Non-binary Sporcular Cinsiyete Dayalı Spor Dünyasında Yönlerini Nasıl Bulmalı?

Bazı non-binary sporcular küresel çapta tanınırlık kazansalar bile, hala sadece yarışabilmek için modası geçmiş politikaların arasında yönlerini bulmak zorundalar.

Yazar: Lauren Rowello
Çeviri: Ari P. Büyüktaş

Bu yaz gerçekleşen ve kaykayın ilk kez dahil olduğu Olimpiyat oyunları öncesinde Alana Smith bir tercih yapmak zorunda kalmıştı: Kendini non-binary olarak tanımlanmasına rağmen ya kadınlarda yarışacak, ya da kaykay sporunun tarihi bir olay olarak dünya sahnesine ilk çıkışını kaçıracaktı.

Nihayetinde, kendini ifade etmek adına kaykayının üstüne cinsiyet zamirlerini yazarak yarışa katıldı. 20 yaşındaki sporcu, “Kendimi [ikili cinsiyet] kategorisiyle sınırlamak zorunda kalmama rağmen, bir yer hak ettiğimiz için sadece bir temsiliyet göstermek istedim” dedi. Smith, ikili cinsiyet fikrine dayanan rekabetçi kategorilere yönelik mevcut yaklaşımın kimlerin yarışlara katılabileceğini sınırladığını açıkladı. “Sadece para kazanmak için bana uymayan bir kategoriyle kendimi sınırlamaya daha ne kadar süre razı olabileceğimden emin değilim. Bu bana kendim gibi hissettirmiyor” dedi.

Smith, her seviyedeki spor dallarına katılmaya çalışırken sınırlı seçenekler arasında yön bulmaya çalışan, sayıları giderek artan non-binary sporculardan sadece bir tanesi. Profesyonel sporlarda non-binary veya interseks yarışçılar kayda değer bir şekilde tanınma kazanmadan, bazı sporcular sadece katılabilmek için deneyimleriyle uyuşmayan etiketleri kullanmaya zorlanıyorlar – ve bu tavizi kabul edenler genellikle yanlış cinsiyetlendirme, akranlarından ayrı bırakılma, karşı çıkma veya daha kötüleri dahil olmak üzere mikro saldırganlıklarla karşılaşıyorlar.

Bu yakın zamanda ortadan kalkmayacak bir sorun. Cinsiyet uyumsuzluğuna ilişkin farkındalık arttıkça, yakın zamanda yapılan bir Trevor Project anketine yanıt veren her 4 queer gençten 1’i de dahil olmak üzere daha fazla insan kendini açıkça non-binary olarak tanımlamaya başladı. Sporcuların genellikle iki tane cinsiyete dayalı kategoriden birinde yarışmaları gerektiğinden, kaç tanesinin non-binary söylemek zor. Non-binary yetişkinlerle ilgili veriler hemen elimizin altında değil, ancak 2020 Trevor Projesi’nin queer gençlere yönelik bir anketi, natrans kızların %27’si ve natrans erkeklerin %24’üne kıyasla, non-binary anket yanıtlayıcılarının yalnızca %17‘sinin spor yaptığını ortaya koydu.

Örgütün yayınladığı bir diğer rapor ise queer gençlerin %68’inin hiç spor yapmadığını gösteriyor. Görüşülen non-binary gençler, kendi cinsiyetleriyle uyumlu bir takımda oynayamamak da dahil olmak üzere yapısal engelleri sadece sebeplerden biri olarak belirtti. Spor genellikle topluluk olmayı destekleyen, zihinsel sağlığı iyileştiren ve sağlıklı alışkanlıkları teşvik eden faaliyetler olarak övülür, ancak katılıma erişimi olmayan queer insanlar bunlardan istifade edemiyorlar.

Açık olan şu ki, toplumsal cinsiyet uyumsuzu (gender nonconforming) kişileri yersiz bir azınlık olarak görmezden gelmek artık mümkün değil ve mevcut ikili sistemlerin bu kişiler için yarattığı sorunlarla spor da dahil olmak üzere tüm endüstriler mücadele etmelidir.

Bu yaz gerçekleşen oyunlardaki karma kürek yarışında rekabet eden paralimpik atlet Laura Goodkind, eğer kendileri olarak katılabilirlerse, daha fazla non-binary kişinin spor yapmayı deneyeceğine inanıyor. Yaptığı spor, takım başına özellikle bir erkek ve bir kadın katılımcı gerektirdiğinden, Goodkind ikili cinsiyet imi kullanarak rekabet etme açısından baskı altında hissediyor. Bu tür kurallar olduğu sürece non-binary sporcuların oynamak konusunda cesaretlerinin kırılması şaşırtıcı olmuyor.

Sporcu, “Adaptif sporlarda sorun çözmeye çalışan herkesin uyumlu hale getirmeye ve onaylamaya çalıştığı farklılıkları var” dedi. Goodkind, kabul ve yenilikçilik tutkusunun engelliliğin ötesindeki ihtiyaçlara da sirayet edebileceğini ve etmesi de gerektiğini belirterek, “Bunlar, engelleri veya farklılıkları olan [sporcular]. Bunu onaylayabilirsek, o zaman kişinin tamamını onaylayabiliriz.”

Bu yılki Olimpiyatlar, karma cinsiyetli sporların bile non-binary sporcular için nasıl hala dışlayıcı olabileceğine de dikkat çekti. Bu Olimpiyatlarda karma cinsiyetli müsabakaları başlatan yedi spor dalı da, non-binary sporcuları göz ardı ederek belirli sayıda erkek ve kadın katılımcı gerektiriyordu. Paralimpik Oyunlarında, kadro oluşturma açısından ragbi daha fazla esneklik sağladı, ancak kadınlar sahadayken farklılaşan bir kural getirdi ve yine non-binary takım arkadaşlarının katılım konusuna nasıl yaklaşabileceği ile ilgili kafa karışıklığı yarattı.

Karma cinsiyetli müsabakalara katılma fırsatı, gençler veya kolej sporcular için bile genellikle bulunmuyor. Başlık IX yasasının yeni bir yorumu, transseksüel ve non-binary öğrencileri de kapsayacak şekilde korumaları genişletmesi gerekse de, programlar genellikle non-binary öğrencileri hoş karşılamaz. İkili cinsiyetten trans öğrencileri onaylayan okul politikaları genellikle non-binary katılımcıları tanımakta dahi başarısız olur. 

Trans triatlet ve aktivist Chris Mosier, “Spor yapmak isteyen daha fazla non-binary ve akışkan cinsiyetli kişiler var, ancak politikaların buna yetişebildiğini henüz görmedik” dedi. Oregon’un, öğrenci sporcuları koruyan yasalarda non-binary kişilerden gerçekten bahseden tek eyalet olduğunu söyledi.

Politikaların genellikle kültürel yeterlilikten yoksun olduğunu, toplumsal cinsiyet uyumsuzluğunu anlamada veya tıbbi müdahaleler olmaksızın sosyal geçiş yapabilecek kişileri dikkate almakta başarısız olduğunu açıkladı. Örneğin, trans bireylerin belirli bir kategoride yarışmadan önce HRT (hormon replasman terapisi) almasını gerektiren politikalar, tıbbi müdahaleleri seçemeyenlere veya seçmeyecek olanlara yarışlara nasıl katılacaklarına dair çok az yönlendirme sunar.

Sarah Lawrence’taki bir takımda yarışan üniversiteli kros koşucusu Lena Kalotihos, trans-onaylayıcı sağlık hizmetlerinden bazı imkanlardan faydalanamayacağını çünkü bunun koşucu statüsünü tehdit edeceğini söylüyor. Hormon replasman terapisiyle (HRT) ilgilendiğini, ancak mezun olana kadar başlamayı düşünmediğini çünkü bunun muhtemelen erkekler kategorisinde yarışmaya mecbur bırakacağını söylüyor. Kros yönetim organı (ABD Atletizm), Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından belirlenen ve kadın liglerindeki yarışmacılar için izin verilen testosteron seviyelerini sınırlayan politikayı takip ediyor.

Kalotihos, “Kendimi bir atlet ve trans olarak tanımlıyorum. Bazen keşke ikisi arasında seçim yapmak zorunda kalmasaydım, ama durum böyle” dedi. 

Erkekler kros koşusunda, Kalotihos’un kadın takımıyla koşmaya alışkın olduğu 6 km yerine 8 km’de yarışıyorlar. Erkekler grubuyla koşmayı seçerse ya da bu gruba geçmek zorunda bırakılırsa, fazladan iki kilometre daha antrenman yapması gerekecek. Bu farklılıklar, kuralların kadınlar ve erkekler için farklılık gösterdiği diğer sporlarda da görülebilir ve bazen yaklaşımı o kadar bozar ki her spor tamamen farklılaşmış gibi hissettirir.

Bu ek zorluklar, rahatlığa ve onaylamaya engel oluyor. Kalotihos, yarış noktalarından çok uzakta olan tek kabinli tuvaletleri bulmak ve oraya varmak için genellikle zamanı olmadığını söyledi. Mümkün oldukça, kadın soyunma odasındaki tesisler yerine seyyar bir tuvalet kullanıyor. Üniformalar da bir o kadar cinsiyetliler ve erkek takımına sağlanan daha gevşek üstler ve daha uzun şortlar yerine, bu gruba katılanlara kadın moda trendleriyle uyumlu kıyafetler zorunlu tutuluyor. Okullar, bu sorunu ortadan kaldırmak için kıyafet konusunda nötr bir yaklaşım tercih edebilecek olsa bile çoğu bunu yapmıyor.

Sadece çok az sayıda koşu organizasyonu, yarışçılar için cinsiyetsiz bir kategori başlattı ve Kalotihos da bu şekilde yaz boyunca 5K’ya kaydolmayı seçti. Ancak, üçüncü bir kategori ekleme fikrini tercih etmiyor ve herhangi bir cinsiyet kısıtlaması olmaksızın daha fazla grup yarışı görebilmeyi istiyor.

“İnsanları bölmenin başka bir yolunu aramıyorum – daha ziyade herkesi bir araya getirmek ve herkesin cinsiyetinin onaylandığını hissetmesine yardımcı olmak istiyorum” dediler.

Non-binary atletlerin sporda kendilerine bir yer bulmalarına yardımcı olmak üzere üçüncü, özel bir kategori oluşturmaya yönelik bu potansiyel çözüm queer çevrelerde bile tartışmalı bir konudur. Trans kadınların, natrans meslektaşları ile rekabet etmesini istemeyen kişiler, bu kategorinin natrans olmayan herkes için bir bütün olarak kullanılması gerektiğini savundular. Mosier, bir trans erkek olarak erkeklerle rekabet etmek istediğini ve non-binary bir bölüme katılmaya zorlanmaması gerektiğini açıkladı. Benzer şekilde, politikalar, kadınlar veya non-binary kategorilerinde rekabet etmeyi uman kişileri, rekabet gruplarını kendilerinin seçmelerine izin vererek gereksiz kısıtlamalar getirmeden korumalıdır. Bu durum, yeni kategoriler ve trans katılımıyla ilgili politikalar ortaya çıktıkça bunları yakından izleme ihtiyacının altını çiziyor.

Mosier, non-binary sporcuların daha kendileri olarak yarışlara katılmasına izin veren kuruluşların, bu sporcuları nasıl destekleyeceklerini bildiklerinden ve becerilerini, ikili cinsiyetten deneyimlere sahip sporcuları ödüllendirdikleri aynı somut yollarla tanımaya istekli olduklarından emin olmak istiyor. “Ayrı olmanın asla eşit olmadığını biliyoruz” diyerek, organizatörlerin tüm katılımcıları gerçekten nasıl onaylayacaklarını ve onlara nasıl değer vereceklerini düşünmeleri gerektiğini sözlerine ekledi. Örneğin, non-binary bir kategoride yarışırken podyuma çıkma fırsatına öncelik verilmeli ve para ödülü en iyi erkek ve kadın yarışmacılara eşit olmalıdır. 

Mosier, en büyük sorunlardan birinin, bir bütün olarak toplumun, non-binary kişilerin ihtiyaçlarını anlamaması veya kimliklerini geçerli olarak kabul etmemesi olduğunu belirtti. Değişim söz konusu olduğunda, “Umudum sporun buna öncülük etmesi. [Non-binary kişiler] akranlarıyla aynı deneyimlere erişmeyi hak ediyor ve talep ediyor.”

Bu yazı ilk olarak 12 Ekim 2021’de them.us sitesinde yayımlandı. İngilizce orijinalini okumak için tıklayınız.

Görsel: Kelsey Wroten

Konuyla ilgili şu çeviriyi de okumanızı tavsiye ediyoruz: Non-Binary’leri Anlamak: Nasıl Saygılı ve Destekleyici Olunur

Sponsored by the Rosa Luxemburg Stiftung with funds of the Federal Ministry for Economic Cooperation and Development of the Federal Republic of Germany. The content of the publication is the sole responsibility of Velvele and does not necessarily reflect the position of RLS.