Sevgili kendime mektuplar – III

Aşağıdaki mektuplara başlamadan önce daha evvel yayımladığımız mektuplara bakmanızı tavsiye ediyoruz.

Sevgili kendime mektuplar – I
Sevgili kendime mektuplar – II

VI. Ulaş’tan Pelin’e

Sevgili Pelin,

Buraya kış geldi. Havalar çok soğuk. Soğuk olmadığında ise hep yağmurlu. En çok ayaklarım üşüyor. Kışlıklarımı çıkardım. Ev arama sürecim devam ediyor. Bu ay sadece bir aylığına kalabileceğim bir oda buldum. Eskiden bu mahallede oturmuştum. Burada ev bulmak gerçekten zor. Dönüp bakınca bugünlerden geçen zamana, şanslıymışım diyorum. Hâlâ da fena değil. Umarım şansım devam eder. 

Biliyorsun hasta ve yaşlılara yardım ediyorum burada. İki buçuk seneyi geçti. İlginç bir şekilde başarılı oldum bu alanda. Daha önce bildiğim bir şey değildi. Gittiğim hastalar benzer bir şekilde “Beterin beteri var” diyorlar. Öyle, diyorum ben de kısık sesle. Yaşımı soruyorlar, 35 dediğimde  heyecanlanıyorlar. Ah diyorlar, neler vermezdim! Sahi neler vermezdin, diyemiyorum. Onlar öyle dedikçe panikliyorum ben. Allah’ım demek hala gencim, şimdi ne yapmalıyım? “Yeniden yürü o tozlu yollarda”, o şarkı geliyor aklıma sadece. “Yeniden başlamalı.”

Saçlarımı gene kestirdim gene. Şapkalar seçiyorum kısa saçlarıma. Yağmur bazı günler hiç durmuyor. “Bir şehre yağmur yağdı ben ağladım”, şiirlerden medet ummak bizim işimiz. Lale Müldür’ün o şiirini bilmiyordum, bayıldım. Mektubundan sonra aşk hakkında bir kez daha düşündüm. Aşkın da ıspanağın da bir kimyası var dedim kendi kendime. Kilolarca aldığın ıspanaktan bir tabak yemek oluyor. Her şeyin bir doğası var ve çok başka. Bugünlerde Dertler Benim Olsun‘u dinliyorum. Elimden gelse şehre yayın yapacağım. İstediğim bir radyo kanalına sızmak, tekrar tekrar çalmak bu şarkıyı. Aniş’in komşusunun yaptığı gibi. Avluya dinletmiş o da. Aniş burada beni en iyi anlayan insanlardan biri, tanıştırırım seni. “Hayat bu şansın hep açık olsun.” 

Gelelim Simi’ye; her yanıtsızlık da bir yanıttır kuş bunu hatırlatmak istedim sana. Ona yazdığın cümlelerin üstünü çiziyorsun. Ağlıyorsun belki, burnun akıyor. Gece oluyor sonra. Hemen uyuma konuşalım biraz, diyorum ben sana. Hatırlama artık onu, diyorum. Belki de, kolay değil, diyorsun sen de bana. 

İncila ablayı hatırladım sen Simi’yi anlattıktan sonra. “Bir daha mutlu olmayacakmışız gibi” diyen İncila abla mıydı? Dostlukların Son Günü kitabının kapağında yazıyordu sanki. Ne çok kitap okurduk Orhan’la. Şimdi gitsek o sahaflara, Haydarpaşa’dan trenle Eskişehir’e dönsek. Yazdığımız yazıları tartışsak, sabahlasak, sabah Doyuran’a gitsek üst üste çaylar içsek. Edebiyat ne kadar güçlü bir alan. O kadar kitabı heyecanla taşıdığımızı hatırlamak mutlu ediyor beni. İyi ki yapmışız diyorum. 

Sonra tekrar olduğum yere dönüyorum. Kaldığım odaya bakıyorum. Acaba neler olacak diyorum. Bazen ev görüşmeleri akşam saatlerinde oluyor. Akşamları, ev için olan görüşmelere gitmekte de zorlanıyorum. Sebebinden kısaca bahsedeyim sana. Zaten anlatırım demiştim; Nisan ayında kaygı bozukluğu yaşadım. Bir buçuk ay işe gidemedim. Hareket etmekte çok zorlandım. Akşamları rahat edememek biraz ordan kaldı. İşte o süreçte tekrar terapiye başladım. Vitamin kullandım. Özellikle B12 ve D vitaminlerini aldım. Çok didindim. Burda herkes yardımcı olmaya çalıştı bana. Merak etme yalnız değildim. İnsanlarla konuştum. Deneyimli insanların önerilerine de kulak verdim. Neyseki şimdi daha iyiyim. 

Güzel şeylerden bahsedeyim biraz da. Sana sevineceğin bir haberim var. Annem beyaz hırka ördü bana. Rengini sordu; hemen beyaz dedim. Zaten örecekti, aklıma senin tavsiyen geldi. Şubatta Aniş getirecek. 

Bavuluma koyduğum ses kayıt cihazımla röportajlar yapmaya başladım, kadın-erkek olarak ayrılan tuvaletlerle ilgili. İstanbul’da da yaptım. Burada da devam ediyorum. Heyecanlı gidiyor. Evet uzun zaman olmuştu. 

Şimdilik bu kadar. Yılın son mektubu canımın içi. Hasretle öpüyorum seni. 

Aralık 2022

VII. Pelin’den Ulaş’a

Sevgili Ulaş,

Ne güzel bir mektup geldi senden. Karanlık gibi gözükse de çok umutlu buldum ben. Öyle mi gerçekten yoksa bana mı öyle geldi? 

Burda havalar o kadar da soğumadı henüz. İstanbul güneşliydi genelde, güneş olmadığında serindi biraz. Ama yağmur yoktu.  Eskişehir ise bahar havasındaydı Aralık’ta. Ama Ocak’da buranın kuru ayazları başladı. Eskişehir’e daha sık gidip geliyorum. Bu aralar çalışmıyorum. Sen yaşlılarla ben çocuklarla uğraşıyoruz, ne tuhaf. İkisi de ayrı şeyler fakat benzer yanları var bence. Sen yaşlıların hızına yetişmeye çalışmıyorsundur ama ben çocukların peşindeyim hep. 

Eskişehir’de artık daha rahatım. Babam epey zaman önce içkiyi bıraktı. Ben de onunla empati kurmaya; kaybettiği yakınlarının üzüntüsünü -özellikle amcamı genç yaşta kaybetmesini- daha çok anlamaya çalıştım. Eskisi gibi sert ve hırçın değilim ona karşı. Hatta Didim’e gitmiştim bir yaz onları ziyarete, orada vedalaşırken ona “Seni seviyorum” dedim. O da, biz de seni seviyoruz, dedi. Ben de diyemedi. Anladım orda o an, belli ediyor ama diyemiyor. Bir zamanlar nefret diye tanımlardım onu. Zamanla ben de değiştim, babam da değişti. Ne zor bir süreçti o günler. 

Şiiri beğenmene çok sevindim. İncila Abla Selim İleri’nin kitabından evet ama o cümleyi İncila abla söylemiyor diye hatırlıyorum. Bakmak lazım. Selim İleri’yi çok okurduk. Ben gitmiştim hatta imza gününe. “Dostlukların Son Günü” kitabını imzalamıştı bana. Ne kadar sakin bir adamdı. Ya da bana öyle geldi. Çok severdim kitaplarını. Orhan’dan bahsetmişsin. Orhan İstanbul’da benim bildiğim kadarıyla, edebiyat öğretmeni. Çok nadir haberleşiyoruz. Yeri çok ayrı, çok güzel değil mi? 

Demişsin ya, yanıtsızlık da bir yanıttır diye. Çok haklısın. Ben cevabımı aldım Simi’den. Koca bir sessizlik. Sessizliğin ne demek olduğunu senin daha iyi bildiğini biliyorum. “Sessizlik sensin geceleri”.  Nina’yla anlaştık. Ne zaman Simi’ye yazmak istesem Nina’ya gönderiyorum. Rahatsız etmek istemiyorum Simi’yi. Bilirsin hassas şeyler bunlar. Ben sevgimden yapıyorumdur kendimce ama o belki de istemediğini söylemek bile istemiyordur. Anlayayım istiyordur.  Ben de anladım sanırım. Zor oldu ama anladım. Rüyalarımda gördüğümde ya da güzel bir şeyi paylaşmak istediğimde bile yapmamam gerektiğini anladım. Ben Güllü dinliyorum. İyi geliyor, ama ben tüm şehre  yayın yapmak istemezdim. Yazdıklarıma da Nina cevap veriyor. Nina da benim buradaki yakın arkadaşım, ben de onu seninle tanıştırırım. 

Biraz, geçirdiğin Nisan ayına dair yazışalım, ne olduğunu merak ediyordum. Sen çok güçlüsün, ben de sana bunu hatırlatmak isterim. Peki ne oldu da böyle bir şey ortaya çıktı? Seni bir şey mi tetikledi? Kısacık yazmışsın, yazmak mi istemedin? Anlatmak zorsa acele etme. Bazen birikiyor, taşıyoruz. Taşmış olabilir misin? Ben akşamları yaşanan özellikle karanlığın getirdiği tedirginlik halini biliyorum. İstanbul’a ilk geldiğim yıl yaşamıştım. Ama beni Karga’yla yaşadıklarımız etkilemişti. Ben de o yıl terapiye başlamıştım. Sen de iyi yapmışsın. Bir gün geliyor zorluklar hafifliyor. Kısa kısa anlat bana, belki daha kolay olur senin için. Ben de şimdilik bu kadar yazayım. 

Aniş’i merak ettim. Beyaz hırkaya çok sevindim. Annemiz beceriklidir, en güzelini örmüştür sana. Beyaz hırkayı denemeni, neler hissedeceğini sabırsızlıkla bekliyorum. Bu arada röportajlarını da dinlemeyi çok istiyorum. Ne zaman bitecek? Kaç dakika olacak? Görüntü de olacak mı? Bir şeyler üretmene çok sevindim. Ben de bu sene 36 yaşıma girmeden önce yazılarımı toparlamak istiyorum. İpek Kirpik adında bir kitap olsun istiyorum. Bilmem nasıl olur? 

Ev meselesini de çok düşünme, elbet bir yer bulacaksın eminim bundan. Zor demişssin, muhakkak öyledir ama elbet vardır bir nasibin. Dilerim şansın devam etsin. 

Bu arada hani saçların uzundu. Ne ara kestirdin? Artık gene ikimizin de kısa saçları, ama bize kısa yakışıyor. Çocukken Şükriye Tutkun’un kısa saçlı fotoğrafıyla berbere gittiğimizi hatırlıyor musun? Hiç onunki gibi olmamıştı ama olsun.

Yılın ilk mektubu benden ve bu kadar. Ben de hasretle öperim seni canikom. 

Ocak 2023