Sevgili Ulaş,
Bugün 29 Kasım Cuma. Teyzemi kaybedeli tam bir sene oldu. Salı günü de Aylin ablamlar mezar taşını yaptırdılar. Önce teyzemi düşündüm uzun uzun. 6 Eylülmüş doğum günü. Kutladık mı hiç hatırlayamadım. Annem geçenlerde, teyzen gençken gezmeyi severdi, dedi. Amcamı kaybetmeden önce sanırım. Teyzemle amcam evlenmiş, annemle de babam. Çocukluğumuz bu denklemi açıklamakla geçti, öyle değil mi?
Sonra babamı düşündüm. Bu tanık olduğu kaçıncı ölümdü? Herkesin bir imtihanı olduğuna inanıyorum ve bence babamınki kesinlikle ölüm. Bunu geç anladım. Sana anlatmıştım; anlayana kadar nefrete yakın bir duygu taşıdım. Önce genç yaşta çok sevdiği abisi, sonra babası, sonra en yakın arkadaşı Kerem amca, ardından annesi… Şimdi de yengesi. İşinden dolayı tanık olduğu ölümler de eklenince, hepsi bir araya gelince fazla olmuş değil mi?
Babamla amcamı konuşmayı çok isterdim. Ama lafını edemiyoruz. Belki bir gün, özellikle de annem yokken babama sorarım amcamı. Bir fotoğrafı var amcamın, biz doğmadan önce vefat etmiş. Herkesin onu çok sevdiğini, mahallenin köşesinde kahvehanesinin olduğunu ve sirozdan rahatsızlanıp aniden, üç günde öldüğünü biliyoruz.
Babamla ilgili en sevdiğim anım şu: Dedem vefat ettiğinde annem Erenköy’de anneannemlerde kalmıştı. Babam beni çarşıya götürmüştü ve beraber yemek yemiştik. O zaman benim için dışarıda yemek bir ilkti. Kanarya yemiştik yani nohut yemeği. O sene bir akşam salonda oturmuş, uzun uzun düşünüp, hatıra defterime “Babadan Kızına Öğütler” başlığı altında “yalan söyleme”, “birini tanımak istiyorsan alışveriş yap” gibi madde madde öğütler yazmıştı. Babam seni de, beni de çok seviyor ama bizim gibi, alışık olduğumuz şekilde ifade edemiyor. Senin ismini de biliyor. Onu da sen anlatırsın bana, nasıl öğrendiğini. Aslında yaptığımız her şeyi biliyor babam. Konuşmuyor sadece. Bize sert geliyor. Ama belki de yapısı böyle.
Sonra Kerem amcalar bize gelirlerdi. Tartışırdım onunla, inanç üzerine konuşurduk. Babam hiç karışmaz, tebessümle bakardı bize. Biz de onlara giderdik. Bir mektup bırakıp, trenin önüne atlayıp intihar etti. Onu da hiç konuşmadık. Ne çok şey birikmiş babamla konuşmadığımız.
Teyzemden sonra da çok ağlamış babam. İlk ona haber vermiş Aylin ablam geceden. Biz sabah öğrendik uyanınca.
Ortaokulda okuduğum kitaplardan, yazar olmanın koşulu daktiloymuş gibi düşünüp babamdan bana daktilo almasını istemiştim. Eskişehir’in en büyük kırtasiyesine gitmiştik. Babamın alışveriş kartı vardı. Oradaki adam bu ay onaylanmış gözükmüyor demişti ve kasada daktiloyu bırakıp çıkmıştık. Çok üzülmüştüm. İki hafta sonra babamın tanıdığı bir muhasebeci elinden daktiloları çıkarıyormuş. Bu kez kalkıp oraya gidip almıştık daktiloyu. Havalara uçmuştum. Bebek gibi ordan oraya taşımıştım daktiloyu. Yok salonda yazayım yok balkonda yazayım derken daktilo bozulmuştu. Yaptırması aldığımız paradan daha çok tutmuştu. Babam, artık gezdirme bir yerde yaz, demişti. Komşular daktilo sesini kuş sesi sanmıştı.
Ben de gülümsemeni istiyorum. Ben de seni çok seviyorum. Bütün bu anılar teyzemin ölüm yıldönümünde kalbime üşüştü.
Bir de Adana’da düzenlenen öykü yarışmasını unutamıyorum. O zaman hep yarışmalara katılıyordum. O öykü yarışmasında da ilk yediye girmiştim. Ödül töreni İstanbul’daydı. Beni de çağırmışlardı. Lise sondaydım sanırım ya da üniversiteye yeni başlamıştım. Babam tören İstanbul’da olduğu için izin vermemişti. Organizasyondaki kadınla uzun uzun telefonda konuşmuştuk. Çiğdem’le beraber oturup ağlamıştık.
Bunun gibi bir çok anı babamı ve ölümü düşünürken sana bunları anlatmaya sevk etti beni…
Kalanlara iyi bakma zamanıdır belki. Birbirimize iyi bakalım. Kalbim ve kelimelerim seninle. Kutlamadığımız doğum günlerini kutlamamız lazımdır artık. Ölümün gezmeye engel olmaması için uğraşacağımız anlardayızdır. Teyzemin en eski eşarbını boynumuza dolayıp ısınarak, anılara şefkat gösterme sırasıdır.
Amcamın fotoğrafının yanına astığımız yeni bir fotoğraftan daha fazlası şimdi teyzem. Benim en yakın arkadaşım, dert ortağım, kalbimi açtığım… Rüyalarımıza sahip çıkalım.
Aralık, 2024/ Eskişehir
Yayına hazırlık sürecindeki desteği için Ahmet Can Yılmaz’a teşekkürler.
Kolaj: Mercan Baş