Onur Köybaşı yazdıklarıyla, yaptıklarıyla queer şiiri hep bir adım ileriye taşımak isteyen bir şair. Onu Yeryüzü Ağacı’nda Ne Diyeceğimi Anlayacaksınız Siz şiiriyle konuk ettiğimiz gün sevinçten yerimde duramadığımı hatırlıyorum. Köybaşı, geçen Haziran Pelerin Fanzin’in Queer sayısında misafir editörlük yaptığında da benzer bir heyecan duydum. Şair, bu özel sayıda birçok şairi queer edebiyatın çatısı altında birleştirdi; kimilerinin ilk şiirlerine yer verdiği bu sayıda queer edebiyatla ilgilenenlere bir yaz boyunca tekrar tekrar dönebilecekleri harika bir seçki sundu. Bu nedenle Köybaşı bana bir gün Meltdown’dan bahsettiğinde içimi büyük bir merak kapladı, kitabı okuduğumda ise merakımın nedensiz olmadığını gördüm.
Meltdown birçok susturma sisteminin kesiştiği bir noktadan okuyucusuna sesleniyor. Kitabı okuduğum günden beri şiirin cesaretlendiren gücünü düşünüyorum. Bu yüzden kitap piyasaya sürülür sürülmez tükenmiş olsa da Köybaşı’yla bu kitabı konuşmadan edemedim. Umuyorum ki bu söyleşi Velvele okuyucularının Onur Köybaşı’yı ve Meltdown’daki konuşma arzusunu daha yakından tanımasına ve kitabın ikinci baskısının yapılmasına ön ayak olur.
İlker Hepkaner: Meltdown, içini dökmek isterken şiire sarılmanın etkileyici örneklerinden biri. Bu şiiri kitaba dönüştürme fikri nasıl oluştu, okuyucularımızla bunu paylaşır mısın?
Onur Köybaşı: Bir sabah uyandığımda DM kutumda Orlando Art’tan bir mesaj duruyordu, benden hazırladıkları minimal şiir dosyası seçkisine bir çalışma rica ediyorlardı. Mesajı okuduğumda ilk düşündüğüm şey, ne yapabilirim oldu. Çünkü o sıralar hâlihazırda şiir dosyamı yeni tamamlamıştım. Sabah kalkıp kahve içerken aklımda biri belirdi, ama bir siluet gibi, tanımadığım biri, sanki duygu olarak giydirilmeye ihtiyacı olan biri, görünüp kayboluyordu. Onu bırakmak istemedim, ama ne istediğini de bilmiyordum. Sonra birkaç arkadaşımla telefonda konuşarak fikir alışverişinde bulundum. Bir öğretmen arkadaşımla yaptığım görüşmede Asperger sendromundan bahsetti; aklımdaki çocuk gülümsedi o an. Ve tamam, hadi dök içini dedim.
Gelelim kitabın bir diğer boyutuna, bu şiirin bir queer’in babasıyla olan iletişimsizliğine. Queer’ler olarak bizden önceki kuşakla kimliğimiz çerçevesinde iletişimimiz oldukça çetrefilli. Bu şiiri yazmak bu iletişim konusunda sana ne anlattı? Ve sence aynı durumda olan diğer queer’lere Meltdown ne önerebilir?
Evet, aslında kitabın derdi çok kişisel oldukça katmanlı ve kırılgan da. İletişim hayatımızın her yerinde; bazen kendimizle bile iletişimde zorlanıp karşımıza alıyoruz kendimizi. Özellikle bu aile dinamiğinde oldukça kaygan bir zeminde. Kitapta baba da queer çocuk da bu kaygan zeminde oldukça zorlanıp düşe kalka dengede durmaya çalışıyorlar. Meltdown, bir nevi anlamaya çalışmanın dayanılmaz yorgunluğunu da anlatıyor. Dıştan içe bir mücadele. Biz tembel bir toplumuz, düşüncede bile tembeliz, bir işe koyulup bu olmadı deyip karşıya hata yüklemeyi bir marifet olarak görürüz. En büyük sorun da anlama tembelliği.
Meltdown, bu durumda olan queerlere büyük ünlü uyumunu bozmadıklarını, her cümleye yakışacaklarını ve kendilerini başkalarıyla, başkalarının da kendileriyle gayet mutlu olacağını ısrarla vurguluyor. Güvende olmak için görünmez olmaya gerek olmadığını söylüyor. Kapladıkları yeri güzelleştirmeyi öneriyor.
Kitapta beni en çok etkileyen yerlerden biri iki sevgilinin birbiriyle konuştuğu bölüm. Oldukça tekinsiz bir diyalog bu. Ben benzer kırılganlıkları şiire taşıdığımda hayattaki üzüntülerden kaçmış gibi hissediyorum ama senin dizelerinin ardındaki nedenleri fazlasıyla merak ediyorum. Aşktaki kırılganlığın şiirdeki yeri hakkında ne düşünüyorsun?
Kitaptaki diyalog beni de çok etkiliyor. Kırılganlık bir nevi savunma biçimi aslında. Kabuğundan çıkmak bir yandan da, çoğu insan bu kırılganlığı güçsüzlük olarak tanımlar bana göre öyle değil. Aşkın buna da ihtiyacı var. Şiirde ise bunu nasıl gösterdiğin çok önemli, dramatize etmeden, baş kaldırırken bile eşsiz bir tavır sergilenebilir.
“Kendi içimde yürümek istiyorum, / Kimseyle karşılaşmadan / Kimseye bir yüz ifadesi borçlu olmadan yürümek” dizeleri beni baya düşündürdü. Bazen kitapta bu yürüyüşü okuyoruz gibi hissettim. Meltdown, bu yürüyüşün neresinde yer alıyor?
Frédéric Gros, Yürümenin Felsefesi kitabında; yürürken insanın kendine eşlik ettiğini bu durumda bireyin iki kişi olduğunu ve usanmadan kendiyle sohbetin sürebileceğini ifade eder. Meltdown, aslında kimseyle karşılaşmadan yürürken iki kişi olmanın dıştan içe yolculuğu. Hatta yürümeyi öğrenmenin hikâyesi de.
Meltdown’dan sonra Onur Köybaşı okurlarını ne bekliyor? Bu kitaptan sonra senin diğer işlerini merak edenler senin şiirini nasıl takip edebilirler?
Meltdown, benim için çok heyecanlı bir süreçti. Hacimli bir şiir dosyası bekliyor çekmecede, yeni bitirdim. Ne zaman çıkacağı konusunda henüz net bir tarih yok. İyi bir yayınevi ile anlaşmayı bekliyor diyebilirim ☺ 2024’te yapılacak bir kuir film festivali için yüzlerce kısa ve orta metrajlı filmler izleyip, bir seçki hazırladım. Katalog yazısı bitti, o bizlerle olacak. Benim için harika bir deneyim oldu o sebeple çok heyecanlıyım. 2024’te şiir etkinliklerim de olacak. Şimdilik böyle. Çok teşekkür ediyorum bu kıymetli sorular için seninle söyleşmek büyük bir keyif. Kitabı edinecek olan herkese de sonsuz minnetle. Sevgiler.
Bilgilendirme notu: Nöroçeşitlilik aktivistlerin bir bölümü “Asperger Sendromu” ve benzeri işlev etiketlerinin kullanımını sorunlu buluyor. İsmini Hans Asperger isimli Nazi bir doktordan alan bu kavram nöroçeşitlileri -tıpkı diğer engel gruplarında olduğu gibi- topluma faydalı veya faydasız bireysel olarak iki gruba ayırma eğilimini pekiştiriyor. Ben kitabın bunu yapmadığını rahatlıkla söyleyebilirim, ancak bu konuda daha fazla bilgi almak isteyenleri Merhaba! Spektrum’un yaptığı bu yayına yönlendirmek isterim. –İlker
1 Comment
Comments are closed.