Queeristani Collective tarafından kaleme alınan bu metnin İngilizce orijinali, 8 Ocak 2026’da kolektifin Instagram hesabında paylaşıldı. Ekin Tümer, Velvele için Türkçeleştirdi; son okumasını Özden Arıkan yaptı.
1
Diasporadaki İranlılara; hısımlık, aile geçmişi veya politik taahhütleri nedeniyle bu topraklarla bağı olan herkese ve kolektif özgürleşme ilkelerini temel alan sol kesimlere sesleniyoruz. Sizlere, İran’da gerçekleşmekte olan ulusal devrimi destekleme çağrısında bulunuyoruz.
Soyut bir anda bulunmuyoruz. Halkımız ülkenin dört bir yanında kurşunlanıyor, tutuklanıyor, zorla kaybediliyor, işkence görüyor, kaçırılıyor. Devlet şiddetinin eşit dağılma kaygısı yok; her zamanki gibi kaynak gaspı, kontrol ve talanın hüküm sürdüğü, iç sömürge olarak işleyen periferik bölgeler en vahşi saldırılarla karşı karşıya. Bu bölgeler uzun süredir karşıdevrimci baskının, militarizasyon ve mülksüzleştirmenin bedellerini en ağır şekillerde ödüyor.
Tüm dikkatimiz en savunmasız olanlara yönelmeli; fakat bu, iç çatışmalara, şovenizme ya da etnik milliyetçiliğe savrulmak anlamına asla gelmemeli. İslam Cumhuriyeti’ni parçalanarak yıkamayız. İslam Cumhuriyeti, ancak ülkenin her bölgesini kapsayan, farklılıklar arasında dayanışmaya dayanan ve gerçek düşman konusunda netlik taşıyan birleşik bir halk mücadelesiyle yenilgiye uğratılabilir.
2
İran tekil ve homojen bir yapı değil. Etnik, kültürel, dilsel ve toplumsal cinsiyet temelli, keskin sınıfsal ayrımlarla şekillenmiş, heterojen ve derin katmanlara sahip bir toplum. Özellikle vurgulamak gerekiyor ki iktidardaki rejimin uygulamaları, aslında Pehlevi önderliğinde elli küsur yıl süren zehirli milliyetçilik üzerine inşa edilmiştir.
Bu milliyetçilik yalnızca söylemde kalmadı, Farsileştirilmiş kentli elit kesimin ayrıcalıklı kılındığı; işçilerin, köylülerin ve çevre bölgelerin sistematik olarak ötekileştirildiği otoriter bir devlet inşası yoluyla da dayatıldı. Monarşi, özellikle Kürdistan, Huzistan, Belucistan ve Azerbaycan’da askeri baskı, ekonomik geri bırakma, ana dillerin yasaklanması ve özerk politik ifadenin kriminalize edilmesi yoluyla saldırgan bir merkezileştirme ve kültürel homojenleştirme siyaseti izledi.
Sınıfsal tahakküm ile etnik tahakküm birbirini besledi; eşitsiz gelişme, toprak gaspı ve zorla asimilasyon, Pehlevi rejiminin kendi iktidarını güçlendirip muhalefeti disipline ettiği temel araçlar hâline geldi.
3
Mevcut İslam Cumhuriyeti, varlığını ideolojik denetim, dini fanatizm, ataerkil şiddet ve emekçilere, azınlıklara, siyasi muhalefete karşı sistematik baskı yoluyla sürdürüyor. Batı yaptırımları, uluslararası tecrit ve emperyal kuşatma bu baskıyı zayıflatmadı, iyice güçlendirdi.
Tüm bunlar işçi sınıfını orantısız biçimde yoksullaştırdı, toplumsal yapıyı yeniden üreten süreçlerin içini boşalttı ve bölgesel eşitsizlikleri derinleştirdi. Aynı zamanda devletin zor aygıtının ve rantçı elitlerin ekmeğine yağ sürdü. Bu anlamda dış baskı, otoriter rejimi yıkmak bir yana dursun, onu yeniden yapılandırdı ve hatta koruyucu siperlerle çevreledi.
Mevcut İslam rejimi, teoride monarşinin laik milliyetçiliğini reddetmiş olsa da, pratikte onun temel mantığını yeniden üretiyor: Merkezileşmiş iktidar, askeri yönetim ve İran’ın Farsi olmayan çevre bölgelerinin şiddet yoluyla kontrolü. Tıpkı selefi gibi Ayetullah rejimi de Farsi olmayan bölgelerin çoğunu iç sınırlar olarak ele alıyor; bu alanları bir güvenlik meselesi hâline getirme, ekonomik ihmal ve sistematik askeri güç kullanımıyla disipline ediyor, bunu yaparken de devrimci bir geçmiş ve anti-emperyalist bir meşruiyet iddiasını yüzeysel biçimde kullanıyor.
4
On yıllardır süregelen yaptırımlar, İranlı göçmenlere çıkarılan engeller ve uluslararası tecrit, toplumsal dokuyu sayısız yoldan paramparça etti. Bu koşullar yalnızca ülke içindeki halkı yoksullaştırmakla kalmadı, kimlerin ülkeyi terk edebileceğini de belirledi.
Batı’ya göç edebilenler çoğu zaman halihazırda sınıf, etnik köken, toplumsal cinsiyet ve dolaşım olanaklarına erişim gibi filtrelere takılmayan kişiler oldu. Bu nedenle diaspora, İran toplumunun bir mikrokozmosu olmaktan ziyade kendi ideolojik çarpıklıklarını ve politik kopukluklarını taşıyor.
Tahminlere göre 4 ile 6 milyon İranlı ülke dışında yaşıyor. Bu oran İran’ı, nüfusuna kıyasla en büyük sürgün topluluklarından biri hâline getirmekte; bu topluluk büyüklüklüğüyle Filistinliler, Suriyeliler ve Afganistanlılar gibi uzun süreli savaş ve işgal koşullarıyla şekillenen diğer Asya diasporalarıyla karşılaştırılabilir, hatta kimi durumlarda onları geçiyor.
Döngüsel hareket, işçi dövizleri ve geri dönüş ile ayakta duran klasik göçmen topluluklarının aksine çoğu İranlı, yaptırımlar, vize rejimleri, siyasi riskler ve hukuki güvencesizlik gibi sebeplerle ülkeye geri dönemiyor. Bu nedenle de İran’la bağlar, sosyal ilişkiler yerine dijital soyutlamalar üzerinden kopuk bir biçimde kuruluyor.
5
Sürgündeki İranlılar, ülkedeki gelişmeleri çoğu zaman içeride sürdürülen mücadelelerdense uzaktan izlenen birer gösteri olarak deneyimliyor. Bu kopukluk, İran diasporasının politik spektrumunda paralel çarpıtmalar üretiyor. Sağ görüş için sürgün, genellikle medeniyetçi söylemlere ve monarşist nostaljiye dönüşüyor, Batı hakimiyetini siyasal öznelerin vekili olarak konumlandırıyor. Batı’nın yaptırımları ve hatta İran’a askeri müdahalesi bile sağ kesimin gözünde “en gerçekçi” çıkış yolu olarak benimseniyor.
Sol görüşteki diaspora da sıklıkla bu mantığı tersinden de olsa yeniden üretiyor. İran coğrafyasındaki emeğe, baskıya ve hayatta kalma koşullarına dayalı somut politikalar geliştirmekten ziyade diaspora solunun önemli bir kısmı, Batı’daki İranlı topluluklarda sağcı ırkçılık, monarşizm ve dış müdahale yanlısı söylemlere karşı tepkisel bir konuma sıkışıp kalıyor.
Sonuç olarak siyasi analiz, İran’da yaşayan halkın somut ve stratejik ihtiyaçlarına odaklanmak yerine Kuzey Amerika ve Avrupa’da gelişen anlatılara polislik etmeye yöneliyor. Bu haliyle sol, İran’ı performatif anti-emperyalizm ve güç gösterisi için sembolik bir alan olarak soyutlamakla iç çelişkileri, halkın eylemliliğini ve sahadaki dengesiz mücadeleleri de silikleştiriyor.
6
Şu anda acil olan, sahada mücadeleyi sürdüren insanları takip etmektir. Diasporadan dostları, fraksiyonları veya influencerları değil. Zira siyasi meşruiyet, İran’da doğrudan baskı ve somut riskler altında yaşayanlardan geliyor. Diaspora aktörlerini veya fraksiyonel hizalanmaları merkeze almak, İran toplumunu zaten Batılı politik çatışmalar için bir simgeye dönüştüren aynı çarpıtmaları tekrar tekrar üretmekten başka işe yaramaz. Etik ve politik minimum başlangıç noktası, projeksiyon yapmak yerine sahadaki insanlara kulak vermektir.
Diasporanın rolü liderlik etmek, güç taslamak veya sonsuz tartışmalara hapsolmak değil, İran’daki ilerici sesleri yükseltmek ve taleplerini araçsallaştırmadan aktarmak olmalı. Baskı alanlarına doğrudan ve sürekli bir dikkat göstermek, emek ve halk mücadelelerini desteklemek ve mümkün olduğunda, özellikle Batılı kurumlara yakınlık dolayısıyla oluşturulabilecek etkiyi kullanarak baskı uygulamak gerekiyor. Bu pasif bir rol değil ama belirli koşullarla sınırlandırılmış bir rol: Dayanışma, görünürlük veya kusursuz retorikle değil, somut destekle ve stratejik disiplinle ölçülür.
Zafer yolunda strateji ve koordinasyon geliştirmek elzemdir, isteğe bağlı olamaz. Rekabeti ve birbirimizi anlamadan konuşmayı bırakmak zorundayız. Dayanışmayı reddedenleri ikna etme zamanı ise çoktan geçti, tarih onları yargılayacak. Bizim görevimiz sosyal medyada tartışma kazanmak değil, İran coğrafyasının bütününde özgürleşme yoluna baş koymuş olanlarla birlikte güç inşa etmektir.
7
Bu yolda her şeyden önce, diasporayı merkeze alan siyasetten tamamen sıyrılmak gerekiyor. Strateji ve koordinasyon, İran içindeki mücadelenin ritmine, risklerine ve önceliklerine odaklanmak zorunda; Kuzey Amerika’daki ideolojik tartışmaları çözmeye DEĞİL. İç çatışmalar, karşılıklı ihbarlar ve performatif uzlaşmazlıklar hem gücümüzü boşa harcıyor, hem de sürgünü ana politik özne hâline getirerek yeniden merkeze oturtuyor.
İçinde bulunduğumuz bu an, İran diasporasının suçluluktan kaçınmayı veya kendini cezalandırmayı bırakıp tarihsel sorumluluklarıyla açıkça yüzleşmesini gerektiriyor. Sürgündeki pek çok kişi, İran’dakilerin varını yoğunu tehlikeye atarak uğruna mücadele ettiği dolaşım, ifade, örgütlenme ve yaşam özgürlüklerine zaten sahip. Etrafı görmeden kendi sorunlarımıza odaklanmaya, etik kaygılarla kendi kendimizi konumlandırmaya son vermeliyiz, pozisyonumuzu disiplinli bir dayanışma ve somut bir sorumluluğa dönüştürmek zorundayız.
Tarih nadiren böylesine açık risk ve sorumluluk asimetrileri sunar. Nesiller boyu hapisle, işkenceyle ve ölümle karşı karşıya kalanların yanında durmak hayırseverlik veya sembolik bir işbirliği değil, ortak kadere dayalı politik bir görevdir. Diaspora, politik saflık ve ahlâki gösterişle ölçülemez. Ölçü; hata yapma, geç kalma ve göstermelik eylemlerle uğraşma lüksü bulunmayanların mücadelesi için kendi göreli güvenliğini, erişimini ve kaynaklarını kullanıp kullanmamasındadır.
8
İran halkıyla yan yana durun; tüm farklılıkları, haysiyetleri ve çelişkileriyle birlikte. Çünkü onlar birer soyut kavram veya dava değildir; tarih, emek, dil ve mücadele bağlarıyla size akraba olan insanlardır. Sürgünün bu gerçeği örtüp örtmediğinden bağımsız olarak, onların hayatlarıyla sizinkiler iç içedir. Bastırılan her grev, dövülen her kadın, gözetim altında büyüyen her çocuk, coğrafi sınırlar ve pasaportların koparamayacağı ortak bir politik mirasın parçalarıdır.
Bu gerçeğe yüz çevirmek, baskı ve hafıza kaybı tarafından yazılmış bir geleceğe razı olmaktan başka bir şey değil. Halkın yanında durmak ise coğrafyanın sorumluluğu ortadan kaldırmadığını ve özgürleşmenin mesafe, zaman ve tehlike fark etmeksizin bizleri birbirimize bağlayan yegâne hedef olduğunu ilan etmek anlamına geliyor.
Onlarla seyirci, kurtarıcı ya da yorumcu olarak değil, sorumlulukla bağlı suç ortakları ve yoldaşlar olarak yan yana durun. Aranıza giren mesafeyi sessizliğe gerekçe değil, eyleme zemin hâline getirin. İran’da uğruna mücadele edilen gelecek, hâlihazırda yaşadığınız dünyadan ayrı değil ve tarih, en gerekli olduğu anda nerede durduğunuzu her zaman hatırlar.
9
İran ve Filistin’i sahte bir ikilik içinde düşünmekte ısrar eden solculara da sesleniyoruz. Bu yaklaşım siyasi olarak tutarsız, maddi olarak da yanlış. Filistinlilerin yerleşimci sömürgecilik ve soykırıma karşı verdiği mücadele, İran halkının otoriter, kapitalist ve teokratik bir devlete karşı yürüttüğü mücadeleyle çelişmez. Bu mücadelelerin düşmanları ortaktır: Emperyal tahakküm, militarizasyon, ırksal nitelik almış şiddet ve iktidarını sürdürme pahasına insan hayatını feda eden egemen sınıflar.
İslam Cumhuriyeti’ne karşı çıkmak, Batı emperyalizmini onaylamak anlamına gelmiyor. Filistin’in özgürleşmesini savunmak, İran’da devlet şiddeti karşısında susmayı gerektirmiyor. İç baskıyı mazur gören ve Küresel Güney coğrafyalarını harcanabilir jeopolitik piyonlara indirgeyen bir anti-emperyalizm, anti-emperyalizm değildir.
Soykırıma direnenler ile devlet terörüne direnenler birbirinin düşmanı değil, doğal müttefikidir. Özgürleşme mücadelesi bir yarış değildir. Küresel Güney içindeki merkez–çevre ikiliklerini yeniden üretmek anti-emperyalizm değil, “böl ve yönet” mantığına dayanan sömürgeci araçları yeniden dolaşıma sokmaktır.
10
Radikal sol siyaset, maddi koşulların analiziyle başlar: Emperyal baskının ve iç baskının bedelini aynı anda ödeyen işçilerden, kadınlardan, etnik azınlıklardan, mahpuslardan, öğrencilerden ve yoksullardan. Hem emperyal müdahaleyi hem de otoriter yönetimi reddeder.
Egemen sınıfların yönettikleri halkları temsil etmediğinin bilincindedir; ister dinle, ister milliyetçilikle, ister mevcut İran rejiminde olduğu gibi anti-Batı söylemiyle örtülmüş olsun.
İran’daki devrimle dayanışma, ne romantik bir milliyetçiliği ne de mitleştirilmiş bir birlik anlatısını gerektirir. Gerekli olan, disiplin, tevazu ve enternasyonalizmdir. İç sömürgeleri merkeze almayı, emek mücadelesini ve feminist mücadeleyi desteklemeyi, sekterliği reddetmeyi ve emperyal güçler ya da otoriter devletler tarafından dayatılan yanlış seçimleri kabul etmemeyi gerektirir.
İran’da tarih yazılıyor. Tarafsızlık bir pozisyondur. Ses çıkarmamak bir pozisyondur.
Yayına hazırlayan: Bawer
Fotoğraf: Evan Vucci/AP Photo/picture alliance