#TransGüzeldir Benim İçin Ne İfade Ediyor

Lexie Bean’in Teen Vogue’da yayımlanan trans erkeklik ile güzellik üzerine kendi deneyimlerinden yola çıkarak kaleme aldığı iki (ilki bu içeriğin de başlığı olan) makalesini, yazarın izniyle çevirerek bir arada yayınlıyoruz.

Yazar: Lexie Bean
Çeviri: Ari P. Büyüktaş

Translarla ile ilgili sosyal medyada en çok kullanılan etiketlerden biri #TransIsBeautiful (#TransGüzeldir). Güzellik, birçoğumuz için tamamlanmak demektir ve bir erkek ya da kadın addedilmenin bilinmesinin değerli oluşudur. Biz translar güvenliği, diğer insanların bizi daha kolay anlaması ve bizimle ilgili daha kolay karar vermesi ile ilişkilendiririz. Başkası bize başka bir şey demeden önce bizim kendimize “güzel” dememiz gerekir.

Ulusal Trans Eşitlik Merkezi’nin (National Center for Transgender Equality) 2015 yılında yaptığı bir ankete göre, trans ve nonbinary kişilerin %47’si hayatlarının bir noktasında cinsel saldırıya maruz kalıyorlar. Cinsel saldırı ve aile içi şiddetten hayatta kalan trans ve nonbinary kişilerin beden parçalarına yazdıkları mektuplardan oluşan antoloji Written on the Body (Bedene Yazılı) üzerine çalışırken, katkıda bulunanlar bana genellikle “yeterlilik” hakkında sorular sordular. Bir şeyler yazabilecek kadar trans mıyım? Yeterince kadın/erkek addediliyor muyum? Yeterince hayatta kalan mıyım? Yük müyüm? Kim bunu okumak ister ki?

Bedenim, ona bir mektup yazılacak kadar güzel mi? Bunu bilmeye değer mi?

Hayatta kalan olmak, trans olmak, bir başkasının sizin için belirlediği bir varış noktasına doğru yol alırken, bedeninizin doğası gereği bir yük olduğuna inandırılmaktır. Asla benim olmayan bir cinsiyetle adlandırılan bedenim, gitmek istemediği yerlere kondu. En çok da başkaları güzelliği yanlış şeylerde bulduğunda acı çektim.

Uzunca bir süre, başkaları için hayatı kolaylaştırmanın benim sorumluluğum olduğunu düşündüm. Hayatımı net adımlarla çerçevelememin sorunu çözeceğini ve güzelleşeceğimi düşündüm: Bir hayat arkadaşı bulacaktım ve bir daha asla saldırıya uğramayacaktım. Hormon kullacak ve O Saç Kesimi’ni yaptıracaktım; TSSB (travma sonrası stres bozukluğu), geçmişe dönüşlerim yok olacaktı. Daha oğlansı bir isim karşılığında, sevsem bile Lexie ismini artık kullanmayacaktım. Bir mutlu son uydurarak kendimi kurtarmaya çalıştım -kendime “ancak o zaman cesurca ve güzelce paylaşabilirim”, “ancak o zaman diğer trans hayatta kalanlar için bu kitap projesini düzenleyebilirim.”, “ancak o zaman başkalarının “daha ​​iyi hissetmesine yardımcı olabilirim.” dedim.

İşin aslı şu ki, saçımı uzatmaktan korkuyorum çünkü insanların “tersine geçiş yaptığımı” düşünmesini istemiyorum. Elbise giymekten korkuyorum çünkü ya biri kalçalarımı gördüğünde rahatlarsa ve kendimi tanımlamadığım bir şekilde bana güzel derse. Makyaj yapmaktan korkuyorum çünkü “oğlan” kelimesinden anladıkları şeyi bozmuş olurum. Birine beni öpmeden önce fıstıklı M&M yememesini söylemekten korkuyorum; “Ben 9 yaşındayken oldu” dememi nasıl anlayacaklarını bozmuş olurum. Written on the Body‘nin yayımlanması zamanında meydana gelen saldırıyı herhangi birine anlatmaktan korkuyorum. Onları sevdiğimi söylemekten korkuyorum. Bana bir kez bile güzel demediklerini söylemekten korkuyorum ve bunu iyiye işaret olarak almıştım.

Bazıları bana başarısız bir oğlan diyor. Bazıları bana başarısız bir kız diyor. Asla tamamen iyileşemeyeceğim, #TransIsBeautiful ile eşleştirilemeyeceği için bazı geceler olanları herhangi birine anlatmaktan korkuyordum. Bu kolay tüketilebilen bir güzellik değil.

Artık saçlarımı uzattığımı biliyor muydunuz? Hala Lexie adını kullandığımı biliyor muydunuz? Dün gece kabus gördüğümü biliyor muydunuz? Dolabımda hala üç elbisem kaldığını biliyor muydunuz?

Written on the Body‘nin düzenleyicisi olarak, cinsiyet addedilmeyen translığımın ve görünüşte hiç sonlanmayan saldırı geçmişimin, paylaşımımı asla yeterince güzel veya “ilham verici” olacak kadar inandırıcı kılmayacağından korkuyorum. Bu kitabı daha iyi hissetmek için yapmadım. Güzel, daha iyi anlamına gelmez, çünkü hiçbir beden unutmaz. Antolojiyi, kendimin ve başkalarının gerçek hissetmesini sağlamak, kimlik ve şifa konusunda tamamen farklı yerlerde olan insanları bir araya getirmek için yaptım. Saçlarımızda, parmak uçlarımızda ve süslediğimiz diğer tüm yerlerde, tıpkı farz edilen cinsel organlarımızdaki kadar travma taşıdığımızı hatırlatmak için yaptım. Bir gün sırtıma bir mektup yazıp sevgilerle diye imzalarken, bir sonraki sayfada sabır, bir sonraki sayfada korku olduğunu, hepsinin aynı bedende ve aynı eserin bütününde var olabileceğini hatırlatmak için yaptım.

“Güzel” bir hayatta kalan olmak, “güzel” bir trans olmak, bana ait olmayan bir hikayeye sahip olmaktır. Korkularım var. Bir bitiş noktam yok. Ben sadece sağlıklı olmak istiyorum. Toplum içinde; nereye gittiğim yargılanmadan, nerede olmuş olduğumu hatırlamak istiyorum. Written on the Body‘ye katkıda bulunanlardan biri olan Dānní Hú-Yáng’ın dediği gibi, “Geçişin en ödüllendirici kısmı kendim hakkında bilgi edinmek, kendimi nasıl ifade etmek istediğimi, ne zaman rahat, ne zaman endişeli hissettiğimi ve başkalarıyla ne şekilde bağlantı kurmak istediğimi öğrenmek.” Nerede olursanız olun, paylaşımlarınız değerlidir çünkü size aittir. Bu yüzden #TransIsBeautiful diyoruz. Biz sürmekte olanız ve bilinmeye değeriz.

  • Bu yazı 12 Haziran 2018’de Teen Vogue’da yayımlandı.
Lexie Bean kendi arşivinden.

Feminenlikte Yön Bulmak, Trans Oğlan Olarak Açılmamı Nasıl Etkiledi

“İnsanların beni, nihayetinde silinecek bir şey olarak damgalaması riskini alıyorum.”

Yedinci sınıfta bir pijama partisinde birbirimize makyaj yaptıktan sonra “En Düzelmiş” seçildim. Yedimizin yan yana bir sıra halinde dizilen kafaları. Sonrasında kanepenin altında kaybolan tek kullanımlık kameralar. Oturma odasının yedi farklı köşesine dağılan, artmış pizzalar. Yorgun ağızlarımız doğruluk mu cesaret mi, doğruluk mu doğruluk mu turları ile “My Humps” ve “Bohemian Rhapsody”nin tuhaf bir karışımı arasında dolanıp durması. Bir başkasının doğruluğu, gayriresmi bir cesaret haline geldi, “Biliyorsun, gerçekten de daha sık makyaj yapmalısın.” Göz teması kuramadım; sanki kendi yansımama bakıyormuşum gibi bakışlarım boş tavanda takılı kaldı. Bir süre sonra bir makbuzun arkasına “Makyaj yapabilir miyim?” yazdım ve trafik ışıklarında beklerken çekingenlikle anneme uzattım. Kendi kelimelerimle bunu yüksek sesle söylemeye katlanamamıştım. Kendime yatırım yapmanın bu anlama geldiğini düşünmüştüm.

Kendimi bir kadın olarak tanımlamasam bile öyle olmak için eğitilmiştim.

Süslenmiş haldeki fotoğraflarımızın çekildiği günden sonra yüzümdeki tüm makyajı temizlemek üç günümü aldı. Daha önce hiç bu kadar çok erkek, benimle konuşmaya çalışmamıştı. Sanki birdenbire değerli olmuştum, ortaokul arkadaşlarımı haklı çıkarıyorlardı. Sokaktakiler onlara soğuk soğuk bakmamı, kendi doğal samimiyetimi kesmemi umursamadı; sadece görmek istediklerini gördüler. Her konuşma şunun gibiydi:

(Favori sözlü tacizinizi girin)

“Peki, arkadaşım olmak ilgini çeker mi?”

“Hmm, sanırım bunu yapabilirim… bu bir erkek arkadaşın olduğu anlamına mı geliyor?”

“Hayır, ama biri var ve gerçekten çok ama çok sevdiğim bir sürü insan var.”

Sonrasında ne diyeceklerini asla bilemiyorlardı.

Sokakta kadınsı olmak bazen kendimi atış talimindeymişim gibi hissettiriyor; sadece tek bir şey olarak görülmek gibi. Burada gördüğünüz şey, ben dahil birçok insanın, benliğimin her bir parçasıyla takas etmek isteyebileceği bir yüz. Zekam, ihtiyaçlarım, paten kaymaya ve çilek çizmeye olan sevgim, derin ilişkiler kurma yeteneğim, “beni rahat bırak” diye yalvaran beden dilimin geri kalanı, sokaktaki erkeklerin ve pijama partisindeki arkadaşlarımın beni bir dekorasyon olarak görmesi yüzünden bunların hepsi tehlikeye atılmıştı. Bazen yüzüm başkalarına onlar için var olmadığımı unutturuyordu. İşin ilginç yanı, o fotoğraflar kendim için var olmakta zorlandığım bir zamanda çekilmişti. Fotoğraflardan bir tanesini internette paylaştıktan sadece haftalar sonra intihar etmeyi düşünmüştüm.

Birkaç ay önce kafamı traş ettiğimde bile ilk yaptığım şey ruj sürmek oldu. Hala “kendime nasıl bakacağımı bildiğimi” kanıtlamanın bilinçaltı bir yoluydu. Ciddi oranda daha az sözlü tacize maruz kaldığım için rahatlamış olsam da (hem gerçek hayatta hem de Facebook yorumlarında), bu durumun kamusal alanda daha az değerli olduğumu işaret ettiğini sandığım için panikledim.

Ama sonra, geçen hafta çekilen fotoğraflara kıyasla, göz temasından ne kadar korktuğumu, gülümsememin ne kadar sert olduğunu fark ettim. Bunlar trans olarak açıldığımdan beri çektiğim ilk fotoğraflarımdan bazıları. Ezilme değil de genişleme söz konusu olduğunda göz teması kurmayı öğreniyorum; sadece kendim için gülümsemeyi, doğruları söylemeyi ve ruj sürmeyi öğreniyorum. Oğlanların da ruj sürebileceğini bilmiyor muydunuz?

Bir trans oğlan olarak açılmamın en acı verici kısımlarından biri kadınsılıkla olan ilişkimde yön bulmak oldu. Sosyalleşme sürecim, erkekliğimi benimsememin, değerimi azalttığına inanmamı sağlayarak beni kandırdı. “Tam potansiyeline ulaşmıyorsun” veya “Gerçekten daha sık makyaj yapmalısın” gibi dırdırlar… Cinsiyet ifadem asla bana ait olamadı.

Trans olarak açılmak, görmezden geldiğim her şeyi yeniden sahiplenme süreci oldu. İşin ilginç yanı, “gerçek bir oğlan” olarak görülmek adına gerçekten sevdiğim şeyleri bırakmam için hala baskı hissediyorum. Kendime ilk açıldığımda altında kaldığım ilk düşünce, “Trans olamam… Çiçekleri seviyorum!” oldu. İkinci düşünce ise, “Trans olamam çünkü…bazen elbise giymeyi severim!” oldu. Cinsiyet ikiliği herkese zarar veriyor, ancak özellikle kendilerini sürekli gerçek olarak kanıtlamak zorunda kalan translara zarar veriyor. Kadınsı olanlara karşı kurulmuş bir dünyada, erkeklik nötr olan gibi inşa ediliyor. Dışarı çıkmakta veya yeni insanlarla tanışmak için bir adım atmakta zorlandığım günler oluyor. Kendimi bir oğlan olarak tanımlarken ve T (testosteron) kullanmazken, çiçekli etek giymeyi isteyerek, insanların beni nihayetinde beni silecek bir şey olarak damgalaması riskini alıyorum.

Burada fiziksel hiçbir şey “düzelmiş” değil. O fotoğrafların hiçbiri beni daha az ya da çok trans yapmaz. Onların hepsi benim – sadece bazılarında nasıl var olacağımı bilmiyordum. Yaşayan herkes gibi ilgi alanlarımı katmanlara ayırma ve derleme yeteneğine sahibim. Aşkın aynı anda pek çok olmak için alan ve ilhama sahip olmak olduğunu her zaman biliyordum. Şimdi bunu kendim için nasıl yapacağımı öğreniyorum.

Sözlü taciz zihniyetinin bakış açısıyla, her iki fotoğraf serisine de parlak ve düzelmiş olduğumu düşünerek bakmadan önce, lütfen durun. Biri daha “güzel” değil, diğeri daha “trans” değil. Nasıl göründüğüm hakkında yorum yapma isteğiniz varsa, lütfen durun ve gördüklerinizi değil, hissettiklerinizi paylaşın. Bana değerli bir şey söyleyin; birlikte neler öğrendiklerimizi, yaptığımız neleri birlikte geri alabileceğimizi söyleyin. Bana sevgiyi hatırlatın, pasif bir “beğenme” olmasın. Beni bir kontrol listesinden çıkarın ve gerçekten değerli hissettiğiniz bir an hakkında bana bir hikaye anlatın.

  • Bu yazı 11 Nisan 2017 tarihinde Teen Vogue’da yayımlandı.
Yazarın kendi arşivinden

Yazar hakkında

Lexie Bean, çalışmaları bedenler, evler, döngüsel şiddet ve LGBTİQA+ temaları etrafında dönen ABD’li bir queer ve trans multimedya sanatçısıdır. Lexie, kendisiyle birlikte “geçiş yaşayan ve büyüyen” dürüst ve karmaşık trans anlatıları yaratma tutkusuna sahiptir. Yazıları Teen Vogue, Huffington Post, The Feminist Wire, Ms. Magazine, Them, Logo’s New Now Next, Bust Magazine, Autostraddle gibi mecralarda yayımlandı. 

2012’de yayınladığı Attention: People With Body Parts ve ardından 2013’te yayınladığı Portable Homes kitaplarında aile içi şiddetten hayatta kalanların kendi beden parçalarına yazdığı mektuplar yer almaktadır.

Aile içi şiddet ve cinsel saldırıdan hayatta kalan trans ve nonbinary bireylerin beden parçalarına yazdıkları mektuplardan oluşan ve 2018’de yayınlanan Written On the Body (Bedene Yazılı) antoloji kitabı ise Lambda Edebiyat Ödülü Finalisti olmuştur.

2020’de yayınladığı çocuk romanı The Ship We Built, trans oğlan bir çocuğun hikayesini anlatmaktadır. 

Ana görsel: Sam Orchard 

Sponsored by the Rosa Luxemburg Stiftung with funds of the Federal Ministry for Economic Cooperation and Development of the Federal Republic of Germany. The content of the publication is the sole responsibility of Velvele and does not necessarily reflect the position of RLS.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.