LGBTİ+’ların Kürdistan’daki Yaşamı: Cam Kırıklarının Üzerinde Çıplak Ayakla Yürümek

Ercan Jan Aktaş

Onu ilk dinlemeye başladığımda adeta kalbim sıkıştı. Onca kahır ve acı içinde, şiddet içinde, kendisine bir nefes aralığı dahi bırakılmamış diyarlardan, adeta bir kırlangıç kuşu gibi, binlerce kilometreyi kat edip gelmişti. Sırtında 19 yaşına sığdırdığı, birçoğumuzun yüklenmeye dahi cesaret edemeyeceği o kadar ağır bir yük vardı ki!

Gözlerine odaklanmaktan korkuyordum. Zira her şey, bütün o acılar, umutsuzluklar, bir bedene tutsak edilme halinin tamamı, bakışlarına kitlenmişti. Utandım! Devrimciliğimizden, anarşistliğimizden, haykırarak attığımız ‘bir başka hayat mümkün!’ sloganından, Kürtlüğümden ilk kez utandım…

Merdo o çokça eleştirdiğimiz, yeniden inşa etmek ve de özgür hayatlar kurmak istediğimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin mağduru değildi; Merdo Kürtlerin mağduruydu; hani Amed, Nusaybin, Mardin, Dargeçit, İstanbul, Mersin, Marsilya, Paris, Roma, Berlin… meydan meydan, sokak sokak, onlarca yıldır dili, kültürü, siyaseti, statüsü için haykıran o halkın mağduruydu! Hikayesini duymanızı istiyorum. 

***

Doğumda erkek atanan ancak erkek olmadığı için, tenini, ruhunu, yüreğini, bedenini daha sonraları defalarca parça parça edecek babasının omzunda ilk Newroz’una gider Merdo.

“Daha çocukken omuzlarında Newroz’a gittiğim babam benim kabusum oldu sonradan. O bunun ne kadar farkındaydı? Gerçekten kötü bir insan mıydı? Ne istediğini biliyor muydu? Yaşadığı o gerici ve eril hayatın, düşüncelerin farkında mıydı, diye düşünmeden edemiyorum. Baba ve evlat ilişkisi içinde kurban ben mi oldum, yoksa o mu sorusu hep aklımda. Sanırım o hiçbir zaman yaşadıkları ile gerçek bir yüzleşme yaşamadı. Onun yerine kendi travmalarını ve acılarını benim bedenime ve ruhuma büyük bir şiddet ile yüklemeyi seçti.” 

Özgürlük haykırılan o meydanlar, sokaklar, kentler onun korkulu rüyası olur; ilki 16 yaşında olmak üzere, zaman zaman sadece kırılmış yüreği, yorgun bedeni ile o sokaklarda, parklarda bir başına sabahlamaya çalışır. Beklediği o sabahlar hiç uğramaz Merdo’ya! Bir asırdır kendi mağduriyeti üzerinden söylem ve de siyaset geliştiren bir hareket cinsiyet kimliği farklı olduğu için neden ondan başka bir “öteki” yaratmaya çalışır? Bir mağdur başka bir mağduru, kendisinden on bin kat daha mağdur bu insanları anlamak yerine, neden durmaksızın şiddet uygular? 

“19 yıllık hayatım, hayat denir mi onu da bilmiyorum gerçi, Batman, Mersin ve Mardin’de geçti. Bir hikayem var benim; Kürdüm, ama bir ismim var mı onu da bilmiyorum artık. Ya da bana atanan isimde kendimi bulabiliyor muyum, emin değilim?”

Dünyaya getirip bir isim koymakla bitiyor mu her şey?

Bitmediğini hepimiz biliyoruz, ama işte geldiğimiz o kentlerde, sokaklarda, Amed’in, Mardin’in, Nusaybin’in, İstanbul’un, İzmir’in sokaklarında ne çok Merdo hayata tutunmaya çalışıyor şimdi. Hayata her şeyi sığdıran insanlık bu güzel insanları neden sığdıramaz diye sormuyorum. Çünkü, neden sığdırmak istemediklerini yıllar içerisinde, hem kendi deneyimimle hem de başkalarının hikayelerini dinleyerek öğrendim.

Merdo dün gece balkonda bana, “Sanırım ben dünyaya ilk gelen transın duygularını yaşamaya devam ediyorum. Bir miras gibi sanki. Onun için bu dünyaya gelmek nasıl bir şeydi ise benim için de aynı şey. Hatıralarım hep kopuk kopuk, belki beni çok acıttığı için böyle olmasını ben istedim, kim bilir. Fakat yine de güçlü bir hafızam var. Bu nedenle zaman zaman, hatırladığım için, hayat bana ağır geliyor. En sıradan anlarda bile derin bir kuyunun içinde debelenip duruyormuşum gibi hissediyorum.” dedi.

Merdo’yu dinlemeye başladığımda hayatımın en zorlu ve de çetrefilli dosya çalışmasına gireceğimi bilmiyordum. Ancak emin olduğum bir şey vardı ki, bu çalışma sayesinde, onun Paris sokaklarında sürdürdüğü hayatına bir nefes olabilir, hikayesinin duyulmasını sağlayabilirdim. Çünkü, Merdo’ların hikayesine kulaklarını tıkamış dünyanın kulak zarlarını patlatmak, avaz avaz bu hikayeleri anlatmak gerektiğini düşünüyorum.

İlk olarak Mia ile olan hikayesini yazdım.

“Ben o zamanlarda Mia ile bir tepeye gidiyor ve orada ağlıyordum. Yanımda bir tek Mia vardı. Büyük bir kayanın üzerine çıkıyordum; normalde Mia’nın tırmanabileceği bir kaya değildi. Düşünüyordum, nasıl olacak, ben ne yapacağım, kim bana yardımcı olacak diye. O ise kendisinden beklenmeyecek bir enerji ile kayayı tırmanıp yanıma geliyordu. Ben ağlarken yüzümü yalıyordu. Adeta, Ben buradayım, ben seninleyim, diyordu. Ben ondan gördüğüm dostluk, aldığım güçle yeniden gülmeye başlıyor, kendime geliyordum.” 

Merdo yeni bir hayat için, elinde Kürtler tarafından çalınan hayatı, şimdi Paris’in sokaklarında iyileşmek için durmadan yürüyor. Sein nehrinin kıyısına gidip, köyünü, geride bıraktığı patika yolları, Mia’yı düşünmek ona iyi geliyor.

“Şimdi yavaş yavaş içimdeki yaraları deşiyorum. Kabuk bağlamış yaralar bunlar, dokundukça kanayıp içimi acıtmaya devam ediyor. Çok başka sokaklar ve kentlerde biriktirdiklerim, şimdi yaşamakta olduğum şehirde gölge gibi ardımda yürümeye devam ediyor.”

Merdo artık, onu sığdıramadıkları bir dünyada inatla bir yol, sapacak bir patika bulmaya çalışıyor.

“Onlar sığdıramadıkça ben çırpınmaya başladım. Yuvası, evi, dayanışacağı kimsesi olmayan, tek başına biriydim artık. Gidecek, sığınacak, yardım alacak bir kimsem yoktu. Attığım her adım, aşmam gereken yüksek bir duvara dönüşüyordu. O duvar doğduğum bedendi. İçten içe dövmeye, dönüştürmeye çalıştıkça karşımdaki zebaniler hiç boş durmadılar. Kendim olmam için elimden geleni yapmaya çalıştım; bir başınaydım, korkuyordum, ama içimden gelen sese de kulak vermemezlik yapmadım. Şehirler, sokaklar değiştiriyordum ama yaşadıklarım bir türlü değişmiyordu.” 

***

Hikayesini dinlediklerimden biri de Q. Ailesi tarafından atanan isim ile hiçbir zaman bütünleşemediğini söyledi. Şimdi kendi patikasından bedenini, ruhunu ve ismini kurmaya çalışıyor. Onun için ben kendisine Q demeyi uygun buldum bu yazıda. Q şunları anlattı:

“2001 tarihinde Mersin’de doğdum. Sokaklara karıştığımda bilmediğim başka bir dil karşıladı beni. İlkokula annemden öğrendiğim Kürtçe ile başladım. Ama okulda benden Türkçe konuşmamı istiyorlardı. Kolay değildi benim için, korkmaya başladım, devamında okuldan kaçtığım oldu. Zamanla Türkçeyi de öğrendim. Ama derdim sadece bu değilmiş, içine doğduğum erkek atanan bedenle problemlerim vardı. Kimse ile bunları konuşamıyor, paylaşamıyordum. Ama biliyordum en başından, ben bir erkek değilim. Sonra ailem anladı durumu, sokaklardakiler anladılar, okuldakiler anladılar. Ben ‘normal’ değildim. Hayata Kürt doğmak gibi erkek atanan bir bedende bir kadın olarak doğmaya da ben karar vermemiştim. Ama 19 yıllık hayatım boyunca her alanda bana bunun hesabını sordular. Yaşadığım sokaklarda, kentlerde hiçbir zaman güvenle adım atamadım. Sanki bütün insanlar başka bir gezegen, ben ise tek başıma başka bir uydu idim. En sonunda kendimi yeniden, kendi istek ve taleplerim ile kurabileceğim uzun ve zorlu bir yolun içinde buldum. Hiçbir zaman vazgeçmedim, vazgeçmiyorum, kendimi mutlaka ama mutlaka yeninden ve de en özgür şekilde doğuracağım!”

***

Ben, Merdo’nun hikayesinden yola çıkarak “LGBTİQ+’ların Kürdistan’daki Yaşamı” dosyasına başladım. Bunun için etrafımdaki güzel insanlar ile de konuştum, bir ses, soluk olmak mümkün müdür, diye. Yıllardır gönüllü emekçisi olduğum bir gazete ve iki web sitesi çeşitli gerekçelerle ile dosyamı yayınlayamayacaklarını söylediler. Gerekçeler farklı da olsa da ben onların ‘büyük Kürt siyaseti’ ile konuşmaya, bir tartışmaya  girmekten korktuklarından eminim. Ama vazgeçmedim, haftalardır konuşuyoruz, zaman zaman dostlarım ve yol arkadaşlarım yardımcı oldular. Kedistan her zamanki gibi yüreği ve emeği ile hem benim yanımda durdu hem de hikayelerini dinlediğim insanlara sahip çıktı; dosyayı yayımladılar. Velvele de sağ olsun, bu dosyayla ilgili hazırladığım özeti sayfalarına taşıyarak dayanıştı bizimle ve bu hikayenin dolaşıma girmesine katkıda bulundu.

Hem onlara hem de hikayesini cesaretle benimle paylaşan Merdo’ya ve Q’ya teşekkür edip, bu özeti onun sözleriyle bitireyim:

“Her yerdeyiz, çok güçlüyüz, ve her zaman, hayatın her alanında var olmaya devam edeceğiz!”

Kedistan’daki dosyayı okumak için

Dostluğa açılan bir yaşam penceresinden, Mia ve Merdo – KEDISTAN

Ercan Aktaş • LGBTİQ+ların Kürdistan’daki konumu |2 – KEDISTAN

Ayrıca şu yazıları da okumanızı tavsiye ediyoruz:

Amed Newroz’unda Bir Drag Queen

Amed Newroz’unda LGBTİ+’lara Saldırı

Yek! Du! Sê! Queer Gecelerde Kürt Lubunyalar Nerde?

Sponsored by the Rosa Luxemburg Stiftung with funds of the Federal Ministry for Economic Cooperation and Development of the Federal Republic of Germany. The content of the publication is the sole responsibility of Velvele and does not necessarily reflect the position of RLS.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.