Amelia Hansford imzalı bu yazının İngilizce orijinali 15 Ocak 2026 günü pinknews.co.uk adresinde yayımlandı; Özge Karlık Velvele için Türkçeleştirdi; son okumasını Özden Arıkan yaptı.
Trans sporcuların yeniden gündeme gelişiyle birlikte, onları spordan dışlamayı haklı çıkarmak için bazılarınca kullanılan mitler de tekrar piyasaya sürüldü.
13 Ocak günü ABD Yüksek Mahkemesi, trans öğrencileri spor etkinliklerine katılmaktan meneden mevzuatın hukuki geçerliliğini saptayacak iki davayla ilgili argümanları dinledi.
Idaho ve Batı Virginia’daki yasakları haklı çıkarmak için spor alanında fiziksel yeteneklerle ilgili mitlere dayanan çeşitli iddialardan faydalanıldı.
Trans kadınları spor alanından menetmek için kullanılan en yaygın argümanlardan bazılarına ve bunların neden birer saçmalık olduğuna bakalım:
“Takımlar cinsiyete göre ayrılmıştır çünkü oğlanlar sporda kızlardan daha iyidir”

Bu iddia birçok sebepten yanlıştır ve kadınlara yönelik 1830’lardan bu yana yerleşmiş olan mizojinist anlayışlara dayanmaktadır.
Cinsiyetlere göre ayrılmış sporların kayda geçmiş tasvirleri Antik Yunan’a kadar uzanırken, Goal Five’a göre 19. yüzyılda kadınların, doğaları gereği zayıf ve çaresiz oldukları yönündeki mizojinist algılar nedeniyle nadiren spor yapmalarına izin veriliyordu.
Sonunda üst sınıf kadınların yerel kulüplerde tenis ve golf oynamasına izin verildi ve yüzyılın başında kadınlar yavaş yavaş müsabaka hakları için mücadele etmeye başladı. 1900’lerin başında spor karşılaşmalarını organize eden birçok kurum, kadınların erkeklere ayrılmış alanlara “izinsiz girdiğine” dair şikayetler üzerine kadınlara özel kategoriler oluşturdu.
Böylelikle spor dünyasında cinsiyet ayrımı norm haline geldi ve o zamandan beri kısmen gelenek nedeniyle ama aynı zamanda hem kadın hem de erkek sporculara fırsat tanınması amacıyla devam etti. “Biyolojik” avantajlardan ziyade cinsiyetler arası ücret farkı gibi meseleler yüzünden.
Cinsiyete göre ayrılmış kategoriler de doğuştan gelen şeyler değil. The Society Pages’e göre çoğu kişi bu kategorileştirmenin giderek savunulamaz hale geldiğini ve kadınlar kategorisinde kimlerin yarışabileceği ve kimlerin yarışamayacağı konusu üzerinden daha fazla mizojiniye yol açtığını ileri sürüyor. Cis kadın olan Caster Semenya ile ilgili yürütülen tartışma da buna bir örnek olarak verilebilir.
“Trans kadınlar cis kadınların fırsatlarını ellerinden alıyor”
Bu argümanla ilgili iki temel sorun söz konusu. Birincisi, kendi spor dallarında zirvede olan trans kadın sporcuların neredeyse hiç olmaması. İkincisi ise trans kadınların da kadın ve bu nedenle cis rakipleri kadar yarışmaya haklarının olması.
WorldAtlas’a göre taraftar sayısı bakımından en büyük beş spor dalı futbol, kriket, hokey, tenis ve voleyboldur. Bu spor dallarının yıllık sıralamalarının hiçbirinde trans bir kadın yer almamıştır.
Kadınların fırsatlarını ellerinden alan yegâne güruh, trans sporcuları müsabakalardan meneden ulusal ve uluslararası spor kuruluşlarıdır. Bir yandan da bu kuruluşların çoğu, trans kadınların kadın olduğuna inandıklarını hâlâ ısrarla beyan etmektedir.
Mayıs 2025’te futbol efsanesi Gary Lineker, artan yasak sayısını kınayarak transların “gezegende en çok zulüm görenler arasında” olduğunu belirtti.
“Trans kadınları kadın sporlarından dışlamak transfobi değildir, neticede bu sadece bir oyun”

Anlaşılmaz bir şekilde, trans kadınları kadın sporlarından dışlamak, halk arasında yayılagelmiş en basmakalıp trans karşıtı düşüncelerden biridir.
2025 Şubat ayında yapılan bir YouGov anketi, Birleşik Krallık halkının %74’ünün trans kadınların kadın sporlarından menedilmesi gerektiğini, %60’ının ise trans erkeklerin de aynı şekilde erkek sporlarından menedilmesi gerektiğini düşündüğünü ortaya koydu.
Bu bakış açısının bu denli yaygın olmasının muhtemel nedeni, sporun gerçek hayattan kopuk, ciddiye alınmayan oyunlardan ibaret görülmesidir. Bu da transfobiyi daha kolay kabul edilebilir kılar, çünkü bu tutum ‘gerçek’ transfobi olarak görülmez.
Buradaki mesele şu ki spor gerçeklikten kopuk değildir. Spor, insanların gerçeklik algısı üzerinde hakiki bir etkiye sahip olan 417 milyar dolarlık bir endüstridir. Ne kadar etkili olduğunu sokağa yayılan şiddet hareketlerinin (riot) sıklıkla büyük spor etkinliklerinin ardından meydana gelmesinden anlayabiliriz.
Sporun etkisi öyle büyük ki El Salvador ile Honduras arasında 1969 yılında halihazırda var olan gerginlik, 1970 FIFA Dünya Kupası eleme sonuçları üzerine sokaklarda başlayan şiddet hareketlerinin ardından “Futbol Savaşı” olarak bilinen kısa süreli bir savaşa dönüştü. Çatışmanın kökleri çok daha derine inse de bu olay 14-18 Temmuz 1969 tarihleri arasında yaşanan savaşın tırmanmasına katkıda bulunmuştur; nitekim bu savaşa “100 Saatlik Savaş” da denmektedir.
Taraftar olun olmayın, sporun dünya üzerinde kültürden siyasete kadar muazzam bir tesiri olduğu yadsınamaz. Transların spor yapma hakkı reddedildiğinde, küresel toplumda hatırı sayılır bir alana katılma hakları da reddedilmiş olur.
“Trans kadınlar spor etkinlikleri esnasında cis kadınlara zarar veriyorlar ve tehlikeliler”
Bu iddia, trans karşıtı kanaat önderleri ve gruplar arasında yaygındır; bahsi geçen kişilerin çoğu her kesimden transı şeytanlaştırmaya çalışmaktadır.
Bu şeytanlaştırma çabaları arasında en mahut örnek, voleybol oyuncusu iken trans karşıtı bir kanaat önderine dönüşen Payton McNabb’dir. McNabb, 2022 yılında lise voleybol maçında trans bir rakiple oynarken sakatlanmıştır ve o zamandan beri Bağımsız Kadınlar Forumu’nun (IWF) elçisi olmuştur. IWF, trans dışlayıcı politikaların uygulanması konusunda saldırgan lobi faaliyetleri yürütmekle suçlanmaktadır.
2023 yılında yapılan bir araştırmaya göre 2012 yılından bu yana 14 ila 23 yaşları arasındaki 214.000 kadın voleybolcu sakatlık geçirmiştir. Fakat araştırmanın hiçbir yerinde bu sakatlıklardan büyük ölçüde transların sorumlu olduğu belirtilmemektedir.
Trans kadınların cis rakiplerine nazaran fıtraten daha tehlikeli olduklarını veya birisine zarar vermeye yatkın olduklarını gösteren hiç ama hiçbir kanıt yoktur. Bir tane bile yok.
“Spor yasakları kabul edilebilir önlemlerdir çünkü zaten trans sporcu sayısı çok fazla değildir”

Bu argüman, savcı Hashim Mooppan tarafından Trump yönetimi adına ABD Yüksek Mahkemesi’nde konuşurken kullanıldı.
Mooppan, trans kadınların kadın spor kategorilerinde yarışmasını yasaklayan mevzuatın kabul edilmesinde bir sakınca olmadığını, çünkü trans sporcuların sporcu öğrencilerin çok küçük bir bölümünü oluşturduğunu savundu.
Ulusal Kolej Spor Birliği’nin hazırladığı bir rapora göre 2024 yılında ülke çapında 550.000 öğrenci sporcu içinde açık trans sayısı 10’dan azdır.
Bahsi geçen bu argümanla ilgili mühim olan nokta, transların müsabakalara katılmasına izin verilmesi gerektiğini haklı çıkarmak için de rahatlıkla kullanılması veya kullanılabilecek olmasıdır.
Nitekim Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU), trans sporcuların maruz bırakıldığı büyük kamuoyu baskısının trans sporcuların neden olabileceği (şayet var ise) olası zararlardan çok daha ağır bastığını ileri sürerek bu argümanı trans sporcular lehine, spor yapmalarının yasaklanması kararını iptal ettirmek amacıyla kullanmıştır.
“Trans kadınlar, sporda cis kadınlara kıyasla doğuştan getirdikleri ve değiştirilemez bir avantaja sahiptir”
Bu oldukça önemli bir mesele: Trans kadınların kadın sporlarından menedilmesini haklı çıkarmaya çalışan hemen hemen tüm gerekçeler, doğumda erkek olarak atandıkları için doğuştan gelen bir avantaja sahip olduklarını iddia etmektedir.
Bu iddiayla ilgili önemli mantık hatalarından biri, kadın sporlarının şu anki durumudur. Diyelim ki cis sporcularla aynı düzeyde antrenman yapan trans sporcuların temel bir avantajı var; bu durumda sıralamalarda en fazla puan alan tüm kadınların trans olması lazım değil miydi?
Halbuki Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından desteklenen 2024 tarihli bir araştırma, tam tersine trans kadınların dişil özellikleri ön plana çıkaran hormon replasman tedavisi (HRT) nedeniyle bedenlerinde meydana gelen değişikliklerden ötürü spor müsabakalarında birçok açıdan dezavantajlı durumda olabileceğini ortaya koydu.
Endokrinolog Dr. Joshua D. Safer, 2020 yılında ACLU’ya bir kişinin genetik yapısının, sözgelimi cinsiyet kromozomlarının, spordaki performansı ölçmek konusunda iyi birer gösterge olmadığını bildirdi.
“[Trans bir kadının] spordaki performansla ilgili fizyolojik özelliklerinin, trans olmayan bir kadının fizyolojik özelliklerinden farklı şekilde ele alınması için hiçbir neden yoktur.”
Bu argümanın mizojinist temelleri, trans kadınların satranç veya bilardo (snooker) gibi fiziksel olmayan sporlardan menedilmesiyle alenen görünür hale gelmektedir. 2022 yılında, Britanya Açık Snooker Şampiyonu Maria Catalano, cis kadınların beyin yapıları “farklı şekilde” olduğu için trans kadınların müsabakalardan menedilmesi gerektiğini iddia etmişti.