Merhaba sevgili Velvele okurları,
Bizi susturmaya çalışanlara inat, sözümüzü her seferinde başka biçimlerde kurduk: sokakta bedenlerimizle, eylemlerde sloganlarımızla ve sayfalarda satırlarla… Varoluşumuzun her ifade biçimi yalnızca kendimizi anlatmanın yolları değil, birbirimizin elinden tuttuğumuz araçlara dönüştü. Şiir ise duyguların en salt, en doğrudan biçimlerinden biri olarak LGBTİ+ mücadelesinin hem en eski hem de en güncel araçlarından biri.
Bu yüzden, Velvele olarak Onur Ayı’na özel bir Yeryüzü Ağacı derlemesi hazırlamak istedik. Daha önce devedikeni‘nde ayrı ayrı yer verdiğimiz şiirleri, bu kez tek bir seçkide buluşturduk.
Lubunyaların kaleme aldığı şiirler, bireysel hikâyelerin çok ötesinde, kolektif bir hafızanın ve politik bir duruşun taşıyıcısıdır. Stonewall’dan bugüne büyüyen direnişimzin İstanbul’daki, Ankara’daki, Amed’deki ve nice şehirdeki, nice ülkedeki yankılarıdır. Yaşam alanlarımızda -kampüslerde, sokaklarda, iş yerlerinde, meydanlarda- ve sesimizi kısmak için rehin alındığımız gözaltı araçlarında, hapishanelerde; kısacası adım attığımız her yerde verdiğimiz varoluş mücadelesinin en etkili tezahürlerinden biridir.
Lubunya şairler yalnızca duygularını değil; bastırılmayı, dışlanmayı, zorbalığı, geçim derdini, kimlik mücadelesini, ikili cinsiyet rejimini, devletin sistematik şiddetini ve “aile” denen kurumun dayattığı normları da dizelerinde sorgular. Bu nedenle şiir, bizler için sadece estetik bir uğraş değil, doğrudan doğruya politik bir eylemdir.
Şiir ve edebiyat; onurlu bir yaşamı savunmanın, lubunya hafızasını diri tutmanın, kelimelerle kurulan geçici ama hakiki ittifakların bir yoludur da. Nasıl ki her yürüyüşümüz Onur Yürüyüşü’yse, lubunyaların elinin değdiği her şiir de bir direniştir. Aşağıdaki satırlarda bu direnişin yankılarını bulacağınıza inanıyorum.
“Aile değil, direniş yılı” şiarıyla akıllara kazınacak 2025 Onur Ayımız kutlu olsun. Yaşamda ve şiirde ısrar edenlerle Yeryüzü Ağacı’nın gölgesinde buluşmaya devam edeceğiz.
Hazan
Kolaj: Mercan Baş
Yayına hazırlayan: Bawer
Şair: Bengi Beng
birilerinin bir şeyiyim hep ama esasında
ben hem kimim, hem de/neyim
kimin nesi
birine saklanmış
birin sesi
kimine aldanmış
(sıfır)
hiçte hava almış
buruşuk bir bebeğim
aydın bir beybabayım bir zaman
neden sonra kara bir hanımanneyim
neyse, ne ise
hiç aydınlık anne olmaz zaten
her rahim bir hapishanedir çünkü
her hanım kendi tutsaklığının gardiyanı
-beyler o sırada dünyanın içinden geçiyor-
-babasız bebekler anneleri düşman seçiyor-
ben o hapishanede susuz kalmış
(sıfır)
hiçte hava almış
soluk bir benizim
yine de gözlerim alev gibi parlar
benliğim yaşamı sımsıkı kavrar
bedenime hem neler neler sığar
yaşatmaya ahdetmiş beynim
kıvrımlarına türlü şey sızmış
hepsini içine almış, sıkılmış
yine de durmamış
aşık yüreğim
kirli hisleri pompalar
taze kan gibi günlere bulanırım
yine kirlenir, yine yıkanırım
tutkulu salgılarım
utanmadan dik tuttuğum başım
yaşarım
ben hem kimim, hem de/neyim
birilerinin bir şeyiyim hep ama esasında
(sıfır)
hiçte hava almış
kendinde bir şeyim
bir şeyciğim
Keşke Bir Çember Oluşt…
8 Mart’a gitmedim
Trans karşıtlarının ikilikle dostça ayrılmalarını bekliyorum
Ya da düşmanca, fark etmez
Ayrılmalarını işte
“Hayır, bunu konuşacağız!”
“İnadına sizi de savunacağız!”
Duymak istemiyorum
Bir çember oluştursaydık
Abluka değil, bir çember
Eskisi kadar çok düşünmek istemiyorum
Saçımı ağartmak ya da dirsek çürütmek de
Sadece bir çember oluştursaydık
Abluka değil, bir çember
İşte buna özlem duyuyorum
Bazen oluyor, halaylarda
“Kadın gibi kadınlar”, artılara sığanlar
‘’Başka’’ diller konuşanlar
Herkes yan yana duruyor
Bir çember oluşturuyor
‘’Dağılın yoksa müdahale edeceğiz!’’
Ablukalar çemberlere haset duyuyor
Sonra yine içimde ukde
Şu kapsa(n)ma konusu
Bölüklerde durmadan dönen çarklar
(Neden bölünmüşüz, bilir misin?
Çarklar birbirine değip de durmasın diye
Hiç de bilge olmayan bir ablam söyledi)
Çarklardaki o gacılar
Meteliğe kurşun atanlar
Niyetliyken agresifleşen hacılar
Bol keseden vaatler dağıtan politikacılar
Vatanlarından kovulanlar
Yaşamlarından olanlar
Bombalar?
Oysa ben artık eskisi kadar çok düşünmek istemiyorum
Saçımı ağartmak ya da dirsek çürütmek de
Ama işte bazen denk düşüyorum
Seçimler de yaklaştı, herkes politik bugünlerde
Ulan, ama biz gündeliği örgütleyecektik
Hani o kimselere görünmeden büyüyüp hırka, kazak olan ilmekler
Nasıl örüldüyse üstümüze ve bizi de büyüttüyse
Biz de her günü öyle örgütleyecektik işte
Herkes bilecekti bir fincan kahvede kaç mililitre öteki teri var
İşte böyle, aklıma geldikçe
Şu kapsa(n)ma konusu
Hiç kolay değil mi yoksa biz mi isteksizdik
Arta kalan yemeğin üstünü streç filmle kaplamaya çalıştıkça
Bir köşe muntazaman kapanır, o anda diğeri açılıverir
Tüm dolap kokacak
Belki de artık tüm dolabın kokması gerek
Mide bulandırması
Her şey birbirine karışsa
Ortalık karışsa
Bir mahalle evi kursak
İsteyen başını sokuverir
Kirayı kim ödeyecek?
Popüler aramalar: ‘’Fahiş kira artışı nereye şikayet edilir?’’
“Şunları ülkelerine göndereceğiz!”
Peki ben neredeyim?
Burada doğdum ama hiç evim olmadı
Apartman dairelerinde, aile veya ev sahibi denen patronların işçisi oldum
Ama işler sıkıcı ve daireler kötü
Ben bunu istemedim
Bir çember oluşturalım dedim
Daire değil
Ücretsiz Ev İçi Emeğin Gayrisafi Milli Hasıladaki Yeri
Ama milli hafıza epey geri
Sahi, ücretsiz ev içi emek hakkında kaç tez var Yöktez’de, sekiz falan mı?
Bundan bana ne ki?
Akademinin beni anladığına pek şahit olmadım
“Açılın, ben sandık müteahhitiyim!”
Mizahla mücadeleyi sulandırma aşko, solcu abiler kızıyo
Bir bıyık çizeyim?
“Barış Atay seksapalitesi diye bi’ şey var, abi!”
Ama sonuçta Barış Atay da iklim krizinin önüne geçemedi
Umut, plastiği hazmetmeyi öğrenen solucanda
Ben biraz saldım
Karbon değil de marazımı işte
Tam buraya
Artık insanlar yerine solucanlardan medet umduğumu mesela
Yine de özlemim sürüyor hala
Çok konuştum, biliyorum
Şimdi son bir iç çekiyorum ve sesim gitgide içime kaçıyor
Keşke bir çember oluşt…
Şair: Eylem Çağdaş
NİHAYET
Yaşam damarı en derinlerden akabiliyor artık
buralarda…
Görüldüğü yerde bastırılıyor/aşağılanıyor
Sahici neşe/gür kahkaha…
Yine de didişiyor, direniyor
yuvadan atılmış yavru kuşlar gibi
çırpınıyor, çırpınıyor, çırpınıyor…
İlk dans figürlerimi ilkokulda sergiledim
ve tabii ki de pişman edildim
çok taşlandım/çokça işaretlendim…
Boşlukta savruldum, kuytulara saklandım,
nefessiz kaldım…
Aç değildim ama
çok üşüdüm! çok üşüdüm! çok üşüdüm!
sonunda çarnaçar aşka sığındım,
sonunda çarnaçar aşk sarhoşu oldum…
Delibozuk rock and roll gecelerde
dört sandalyeyi birleştirip uyudum,
şalımın altına saklanıp kıs kıs güldüm…
Sen de duyuyorsun, değil mi?
The Stranglers, Golden Brown
Hakikaten de ne tatlı bir şarkıdır.
Belki de hayat bu şarkıda anlatıldığı gibidir,
belki de en önemli, en temel bilgiler asırlardır bizden gizlenmektedir.
Destansı bir doneme girilmek üzere.
Göreceksin bak!
Derinlerdeki en gerçek arzuya yönelecek nihayet ruh.
Ceylan gibi sekecek notadan notaya, melodiden melodiye.
Gündüz düşleriyle kamaşacak, üstelik ev ödevlerini de yapacak.
NİHAYET:
Gök kubbedeki tüm toksik unsurlar temizlendi, temizleniyor, temizlenecek
Gök kubbedeki tüm toksik unsurlar temizlendi, temizleniyor, temizlenecek
Gök kubbedeki tüm toksik unsurlar temizlendi, temizleniyor, temizlenecek
PLAJDA
Kulak tıkaçlarımı taktım,
kollarımı iki yana açtım.
Cehenneme ne hacet!
Güneş hepimize yaman bir cezaydı!
Haç şeklini almış bedenimle,
suyun üstünde
Tanrı’dan af dileniyordum
ve kendimi koli basilli boğaz sularına bıraktım.
***
Göğüs kafesin sonsuzca gergin…!
Bir ileri bir geri,
egzersiz yapıyordun.
Seni gizlice kesebilmek için
yalı kazıklarından birine tutundum…
Yosunlu kaygan zeminden
düşmeni umarak…
Sütunun arkasına gizlendim…
***
Ayağın kaydı, düştün!
Düştün! Düştün!
Fırsat bu fırsat, bıraktım kendimi,
boğazın amansız akıntısına,
yumruklarım sıkılı,
kalbim küt küt…!
Romansının mavi girdabında
kaybolmayı umarak…
Savruluyordum…
***
Ah, nihayet beni beton kolların durdurdu…!
ve sessizliğe battık…
Sevişiyorduk, sevişiyorduk biz!
Karışıyorduk, karışıyorduk biz!
Bir tek penceredeki puf kedi ve
kokteyli çalkalayan muzip barmen gördü…
Kaza süsü verilmiş yaz aşkımızı!
Girdapta kaybolduk gitti!
Bitti.
Nokta.
JUNIOR STAR
Gördükçe sana yapılanları,
Onların hor ve hoyrat tavırlarını,
Kaldıramıyorum!
Elinden tutup kaçırasım geliyor seni
Dingin tropik sahillere…!
“Hadi ne olur bitsin artık”
“Hadi ne olur gidelim artık!”
Hem bebek bakışlı bir sokak kedisi,
Hem de atik bir cambaz, cin gibi!
Günaydın sana my rock star!
Günaydın sana junior star!
Hava kapalı da olsa
Aldırmayız kara bulutlara,
Devam ederiz her koşulda,
İp üstündeki numaralarımıza…!
Beş top çevirmeye, trapez saltolarına…
Sen varsan yanımda
Hayat çok kolay bana,
Hayat bana ballı börek-tulumba!
Kadim starlardan el almış gibisin
Onlar gibi yarı-otomatiksin!
Nerede duracağını
Nereden başlayacağını
Ne zaman blöf çekeceğini iyi bilirsin!
Ne ki tuzaklardan, oyunlardan habersizsin!
Görmezsin kentin tuzaklarını!
Bilmezsin bozbulanık kalabalıkları!
***
Nasıl çıkacağız hala dışarlara!?
Nasıl, nasıl, nasıl devam edeceğiz hayata!
İnsanlar/hayvanlar grup grup ölürken,
Kentler bunca kanarken?
Junior star sorma bana nasıl, neden…!
Gözyaşlarımız hep hep hep ihanetten!
Bilmem ki ne kalır bize bunca melanetten…?
Yine de devam etmeli…
Maskeleri düşürmeli…
Duvarlara katillerin yüzlerini çizmeli…!
Duvarlara kahramanların yüzlerini çizmeli!
Şair: Ezel
5
GİT BURDAN!
yapamazsın sen burda ne motordan anlarsın ne tarladan ne hayvandan çalıştır kafanı git derslerine çalış! bir yer kazan kurtar kendini bizim gibi ziyan olma git burdan git kendine insan gibi yaşayacağın bir yer bul git istanbulda ne yaparsan yap herkes tanır birbirini burda aynı köy gibi burası bizi rezil edersin kimsenin yüzüne bakamayız evimizi barkımızı toplatırsın düzenimizi bozarsın bizim
NE!
sakın geri geldim deme tatlım herkes kaçmaya çalışıyor buralardan sen bence bulurdun yine yurt dışında bir yer bence kalma burda git burdan git ama çok öteye gitme gittin kanadalara çok uzaktı hiç göremedik çok uzak kaldık
GİTTİN.
15
10
