Umami Kitap Sunar: Yakut Orman 48 Yıl Sonra Türkçede

Rita Mae Brown’ın klasikleşmiş romanı Yakut Orman 48 yıl sonra ilk kez Türkçe okuruyla buluşuyor. Dılşa Ritsa Eşli’nin çevirisi, Seçil Epik, Bike Su Öner ve Büşra Mutlu’nun editörlüğüyle yayımlanan Yakut Orman, dijital platformlar ve kitapçılardan temin edilebilir.

Umami Kitap yayın hayatına kuir edebiyatın klasikleşmiş eserleri arasında sayılan Yakut Orman ile başlıyor. Rita Mae Brown’ın cesur, zeki ve akıcı üslubuyla hayat bulan roman, Molly Bolt’un çocukluğuyla başlayıp genç bir kadın olarak kendini ve dünyadaki yerini bulmasına uzanan bir büyüme hikâyesi sunuyor. Fakir bir Güney kasabasında büyüyen Molly’nin önce San Francisco, ardından New York’a uzanan maceralarını anlatan Yakut Orman’ı en iyi 1980 yılındaki kapağında yer alan bir not tanımlıyor: “Farklı olmak ve bunu sevmekle ilgili bir roman.” Gittiği her yerde kadınları kendine çeken Molly, karşısına çıkan tüm engellere rağmen ne onları ne de kendini sevmekten vazgeçiyor. Kitabın unutulmaz karakterinin tüm dünyaya kafa tutmak pahasına hayallerinin ve arzularının peşinden gitmeye dair mesajı bugün de aynı güçle yankılanmaya devam ediyor.

Klasikleşmiş bir kitap

1973 yılında bağımsız yayınevi Daughters Inc. tarafından yayımlanmasının ardından hızla ün kazanan Yakut Orman, yıllar süren başarısıyla 2015 yılında Lee Lynch Klasik Kitap Ödülü’ne layık görüldü. Yakut Orman, lezbiyen ve kuir yazının klasikleşmiş eserlerinden biri olarak görülse de Brown bu etiketlere karşı çıkıyor. “Bu roman bir lezbiyen romanı olarak etiketleniyor, bu yüzden de edebiyatın gettolarına sıkıştırılıyor. Bir iş ya da insan ne zaman kategorize edilse, bu istisnasız bir hakaret içerir. Aslında verilen mesaj ‘Bu sizin gibi insanlarla ilgili değil. Beğenebilirsiniz ama günün sonunda konu edindiği ‘alt tabakalar’dır. Alt tabaka diye bir şey yok. Lezbiyenler, translar, boşluğu neyle doldurursanız işte, yok. Sadece insanlar var, karmakarışık bir enerji bütünüyüz, farklı kabiliyetlerimiz var, siyahın en koyu tonundan beyazın en açık tonuna her renkteyiz” diyor ve ekliyor “Eğer Yakut Orman yalnız olmadığınızı hissettirdiyse, iyi iş çıkarmışım, sizi güldürmeyi başardıysam daha da iyi.”

Dılşa Ritsa Eşli’nin İngilizce aslından çevirdiği Yakut Orman’ın editörlüğünü Seçil Epik, Bike Su Öner ve Büşra Mutlu üstlenirken, kapak görselini sanatçı Şafak Şule Kemancı tasarladı. 

Benzersiz lezzette kitaplar

Umami Kitap Yakut Orman ile bağımsız bir yayınevi olarak yayın hayatına başlıyor; adını aldığı beşinci temel tat gibi benzersiz lezzette kurgu ve kurgu dışı kitapları yayımlamayı ve okurların dikkatine sunmayı amaçlıyor. Geçmiş, bugün ve gelecekten yazarların, düşünme şeklimizi ters yüz edip dönüştürecek eserlerin peşine düşüyor; kuir ve feminist perspektifle yazılmış kitapları titiz çeviri, özenli editoryal süreç ve yenilikçi tasarımlar eşliğinde Türkçe okuruyla buluşturmayı hedefliyor. Umami’nin yayın programında müzisyen Jenny Hval’ın yazarlık kariyerini başlatan Paradise Rot, Caleb Azumah Nelson’ın beğeni toplayan çıkış romanı Open Water ve Torrey Peters’ın bu yıl Women’s Prize For Fiction uzun listesine girmeye hak kazanan romanı Detransition, Baby yer alıyor.

Dijital satış platformları ve kitabevlerinden satın alabileceğiniz Yakut Orman’dan bir bölümü yayınevinin izniyle yayımlıyoruz.

***

Kimse hayatının başlangıcını hatırlamaz. Anneler ve teyzeler geçmişte onlara muhtaç olduğumuz zamanları unutmayalım diye bize bebekliğimizden, çocukluğumuzdan bahseder. Böylece gizliden gizliye, büyüdüğümüzde de onları hayatımızda tutmaya devam edeceğimizi umarlar. 
Yedi yaşıma gelene kadar ben de hayatımın nasıl başladığını bilmiyordum. O zamanlar Pensilvanya eyaletinde, York’un hemen dışında küçücük bir kasabada, Coffee Hollow’da yaşıyorduk. Sümüklü çocuklarla dolu derme çatma evler birbirine toprak bir yolla bağlanırdı ve kasabaya ismini veren küçük kahve dükkânı yüzünden havada her zaman ağır bir yeni çekilmiş kahve kokusu olurdu. Brockhurst Detwiler ya da kısaca Brokoli de sümüklü çocuklardan biriydi. Onun sayesinde piç olduğumu öğrendim. Brokoli piç olduğumu bilmiyordu ama birlikte çevirdiğimiz işler cehaletime mal oldu. 
Serin bir eylül günü Brokoli ve ben Violet Hill İlkokulu’ndan çıkmış, eve dönüyorduk. 
“Hey Molly işemem lazım. Görmek ister misin?” 
“Olur.” 
Brokoli çalıların arkasına geçip gösterişli hareketlerle fermuarını indirdi.
“Brokoli, çükünün etrafından sallanan o deri ne?” 
“Annem daha kestirmediğimi söylüyor.”
“Kestirmek ne demek be?” 
“Bazı insanlar kestiriyormuş işte o deriyi, İsa’yla ilgili bir şeymiş. Annem öyle dedi.” 
“Neyse, kimsenin beni kesmeyecek olmasına sevindim.” 
“Hah, sen öyle san. Louise Teyzem memesini kestirdi.” 
“Benim memem yok ki.” 
“Olacak ama. Anneminkiler gibi kocaman sarkık memelerin olacak. Göbeğine kadar sarkıyorlar ve yürüdüğü zaman sağa sola sallanıyorlar.” 
“Yok ya, ben öyle olmayacağım.”
“Olacaksın, bütün kızlarınki öyle olur.” 
“Brokoli Detwiler, kes sesini yoksa dilini koparıp yuttururum sana.” 
“Sana şeyimi gösterdiğimi kimseye söylemezsen susarım.” 
“Aman söylenecek neyin var ki? Hepi topu şeyinin etrafında sallanan bir deri tomarı. Çirkin
bir şey.” 
“Çirkin değil.”
“Hah! İğrenç görünüyor. Kendi şeyin olduğu için çirkin olmadığını düşünüyorsun. Kimsenin çükü böyle değil. Kuzenim Leroy’un, Ted’in, kimsenin… Eminim dünyada bir tek seninki böyledir. Bundan para kazanmalıyız.” 
“Para mı? Nasıl para kazanacakmışız çükümden?” 
“Okuldan sonra çocukları buraya toplarız sen de gösterirsin. Kişi başı beş sent alırız.” 
“Olmaz, eğer güleceklerse şeyimi kimseye göstermem.”
“Broc bak, para paradır. Gülerlerse gülsünler, sana ne ki? Para kazanacaksın ve son gülen sen olacaksın. Yarı yarıya bölüşürüz.” 
Sonraki gün teneffüste haberi yaydım. Brokoli sesini çıkarmıyordu, korkup vazgeçmesinden endişeleniyordum ama kaçmadı. Okuldan sonra yaklaşık on bir çocuk koşarak okulla kahve dükkânı arasındaki ormanlığa gittik. Broc pantolonunu indirdi ve büyük ilgi gördü. Kızların çoğu daha önce normal penis bile görmemişti ve Brokoli’ninki o kadar iğrençti ki hepsi zevkle çığlık attılar. Broc biraz solgun görünüyordu ama herkes şöyle iyice bakana kadar dayandı, her şey bittiğinde elli beş sent daha zengindik.
Haber diğer sınıflara da yayıldı ve bir hafta kadar Brokoli’yle gittikçe büyüyen bir işimiz vardı. Kırmızı çubuk şekerlerden aldım ve bütün arkadaşlarıma dağıttım. Para güç demekti. Ne kadar çok şekerin varsa o kadar çok arkadaşın vardı. Kuzenim Leroy da kendininkini çıkarıp işimize ortak olmaya çalıştı ama derisi olmadığı için pek başarılı olamadı. Ben de kendini daha iyi hissetsin diye her gün ona kazandığımız paradan on beş sent verdim. 
Nancy Cahill, “dünyanın en garip penisi”yle nam salan Brokoli’ye bakmak için okuldan sonra her gün geliyordu. Bir keresinde herkesin gitmesini bekledi. Nancy’nin bütün olayı çilleri ve elinden düşürmediği haçlı tesbihiydi. Brokoli’yi her gördüğünde kıkırdardı ve o gün herkes gittiğinde dokunabilir miyim diye sordu. Brokoli budalası olur dedi. Nancy tuttuğu gibi ciyakladı. 
“Nancy, tamam tamam, bu kadar yeter. Brokoli’yi yoracaksın, tatmin etmemiz gereken başka müşterilerimiz de var.” Nancy’nin hevesi böylece kırıldı ve eve gitti. “Brokoli n’oluyoruz? Nancy’nin sana bedavaya dokunmasına izin vermek nereden çıktı? O yaptığı en az on sent ederdi. Dokunma bundan sonra on sent olmalı ve istiyorsan Nancy herkes eve gittikten sonra bedavaya oynayabilir.” 
“Anlaştık.” 
Şovumuzdaki bu yenilik okulun yarısını ormanlığa getirdi. Earl Stambach bizi öğretmenimiz Miss Martin’e ispiyonlayana kadar her şey yolundaydı. Miss Martin, Carrie’yle ve Brokoli’nin annesiyle konuştu ve her şey bir anda sona erdi. 
O gece eve varıp da Carrie “Molly, hemen buraya gel,” diye bağırdığında daha kapıdan bile girmemiştim. 
“Geliyorum anne.”
Sesinin tonundan kemerin hazır bir şekilde beni beklediğini anlamıştım.
“Sen Brockhurst Detwiler’ın çüküyle mü oynuyorsun? Yalan söyleme bana sakın, Earl öğretmeninize her akşam ormanlıkta olduğunuzu söylemiş.”
“Ben değil anne, ben hiç oynamadım!” Ki bu doğruydu. 
“Yalan söyleme bana, çokbilmiş şımarık velet. Ormanlıkta o salağa otuz bir çektiğini biliyorum. Hem de kasabadaki bütün çocukların önünde.” 
“Anne hayır, yemin ederim ki yapmadım.” Anneme gerçekte ne yaptığımı anlatmanın bir anlamı yoktu. Bana inanmazdı. Carrie tüm çocukların yalan söylediğini varsayardı.
“Bütün komşulara rezil ettin beni, seni atmak lazım bu evden. Kendini beğenmiş seni! Ne o öyle kafana estiği zaman eve gelip gitmeler, kitap okuyup havalara girmeler… Kibrinden geçilmiyor! Çokbilmiş hanımefendi ormanlıklarda oğlanın çüküyle oynuyor. Peki, sana haberlerim var götü boklu küçük hanım, kendini çok akıllı sanıyorsun ya… Ne sandığın kadar akıllısın ne de gerçekten benim çocuğumsun. Senin ne mal olduğunu artık bildiğime göre istemiyorum seni. Kim olduğunu bilmek ister misin ukala dümbeleği? Sen Ruby Drollinger orospusunun çocuğusun—piçsin. Şimdi görelim bakalım eskisi kadar burnu havada gezebiliyor musun etrafta.” 
“Ruby Drollinger kim?” 
“Öz annenin ta kendisi! Bir de orospu, duydun mu beni Molly Hanım? Köpek kuyruğunu sallasa onunla bile yatacak kadar düşük ve alelade bir orospuydu.”
“Bana ne? Nereden geldiğim ne fark eder, sonuçta buradayım ya!” 
“O kadar çok şey fark eder ki. Kutsal evlilik kurumu içinde doğan çocuklar Tanrı tarafından kutsanır, gayrimeşru çocuklarsa piçlikle lanetlenir. Nasıl fark etmezmiş şimdi?” 
“Umurumda değil.” 
“Umurunda olsa iyi olur, geri zekâlı seni. Görelim bakalım insanlar piç olduğunu öğrendiğinde o sevimli oyunların ve kitapların seni nereye kadar götürecek. Zaten ancak bir piç böyle davranır. Armut dibine düşermiş belli! Ruby gibi dik kafalısın—ormanlıkta Detwiler aptalına otuz bir çekiyormuş! Piç!”
Carrie’nin yüzü kıpkırmızı olmuştu ve boynundaki damarlar patlamak üzereydi. Tek kişilik bir korku filmi gibiydi, aynı anda hem beni hem de masayı yumrukluyordu. Omuzlarımdan tutup beni köpeklerin oyuncaklarını ağızlarında silkelediği gibi silkeledi. “Sümüklü piç kurusu, benim çatımın altında yaşayıp benim yemeğimi yiyor! Ben seni yanıma alıp beslemeseydim o yetimhanede geberip gitmiştin! Gel burada karnını doyur, arkanı toplat, sonra da beni elâleme rezil et. Kendine çeki düzen versen iyi olur kızım yoksa seni geldiğin bataklığa geri atarım!” 
“Çek ellerini üstümden. Madem annem değilsin, lanet ellerini çek üstümden!” Koşarak kapıdan çıktım ve ormanlığa uzanan buğday tarlalarını yarıp geçtim. Güneş batmış, geriye sadece bir tutam kızıllık kalmıştı gökyüzünde.

Umami Kitap’la ilgili daha fazla bilgiye web sitelerinden ulaşabilir, yayınevini Twitter’da ve Instagram’da takip edebilirsiniz.

Yakut Orman’ı ön siparişle almak için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.