Gayle S. Rubin, özellikle kadın ve LGBTİ+ alanlarında çalışan akademisyenlerin ve aktivistlerin yakından tanıdığı bir isim. Cinsellik, toplumsal cinsiyet ve politika alanlarında birçok makaleye imza atmış; çalışmalarında 70’lerden başlayarak 2000’lere kadar gelen dönemin, hak ihlalleri ve ayrımcılık bağlamlarında fotoğraflarını çekmiş. 2010’da Deviations adıyla yayımlanan, Gayle S. Rubin’in geniş döneme yayılan makalelerinden oluşan kitap, 2024 yılında, Cinsel Aykırılıklar adıyla Türkçeye çevrildi. Biz de bu vesileyle İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabın çevirmeni Gece Tezcan’la hem çeviri sürecini hem de kitabın içeriğinin günümüz Türkiyesiyle bağlantılarını konuştuk.
Öncelikle Cinsel Aykırılıklar’ı literatüre kazandırdığınız için teşekkürler. İngilizce okuma imkanı olmayan birçok öğrenci ve akademisyenin bol bol yararlanacağı, kapsamlı bir kaynak. Velvele okurlarına kendinizi tanıtarak başlasak sohbete?
Gece ben, Gece Tezcan. 2011’de herhangi bir ödev veya tez baskısı üzerimde yokken Canterbury Üniversitesi’nin kütüphanesine kapandım ve önüme ikinci ve üçüncü dalga feminizmle ilgili önemli bulduğum kitapları yığdım. Evlilik olmasa ataerkinin hali ne olurdu; eşcinsel ve/veya birleşme içermeyen seks deneyimleri tanınsa Oedipus Karmaşası ve fallus nereye giderdi gibi sorulara yanıt aramışlar mı diye merakla sayfaları çevirdim. Bu araştırmamı iki yıl sonra, kısa bir yüksek lisans tezi olarak Goldsmiths Koleji’ne verdim. Doktoramı ise İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, hayvan deneylerini söylem analizine tabi tutarak, 2021’de tamamladım. Aynı üniversitede lisans öğrencilerine medya ve insan hakları dersi veriyorum. Sanat filmleriyle evliyim, iki çeviri kitap annesiyim :))
Aslında 14 sene önce basılmış bir kitap, içindeki birçok makale çok daha önceki tarihlerde yazılmış. Türkçeye çevrilmek için çok beklemiş. Bu gecikmeyi nasıl yorumluyorsunuz?
Gayle Rubin makale yazarak ilerleyen bir akademisyen. Önemli makalelerini bir kitapta toplama şerefine kendisi de 62 yaşında nail oluyor zaten. İlk ses getiren makalesi Kadın Ticareti’nin Fransızcaya çevrilmesi 23 yıl sonra olmuş mesela. Türkçedeki kuir külliyat, Rubin’siz tutmayabilir, tutsa da kabarmayabilirdi. Kitap, anavatanında 2011’de çıkmış, ben 2021’de doktora tezimi savundum, aynı yıl çeviri için kolları sıvadım.
Az satar kaygısı, Türkiye’deki yayınevlerini Rubin’in seçkisini Türkçeye getirmekten alıkoymuştur belki. İletişim Yayınları’na bu noktada teşekkür etmeliyiz. Bir de Rubin’i bilen, çalışmalarında alıntılayan kimi hocalar, “İyiydi, güzeldi ama geçmişte kaldı bu yazılar,” diye düşünüp çevirmekten imtina etmiştir belki. Oysa kitapta geçen bazı terimler, bazı yaklaşımlar Türkiye’den çıkan akademik çalışmalara yeni bir soluk getirebilir.
‘Sapkınlığı’ (!) çarşaf çarşaf manşetlere taşımanın, siyasete (nedense şimdi) taze ekmek çıktığı şu nefret söylemi tüten ülkede; ‘sapmaların’ sıradanlığını ve gururunu anlatan bir kitap çıkmış. Aksın, yağsın! Kusura bakmayın da göz yaşartan, hatta bazen zehirleyip öldüren kara bir duman varsa kaynağını bulur, işersiniz, söner gider.
Cinsel Aykırılıklar, cinsel çeşitliliğe çok pozitif yaklaşan bir kaynak. Sizin bu konudaki görüşleriniz nedir?
Evet, cinsel yelpaze, cinsel azınlıklar, seks hiyerarşisi gibi kavramları bundan 40-50 yıl önce ortaya atmış, öncü bir kaynaktan söz ediyoruz. İnsanların beyninde, damarlarında dolaşan bütün cinsel düşler, başkasına zarar vermediği sürece benim için makbuldür. Şaşırmam, ayıplamam, beni heyecanlandırmayan bir düş ise ortak olmam; hepsi bu. Gerisi utandırma, cezalandırma, bastırma mekanizmaları; var olan rızaları yok sayma girişimleri; yani gerisi düş sahibi insanın dışında gelişen, kısıtlayıcı mekanizmalar… Tarih bu kısıtlama mekanizmalarının geleni durduramadığını, anca erteleyebildiği gösteriyor. Rubin’e göre bu erteleme çabası, cinsel tehlike çığ gibi büyür korkusundan; altında yatan neden ise herkesin kendi cinsel hazlarını, dünyanın merkezinde görmesinden, ideal cinsellik düzcinsel ve sade (vanilla) olur kanaatinden. Yani aslında adını tam koymasa da Rubin konuyu bireylerin narsisist eğilimine ve kurumların faşist eğilimine bağlıyor. Sayfa 201’de psikiyatrinin cinsel çeşitliliğe tahammülsüzlüğünü ve şiddetini şöyle eleştiyor: “Aşağı görülen seks deneyimleri, akıl hastalığı veya kişilik bozukluğu semptomlarıyla iftiraya maruz kalır… Cinsel mazoşizm özyıkımcı kişilikle, cinsel sadizm duygusal saldırganlıkla, eşcinsellik ise erginleşememekle bir tutulur. Bu terim karmaşası, zamanla insanlara cinsel yönelimleri ya da aykırı cinsel ilgileri üzerinden istisnasız uygulanan dirençli önyargılara dönüşür.”
Trans dışlayıcı feminizmin 80’lerde feminist hareketi böldüğüne dair bir yorumu var yazarın. Bu tartışma Türkiye’de yaklaşık son 5-6 senedir gündeme gelir oldu. Ne düşünüyorsunuz bu tartışma, taraflaşma hakkında?
Rubin trans dışlayıcı feminizme değiniyor değinmesine ama feminist hareketi 1980’lerde ortadan ikiye böldüğünü söylediği olgu pornografi. Feminist seks savaşlarında bir taraf pornografiyi erkek egemenliğin sarsılmaz kalesi ve gerçek şiddet olaylarının müsebbibi görüp yasaklatmak isterken öbür taraf bunun alt tarafı görsel yapım olduğunun altını çizerek cinsel özgürleşmenin aracı olması için pornografinin tek eksiğinin kadın, LGBTİ+ yapımcılar, yönetmenler olduğunu savunuyor.
Trans dışlayıcı feminizm, feminizmi dikey bir iktidar alanı, kendini de bu piramidin en üstünde gören bazı feministlerin ‘son kale elden gidiyor’(?) kaygısından ileri geliyor herhalde. Çoğundan aynı ifadeleri duyuyoruz trans kadınlar hakkında ve trans erkekler konu başlığından itinayla kaçındıklarını da görüyoruz. Trans kadınlar için diyorlar ki ‘‘Bunlar çocukken, gençken erkek deneyiminden geçmiş insanlar ve feminizmde dümeni ele almak, diğer kadınların sesini bastırma amacı güdüyorlar.’’ Bu çok mesnetsiz bir suçlama -hem bir insan grubunu toptan töhmet altında bırakıyor hem de trans kadınların açılmadan veya uyum sürecine girmeden önce de kadın duyuşuna, benliğine sahip olduğunu yok sayıyor. Feminizm kadınların özgürlük için ayağa kalkmasıdır; erkek egemenliğe, erkek şiddetine karşı el ele vermesidir.
‘‘Trans kadınlar kadın değildir,’’ diyen kadınlar, şayet içlerinden ‘transların benimle birebir aynı kadın deneyiminden geçmedikleri ortada’ diye düşünüyorsa şu soruları kendilerine sorabilirler: Apartmanda yaşayan ve kabilede yaşayan kadın deneyimi aynı mıdır? Başörtülü ve açık giyimli kadın deneyimi aynı mıdır? Yaşlı ve genç kadın deneyimi aynı mıdır? Bekar ve boşanmış kadın deneyimi aynı mıdır? Okul müdiresi ve seks işçisi kadın deneyimi aynı mıdır? Esma ile Esma’nın kadın deneyimi tıpatıp aynı mıdır? Birbirimizi yemek yerine dinleyelim. Sorunlu bir söylem veya eylem neşemizi kaçırırsa, ırkçılığı andıran topyekün nefret/üstüncülük biçimlerine gark olmadan, sorunun kaynağı trans kadın mıymış, natrans kadın mıymış bakmadan, şiddetsizliği ve erksizliği geri getirmek için feminizmde buluşalım.
Ahlaki panik ve seks ürküsü terimlerinden ve bunların, varlık transferleri gibi birtakım politik planların üstünü kapatmak için kullanıldığından bahsediyor yazar. Bu ‘kullanışlı’ toplumsal tepkileri aşmak için ne yapmak gerek sizce?
Önce söylediğiniz kavramların gerçek hayattaki karşılıklarının anlatıldığı sayfa 221’den alıntı yapalım: “1880’lerin beyaz köleliği histerisi, 1950’lerdeki eşcinsellik karşıtı kenetlenmeler ve 1970’lerin sonunda koparılan çocuk pornosu velvelesi… Batı toplumlarında cinsellik esrarengiz gösterildiği için uğruna verilen savaşlar da genelde çarpık rotalı ve yanlış konumlandırılmış bir tutku tarafından yönetilir ve ziyadesiyle simgeseldir… Ahlaki panik kasırgasında uçuşan böyle korkular talihsiz bir cinsel topluluğun veya edimin üzerine yapışır. Medya kızgın bir alev topuna döner, halk linç edecek hedef arar, polis sevk edilir… Öfke dinince bir de bakmışsın, masum bir erotik topluluk kırıma uğramış, devlet ise yeni erotik davranış sahalarında gücünü genişletmiştir.”
Bir çırpıda tüm boyutlarıyla karşılanamayacak bir soru sormuşsunuz ama ahlaki panik ve seks ürküsüne karşı aklıma gelen önerileri sıralayayım:
1) Açılmak, açık yaşamak. Yalın, samimi bir varoluşun önünde duramıyorlar öyle kolay kolay.
2) Görünürlük ve istenen mesleklere, meşgalelere erişmek için mücadele. Özellikle okuma alışkanlığının can çekiştiği ama görsel kültürün yükselişini sürdürdüğü şu zamanda cinsiyet veya cinsel kimliğini gösterebilmek, özellikle belirli bir görünüşe tekrarlı maruz kalmanın alışkanlık doğurduğu bilgisi ışığında şiddet doğurabilir tepkileri dindirecektir. Yanı sıra -yine maalesef- mesleğin, statünün gereğinden fazla önemsendiği toplumlarda çalışma ve sosyalleşme alanlarına dengeli nüfuz edebilmek de paniği, ürküyü azaltabilir.
3) Cinselliğin de cinsiyetin de başkalarına şaşırtıcı geldiği durumlarda bile deneyimleyen için doğuştan ve/veya sıradan olduğunu anlayabilmek, anlatabilmek. Esrar perdesini, cinsiyet rollerinden ileri gelen eşitsiz ayıplamayı, ‘elalem ne der’i yırtıp atabilmek. Hayatınız boyunca hiç duymadığınız bir fetiş bile o fetişten zevk alan kişi için başucundaki su bardağı kadar gündelik ve gereklidir.
4) Pornografi, seks işçiliği ve gündelik eşyanın fantezi amacıyla alım satımı gibi medyayı ve ticareti bağlayan alanlarda patronsuzluk -dolayısıyla daha az erkek egemenlik- çerçevesinde ilerleyebilmek, ipleri eline almak.
5) Çarpıtmalara, hedef göstermelere mizah-gullüm ile karşı koyabilmek, kendi yolumuzu çizmek. Demiyorum ki hayati tehlike varken sırf dans edelim. Bunu söyleme nedenim, Trump gibi işi gücü gerçeği çarpıtmak olan iktidar odaklarının karşısında, seri yalanları çürütmenin ve teyit mekanizmalarının politik olarak yetersiz kalacağıdır. Teyitlemek, doğrusunu söylemek (fact-cheking) iyidir, gereklidir ama salt bunlarla yürümek hep savunma pozisyonunda kalmak, sahneyi Trumpgillere terk etmektir. Daha seksi olan, kendi dansımız, gullümümüz oysaki. Sanık sandalyesinde değiliz, utanacak bir şey yapmadık, sandalyeyi nasıl kullandığımızı da kimlerle barış içinde oturduğumuzu da henüz göstermedik.
6) Karşılıklı rızayı yadsınamaz biçimde ortaya koymak ve insan haklarının özündeki kapsayıcılığı harekete geçirmek.
7) Dayanışma ve isyan. Arkadaş, arka çıkan demektir. Direnince çok güzeliz. İsyanın tamama ermediği durumlarda bile ‘varım’ dedirtir, özsaygıyı besler.

Kitapta çeviriyle ilgili bir notunuz var: bazı noktalarda Türkçede oturmuş gibi görünen cinsel yönelim terimini, aykırı cinsel ilgi olarak çevirmişsiniz. İkisi de İngilizcedeki sexual orientation terimine karşılık geliyor. Bu kararın sebebi nedir? İkisi arasındaki sınır nerede sizce?
Gayle Rubin ABD medyasında, ABD hukukunda, ABD üniversitelerinde, ABD tıbbında cinselliğe ve cinsiyete dökülen çimentoların ortasında çiçek aça aça bugüne geldi. Sadomazoşizme yansız veya olumlu yaklaşmak isteyenler, o dilde ‘sexual orientation’ dalına tutunmuşlar, zira karşılarına dikilen betonlar, bu cinsel ilgiye hastalık demekte, parafili demekte, nötr veya destekleyici bir terimden kaçınmakta; insanları bu davranışları yüzünden ilk açıklarını(?) yakaladıklarında tefe koymakta, hapse tıkmakta ısrarcı. Kurumsal nefret had safhadayken zaman daralır, sofistike dil seçimleri lüks kaçar. ‘Sexual orientation’ nedir diye aynı dilde araştırma yaptığınızda ise -isterseniz Türkçede ‘cinsel yönelim nedir’ diye araştırdığınızda- karşınıza kime çekim duyduğunuz veya kiminle cinsel tecrübeler yaşamak istediğinize göre bir sınıflandırma çıkar; nasıl veya ne şiddette bir cinsel deneyim yeğlediğinize göre bir sınıflandırma bu terime esasen ait değildir.
Bana sorduğunuz sayfada (sf. 160) Rubin özetle diyor ki: “Arkadaşım tutkuyla tasarladığı kendi fantezi odasında kalp krizi geçirdi… Basın ‘sadomazoşist ayinde ölüm’ haberleri üretti… Arkadaşımın ölümünü ‘sexual orientation’ıyla bağlantılandırmalarındaki tek sebep, ‘S/M ölümcüldür’ önyargısıydı.” Kitaptaki ‘sexual orientation’ sözcüğünü, eşcinsel-düzcinsel-biseksüel-aseksüel yönelimden birini değil ama doğumdan ölüme dek süren kurucu, kuvvetli ve yaftalanmış cinsel dürtüleri kast ettiği sürece ‘aykırı cinsel ilgi’ (ACI) terimiyle karşılamaya, işte bu sayfada kesin karar verdim. Bana bu kararımda güç veren ise Rubin’in, cinsel yelpazenin uç kanatlarını kitapta zaten sık sık ‘sex dissenters’, ‘sexual deviants’ ve ‘perverts’ gibi sözcüklerle anıyor olmasıydı. Rubin çekinmeden ‘sapıklar’ dedi, kimseye zarar vermeyen sapıkları savunmayı ilke edindi.
Üzülmek yerine yumrukları sıkarak söyleyeyim: Türkiye tıbbında, psikiyatrisinde şu an kanon kabul edilen CETAD ve CİSED gibi kurumlar da 20-30 yıl sonra pişman olacaklarını veya geri adım atacaklarını fark etmeksizin fetişizm, sadomazoşizm ve benzeri doğuştan gelen, kendi halinde ama çoğunluk tarafından dışlanan cinsel ilgileri, cinsel kimlikleri sapkınlık/parafili adı altında hastalıklaştırmayı, damgalamayı sürdürüyor. Bir cinsel ilginin ve davranışın hastalık olup olmadığının tespiti, kamuoyu yoklamasından geçmez oysaki. Bir CETAD ve CİSED’in güncel parafili listesine bakın, bir de Rubin’in sayfa 235’te lezbiyenlere yaptığı kesişimsel dayanışma çağrısına bakın. Bu kitabın şu an, bu ülkede güncel ve elzem olduğuna açık bir göstergedir bu karşılaştırma. Bilim camiaları fobik, dışlayıcı, sorumsuz davranmayı ABD’de de Türkiye’de de sürdürdüğü için S/M’yi dışlamayan, anlayan bir bilim nasıl terimlendirirdi, bunu henüz bilmiyoruz; dolayısıyla kendi göbeğimizi kendimiz kesiyoruz.
Aykırı cinsel ilgi (veya özel cinsel ilgi) terimini türetirken TDK sözlüğüne de bakmadım değil. İlgi terimi Türkçe psikolojide dikkati öncelikle bir şey üzerinde toplama ve hoşlanma demekmiş; Türkçe kimyada ise ögelerin koşulları eşlendiğinde birbiriyle birleşmesi demekmiş. Kökenbilimsel olarak da ilmek fiiliyle, ilmik ismiyle kardeştir ilgi terimi. “Peki, senin cinsel ilgin neleri kapsıyor?”, “BDSM’nin neresiyle ilgilisin?” ve benzeri sorularda ilginin yerine oturmuş (oryantasyon harici) bir terim kullanılıyor da ben kaçırmışsam ikinci baskıda düzeltebilirim bu arada.
Sınır sorunuz çok güzel, yalnız. Sınır bugün konur, yarın sinir eder, öbürsü gün erir gider. Sınırı tam olarak orada yaşamayan koyar, yaşayan ise içinde olmayan sınırı tam önünde bulduğunda içiyle dışını bir noktada kavuşturmak için düşünmeye, beyan etmeye, itiraza ve örtük/açık savaşa başlar. Ya da ne olur? Öz bastırılır, yadsınır, onun yerine sınır kutsanır. Şuraya gelmek istiyorum: belki de insanlar açıla açıla bir gün cinsel yönelimler listesi onlarca maddeyi geçer, paradigma kökünden sarsılır. Yani bir gün birisi çıkıp “Ben aseksüel değilim, biseksüel-düzcinsel-eşcinsel de değilim, benim cinsel yönelimim safi mazoşizmdir,” dese, kimse bu fışkıran pınarı görmezden gelemez. Sanıyorum o durumda kasıt, kiminle sadomazoşist cinsellik yaşandığının hiç ama hiç önemi olmadığı ve cinselliğin başlıca arzu nesnesinin bir ezen, aşağılayan, can acıtan şey/kişi olduğudur. Sadece sanmayıp bildiğim bir şey de var bu konuda: Bazı insanlar S/M oyunlardan sonra cinsel birleşme yaşarken bazıları içinse S/M deneyim seksin kendisidir ve birleşme olmasa da olur. Bu da böyle bir anımdır, gülerken bitirelim.