singapur’da yaşayan queer aromantik aktivistler yingchen ve yingtong tarafından yazılan ve e-zine olarak tumblr’da yayımlanan manifestoyu mısra şen türkçeleştirdi; son okumasını ve düzeltisini editörlerimizden mercan baş yaptı.
***
Manifestomuz
Romantizm, varoluşu gereği kuir-fobiktir.
Kuir hareketin ve kimliklerin, romantik arzuların elde edilmesi ve bu arzuların kutlanması etrafında şekillenmesi LGBTİ+’ların yaşadığı baskıları güçlendirir.
Kuir özgürleşmenin uzun vadedeki hedefi romantizmi ortadan kaldırmak olmalıdır.
Sevme özgürlüğü
Yakın dönemde 942’si natrans 960 kişinin flört tercihleri hakkında yapılan bir araştırmaya göre:
– Katılımcıların %88’i trans kişilerle flörtleşmeyi reddediyor.
– Eşcinsel erkeklerin %89’u trans erkeklerle flörtleşmeyi reddediyor.
– Eşcinsel kadınların %82’si trans kadınlarla flörtleşmeyi reddediyor.
– Biseksüel/kuir kişilerin %63’ü trans kadınlarla; %51’i de trans erkeklerle flörtleşmeyi reddediyor.
“İsteyenin istediğini sevme özgürlüğü” hakkındaki kuir heyecana rağmen çoğu trans kişi, kuir alanlarda bile romantik bağ kurmaktan kaçınılacak kişiler olarak görülüyor. Bu dışlama, cis-heteroseksist romantizm idealine ne kadar uygun olduğunu belirten “karakter özelliklerini” düşünmek bir yana; henüz ırk, sınıf, sağlamlık (able-bodied) gibi marjinalize edilen kimlikleri hesaba bile katılmadan, yalnızca cinsiyet kimlikleri sebebiyle gerçekleşiyor .
Katılımcılardan yalnızca iki kişi herhangi bir romantik çekim hissetmediğini belirtti.
Çoğu kuir flört etmek istiyor.
Kuir olmanın kendisinin flört etmeyi istemekten geçtiğini düşünüyoruz.
Birçok kuir aynı cinsiyetten kişilerarası ilişkilenmelerin kuir olduğunu düşünüyor. Çünkü bu ilişkilenmelerin romantizmi ve aşkı bir natrans-erkek ve bir natrans-kadın arasında tutmaya çabalayan dünyaya karşı taviz vermeksizin baş kaldırdığını varsayıyoruz.
Çağdaş kuir hareketi kendisini “aşkın özgürleşmesi” retoriği etrafında inşa etti. Özellikle hemcinsler arası evliliklerin yasallaştırılması ve diğer kuir romantik bağ biçimlerinin meşrulaştırılması için uğraştı. Fakat arzu ve isteklerin hiyerarşik bir düzende kontrol edildiği sistemde “aşkın özgürleşmesi” talebi bu hiyerarşiyi yeniden üretiyor. Birçoğumuz sadece şiddetli ve sağlıksız biçimlerde “seviliyor,” kişiliği ve ihtiyaçlarının derinliği gözetilmeyen objeler olarak fetişleştiriliyoruz. Birçoğumuz ise sevilmeyen, istenmeyen olarak kalıyor.
Kuir hareket “insanın kimi sevdiği (ya da sevmediği) kendi seçimi değildir” fikrini ısrarla savundukça bütün arzuları denetleyip düzenleyen heteronormatif güç ilişkilerinin sorgulanmasını engelliyor.
Heteroseksüeller için kimi seveceğini seçmek nasıl söz konusu değilse, eşcinseller için de değil. Bu mantıkla ırkçılar ve transfobikler de kimi seveceğini seçemez denilebilir, ya da engelli veya şişman kişileri “cazibesiz” bulanlar da.
Kuirlerin uğradığı baskı, arzularının yasaklanmasından ibaret değildir. Aynı zamanda hiyerarşik ve saldırgan arzuya da maruz kalmak, arzulanmayan olmayı tecrübe etmektir.
Aşkın kişiselleştirilmesi
Genellikle aksi iddia edilse de romantik çekim, insanların sahip olduğu “doğal” bir his değildir. Romantizm, her şeyden önce politik bir sistem olarak inşa edilir:
– Romantik çekim yalnızca yaşamın özel ve kamusal olarak ayrıldığı (neo)liberal düzlemde anlam kazanır.
– Kamusal yaşam insanların vatandaş olarak görülüp, sosyal hayata müdahalenin meşru kılındığı alandır.
– Özel yaşam insanları tüketiciler ve bireyler olarak tanımlar ve kimsenin müdahale edemeyeceği alan olarak görülür.
Heteroseksüel akrabalık ilişkilerinin oluşturduğu “aile hayatı” tarihsel olarak özel alan olarak inşa edilmişken, kuir ilişkilenmeler kamusal alan sorunu olarak görülür. Bunun nedeni kuirlerin yine tarihsel olarak toplum için tehdit oluşturan sapkınlar olarak kodlanarak ahlaki panik yaratılmasıdır.
Kuir hareketin buna cevabı kuir ilişkilenmeleri normalleştirmek ve özel hayat olarak görülmesi için savaşmak oldu. Fakat günümüzün politik koşullarında özel olan da kamusal müdahaleye açık halde.
Romantizmin yadsınamaz bir kamusal yönü de var: sosyal çevremiz ve medya tarafından sürekli romantizm güzellemelerine maruz kalmasaydık bu duygular yarısı kadar bile heyecanlı olmazdı.
Yine de romantik duygular, kimin kimi romantik partner olarak seçtiğine –bu tercihler sistematik eşitsizlik örüntülerine uymasa bile– karışılmayacak kadar kişiselleştirildi.
Romantik ilişkilenmeler hakkındaki başlıca yalan, romantik duyguların herkeste olduğu çünkü doğal olduğu; ve doğal olduğu çünkü herkeste olduğudur.
Romantik duyguların hem herkes onları hissediyormuş hem de doğalmış gibi görünmesinin sebebi cis-heteronormatif düzendir. Cis-heteronormatif bir toplum içerisinde romantik duygu ve ilişkiler, hissettiğimiz derin mutsuzluğa özel hayatlarımızda bir çare olacak şekilde kamusal olarak düzenlenir.
Ne gibi zorluklarla karşılaşırsak karşılaşalım, aşkın gücü hayatı yeniden dayanılabilir kılacaktır. Ve bu yüzden, bu kamusal fanteziyi özel hayatlarımızda elde etmeyi arzularız.
Bu mutluluk vaadi romantik ilişki içerisindeki taraflar tarafından verilen bir teminat DEĞİLDİR; daha ziyade ilişkinin kamusal romantizm idealine ne kadar yaklaşabildiğine göre ortaya çıkar.
İnsanların çoğu zaman partnerleri tarafından kendi kişiliklerinin gözardı edilmesi pahasına “romantize edildiklerini” hissetmelerinin sebebi budur.
Kadınların romantize edilmeleri özellikle şiddetli bir eylemdir, çünkü cis-heteroseksüel normlar, ideal romantik kadından erkeğin duygusal ve cinsel ihtiyaçlarını kendininkilerinin önüne koymasını talep eder.
Sevginin Hiyerarşisi
Romantik ilişkilenmeler hakkında söylenen ikinci büyük yalan, bu ilişkilenme biçiminin partnerler arası uyuma dayalı olduğudur.
Romantizm, hiyerarşi yaratan fonksiyonunu, natrans-erkek ve natrans-kadınların birbirini “tamamladıklarını” söylemekten, bir gün herkesin kendisi için doğru partneri bulacağı iddiasına kadar, kişilerin arzulanmayan değil de henüz kendine uygun partneri bulamamış olduğu masalı altında saklar.
Fakat bu uyumluluk fantezisi, bütün önemli farklılıklarımız (cinsel yönelim, cinsiyet, ırk, sınıf, sağlamlık vb.) arasında kendini gösteren, kimin arzulanabilir olduğunu belirleyen net hiyerarşilerin neden oluştuğunu açıklamakta yetersiz kalır. Bunun sebebi romantik duygu ve ilişkilerin temelde “uyumlu olmakla” değil de toplumsal ideale ne kadar yaklaştığımızla alakalı olmasıdır.
Romantik aşk, sadece bu aşkın herkesin arzuladığı toplumsal idealine sahip oldukları ilüzyonunu sürdürecek kadar yaklaşabilenlere mutluluk vaat eder. İdeale yeterince yaklaşmak, herkesin arzuladığı toplumsal fanteziye kişisel hayatımızda sahip olduğumuz illüzyonunu sürdürmeye yarar.
Romantik anlamda çekici olarak görülenler yalnızca üst-sınıf, beyaz, cinsiyet normlarına uyan, “sağlıklı ve sağlam”, ince veya kaslı olan vb. kişilerdir.
Romantik partnerlere “birbirleriyle uyumlu” demek genellikle romantik aşkın hiyerarşisinde ayrıcalıkları bakımından görece eşit oldukları anlamına gelir. Romantik olarak arzulanmayan kişilerin “birbirleriyle uyumlu” olduklarını iddia etmek de aşağılayıcı bir anlam taşır.
Kuir hareketin “özgür aşk” retoriği, aşk hakkındaki bu iki yalanı da sorgulamakta başarısız oldu. Kuir aşk idealleri yalnızca en ayrıcalıklı ve “uyumlu” kuirleri idealize ederken, daha marjinal ve “uyumsuz” görünen kuirleri aşağılayıp dışlayarak inanılmaz bir biçimde heteronormatif kalmaya devam etti.
Romantik aşkın mutluluk vaadinin gerçek dışı ve hiyerarşik bir ideale yaklaşma ve bu ideal uğrunda diğer herkesi yok sayma yolundan geçmesi, romantik ilişkilerde kişilerin partnerleri için yeterince iyi olmadıklarından veya partnerlerinin kendileri için yeterli olmadığından sürekli olarak endişelenmelerine sebep olacaktır. Öte yandan romantik aşkın heteronormatif ideallerine yaklaşamayan kişilerinse bu sorunlarını kişisel hayatlarında çözmesi beklenir.
Çok az kişi, başkalarının arzulanmayan olmasını ucu kendilerine uzanan toplumsal bir sorun olarak görür. Bunun yerine, arzulanabilir görülmeyen kişiler hakkında, insanlardan sıklıkla aşağılayıcı bir şekilde onları “tercih etmediklerini” veya bir gün elbet “doğru kişiyi” bulacaklarını işitiriz.
İçimize dönmek
Romantik ilişkilenmeler hakkındaki üçüncü büyük yalan, bu ilişkilenmelerin kendi içlerinde düzeltilebileceğidir.
Romantik ilişkilenmelerin toplumsal ideali ne kadar şiddetli olursa olsun, feministler ve kuirler hayatlarında doğru partnerlerle kendilerine ait şiddetsiz ilişkilenme pratikleri oluşturmanın peşinde olabilir.
Oysa ideal romantik ilişkiye sahip olmak istemek, halihazırda şiddete başvurmak demektir. Romantik ilişkiler, toplumun en önemli disiplin araçlarından biridir çünkü arzuyu yalnızca yasaklamakla kalmayıp, nasıl olması gerektiğine de karar verir.
Romantik ilişkilerin hayalî mutluluk vaadini deneyimlemeye dair coşkulu isteğimiz ve reddedilmeye dair duyduğumuz yıkıcı korku, arzularımızı sürekli olarak toplumun muhafazakâr ve kuirfobik normlarına hapseder.
Kuir romantizm, arzumuzu hapsettiği ve ele geçirdiği kadar heteronormativiteye baş kaldırmaz. Arzumuzu ele geçirdikçe sahip olduğumuz göreceli ayrıcalıklara sıkı sıkıya tutunmamıza ve sahip olmadıklarımız için kendimizden nefret etmemize sebep olur.
Sanki Sindirellavari bir filmde yaşıyormuşuz da romantizmi kurtarabilecekmişiz gibi mazlum fanteziler kurmayı bırakalım.
Romantizmin kişisel olduğu ve ilişkilerin içlerinde reform edilebileceği iddiası en tehlikeli iddialarından biridir, ve romantizme yanlış bir kapsayıcılık görüntüsü verir.
Heteronormatif kapitalizm, romantizmin “kuirleştirilebileceği” illüzyonunu yayarak kuirlerin “arzulanmama” ve mutsuzluk gibi sorunlarını “doğru” partnerleri bularak özel hayatlarında çözmeye zorlar, ve böylece öfkelerini kamusal alanda kolektif harekete yönlendirmelerini engeller.
Mazlum romantik öykülere en çok ihtiyaç duyanlar genellikle en marjinalize edilmiş gruplardır.
Kuirler, kuirfobik dünyada yaşamlarını idame ettirebilmek için romantik arzuya benzer bir şeyi, romantizmin fantastik mutluluk vaadinin bir benzerini hissetmeye ihtiyaç duyuyor. Ancak bu asimilasyoncu fantezi aslında kuir özgürleşmeye zarar vererek onu engelliyor.
Kuir hareketin ve kişilerin ihtiyacı olan şey şiddetli bir romantizm fantezisi etrafında kurulmuş ve odağı toplumsal kuirfobiden kaydıran bireyci bir özgürlük vaadinden ziyade özgürlükçü kamusal alanlar yaratılmasıdır.
Kuir karşıt-kamusallık olarak aromantizm
Kimsenin arzulamadığı biriyle flört etme zorunluluğu yok. Fakat bu kamusal bir soruna bulunan kişisel bir çözüm.
Kamusal çözüm romantizmi tümden ortadan kaldırmakta.
Aromantizmi, kuirfobik şiddet karşısında içimize kapanmaktansa kamusal direnişi mobilize eden bir karşıt-kamusallık olarak anlamayı öneriyoruz. Aromantizm başkalarıyla ilişkilenmenin radikal ve şiddetsiz biçimlerini bulmaya ilkeli bir adanmışlıktır.
Aromantizm aşkın kişileştirilmesine ve özel alana hapsedilmesine karşı çıkmaktır.
Aromantiklerin ilkeleri şunlardır:
– Kuir ilişkilenmeleri birbirleriyle yarışıp birbirini zayıflatan ilişkilerdense birbirlerini güçlendiren karşıt-kamusallıklar ağı olarak görmek.
– Hiyerarşik romantik ayrıcalığın mutluluk üzerindeki herhangi bir gücünü reddetmek.
– Romantizmin duygusal ve fiziksel yakınlaşmalar üzerindeki tekelini kabul etmemek.
– Zenginliği bir yerde yoğunlaştırmaya ve eşitsizliği sürdürmeye yarayan evlilik gibi kayırmacılık (nepotizm) uygulamalarını terk etmek.
– Kuir ilişkilenmeleri politik dayanışmaya ve harekete dönüştürmek.
– Henüz var olmayan şiddetsiz arzular ve hazlar yaratmak.
Halihazırda romantik partner(ler)iniz varsa on(lar)dan “ayrılmanızı” istemiyoruz, fakat onları daha farklı, daha kuir bir yerden sevebileceğinizi söylüyoruz.
Aromantizm ilişkilerdeki yakınlık deneyimlerimizi aşağıdaki şekillerde geliştirebilir:
– Aromantizm bir kişiyle her özelliğimizin birbirine uygun olması zorunluluğunu hissetmemiz gerekmediğini (ve kimseyi “uyumlu olmaya” çalışmaya zorlamamamızı), çünkü farklı kişilerin farklı yönlerimizle uyuşabileceğini ve bunda bir sorun olmadığını söyler.
– İlişkilerde sürekli hissedilen romantik idealin gerisinde kalmak ve sonucunda yerini başkasının alması, yani “yetersizlik” korkusunu ortadan kaldırır.
– Bireylerin ilişkilerinde romantik ideale ne kadar yaklaştıklarına göre değerlendirilmesindense oldukları gibi görülmesine olanak tanır.
– Hangi davranışların uygun(suz) olduğunu belirleyen romantik beklentilerden etkilenmeden, yakınlığın tanımını yeniden yaparak ilişkide neye rıza verilip verilmeyeceği gibi konuşmaların daha iyi yapılmasını sağlar.
– Aşkın rekabetçi olmadığı ilkesi sayesinde ilişkiler için gereken güveni inşa eder ve böylelikle “aldatma” gibi olayların otomatik olarak kaygı yaratmasını önler.
– Aldatılma ve partnerin “başkasını bulması” konularında korku duyulmamasının sonucu olarak, uzak mesafelerde olunduğunda ve uzun süre görüşülmediğinde bile yakınlıkların daha uzun süreler boyunca sürdürülmesini sağlar. Yakınlarınızın bağ kurduğu her yeni kişi sizin için de potansiyel bir bağdır!
Soru: Aromantizm cinsel ilişki pratikleri hakkında ne söyler?
Cevap: Böylesi ilişkileri tanımlamak size kalmıştır! Yalnızca benzer arzulanma hiyerarşilerinin romantizmde olduğu gibi sekste de var olduğunu unutmamakta fayda var.
Yeni bir gelecek vizyonu
Sosyal yapılarımızın çoğu bunu desteklemediğinden, aromantizmi şu anki toplumsal koşullarda tahayyül etmek zor. Fakat bunu aromantizmden vazgeçmek yerine yaratıcı bir zorluk olarak görmeliyiz.
Sonuçta kuirlik hiçbir zaman normalliğin yarattığı rahatlıkla ilgilenmedi. Kuirlik her zaman “normal” addedileni adalet uğruna reddetmekle ilgili oldu.
Heteroseksüel çekirdek aile üstüne kurulu kapitalist toplum, her ailenin yalnızca kendisi için çabaladığı rekabetçi bir dünya yaratır.
Peki, bunun yerine sosyal yapılarımızı aromantik bir toplum vizyonu etrafında tasarlasaydık: ortak konutlar, alanlar ve tesisler; kentsel çiftçilik ve seks-pozitif eğitim gibi toplumsal faaliyetler; tek seferlik işlemlere değil, uzun vadeli karşılıklılığa dayalı bir paylaşım ekonomisi; çocuklar, yaşlılar ve engelli kişiler için yakın çevreleri tarafından ortak bakım; kar amacı güden kurumsal planlara değil, ortak bakıma dayalı sigorta sistemleri… O zaman ne olurdu?
Çekirdek aile, rekabetçi bir toplumun temel yapı taşıdır ve her ailenin kendi çıkarlarını diğer herkesin çıkarlarından üstün tutması beklenir. Aromantizm, sosyal anlatımızı rekabetten işbirliğine dönüştürür.
Bir kuir karşıt-kamusallık olarak aromantizm, bu karşıt-kamusallık nasıl inşa edilecekse edilsin, bireysel olarak gerçekleştirilemez. Romantizmin içinde olmadığı ve asla olamayacağı bir toplumsal hareket olmalı bu. Henüz tüm cevaplara sahip olmasak da, hep birlikte keşfedeceğimiz çok şey olduğunu biliyoruz.