2024 Paris Olimpiyatları, açılış töreninde estirdiği özgürlük rüzgarlarını, Macron’un deyimiyle “yeni Fransız Devrimi” havasını, müsabakalar esnasında sürdüremedi.
Cezayirli boksör Imane Khelif’in İtalyan rakibi Angele Carini’nin müsabakadan ağlayarak geri çekilmesi sonrasında Uluslararası Boks Birliği (IBA), Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne (IOC) mektup göndererek; Cezayirli Khelif ve Tayvanlı Lin Yu-ting’in geçen yılki “yeterlilik testlerinde” başarısız olmaları nedeniyle 2023’te düzenlediği dünya şampiyonasından diskalifiye edildiğini belirtti. Türkiye Boks Federasyonu da Türkiyeli boksör Busenaz Sürmeneli ile eşleşme ihtimali bulunan Khelif’in diskalifiye edilmesi için IOC’ye başvuruda bulundu.
IOC başvuruyu reddederek IBA ve Türkiye Boks Federasyonuna yanıt verdi. IBA ise sporcuların hangi teste tutulduğuna dair bir açıklama yapmadı ve herhangi bir belge de sunamadı.
Tartışma yaratan Khelif-Carini müsabakasından sonra yapılan araştırmalar gösterdi ki Imane Khelif ve Lin Yu-Ting’in IBA’nın düzenlediği 2023 Dünya Boks Şampiyonasında teste tabi tutulup ardından diskalifiye edilmesi tam da Khelif’in Rusyalı sporcu Azalia Ameniva’yı yenmesi sonrasına denk geliyordu. IBA’nın Rusya devleti ve Rusya bağlantılı suç örgütleri güdümündeki birçok etik ihlali sebebiyle IOC tarafından boks yönetim statüsünün elinden alındığı öğrenildi. Şaibeli hakem kararları, yolsuzluklar, Khelif ve Yu-Ting’in diskalifiye edildiği Dünya Boks Şampiyonası’nda Ukrayna işgali sonrası talimatlara aykırı şekilde Rusya’nın bayrağıyla müsabaka yapmasına izin verilmesi etik ihlallerden bazıları. Haksız rekabeti engelleme kisvesi altındaki test uygulamasının altında çok daha karmaşık süreçlerin, çıkar gruplarının manipülasyonlarının olduğunu görmüş olduk.
Bunun yanında her iki sporcunun haklı olarak yer aldığı aynı Olimpiyatlarda yarışa katılabilmek için parmağını kesen Avustralyalı erkek çim hokeyi sporcusu ve bir çocuğa yönelik cinsel istismar suçu sebebiyle infaz geçmişi bulunan Hollandalı erkek sporcunun etik sorumlulukları “cinsiyet tartışması’’ kadar gündem olmadı.
Khelif’in Carini ile müsabakası sonrasında hedef gösterilip cinsiyet kimliğinin gündem edilmesi, beyanına dayanmayan söylentilerin yaygınlaştırılması üzerine trans karşıtları her zamanki gibi bu tartışmayı da kendilerine pay biçmek için kullandılar. Bu süreçte LGBTİ+’lar için güvenli olmadığı bilinen Cezayir adına oyunlara katılan sporcunun mahremiyet ihlalinin, hakkındaki yalan haberlerin hayatında ne gibi sonuçlara yol açabileceği tartışılmadı bile. Trans karşıtlarının söylemediği diğer şeyler ise yüzme, atletizm gibi birçok alanda halihazırda trans kadınların var olabilmeleri için ergenlikten itibaren hormon terapisine başlamaları şartının bulunması, intersekslerin de dahil olduğu Cinsiyet Gelişim Farklılığı (DSD) olan kadınların testosteron üst sınırının düşürülmesi, hormon baskılayıcı ilaç alım süresinin uzatılmasıydı.
Elon Musk gibi popüler sağcı figürler istedikleri gibi nefret söylemlerini yaygınlaştırırken, sağduyunun sesi medyada onlarınki kadar duyulmadı. Oysa ki tarihte kadınların Olimpiyatlara dahil edilmesinden hemen sonra gururları zedelenen beyaz erkeklerin başlattığı bilim dışı, aşağılayıcı, onur kırıcı çeşitli cinsiyet testi uygulamalarını ufak bir internet taramasıyla dahi öğrenebiliyoruz. Kadınlık sertifikası, çıplak kadınlar geçidi, elle inceleme, keyfi kromozom testleri gibi birçok yöntemle erkekler, yanlarında “spor yapmayı hak edecek makul kadınlar’’ı ayrıştırmış, bedenlerini didik didik ederek adeta kadınlara kendileriyle beraber spor yapabilmelerinin bedelini ödetmişler. Kadınların mücadeleleri zamanla yöntemlerin “daha da insancıllaşmasına’’ katkıda bulunmuşsa da testosteron testi günümüze dek varlığını sürdürebilmiş.
“Zamanla insanlar cinsel organlara baktılar, kromozomlara baktılar, belirli bir geni aradılar, testosterona baktılar. Ve sonunda vardığımız sonuç, cinsiyetin gerçekten net bir tanımının olmadığıdır çünkü bu test yinelemelerinin her biri kendi ağırlığı altında çöktü,” diyor Penn State Üniversitesi’nin kinezyoloji bölümünde profesör olan Jaime Schultz.
Testosteron testiyse bu hormonun kas gelişiminde avantaj sağladığı ve haksız rekabet oluşturduğu gerekçesiyle halen sürdürülse de testosteron dışında insan fizyolojisindeki sayısız farklılığın sayısız avantaj ve dezavantaja yol açabileceği biliniyor. Birçok bilimsel çalışmada testosteronun tek başına sporda ölçülebilir bir rekabet avantajına sebep olmadığı, hatta trans ve interseks sporcuların birçok noktada dezavantajlı oldukları vurgulanıyor. Pek tabii “velev ki avantaj’’ şiarıyla ilgili araştırmaları bir kenara koyup işin etik boyutuna odaklanmak mümkün.
Nitekim Olimpiyat tarihini biraz irdelediğimizde birçok erkek sporcunun farklı fiziksel avantajları sebebiyle yüceltildiğini, takdir edildiğini, “tanrı vergisi’’ bu avantajların sporcuları birer efsaneye dönüştürdüğünü görebiliyoruz.
En bilindik örneklerden biri olan yüzücü Michael Phelps, orantısız derecede geniş bir kanat açıklığına ve çift eklemli ayak bileklerine sahip. Ayrıca ortalama bir sporcunun ürettiği laktik asidin yalnızca yarısını üretiyor. Tüm bu özellikleri onu “Yüzücü Olarak Yaratılmış Adam’’ gibi başlıklarla manşetlere taşıyor, haksız rekabet fikri söz konusu dahi olmuyor. Kasıtlı olarak dışarıdan doping, testosteron almak gibi fiiller haksız rekabetken “doğuştan gelen avantajlar’’ kutlanması gereken doğa hediyeleri olarak görülüyor; tabii ki yalnızca erkeklerin dünyasında.
Bir de finansal doping meselesi var. Bazı çıkar gruplarının istedikleri sporculara Olimpiyat öncesinde ciddi miktarlarda finansal destekler sunmaları diye özetleyebiliriz. Bu konu, erken yaşlarda kaliteli eğitim, sağlık, beslenmeye erişimin yetişkinlikte kişiye ne kadar avantaj sağladığı konusu gibi, yeterince ilgi çekici değil. Testosteronun ergenlikte yoğun kas kütlesine sebep olduğu konusu ise çok daha sansasyonel. Kişinin performansını bu kadar derinden etkileyebilen bir hormonun erkeklerde neden ölçülmediğini sormak ise pek popüler değil.
Hele bir de sporcunun cinsiyet kimliğini ne idiği belirsiz bir takım testlerle sınamanın, cinsiyeti hormonlarda, genitallerde veya kromozomlarda aramanın, sadece spor yapmak isteyen birinin rızası dışında şahsi bilgilerinin yayılması halinde hayatının dahi riske girebileceğinin ne kadar büyük bir haksızlık olduğunu konuşmak da hiç cazip değil.
Eğer hayata pembe gözlüklerle bakmıyorsanız, etik spor aşığı birtakım insanların haklı hassasiyeti gibi görünebilen bu haksız rekabet meselesinin aslında mizojini, transfobi, interfobi ve ırkçılığın iç içe geçtiği kuvvetli bir ayrımcılığın tezahürü olduğunu ayırt etmek aslında hiç zor değil. Gerçek sorunun haksız rekabet mi yoksa kırılgan beyaz erkek egosu mu olduğunu daha iyi görebilmek için ufak bir tersine çevirme de yapabiliriz mesela. Erkek kategorisinde yarışan trans erkeklerin testosteronla büyümedikleri gerekçesiyle cis erkek rakiplerinin burada bir haksız avantaja sahip olduğu yönünde hararetli tartışmalara denk geleniniz var mı?
Kadın kategorisinde yarışan kişilerse “erkeksi bulunur, şüphe çekerlerse’’ ne idiği belirsiz birtakım testlere, hormon baskılayıcılara zorlanabiliyor, tıbbi durumları rızaları dışında kamuyla paylaşılabiliyor, beyanları önemsenmeksizin test sonuçlarına bakılarak kendilerine farklı cinsiyet kimlikleri atanabiliyor ve kişilik hakları yerle bir oluyor. Ayrıca cinsiyet testine tabi tutulan kadınların ezici çoğunluğu beyaz erkeklerin kadınlık standartlarına uymayan Küresel Güneyli kadınlar oluyor. İYİ HABER, BUNLARIN HİÇBİRİ HAKSIZ REKABET OLUŞTURMUYOR.
Uluslararası hukukta ise durum hiç de öyle değil.
Arş. Gör. Serhat ÖZKAN’ın ‘’Haksız Rekabet mi, İnterfobi mi?: Spor Tahkim Mahkemesi’nin Caster Semenya Kararına İlişkin Bir İnceleme’’ isimli makalesinde incelediği iki davaya bakacak olursak;
Spor Tahkim Mahkemesi (CAS), iki ulusal şampiyonluğu olan ve arkadaşlarının şikayeti üzerine cinsiyet testine tabi tutulan Hindistanlı atlet Dute Chand’ın başvurusuyla belirlenen testosteron hormon sınırı üzerinde kalan kadınların hormon terapisi görmesi veya diskalifiye edilmesine dair Uluslararası Atletizm Federasyonu (IAAF) 2011 yönetmeliğini ayrımcılık yasağı açısından inceledi. Mahkeme, düzenlemelerin yeterli bilimsel veriye dayanmadığına karar vererek yönetmeliği iki yıl süreyle askıya aldı. Bu sürede Chand’ın tüm ulusal ve uluslararası müsabakalara katılmasına ve IAAF’ın iddia ettiği performans farkına dayalı yeterli kanıt sunamazsa düzenlemenin iptal edileceğine karar verdi.
Bu iki yılda kadınlar test dayatması olmaksızın yarışabildi. Federasyon ise 2011 yönetmeliğini meşru kılacak delil sunamayıp, düzenlemeyi yürürlükten kaldırdı. Delil sunmak için ek süre istedikten sonra, 2018 düzenlemeleri ile Chand’ın yarıştığı parkuru kapsam dışı bırakarak davanın düşmesini sağladı.
Caster Semenya ise 2009, 2011 ve 2017’de atletizmde dünya şampiyonu olmuş Güney Afrikalı bir orta mesafe koşucusu. Sporcu, hormon baskılayıcı ilaç almak istemediği için 2018 düzenlemeleri sonrasında anılan düzenlemelerin ayrımcı olduğu gerekçesiyle dava açtı.
CAS, yaptığı değerlendirmede, 2018 DSD düzenlemelerinin birçok yönden ayrımcı olduğunu kabul etmekle birlikte üçte iki çoğunlukla Semenya’nın davasını reddetti. İsviçre Federal Mahkemesi de CAS’ın kararını onayladı. Semenya bunun üzerine Şubat 2021 tarihinde AİHM’e başvurdu.
AİHM, bireyin cinsel özelliklerinin onun özel hayatı kapsamına girdiğini belirtti.
Başvurucunun karşı karşıya kaldığı hormon terapisi veya kariyeri terk “imkansız seçimininin’’ (IAAF’nın sporcuya seçenek sunulduğu yönündeki savunmalarına karşı kariyerini sürdürmek isteyen sporcunun tek şansının hormon terapisini kabul etmek olması sebebiyle bu dayatmaya mahkemece imkansız seçim denilmiştir), mesleğini icra etme, fiziksel ve ruhsal zarardan korunma, itibarına, özel alanına ve onuruna saygı gösterilmesi haklarını ihlal ettiğine; sporcunun cinsiyet/cinsel özellikler temelli ayrımcılığa uğradığına karar verdi. BM Yüksek Komiserliği’nin sporda ırk ve cinsiyet ayrımcılığının kesişimine ilişkin raporuna atıfta bulunarak, özellikle Küresel Güney’den gelen Siyah ve Asyalı kadın sporcuların orantısız olarak hedef alınmasının elit sporda beyaz kadınlığın standart olduğu yönündeki klişeden kaynaklandığını tespit etti. Yönetmeliğin ataerkillik, ırkçılık ve sosyo-ekonomik dezavantaj güçleri tarafından bir araya getirilen bileşik stereotiplere dayanması sebebiyle kesişimsel ayrımcılığa sebep olduğuna karar verdi.
Federal Mahkemenin, içtihatlarında belirtilen gereklilikleri yerine getirmediği sonucuna vardı.
Yargıda ve her alanda eşitlik mücadelesi sürüyor.
Yukarıda değindiğimiz bilgiler ışığında görüyoruz ki patriarkal, kapitalist, kolonyalist eski dünyanın bize bıraktığı kırık dökük miras son demlerini yaşıyor. Dünyanın kuzey/güney, beyaz/siyah, erkek/kadın, heteroseksüel/homoseksüel, efendi/köle gibi ayrımlar/ikilikler üzerine yükseltilmesi insanlığın büyük bir kısmını ezmekle kalmayıp birçoğumuzu da kategorilerin aralarına sıkıştırdı. Zamanında güneşin doğuşu gibi tabii bulunan birçok inanç ve öğretilerine bugün açıkça ayrımcılık, onur kırıcı muamele ve akıl dışı muhakeme diyebiliyoruz. Günümüzde bu dualist dünya düzeninden kalan ikili cinsiyet rejiminin meşruiyetini gitgide yitirdiğini sporcuların yaşadıkları hak ihlallerinde de görüyoruz. Kategoriyi seçen/reddeden, kategoriler arasında geçiş yapan veya onların dışında var olan haklı seslerin yükselişlerini duyuyoruz. İdeal kadınlık ve erkeklik algısının etnik köken, cinsel yönelim, sosyo-ekonomik durum gibi birçok statüyle beraber şekillendiğinin, ikili cinsiyet rejiminin hiç de doğanın dizaynı olmadığının farkındayız. Gerçek eşitlik ve adalet için dünyayı ve insanlığı ikiye bölmeden yeni bir düzen inşa etmenin artık kaçınılmaz olduğunu biliyoruz. Spordaysa kategorilerin yeniden düşünülmesi, dizayn edilmesi, nihayetinde toptan tasfiye edilmesi öznelerin mücadele ve talepleriyle mümkün olacak. Yeniliğe direnenler onların canlarını acıtmayı deneyeceklerse de bizler bu sporcuların yanlarında durmaya, onları ve haklarını savunmaya devam edeceğiz. İkili cinsiyet rejimi, bu rejimin etrafında inşa edilmiş sermaye ve yarattığı kültürel, bedensel ve sosyo-ekonomik tahribat da elbet bir gün son bulacak.
Görsel: Devika Goel/The Williams Record
1 Comment
Comments are closed.