Yugoslavya’nın İlk Açık Kimlikli Queer Filmi Mermer Göt’ü Neden İzlemeniz Gerekiyor

Yugoslavya Kara Dalga akımının öncülerinden Želimir Žilnik’in yönettiği Marble Ass (Mermer Göt), hem LGBTQ karakterleri hem de savaştan dönmüş asabi genç erkek portreleriyle zaman meydan okuyan bir empati başyapıtı.

Fedor Tot
Çeviri: Mertcan Karakuş a.k.a. Zakkum Kök
Editör: Ari P. Büyüktaş

Çeyrek on yıl önce Sırbistan için bir film üretim cenneti diyemezdik. Slobodan Milošević’in Hırvatistan ve Bosna’daki savaşlara odaklanan devlet aygıtı ve yerel finansal altyapıyı yerle bir eden hiperenflasyon yüzünden ülkedeki film üreticileri; sürgün ve sıfır bütçeye yakın prodüksiyonlar ile yetinmeye veya Emir Kusturica’nın Yeraltı filmi örneğinde olduğu gibi Avrupa enternasyonalizmini ve alttan altta rejim yanlısı mesajları birleştirmeyi başaran, mega bütçeli, uluslararası, ortak prodüksiyonlara terk edilmişlerdi. 

Tüm bunların ortasında, ülkenin en uzun süre görev yapan sinemacılarından biri olan ve 1960’larda Dušan Makavejev, Živojin Pavlović ve Aleksandar Petrović ile birlikte Yugoslav sinemasının uluslararası üne kavuşmasına yardımcı olan ünlü Kara Dalga‘nın eski üyesi Želimir Žilnik en büyük eserlerinden birini verdi. Marble Ass, Şubat 1995’te Berlin Film Festivali’nde prömiyerini yaptı ve eski Yugoslavya’daki LGBTQ yaşamlarını açıkça tasvir eden ilk film oldu.

Filmde Belgrad sokaklarından bir seks işçisi olan Merlinka’yı Vjeran Miladinović canlandırıyordu. Merlinka’yı izlerken onun ve bir grup arkadaşının (çoğu Miladinović’in gerçek hayatındaki trans seks işçilerinden oluşan arkadaş grubundan esinlenilmişti) cepheden dönen travma geçirmiş asabi, genç erkekleri cinsellik yoluyla sakinleştirme çabasına şahit oluyoruz. 

İlk karşılaşmamızda Merlinka’nın dünyası işinin gündelik zorluklarından, genç kız kardeşlerine işin inceliklerini öğretmekten ve tatsızlığına rağmen neşe dolu, genel bir yaşama sevincinden ibarettir. Bu denge ve özgürlük, eski arkadaşı Johnny’nin (Nenad Racković) cepheden dönmesiyle alt üst olur. Dengesiz bir ruh haliyle, öfkeden ve saldırganlıktan titreyerek, çalıntı eşyalarla beraber Merlinka’ya taşınır ve kendini kurtaracak kadar para kazanmak için şiddet yüklü dolandırıcılıklar yapmaya girişir.

Ancak Mermer Göt sıkı sosyal gerçeklik içeren bir eser değil. Basitçe kıyaslarsak, genç bir John Waters’ı 90’ların ortalarındaki Belgrad’a ışınladığımızı düşünebiliriz. Žilnik konuşmalarında filmin ilhamı olarak, yapımcılığını Andy Warhol’un, yönetmenliğini ise Paul Morrisey’in yaptığı, 1968 yapımı Et filmine gönderme yapıyor. Aynı zamanda Merlinka’yı oynayan Vjeran, filmin ortaya çıkışı esnasında Wilder’ın Bazıları Sarışın Sever’ine ve filmin eserekli maskaralıkla karışık kaygısız gender-bender tavrına duydukları hayranlığı dile getiriyor.

Filmin varlığı Sırp ve eski Yugoslav geniş film çevrelerinde bir ayrıkotu; başkahramanlarının varoluşuna kesin gözüyle bakılmalıymışçasına seks işçiliğini, LGBTQ yaşamlarını ve yeraltını tasvir edişi tamamen gerçeğe dayalı. Film, eski Yugoslavya’daki bir avuç LGBTQ temalı filmle sert bir kontrast oluşturuyor. Bu filmler LGBTQ karakterlerin etraflarında dönseler de acı çekmeyi merkeze alan -LGBTQ’ların sefaleti Batı Avrupa tarzı liberalizme giden yola dikilmesi zorunlu bir anıtmış gibi-  indirgeyici anlatılara teşneler. Dolayısıyla Dalibor Matanić’in Tatlı Ölü Kızlar’ı (Hırvatistan, 2002), Ahmed Imamović’in Batıya Git’i (Bosna, 2006) ve Srdjan Dragojević’in Parada’sının (Sırbistan, 2011) da aralarında olduğu filmlerde kendi hayatlarına dair yetkin olan karakterler olmaktan ziyade normatif heteroseksüel bir toplumun boyunduruğu altında daha büyük bir oyundaki piyonları olarak kalıyorlar.  

2020’den baktığımızda, 90’lardaki Sırbistan gibi gerici milliyetçilik ve negatiflikle dolup taşmış bir atmosferde Mermer Göt’ün kültürel bir curcuna yarattığını ve herkes tarafından kınandığını anında varsayabilirdik. Ancak gerçek bunun tam tersi. O zamanlar devlet aygıtı ve katıldığı propaganda makinesinin dikkati Bosna ve Hırvatistan’a odaklandığı için film, tehdit ve öfkeden azade bir şekilde yolunu bulmuş. ‘‘Filme karşı hiçbir protesto olmamasına ben bile şaşırmıştım,’’ diyor Žilnik. ‘‘Kimse filmi sansürlemeye çalışmadı… Birazcık aşırı olduğunu söylediler ama daha önce de (Kara Dalga döneminde) aşırı filmler görmüştük. Tüm agresif, asabi, politik tipler savaşa odaklanmışlardı. Takıntıları buydu.’’

Sahiden de LGBTQ’lara karşı ilk aktif protestolar savaştan ve Milošević’in görevden alınmasından sonra gerçekleşti. LGBTQ aktivistlerinin Belgrad’da güvenli bir Onur Yürüyüşü yapılandırma çabaları, aktivistler için rutine binen zorbalık ve tehditleri de içine alacak şekilde, 2000’den bu yana dikkatlice kayıt altına alınıyordu. Sırbistan’da LGBTQ hakları hala şüpheli durumda olsa da Ana Brnabić’in lezbiyen bir başbakan olarak varlığı (Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić ve Brnabić’in Sırbistan’ın politik entrika ağındaki görece güçsüzlüğüne yöneltilen pinkwashing suçlamalarına rağmen) yaklaşımlarda bir rahatlama olduğunun işareti olabilir. Bunun yanında Belgrad Onur Yürüyüşü de milliyetçi ve homofobik tehdit ve şiddetlerin atış alanındansa, yılda bir gerçekleşen sıradan bir olaya dönüştü.

Yönetmen ve filmin yıldızı bir gece Belgrad’daki bir tren istasyonu peronunda tesadüfen karşılaşmasalardı, Mermer Göt hiç var olmayabilirdi. Žilnik, Novi Sad’a dönüş trenini beklerken uzun boylu, sarışın bir kadın; gevşeyip onunla zaman geçirmesini teklif ederek yönetmene alıktı. Žilnik kendisine gösterilen bu ilgiyi savuşturunca kadın ilk başta madilendi.  Žilnik kadının: ‘‘Želimir, beni nasıl tanımazsın!’’ diye sitem ettiğini hatırlıyor. Yönetmen yakından bakınca sarı saçların ardındaki kişinin, daha önce Güzel Kadın Şehri Dolanıyor (1986) filminde beraber çalıştığı oyuncu Vjeran Miladinović olduğunu fark etti.

Bir önceki projeleri boyunca Miladinović açık kimlikli bir geydi. Ancak şimdi bir kadın olarak kendini ifade ediyordu ve Merlinka adını kullanıyordu. Merlinka, Žilnik’i cis ve trans seks işçilerinin beraber takıldığı yakınlardaki bir kafedeki  arkadaşlarıyla tanıştırdı. Žilnik başta hayret etti: ‘‘New York ve Amsterdam’da bulunmuştum ama böyle bir ortamın (Belgrad’da) olduğuna inanamadım. Sanırım durumu etraflarındaki dünyaya karşı bir tepki, bir provokasyon, hatta bir saldırı olarak değerlendirebilirdiniz. Müşterileri vardı ve çoğu silahlı, savaştan dönmüş acemi askerlerdi.’’

Bu sürpriz karşılaşma sayesinde grubu filme alma fikri doğdu. Žilnik ve kameramanı, Merlinka’nın bir müşteriyle yaptığı pazarlığı arabanın arkasında gizlice çekerlerken kazara ses çıkardıklarında, belgesel çekme fikri hızlıca rafa kalktı. Müşteri elinde silahla döndü ve bulundukları yöne doğru ateş etmeye başladı. Merlinka’nın sonradan belirttiği üzere müşterileri çoğunlukla gangster ya da politik bağlantıları olan insanlardı ve vatanseverliğe sığmayan ilişkiler içerisindeyken filme alınmaktan imtina edebilirlerdi. Onun yerine kurgu bir senaryoyla çekime başlanmasına karar verildi.

Žilnik, Merlinka’nın kendisini ve arkadaşlarını nasıl tasvir ettiğini hatırlıyor: ‘‘Belgrad bu sıralar o kadar çılgın ki artık Belgrad’daki en normal insanlar biziz.’’

Mermer Göt’ün kamu nazarından görece sessiz geçişi, 90’ların kaos ortamında, her ne kadar üstünkörü ve kazara da olsa, standart toplumsal cinsiyet ve cinsellik anlayışlarını zorlayan bir yapım için yer açıldığının göstergesi. Komünist Yugoslavya LGBTQ haklarına sıcak bakmıyordu ama Yugoslavya’nın kriminal ve milliyetçi güçler tarafından yıkılması, sosyal değerlerde panmilliyetçi ‘Eril Kardeşlik ve Birlik’ sloganından, etnik milliyetçilikte köklenen mitolojik imgelere doğrudan kayan, geniş çapta bir yeniden yapılandırmayı yürürlüğe koydu. Kamu hayatında kriminallik ve agresiflik birçokları için standart bir duruma dönüşürken, Mermer Göt kendi değerler sistemini kurmaya çabalıyormuş gibi ortaya çıktı. Hikayesini genelde eğreti bir aile etrafında kuran John Waters’ın erken dönem filmleri Pembe Flamingolar ve Female Trouble gibi, Mermer Göt’te de seks, haz ve toplumsal cinsiyet normlarını reddetmek olumlu şeylerle ilişkilendirilirken, stereotipik eril davranış ise acı ve mutsuzlukla eşleştirilmiştir.  

Merlinka, görece sade hayatından tatminken ve savaşı hiç umursamıyormuş gibi görünürken; Johnny sürekli diken üstündedir ve zorlama maskülen rolünü, toplum içindeki rolüne dair daha derin, daha varoluşsal bir korkuyu ört bas etmek  için sürdürmektedir. Johnny, Merlinka’nın işini aşağıladığında, ‘‘İnsanlar bana gülümseyerek ödeme yapıyor,’’ diye cevabı yapıştırır Merlinka. Arkadaşı Sanela müşterilerden kendini korumak için bıçak taşımayı düşünür ancak Merlinka dövüşmenin daha zekice yolları olduğunu söyleyerek onu aksine ikna eder. Johnny’nin kadın bir kumandanı iznini Belgrad’da kullanırken, Merlinka onun erkek olduğunu sanır, zira davranışları fazla agresif, saldırgan ve erkeksileştirilmiştir. Etrafındaki dünya otomatik bir şekilde şiddete teslim olurken, Merlinka ne olursa olsun bu durumu reddetmektedir.

Vjeran’dan ziyade, filmin yıldızı Merlinka’dır. Žilnik’in ömür boyu süren başkahramanlarıyla çalışma iş etiğine ayak uydurmak için, onun tarafından yazılmış senaryo Merlinka’ya verilmiş ve ekip tarafından Belgrad sokak argosu serpiştirilerek yeniden yazılmıştır. Merlinka doğuştan ikondur. Filmin, Zilnik’in bir önceki filminden (Tito İkinci Kez Sırplar Arasında için yönetmen, Tito’yu taklit eden biriyle anlaşıp onu Belgrad sokaklarında dolaştırarak vatandaşlarla Yugoslavya’nın çöküşü hakkında konuşturmuştur) etkilenen Avusturyalı bir televizyon ekibinden ödünç alınan derme çatma videoteyp malzemesinde bile ilgi odağı olur.

Film piyasaya sürüldükten sonra Merlinka ve yardımcı oyuncuları, Milošević’in Sırbistan’ındaki televizyon talk şovlarında ya da radyo istasyonlarında boy göstermek için kendilerine verilen her fırsatı kullandılar. Birçoğu muhtemelen Balkanlardan gey ya da trans olarak açılan herhangi biri ile ilk kez karşılaşıyordu. Bu sahneye çıkışlarda Merlinka, 90’larda medyanın magazinleşmesinde  büyük rol oynayan can sıkıcı sığlığa, yeniliğiyle tezat yaratan, kültürlü bir figür olarak karşımıza çıkar. Ancak, ne tuhaftır ki aynı magazinleşme Merlinka’ya adını duyurması için yer açan şey olmuştur; o zamanlar programlara handiyse izleyici onu aşağılasın diye davet edilmiştir ama kendisi bu duruma zeka ve empatiyle karşı koyarak bu tuzağa düşmeyi reddetmiştir.

Vjeran Miladinović Merlinka 2003’te trajik bir şekilde öldürüldü. Fail hiç bulunmadı. Bugün onların mirası, filmde ve oyuncunun anısına Merlinka diye isimlendirilmiş olan ve yılda bir yapılan Belgrad LGBTQ film festivalinde yaşıyor. Merlinka, Balkan LGBTQ tarihinde bir öncü olarak yerini koruyor. Film henüz kendi ülkesinde yayınlanamadı, varlığını online dünyada devam ettiriyor. Ezber bozan bir film olmasına rağmen bölgenin film tarihinde genellikle görmezden geliniyor ya da laf arasında geçiriliyor. LGBTQ hakları tüm dünyada sağcı politikanın saldırıları altında olsa da, LGBTQ sineması ana akım içinde gitgide daha fazla ilerleme kaydediyor. İlerlemenin  düz bir çizgide ilerlemediğini görmek için şimdi Mermer Göt’ü yeniden keşfetme zamanı.

Bu yazının İngilizce orijinali 19 Şubat 2020’de “Marble Ass, Yugoslavia’s first openly queer film, turns 25. Here’s why you need to watch it” başlığıyla calvertjournal.com sitesinde yayımlandı, yazarının ve editörünün izniyle Türkçeleştirildi.

Sponsored by the Rosa Luxemburg Stiftung with funds of the Federal Ministry for Economic Cooperation and Development of the Federal Republic of Germany. The content of the publication is the sole responsibility of Velvele and does not necessarily reflect the position of RLS.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.