtıyla çözüm arayışlarını dile getirdi.
7. LGBTİ+ destekçisi şarkıcılara sahne engeli
2024 şu haberle açıldı: “Sanat Özgürlüğünü İzleme Platformu (SÖZ), Türkiye’de Sanatsal İfade Özgürlüğünün 1 yılını raporladı: En çok hedefte olan sanatçı ve sanatsever kategorileri Kürtler, kadınlar ve LGBTİ+’lar.”
Ve şu haberle kapanıyor: “Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin 30. Yılında RTÜK raporuna göre Kurul, bir buçuk yılda LGBTİ+ konulu yayınlara 568 bin TL para cezası kesti.”
2024 Türkiyesinde, LGBTİ+ karşıtı nefret siyasetinden nasibini almayan bir sanatsal üretim alanı kalmadığını söylemek yanlış olmaz. Çizgi roman, hikaye, şiir paylaşılan sitelere yönelik erişim engeli ile başlayan “YUH!” derlemesinin yedinci sırasında, LGBTİ+ şarkıcıları ve sanatçıların ifade özgürlüğünü hedef alan saldırılar yer alıyor. Tiyatrolar gibi konser sahnelerini de LGBTİ+’lardan arındırmak için var gücüyle süpürenler, çoğunlukla amaçlarına ulaştı.
Konserlerinde gökkuşağı bayrağı açan ve Anamız Babamız Yok Deriz isimli kuirfobik toplum baskısını konu alan bir şarkıya sahip Dolu Kadehi Ters Tut müzik grubunun Gaziantep Üniversitesinde vereceği konser, sosyal medyada lince uğradı. İslami çalışmalar yaptığını söyleyen bir örgütün LGBTİ+’ları hasta ilan eden “Tıp ve Psikolojik Olarak LGBT” başlıklı bir etkinliğin düzenlendiği, belediye destekli LGBTİ+ karşıtı konferansların gerçekleştirildiği Gaziantep Üniversitesinde, baskılar sonucu konser iptal edildi. Gaziantep’teki sansürün hemen ardından, müzik grubunun Çukurova Üniversitesindeki performansı da engellendi, konser salonunun yeri değiştirildi.
Sahneleri LGBTİ+’lardan temizlemeye yönelik teşebbüslerden bir diğerinin hedefinde trans kadın şarkıcı Ayta Sözeri vardı. Diyanet’in sendikasının hedef göstermesi ile başlayan süreç, Sözeri’nin Kahramanmaraş’taki konserinin iptaline yönelik nefret kampanyasına dönüştü. Yerel bir kaynak, konserin belirtilen tarihte gerçekleşmediğini; iptal edilip edilmediği ya da ileri bir tarihe ertelenip ertelenmediğine dair herhangi bir resmi açıklama yapılmadığını duyurdu. Sözeri, 2023 yılında da benzer bir nefret kampanyasının hedefi olmuş ve Kayseri’deki konseri iptal edilmişti.
Geride kalan yıl, sahneden indirilmek için sanatçının LGBTİ+ olmasının ya da gökkuşağı bayrağı açmasının gerekmediğini de kanıtladı. Bunlar, iktidarın ve türevi belediyelerin kimseyi ayırmadan nefret sopasını kullandığını gösteren en somut örneklerdi. İktidar karşıtı söylemleri sebebiyle uzunca bir süredir hedef gösterilen Melek Mosso’nun Afyonkarahisar konseri, yerel basının nefrete çanak tutması sebebiyle iptal edildi. “İstanbul Sözleşmesi yaşatır!” dediği için önceki yıllarda konserleri engellenen Mosso, Büyük Aile Yürüyüşü isimli nefret yürüyüşüne karşı çıktığı için de hedef gösterilmişti.
Öte yandan, LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık hakkını teslim eden ufacık bir söz söylemiş sanatçıların konserleri, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) belediyelerini yıpratma kampanyasına alet edildi. Sanatçıların sahneye çıkması engellenmeye çalışıldı. O sanatçılardan ikisi, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Ramazan etkinliğinde sahneye çıkan Gaye Su Akyol ve 29 Mayıs İstanbul’un Fethi programında yer alan Sena Şener oldu.
6. Kuir filmleri gösteren festivaller hedefte!
Edebiyat, tiyatro, müzik engellenir de diziler ve filmler eksik kalır mı? Türkiye’nin eşitlikçi nefret politikalarında sıra sinemaya da geldi! 2024’te “YUH!” dedirtenler olaylar listesinin altıncı sırası, iki önemli festival haberiyle açılıyor.
2023’te İstanbul’da ilk kez düzenlenen film festivali MUBİ Fest, ikinci seferi göremeden sansürle karşı karşıya kaldı. 15 filmlik seçkisiyle 7 Kasım’da başlaması planlanan festivalin Luca Guadagnino imzalı açılış filmi Queer, Kadıköy Kaymakamlığının yasağına takıldı. LGBTİ+ etkinliklere yönelik yasak kararlarıyla bilinen Kadıköy Kaymakamlığı, filmin toplum barışını tehlikeye atacak provokatif içerik taşıdığını iddia etti. Festivalin düzenleyicisi MUBİ ise, yasağın ardından Türkiye’de görmeye alışık olmadığımız cinsten bir karar aldı. “Bu yasaklama, yalnızca bir filmi değil, tüm festivali anlamından ve amacından uzaklaştırmaktadır” diyen yapım ve dağıtım şirketi, festivalin tamamını iptal etti. MUBİ’nin kararı, LGBTİ+’lar tarafından “övgüye değer” görülürken; LGBTİ+ karşıtı haberciliğin ön sıralarında bayrak sallayan Aydınlık, iptal kararını “MUBI FEST meğer LGBT propagandası için festival düzenliyormuş!” başlığıyla geçti.
2024’ün film festivali yasakları, MUBİ Fest’e özgü değildi. Ankara Valiliği, 23-25 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirmesi planan Kuirfest’i yasakladığını, açılış etkinliğine yarım saat kala bildirdi. 12. Pembe Hayat KuirFest, yasağa rağmen festival programının aksamadan gerçekleştirildiğini açıkladı.
İktidar, LGBTİ+ filmleri yasaklamadığında dahi kuir sinemayı suç unsuru gibi göstermenin bir yolunu buldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı, hem iktidar medyası hem de sosyal medya trolleri tarafından “LGBT Propagandası” yaptığı iddia edilen 43. İstanbul Film Festivali’nin “Destekçiler” listesinden ismini çekti. Yeni Şafak gazetesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesini hedef gösterdikleri haberden sonra Bakanlığın “festival yönetimi ile irtibata geçerek logolarını afişlerden ve katalogdan kaldırttığını” duyurdu. Gazeteye görüş bildiren yetkili, Bakanlığın sadece festival programında yer alan sekiz filmi desteklediği ve bu filmlerin “örf ve adetlerimize, gelenek ve göreneklerimize uygun olan filmler” olduğunu söyledi.
LGBTİ+ filmlere yönelik nefret kampanyalarından bir diğerinin başrolünde ise Yeni Akit gazetesi var. Onur Ayında, İstanbul Pera Müzesi Oditoryumunda gösterilen “hiçbir şeyden korkmuyorum” başlıklı film programı, Yeni Akit tarafından “Koç’un eniştesinden homolara özel gösterim” başlığıyla hedef gösterildi. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nin Yeni Akit’e yanıtı ise “Pera Müzesi (…) toplumsal hayata katkıda bulunmak amacıyla kültür ve sanat alanındaki çalışmalarını nitelikli etkinliklerle sürdürmektedir” oldu.
Geçtiğimiz yıl, festivalleri LGBTİ+ içeriklerden arındırma görevini iktidara bırakmayıp bu görevi kendine biçenler de yok değildi. Film eleştirmeni Tunca Arslan, ön jürisi olduğu Altın Portakal Film Festivalinde LGBTİ+ temalı hiçbir filmin yer almadığı ile övünürken, “ülkeyi haddinden fazla öven filmlerin” devrinin kapandığını söyledi. Arslan, sözlerinin sansür manasına gelmediğini, bir “tespit” olduğunu savundu.
İktidarın LGBTİ+ filmlerden arındırılmış film festivali hasretini, 2024 yılı bitmeden Esenler Belediyesi karşıladı. Bu yıl “Aile” temasıyla beşincisi düzenlenen Esenler Film Festivali’nin açılış töreninde konuşan Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu, festival temasını “Batının nesillerimize dayatmaya çalıştığı LGBT ahlaksızlığına karşı” seçtiklerini söyledi. Göksu, 17 Aralık’taki kapanış töreninde de LGBTİ+’lar sanki uzaydan gelmişçesine şunları söyledi: “Bu toprakların özünde LGBT değil, anne, baba, dede, kardeş, kısacası aile var.”
5. İmamoğlu’na LGBT operasyonu
Seçim demenin miting meydanlarında LGBTİ+’ları yuhalatmaya karşılık geldiği Türkiye’de, 2024 yılı birbirinden renkli nefret kampanyalarına sahne oldu. “Ahlak yoksa LGBTİ+ var!” başlıklı seçim kampanyasıyla Yeniden Refah Partisi başta olmak üzere Saadet Partisi’nden Vatan Partisi’ne 31 Mart Yerel Seçimleri, siyasetçilerin LGBTİ+ nefretinden oy devşirme yarışına dönüştü.
Türkiye’de LGBTİ+ haklarını savunmanın oy kaybettirdiğine yönelik sarsılmaz inanç, 31 Mart Yerel Seçimleri öncesi CHP’ye yönelik karalama kampanyasının sac ayaklarından birini oluşturdu. Başta Özgür Özel’e yönelen oklar, seçim günü yaklaştıkça daha görkemli bir tiyatro ile Ekrem İmamoğlu’nu hedef aldı.
Özgür Özel sadece, cinsel yönelim farkı gözetmeksizin tüm gençlerin eşit haklardan faydalanacağını taahhüt eden Gençlik Hakları Sözleşmesini imzaladığı için nefret siyasetinden nasibini aldı.
Özel’in ardından sıra İmamoğluna geldi. Siyasi hayatı boyunca LGBTİ+ haklarına ilişkin sorulara yuvarlak cevaplar veren, evlilik eşitliği hakkında düşünceleri sorulduğunda “Türkiye buna hazır değil” diyen İmamoğlu’nun, seçime bir hafta kala LGBTİ+’ların tam desteğini aldığı ortaya atıldı. İddianın kaynağı ise İmamoğlu’nun Sancaktepe mitingindeki görüntüler oldu.
LGBTİ+ aktivizminin kullanmaktan çoktan vazgeçtiği ifade ve bayraklarla kalabalığın arasına karışan küçük bir grup, “Ekrem ve Alper (Yeğin) Başkanla Özgür Yaşam Gelecek – LGBT” pankartı açtı. Oysa “LGBT” ifadesi, interseks ve diğer cinsiyet kimliklerini/cinsel yönelimleri kapsamadığı için uzunca bir zamandır tercih edilmiyor. Altı renkli gökkuşağı bayrağı da interseksleri, transları ve beyaz olmayan LGBTİ+’ları temsil etmediği için artık kullanılmıyor. Seçime bir hafta kala gerçekleşen söz konusu “eylem”, iktidar medyasında “LGBT’liler İmamoğlu’na destek için meydana indi”, “Ekrem İmamoğlu’nun mitinginde sapkınlığa açık destek”, “Ekrem İmamoğlu’na Kandil’den sonra LGBT’liler sahip çıktı! başlıklarıyla haberleştirildi.
Kamuoyuna yansıyan başka bir haber ise Sancaktepe’de yaşayan gençlerden 1.500 TL karşılığında, İmamoğlu ve CHP Sancaktepe Belediye Başkanı adayının “LGBT’lerle işbirliği içinde” olduğunu gösteren broşür dağıtmaları istendiğini gösterdi.
4. “Aile” kılıfına gizlenmiş nefret kampanyası
2024 yılında pek çok değişti. Suriye iktidarı, Donald Trump’ın saç modeli, Kızılcık Şerbeti’nin Abdullah Bey’i hatta Devlet Bahçeli bile değişti; ancak değişmeyen tek şey vardı: “Biz LGBTİ+ vatandaşlara savaş açtık” demek yerine “aileyi koruyacağız” diyen iktidarlar. Aile kavramı bütün bir yıl boyunca, LGBTİ+ yönelik nefret söylemleri hatta nefret saldırılarını meşru göstermek için araç olarak kullanıldı.
400 farklı dernekten oluştuğunu iddia eden Büyük Aile Platformu, 15 Eylül’de üçüncü kez “Büyük Aile Buluşması” isimli nefret mitingi ve yürüyüş düzenledi.
Bu yıl “Dursun Bu Hayasızca Akın” temasıyla gerçekleştirilen yürüyüşten önce, daha önceki yıllarda olduğu gibi RTÜK destekli bir kamu spotu yayınlandı. Tanıtım filminde, LGBTİ+’ların var oluşu “sosyal kültürel terör eylemi” olarak damgalandı. Mitinge destek veren Vatan Partisi de 15 Eylül’e çağrı yaparken, LGBTİ+’lar için “uyuşturucu veya terör sorunundan bir farkı bulunmuyor” ifadelerini kullandı. TRT World, yürüyüş günü “LGBT lobisinin karanlık yüzünü ortaya çıkaran” bir belgesel yayınlayacağını duyurdu. Bu belgesel, TRT World’ün 2024’te LGBTİ+ karşıtlığı için kamunun kaynaklarını kullandığı ilk yapım olmadı.
Miting hazırlıkları dijitalle sınırlı kalmadı. Büyük Aile Platformunun paydaşlarından Cumhuriyet Kadınları Derneği mitinge bir hafta kala, İstanbul, İzmir, Bursa, Eskişehir, Adana ve Mersin’de basın açıklaması okuyup, kent meydanlarında stant açarak LGBTİ+ karşıtı bir yasa hazırlanması için imza kampanyası yürüttü.
15 Eylül’deki nefret eyleminde belediye desteği de mevcuttu. Büyük Aile Platformunun kumanya dağıttığı miting alanında, Fatih Belediyesine ait mobil büfe ile çorba dağıtıldı.
Aile eylemlerinin üç senedir talebi aynı. 150 bin ıslak imzalı dilekçeye sahip olduğunu söyleyen nefret bağımlıları, LGBTİ+ derneklerinin kapatılmasını da içeren LGBTİ+ karşıtı bir yasa istiyor. Bu doğrultuda, Büyük Aile Platformu Genel Sekreteri Serdar Eryılmaz da konu ayrımcı yasalar olunca Türkiye’nin dünyayla entegre olmasına yönelik arzusunu paylaşmadan edemedi: ”LGBT propagandasının yasak olduğu 24 ülke var. Türkiye neden 25. olmasın?”. Miting öncesi nefret mesaisi yoğun geçen Eryılmaz, başka bir açıklamasında LGBTİ+’ların “pedofiliyi meşrulaştırma ve cinsiyetsizlik gibi sapkın ideolojilerle” çocukları zehirlemeye çalıştığını söyleyecek kadar ileri gitti.
“Aile” maskesi giydirilmiş nefret buluşmaları, elbette 15 Eylül ile sınırlı kalmadı. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin talimatıyla LGBTİ+ karşıtı “Aile Kurumu Çalıştayı” düzenledi. MHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Selim Yurdakul, 2023’te rafa kaldırılan Anayasanın 41’inci maddesine yönelik değişiklik teklifini ısıtıp, “Anayasadaki aile tanımına kadın ve erkek ibaresi eklenmelidir” dedi.
Ancak bilimsel görünmesi için, LGBTİ+ karşıtı organizasyonlara “çalıştay” adını vermek ilk kez MHP’nin aklına gelmedi. 2023’te İstanbul Medeniyet Üniversitesi çatısı altında, nefret mitinglerinin başını çeken İstanbul Aile Vakfı ve Büyük Aile Platformunun işbirliğiyle düzenlenen “Küresel Tehditler Karşısında Aile Çalıştayı”, Şubat 2024’te sonuç raporunu yayınladı. Raporda, okullarda “LGBT güzellemesi” yapıldığı gerekçesiyle ailelerin çocuklarını artık okula göndermek istemediği, LGBTİ+’lara desteğini açıklamayan sanatçıların kültür-sanat camiasından dışlandığı, Kore Dizileri ve K-Pop müzik gruplarının “LGBT yaşam tarzını” yaygınlaştırdığı gibi “bilimsel” iddialar bulunuyor.
Geçtiğimiz yıl düzenlenen bir diğer “bilimsel” faaliyet ise Gaziantep Belediyesi ile İstanbul Aile Vakfının işbirliğiyle gerçekleşen II. Uluslararası Aile Sempozyumu oldu. “Ailenin güçlendirilmesi” amacıyla hazırlandığı söylenen etkinlik programı, LGBTİ+ karşıtı ve kadınlara aile içindeki görevlerini dikte eden kadın düşmanı oturumlara ev sahipliği yaptı. Gaziantep Belediyesini, yılın başında “Türkiye’de bir ilk!” diye açtığı Aile Akademisi projesinden de hatırlamak mümkün.
Nefrete yatırım yapmak deyince Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve AKP hükümetini anmadan olmaz. Cumhurbaşkanının imzasıyla Resmi Gazetede yayınlanan “Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi” genelgesini takiben Mayıs ayında, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı dört yıllık eylem planını açıkladı. Planda “aileyi tehdit eden zararlı akımlar” ifadesiyle LGBTİ+’lar hedef gösterildi. “Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi” tanımı, aylar sonra 2025 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi görüşmelerinde karşımıza çıktı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 2025 Yılı Bütçesinde “ailenin korunması ve güçlendirilmesi” kalemine 16 milyar TL ödenek ayrıldı.
Bu derleme yazılırken “Aile Enstitüsü” kurulmasına yönelik Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, Resmi Gazetede yayınlandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı ve merkezi Ankara’da olacak Enstitü’nün, “aile yapısını ve değerlerini” korumak için araştırmalar yapacağı ifade edildi. Başka bir ifadeyle, “bilim” soslu nefret kurumlarına bir yenisi eklendi.
Kasım ayında Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Koordinasyon Kurulu ilk toplantısını yaptı. Toplantıdan LGBTİ+’ların payına, “sapkın oluşumlar”, “cinsiyetsizleştirme propagandası” ve aile yapımızı tehdit eden en büyük tehlike” damgalamaları düştü. Aralık’ta İstanbul’da gerçekleştirilen “Büyükşehirde Aile Olmak” çalıştayında ise LGBTİ+ karşıtı yasa talebi tekrar tekrar dillendirildi.
Erdoğan, Birleşmiş Milletler 79’uncu Genel Kurulunda 2024 Paris Olimpiyatlarını hedef alıp LGBTİ+ nefretini uluslararası arenaya taşıyınca, iktidar medyasında “Hükümet çalışmalarını hızlandırdı, seferberlik ilan edildi!” heyecanı yaşandı.
3. Transların sokakları saldırı altında
2024 yılında “YUH!” dedirten hak ihlalleri sıralamasının üç numarasında trans kadınların yaşam alanlarına yönelik saldırılar ve yerinden etme politikaları var.
Uzun yıllardır keyfi uygulamalarla İstanbul’un Beyoğlu ilçesine bağlı Bayram Sokak’taki evlerinden edilmek istenen translara yönelik devlet şiddeti, 2024 yılında da devam etti. Mart 2024’te, Bayram Sokak’ta yaşayan trans kadınların evleri “camdan sarktıkları” bahanesiyle zabıtalar tarafından mühürlendi. Translar bavulları ile sokağa atıldı. Evinden olan kadınlardan biri, “Üç ayda bir evlerimizi kapatıyorlar. Elimizde valiz nereye gideceğiz diye düşünüyoruz. Ev bulamıyoruz çünkü trans kadınlara ev kiralamıyorlar” sözleriyle isyan etti. Bayram Sokak’ta yaşayan trans kadınların kurduğu Bayram Sokak 12 Platformu, yaptığı basın açıklamasında “Eskiden yaptığınız gibi kapılarımızı balyozlarla kırsanız da yaşamaya devam edeceğiz!” sözleriyle yaşam alanlarından vazgeçmeyeceklerini duyurdu.
Bir ay sonra, Beyoğlu’na evleri mühürlenen kadınlarla dayanışmak için Yeryüzü Sofrası kurmak isteyen hak savunucularına polis saldırdı. Etkinlik başlamadan sekiz kişi gözaltına alındı. Ağustos ayında, gözaltına alınan LGBTİ+ hak savunucuları hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verildi, aktivistlere dava açılmadı.
Öte yandan, İzmir Alsancak’taki Bornova Sokak’ta yaşayan trans kadınlar da iktidarın nefret siyasetinin bedelini ödemek zorunda kalanlar arasındaydı. Alsancak’ta yaşayan translar için 2024 yılı polis tacizi, erkek şiddeti ve güvensiz sokaklar demekti.
Nisan’da, Ramazan Bayramının ilk gününde bir grup erkek, trans bir kadını sokak ortasında tekmeledi; kadınların evlerine taşlarla saldırdı. 20 Kasım Trans+ İnisiyatifi, kadınların sara nöbeti geçiren bir kişiye yardım ettiğini; ancak bunun bir saldırı olarak anlaşılarak Bornova Sokak’taki transfobik lince gerekçe gösterildiğini duyurdu. Kadını darp edenler, görüntülerin sosyal medyaya yansımasından beş gün sonra gözaltına alındı; ancak hemen serbest bırakıldı.
Sokak ortasındaki örgütlü şiddetten bir ay sonra, iki erkek, bu kez trans kadınların evlerine pompalı tüfekle saldırdı. Cinayet teşebbüsünün görüntülerini kamuoyuyla paylaşan 20 Kasım Trans+ İnisiyatifi, bekçilerin ve polisin sürekli tacizine maruz kalan bir sokakta, sabıkalı birinin kadınları pompalı tüfekle öldürmeye teşebbüs etmesinin nasıl gerçekleşebildiğini sordu.
Trans kadınlara yönelik saldırılar, yılın sonuna kadar devam etti. 20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği, 28 Aralık’ta “trans kadınların yaşam hakkını tehdit eden nefret politikalarının vardığı korkunç boyutları gözler önüne seren” bir video paylaştı. Derneğin yaptığı açıklamaya göre, Bornova Sokak’ta evinin önünde bekleyen trans kadın, durduk yere sokaktan geçen bir erkeğin saldırısına uğruyor. Saldırgan, kapısının önünde bekleyen kadına yumruk atıp yürümeye devam ediyor. Dernek, saldırı videosunu “Körüklediğiniz nefret politikaları bizi canımızdan ediyor!” diyerek yayınladı.
Alsancak’taki transların sokakları, sadece erkek şiddetinin kıskacında değil. Kasım ayında açıklama yayınlayan 20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği, iki aydır “GBT yapma” gerekçesiyle polis tarafından trans kadınlara ceza kesildiğini, kadınların kimlik bilgilerinin keyfi olarak kullanıldığını, geçmedikleri sokaklardan geçmiş gibi haklarında tutanak düzenlendiğini söyledi.
İzmir’de yaşayan transların barınma hakkının ihlali yukarıda geçen saldırılarla sınırlı değil. İzmir Güzelyalı’daki kendi evinde oturan bir trans kadın, komşularının tacizi yüzünden evinden kiraya çıkmak zorunda kaldı. Saldırıların ardından polise başvurduğunu söyleyen kadın, “uzaklaştırma kararı” aldırdığını anlattı:
“Evimin sularını kestiler, elektriklerini kestiler. Orada yaşamam için her şeyi yaptılar. Sözlü ve fiziki saldırıda bulundular. Diğer komşuları da bana karşı örgütlediler, onlar da bana saldırmaya çalıştı. Kendi evimde yaşayamaz hale geldim. Eve giriş çıkışlarımda apartmanın girişinde bekleyip bana saldırıyorlardı.”
2. Hormona erişim engeli
Ankara’da, LGBTİ+ aktivistlerinin 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü için yürüyüş düzenlediği ve polis işkencesiyle gözaltına alındığı gün yayınlanan bir duyuru, Türkiye’de yaşayan transların var oluşlarına yönelik yeni bir darbe niteliğindeydi.
20 Kasım’da, Türk Eczacıları Birliği (TEB), Sağlık Bakanlığına bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun teminini kısıtladığı ilaçlarla ilgili duyuru yayınladı. Alınan kararla, transların uyum sürecinde kullandığı hormon replasman terapisi ilaçlarının bir kısmına reçete zorunluluğu getirildi. Söz konusu ilaçlar yalnızca doktor reçetesi ile alınabilecek, eczanelerde belirli bir kota dahilinde stoklanabilecek ve süreç sadece İlaç Takip Sistemi üzerinden yönetilecek.
Duyurunun ardından bir araya gelen trans+’lar, gönüllü emeğiyle Trans Yaşam Desteği hesabını kurdu. Transların neden reçetesiz ilaç kullanmak zorunda olduğunu açıklayan bir mesaj yayınlayan gönüllüler, kararın transların -zaten yeterince zor olan- sağlık hizmetlerine erişim hakkına vurduğu darbeden bahsetti.
“Reçeteli horma erişim kısıtlı sayıdaki şehirde bulunan hastanelerde ve birçok bürokratik engel ile mümkün olduğundan, çok sayıda trans+ hormon kullanımını genellikle süreç başlatmadan akran danışmanlığı ile sağlıyordu. Son güncelleme ile beraber testosteron ve östrojen gibi hormon ilaçlarının dağıtımını ucu açık şekilde kontrollü hale getiren bu uygulama, trans+’ların erişmesi gereken sağlık hizmetlerine erişimini doğrudan engellemektedir.”
Karar, Yeni Şafak gazetesi tarafından alkışlarla karşılandı çünkü gazete bir süredir transların hormona erişim hakkını hedef alan haberler yapıyordu. Transların sağlık hakkına erişimini bir kez daha sekteye uğratan karar, üniversite görüşü alınan “Trans Ameliyatları Cinayettir!” başlıklı haberlerin yayınlanmasına da ön ayak olmuş gözüküyor.
Hormona erişimin kısıtlanmasına tepki olarak, Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği (GALADER) “Çocuklarımızın sağlığının bozulmasına izin vermeyin!” diyerek iktidara çağrıda bulundu. Kararı protesto etmek için Kadıköy’de toplanan trans aktivistlere polis saldırdı, 38 kişi gözaltına alındı. Direnişin Renkleri, İzmir Konak’ta pankart asarak kararı protesto etti.
Uluslararası Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Birliği’nin (ILGA) Avrupa örgütlenmesi, “Böyle bir reçete düzenlemesinin olumlu etkiler yaratabilmesi için, Türkiye’deki sağlık sisteminin, transların ülkenin her yerindeki hastanelerde sağlık hizmetlerine erişebilmelerini sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılması gerektiğini” hatırlattı.
Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği, kısıtlamaya karşı kampanya başlattı ve başta hormona erişim engelinin kaldırılması olmak üzere, bir dizi talep sıraladı. Kampanya kapsamında, hormon ilaçlarına erişimin önemini, fahiş fiyatları, psikiyatri süreçlerini ve sağlık hizmetlerinde yaşanan ayrımcılıkları değerlendiren dernek ayrıca, Hormon Replasman Terapisi Etki İzleme Formu ile hormon replasman terapisine getirilen erişim kısıtlamalarının transların sağlık hizmetlerine erişimine etkisini araştırmaya başladı.
1. Mülteci LGBTİ+’ların hayatlarını çalanlar
“09.07.2024 tarihinde Adana’da yaşayan mülteci trans kadın M.E.’nin kişisel bilgileri, sosyal medya platformlarında bilinçli bir şekilde paylaşılarak ırkçı ve transfobik bir şekilde hedef gösterilmiştir. Bu durumun ardından, hukuka aykırı bir şekilde M.E., Adana Geri Gönderme Merkezine götürülmüş ve aynı gün içinde, gerekli hukuki prosedürler takip edilmeksizin sınır dışı edilmiştir. M.E.’nin sınır dışı edilmesi sonrasında, Suriye’de öldürüldüğüne dair bilgiler tarafımıza ulaşmıştır.” – Adil Yargılanma Hakkına Erişim Derneği (AYHED)
Bu başlıkta hatta bu listede, LGBTİ+’ların nasıl bir dünyada var olmaya çalıştığını aktarmak için edilecek başka bir söze belki de ihtiyaç yoktur. M.E. savcılık emri olmadan evinden alındı, sınırdışı kararına itiraz süresi beklenmedi; cinsiyet kimliği, HIV statüsü ve Temmuz ayında Suriye’deki savaş şartları göz önünde bulundurmadan sınırdışı kararı verildi. HIV statüsü ifşa edilen M.E.’nin ölümüne dair gelen bilgiler doğru olmasa bile, Türkiye’deki mülteci LGBTİ+’ların -özellikle trans kadınların- payına M.E.’ninkinden çok daha parlak bir tablo düşmediği açık. Seyahat hakkının tümüyle devlet otoritesinin elinde olması ya da düşük ücretli veya kayıt dışı işlerde çalışmaya mecbur bırakılmaları gibi mültecilerin paylaştığı ortak sorunların yanı sıra, mülteci LGBTİ+’lar 2024 yılında da kimlikleri üzerinden nefret söylemlerine, sözlü ve fiziksel saldırılara maruz kalmaya devam etti.
Trans mültecilerin sadece sokağa çıkmaları dahi can güvenliğine yönelik saldırılarla karşıya karşıya gelmeleri için yeterli oldu. İzmir’de yaşayan Suriyeli trans kadınlar, Ekim ayında kalabalık bir erkek grubunun taşlı saldırısına maruz kaldı. Etraftan yardım istediklerinde alayla karşılaştıklarını söyleyen kadınlardan Selin, saldırının cinayet teşebbüsü olduğunu aktardı: “Daha önce de dayak yedik ama bu sefer dayak gibi değildi, sanki bizi öldürmek istiyorlardı.”
Türkiye’de yaşayan LGBTİ+’ların sınır dışı edilme süreçlerini takip eden, Fransa’da yaşayan Suriyeli bir gazeteci, kişisel olarak altı vakayla karşılaştığını, geri gönderilenlerinin tümünün trans olduğunu ve son beş yılda hiçbirinden bir daha haber alamadığını söyledi:
“Bazılarının gerçekten idam edildiği bilgisi verildi. Diğerlerinin kaderi ise henüz bilinmiyor. Ayrıca dört yıl boyunca Türkiye’de bulunan ve resmi ikamet belgesine sahip 34 LGBTİ+ Suriyeli mültecinin sınır dışı edildiğine şahit oldum. LGBTİ+’lara sınır dışı edildikleri esnada işkence de uygulandı.”
Geri gönderme merkezinde (GGM) maruz kaldığı şiddeti kaosgl.org’a anlatan bir trans kadın, kendisine saldıran bir erkeği şikâyet etmek için polisi aradığında gözaltına alınıp Ankara Akyurt GGM’ye gönderildiğini bildirdi. Trans olduğu için ayrı odada tutulduğunu, küfüre ve nefret söylemine maruz kaldığını anlatan mülteci, HIV statüsü sebebiyle çalışanların ona yaklaşırken eldiven ve maske taktığını açıkladı.
Mülteci statüsünde olmasa dahi, iktidarın onayladığı yaşam biçimlerine uymaması ya da muhalif olması, göçmen bir LGBTİ+’nın ülkesine gönderilme tehdidine maruz kalması için yeterli. İşte 2024 yılından kamuoyuna yansıyan birkaç örnek:
Ekim ayında, İstanbul’daki bir LGBTİ+ barında biletli özel partiye katılan 2 göçmen, önce gözaltına alındı, ardından Göç İdaresine sevk edildi. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde Azerbaycanlı iki LGBTİ+ aktivisti yürüyüş başlamadan gözaltına alınırken; sınır dışı edilen aktivistlerden Ali Malikov, gözaltı sürecinden GGM’ye kadar, süreç boyunca maruz kaldıkları işkenceyi tüm detayları ile anlattı.
1 Comment
Comments are closed.