Cinsiyet Geçişleri Nasıl Oluyor? – 2

Bu makale, Jules Joanne Gleeson ve Elle O’Rourke’un editörlüğünü yaptığı, Pluto Press’ten çıkan “Transgender Marxism” isimli kitaptan bir parçadır. Makalenin yazarı Jules Joanne Gleeson, cinsiyet ve düşünce tarihi alanlarında çalışan bir tarihçi, yazar ve komedyendir. Gleeson’ın kuir, trans ve interseks meseleleriyle ilgili yazıları Novara Media, VICE ve Hypocrite Reader gibi dergilerde yayımlanmış ve kendisi birçok uluslararası komünist ve kuir kültür etkinliğinde sahne almıştır. Yazıya başlamadan önce birinci bölümü okumanızı öneriyoruz.

2. Görüş: Topluluk (komünite) faaliyetini temel alan geçiş

Odağımızı trans topluluklarına çevirmeden, aklımdaki şeyin “trans topluluğu” isimli tek bir oluşum olmadığını netleştirmeliyim. Birleşik bir topluluk kavramı, çoğunlukla tek bir temsilciyi öğle yemeğine çıkararak tüm potansiyel seçmenlerle etkileşime girebileceğini sanan kariyerist politikacılara çekici gelen bir kavramdır. Gerçekte, translar diğer gruplara yapıldığı gibi birbirlerinden ayrıştırılır ve karşılıklı yabancılaştırılır: Sınıf, ırk, etnik köken ve cinsiyet farklılıkları, aynı şehirdeki iki trans insanın bile bir araya gelmesini çeşitli sebeplerle namümkün kılar. (Bununla birlikte, uzun süreli işsizlik ve aileden kopma olasılığı, transların yaşam deneyimlerinin kesişmesini önemli ölçüde daha olası kılar ve ciddi ruh sağlığı problemleri, demografik konumları ne olursa olsun translar arasında yaygındır.)

Topluluklar hiçbir zaman birleşik olarak kabul edilmemeli ve hafife alınmamalıdır. Trans toplulukları, diğer topluluklar gibi her zaman aktif olarak geliştirilmeli ve desteklenmelidir. Bu tür topluluklar, olumsuz koşullar içinde translar tarafından itinayla geliştirilmiştir ve onlara hiçbir şekilde garanti gözüyle bakılamaz. Translar arasındaki ortaklığın gerçek bir yakınlık haline gelmesi için daha derin bir etkileşim gereklidir ve çoğu durumda bu gruplar hem trans statüsüne sahip olanlardan hem de diğer önemli sosyal ortak noktaları paylaşanlardan oluşacaktır (/r/AskTransgender gibi yalnızca soru-cevap zincirleri içeren, net bir yapıya sahip online topluluklar hariç).

Dolayısıyla tek bir trans topluluğu yoktur, hiçbir zaman olmamıştır ve asla olamaz. Bunu trans çemberleri şeklinde düşünmek daha iyidir. Bu çemberler destek grupları, kitap kulüpleri, kulüp geceleri, gençlik merkezleri, web forumları, sosyal medya grupları, WhatsApp grupları, paylaşımlı evler ve topluluk etkinlikleri çevresinde oluşabilir. Zaman içinde, hem iletişim teknolojilerindeki gelişmelere kitlesel erişim hem de potansiyel mentorlara kendi kendini besleyen erişim döngüsü sayesinde bu trans çemberlerin kurulması daha kolay hale gelmiştir.

Çoğunlukla bu çemberler tamamen translara özel olmaz: Birçok cis de trans çemberlere bir yakınlık geliştirir ve kuir ortamlarda sınırlar sıklıkla gözenekli hale gelebilir. Bu tür yakınlık grupları spontane bir şekilde ortaya çıkabilir veya topluluk örgütlenmesi olarak da bilinen, amaçlı yapılanmanın bir ürünü olabilir. Bazen trans kimliklerin kutlanması ve karşılıklı gelişimi için oluşan alanlar beklenmedik yerlerde karşımıza çıkabilir. 4chan gibi saldırgan online platformlar bile farklı nonbinary kimlikleri besleyebilir.

Geçişi bu koşullar altında ele almak, süreci cinsiyetlendirilmiş belirlenimlere ayrıştırmaktan daha farklı bir görüş sunar. Transların sokakta var olabilmek için hakim olmaları gereken “karşılaşmalara” odaklanmak bize çok şey anlatabilse de geçiş sürecindeki birçok kişi için kendini gerçekleştirmenin özünü oluşturan şey yalnızca yabancılarla olan etkileşimler değildir. Translar sıklıkla, kimlik oluşumunun gerektirdiği özel desteği, mentorluğu ve karşılıklı tanınmayı sağlayabilen, benzer kafadaki (çoğunluğu trans olan) diğer ruhlarla etkileşime girmekten güç alırlar.

Kişisel seviyenin (trans çemberleri oluşturan bireylere sunulanların) ötesinde, ortak bir yaşam anlayışı ve yakınlık ilişkisi de geliştirenler arasında kurulan dayanıklı bağların sebep olduğu, ortak uzmanlık ve deneyim havuzundan gelen kolektif bir ilerleme de vardır. Topluluk düzeyinde ise translar, önemli bir ortak bilgi tabanı oluşturabilirler. Bu, tıbbın sık sık transları patolojik kavramsallaştırmaya maruz bıraktığı ve sıklıkla modası geçmiş uygulamalar kullandığı göz önüne alındığında oldukça elzemdir.

Trans toplulukların yeni gelenlere sunduğu vazgeçilmez hizmetlerden biri, onların en tuhaf diye düşündükleri özelliklerin çoğunun, trans çemberler içerisinde klişe sayılabilecek kadar yaygın olduğu gerçeğini göstermektir.

Bu pratik bilginin bir örneği, Imogen Binnie’nin ilk romanı Nevada‘da (2013) bulunabilir. Burada baş karakter Maria, geçiş sürecinde birkaç yılı geride bırakmıştır ve derin inkar içerisindeki başka bir trans karakterle karşılaştıktan hemen sonra, Maria’nın online trans aktivizmine yaklaşımı şöyle anlatılır:

Maria’nın internette yapmaya alışık olduğu bir şey var. Trans olduğunu düşünenlere, yeni kıyafetler almaya veya testosteron engelleyicilere başlamaya karar vermeden önce trans olduklarından kesinlikle emin olmaları gerektiğinin söylendiği, çok eski bir pratikten geliyor…İnternetteki trans kadınlar etraflarına bakıp şöyle demiş olmalılar: Belki de hayatınızın ilk bölümünde bir cis erkek rolünde hayatta kalmak bir adaptasyon stratejisiydi…

Bir süre “Tamamen emin olmalısın.” diyorlardı. Sonra da “Bilemiyorum dostum, muhtemelen transsın ve bunu keşfetmelisin.” dediler. Ve sonunda Maria ve internetteki trans kadınlar, forum teşhislerinin %100 doğru olduğunu fark ettiklerinde, “Vay canına, sen kesinlikle transsın.” demeye başladılar.

Çünkü bu konuları konuşacak bir trans topluluğu bulan kişiler, çok küçük bir ihtimalle trans değildi… belki birinin “Sen transsın.” dediğini duymak, bazı yararlı düşünceleri teşvik edebilirdi. Yani hayatınızın geri kalanında internetteki birkaç aptalın söylediklerine göre cinsiyetinize karar verecekseniz, muhtemelen hatalı bir transseksüellik teşhisinin ötesinde sorunlarınız vardır.

Burada, bu sonuçlara ulaşan grubun, potansiyel geçişçileri olumlayarak teşvik etme pratiğini uygulamadan önce teori ve deney süreçlerini geçmiş bir kolektif olarak betimlenen “Maria ve internetteki trans kadınlar” olması dikkat çekici. Halihazırda geçiş sürecinde olanlar, ortak deneyim ve gözlemleri vasıtasıyla, kendi durumları ile cinsiyet geçiş olasılığını hala tartmakta olanların durumları arasında bir köprü kurmuşlar.

Bu pasaj, yakınlık topluluklarından bekleyebileceğimiz pragmatik karakter beklentilerini ve kuramlamaları gösteriyor. Elbette, “Eğer trans olup olmadığınızı soruyorsanız transsınız!” şiarı kendi içinde, toplumsal cinsiyet açısından normatif bir ifadedir. Fakat bu ifade bir zorlamayı beraberinde getirmez: Binnie’nin alaycı bir şekilde ima ettiği gibi, “internetteki trans kadınların” Johns Hopkins’teki doktorlarla aynı güce sahip olması pek olası değildi ve bu kadınların tavsiyelerini dinleyenler cinsiyetleri konusunda geçerli sebeplerden ötürü tereddüt yaşıyordu.

Bu romanı yazmadan önce Binnie, önde gelen bir trans aktivist olarak bu davaya yıllarını vermişti ve romanın politik anlamda aktif bir New Yorklu olan baş karakteri, Binnie’nin kendi deneyimleriyle donatılmıştı (romanda baştan sonra açıkça ve arsızca kendini hicvediyordu). Başka bir deyişle Nevada‘nın başarısı, trans yaşam tecrübelerini tek bir anlatıya distile eden uzun yıllara ve sayısız sohbete dayanıyordu.

Genç transların tecrübeli eller tarafından yönlendirilmesi ve kültürlenmesine ek olarak trans (veya trans destekçisi kuir) çemberlerin, ilgili kişilerin hayatlarını direkt olarak veya bir süreç içerisinde zenginleştirmesi de söz konusudur.

Birbirlerine yakınlık hisseden insanlardan oluşan topluluklar, deneyimleri ve bedenleri tanımlamak için kendi dillerini oluşturabilirler. Nihayetinde bu, transların kendi fiziksel biçimlerine uyguladıkları koşulların baştan sona yeniden yazılmasını sağlayabilir. C. J. Hale’ın bir başka yazısı, (katılımcılarının çoğunun daha sonra trans erkek olarak açıldığı) 2000’ler öncesi Leatherdyke topluluklarının ayrılmaz bir parçası olan kink pratiklerinde izin verilen cinsellik, cinsiyet ve bedensellik farklılıklarına odaklanır. Günümüz kuir ve trans alanlarının bu öncülleri, cinsiyete dayalı bedenselliği değiştirmek için gerekli olan, günümüz trans topluluklarının daha kavramsal bir düzeyde sunduğu yapıları sağladı. Hale, “Leatherboys ve Daddies: How to Have Sex With Women and Men” (1997) adlı makalesinde şöyle yazar:

Leatherdyke cinsiyet oyunu, trans topluluk söyleminde kimi zaman bedenlerimizi “yeniden şekillendirme” veya “yeniden kodlama” olarak adlandırılan bir olguyu mümkün kılar. Umumi tuvaletler ve tıbbi ortamlarla birlikte cinsel etkileşimler, genitaller ile toplumsal cinsiyet arasındaki baskın kültürel bağlantıların en sıkı olduğu yerlerden bazılarıdır; bu nedenle eğer cinsel olarak aktif olmak istiyorsa birçok trans, bedeninin cinselleştirilmiş bölgelerini yeniden planlamak zorunda kalır…

Bu olguya bir örnek, cansız nesnelerin -dildoların- bazen erojen beden parçalarının fenomenolojik özelliklerinden bazılarını üstlenmesidir… Leatherdyke’lar kimi zaman bedenlerin cinsiyetlendirilmiş bölgelerini yeniden anlamlandırır. Bazı Leatherdyke ibneler arasında önemli bir gereklilik, oyun sırasında maskülenliği olabildiğince kusursuz bir şekilde taşımaktır ve sıklıkla buradaki maskülenlik paradigmalarını, deri fetişisti gey erkeklerin maskülenliği sağlar. Bu nedenle, eğer bir Leatherdyke’ın yumruğunu içine soktuğu beden parçası bir doktorun kesinlikle vajina olarak kabul edeceği şeyse, erotik zevk için kullanımın erkek maskülenliği ile tutarlı olması adına o şey yeniden anlamlandırılabilir. O şey bir “deliğe”, “sikiş deliğine”, “erkek deliğine”, “oğlan deliğine”, “göt deliğine” veya “kıç deliğine” dönüşebilir ve “Lütfen daddy, götümü sik!” diye yalvaran bir leatherdyke oğlan, daddy’sinin, bir doktorun smear testi yapmak için spekulum soktuğu aynı deliği becermesini istiyor olabilir. Tabii ki daddy bunu anlamazsa bu yeniden anlamlandırma acı verici olabilir.

Yalnızca daha sonra geçiş yapacak olanların kullanmadığı bu pratikler hakkında Hale şunu açıkça belirtiyor: Bu kişilerin çoğu için bu pratikler, daha önce onları boğmuş olan fiziksel formları ile normatif bağlantıları koparmanın bir yolunu sağlamış.

İçerisinde olanlara uygun anlamlar ifade eden terimlere sahip bir topluluğa özgü, doğrudan dönüştürücü pratiklere ilişkin 21 yıllık bu hikaye, bugün hala transların geliştirdiği cinsel pratiklere hitap ediyor. Gabe Moses’ın “How to Make Love to a Trans Person” (Bir Trans Kişiyle Nasıl Sevişilir) (2012) isimli şiiri, aşağı yukarı aynı yeniden ifade ediş ve yeniden tahayyül süreçlerini ele alıyor:

İliştirmeyi öğrendiğin resimleri unut
Sik ve klitoris gibi kelimelere,
Gövde ve göğüslere.
O kelimeleri kırarak aç
Bir ilk yardımcının kaburgaları çatlatıp
Durmakta olan bir kalbe kan pompaladığı gibi
[. . .]
Eski kelimelerden hepten kurtul.
Yeni kelimeler uydur.
İster plitoris de ister dindo.
Çıkardığı ses ismi olsun
Kotunun üzerinden elini sürttüğünde
Kalbinin gırtlağında çarptığını duyduğun


Bu parçalar, geçişi kolaylaştıran ve kutlayan yakınlık topluluklarının kolektif bir şekilde mümkün kıldığı geçiş süreçlerinin birer kaydıdır. Bu, geçişe dair ilk görüşte sunulan tekil yanıltıcı özelliklerin belirlenip ortadan kaldırılması sürecinden oldukça farklı bir yöne işaret ediyormuş gibi görünebilir. Transların dikkatinin büyük bir kısmı, özellikle geçiş döneminin başlarında, “karşılaşma anına” doğru çekilirken, böylesi bir fırtınayı atlatmaya yetecek kadar sağlam öznellik, büyük ölçüde topluluk tarafından inşa edilmiş bu “yeraltı” kaynakları tarafından sağlanır.

Geçişleri doğrulamada toplulukların oynadığı önemli rol birkaç şekilde anlaşılabilir. Julia Serano’nun, geçişin translar için “içsel bir eğilim” oluşturduğu görüşü, geleneksel olarak daha yerleşik ifade yollarına sahip belirli kültürlerin bu ayrıcalığına erişmede bu toplulukların gizli bir araç olduğunu öne sürer. Buna karşılık Susan Stryker’ın Trans Tarihi (Transgender History) (2008) kitabındaki kimlik gerçekleştirme anlatısı, çok daha karmaşıktır ve bir tarihçi edasında yazılmıştır. Stryker, hem cis doktorların algıları tarafından belirlenen hem de bu algılara her seferinde meydan okunan belli bağlamlarda yeni kimliklerin nasıl ortaya çıktığının izini sürer.

Yukarıda ana hatları verilen iki görüş, birbirine zıt konumlarda değildir ve geçiş sürecini anlamada iki farklı kesit olarak düşünülebilir. Herhangi biri tek başına geçişin günümüzdeki halini tam olarak açıklayamaz: Geçişlerini dışarıdan bağımsız, tek bir mesele olarak gören ve topluluktan mümkün olduğunca kaçınanlar vardır (yine de birçoğunun, trans toplulukların özerk bir şekilde stokladığı kaynaklardan derlenen bilgileri bir nebze de olsa dikkate alması olasıdır). İstenmeyen özellikleri ortadan kaldırma veya yabancılarla karşılaşarak kendilerini doğrulama ihtiyacını pek hissetmediğini söyleyenler de vardır.

Ancak bu görüşlerden herhangi biri -kişinin istizah* gerektiğinde kıvranması ya da topluluğun kendi normatif temellerini oluşturması- tamamen kabul edilebilir mi?

Öncelikli ilgi alanım bu olsa da buradaki amacım toplulukların çalışmalarını övmek değildi. Akranlar olarak aramızdaki örgütlenme, kendi kendimizi yaratmak ve sürdürmek için gerekli siyaset öncesi emeklerde çığır üzerine çığır açtı. Ama birbirimizi yaşatmak devrimci değişimle aynı seviyeye indirgenemez. Proleterleşmiş varoluşumuzda elimizden gelenin en iyisini yapıyor olabiliriz ama henüz bu varoluştan kurtulamadık.

Translar kapitalist bir devlet altında yaşadığı sürece iki yönde kırılacağız: Atomize mücadele ve trans-spesifik bir sivil toplumun biçimlendirilmesi. Translar sadece atomize durumlarından çıkmakla kalmaz, aynı zamanda çoğu zaman da o duruma geri dönerler: En kötü travmalarımızın birçoğuna diğer translar neden olur ve birçok kişi, “trans topluluğu” tamlamasının iki ucuna gücenik bir şekilde tırnak işaretleri ekleyerek aktivizmden uzaklaşır. Her küçük yozlaşma, hüsran ve normatifliğe zorlayan ayrıksılık, translığın, devlet hükümlerinin saçmalığı ve çağdışı protokolleriyle benzeşmesini önlemek için gereken saf ortak çalışma ihtiyacından gücünü alır. Başka bir deyişle, kendi kurallarımız dahilinde var olmanın hemen ardından “biz”in tam olarak kim olduğu üzerine vahşi tartışmalar başlayıverir.

Sonuç olarak translar, trans toplulukları eşit ölçüde ve tamamen aynı sebeplerle hem sevmez hem de bu topluluklara güvenir. Bu kusursuz olmayan, geçici ortak çıkar çemberleri mevcut kapitalist iş bölümünün sağladığı topyekün yoksullaşmaya karşı en iyi (ve en kötü) geçici önlemdir.

Bu bölünmeyi aşmak için gereken şey, elimizde flu bir resmi bulunan yeni bir harekettir: Temel geçimimizi güvence altına almak için verilen mevcut mücadelelere tamamen duyarlı ve kısmen oralardan gelişen bir anti-kapitalist mücadele.