“BEN NAMLI MARKET’İN ÖNÜNDE CİNSEL TACİZE VE FİZİKSEL SALDIRIYA UĞRAYAN KADINIM!”

Öncelikle yaşadığım olayda kendimi ‘mağdur’ hissetmiyorum. Kendi direnişimin galibiyim. Saldırgan adamın üzerimde yaratmaya çalıştığı korkuya, endişeye ve baskıya kapılmadım, beni sürmeye çalıştığı ama hakkım olan kamusal alanı, mahallemi terk etmedim. Burası benim mahallem, terk etmeyeceğim de! Yaralandım ama buradayım, zafer benim! Korkutarak, aşağılayarak, taciz ederek elde etmeye çalıştığını ona vermedim. Hiçbir kadın vermemeli!

Dün, 20 Temmuz 2020 tarihinde, saat öğlen üç civarında evimden çıktım ve Kurtuluş’ta Ergenekon Caddesi’nde yürümeye başladım, arkadaşlarımla buluşacaktım. Ayağımda topuklu ayakkabılar olduğu için yavaş yürüyordum. Köşedeki Namlı Market‘e doğru yaklaşınca üzerinde Namlı tişörtü olan bir adam ‘Seni ne sikerim var ya!’ dedi. Durdum ve ‘Kime diyosun sen, nasıl böyle konuşursun?’ dedim. ‘Duymak istemiyorsan böyle açık giyinme amına koduğumun orospusu!’ dedi. O esnada üstüme doğru gelmeye başladı. ‘Sen kimsin, bu ne cüret!’ dedim. ‘İş yerimin önünden siktir git!’ dedi. ‘Burası kamusal alan, istediğim yerde dururum.’ dedim ve geri adım atmadım. Bana çok yaklaşarak ‘Git diyorum sana, geçen haftaki ibnenin de fotoğraflarını çektim, tenhada sıkıştırır karnınızı deşerim.’ dedi. Bu esnada o kadar yaklaşmıştı ki baş parmağıyla karnıma dokunacak kadar yakındı. ‘Ben sana bunun böyle olmayacağını göstereceğim, bekle.’ deyip polisi aradım. Yan tarafta çalışan çocuk beni tanır, su getirdi ‘Abla sinirlendin al iç.’ dedi. Polisi beklerken durağa oturdum ve topuklu ayakkabılarımı çıkarıp yanımdaki spor ayakkabılarımı giydim. Çünkü zaten tehdit etmişti ve saldıracağından korkup rahat hareket edebilmek için spor ayakkabımı giydim. Tekrar kalkıp, beklemeye başladığımda elindeki telefonla beni videoya çektiğini gördüm. Kalıcı görsel biriktirdiğini fark ettim. Zarar vermek amaçlı, yüzümü hatırlamak için çektiğini ya da birilerine gönderip zarar verin diyeceğini vs. düşündüm o an. ‘Hayır çekemezsin!’ diye elimi kameraya uzattım. Kafama yumruk atmaya başladı. Elimde poşetler vardı ve geri gitmeye başladım. Darbeyle geri giderken elimdeki cam su şişesini aldı ve kafama vurdu. Ben o an başımın yarıldığını anlamadım, sonra kanın sıcaklığını hissedince ve dokunup elimde kanı görünce şişenin başımı yardığını anladım. O an çevredeki insanlar gömleklerini vs. çıkarıp başıma tampon uyguladılar. Peçete getirdiler, soğuk bir şeyler buldular. Sakinleştirmeye çalıştılar ve daha önce paylaştığım fotoğrafları çektiler.

İnsanlar yoldan geçen bir polis ekibi arabasını durdurdular. adam kaçmasın diye durağa oturtmuşlardı daha öncesinde. Fotoğrafları çeken ve bana o an çok destek olan bir kadın arkadaş ‘Hemen adamın üstündeki Namlı Market logolu üniformasını değiştirdiler, adama gömlek giydirdiler.’ dedi Namlı Market çalışanlarını kastederek. Bu esnada saldırgan adam ise değiştirdiği gömleğiyle polislerin arasında sigara içiyordu. Kendisiyle buluşmak için evden çıktığım trans kadın arkadaşım olayı duydu ve yanıma geldi. Adamı görünce ‘Aşağılık nasıl yaparsın böyle bir şey!’ dedi. Adam ‘Aynısını sana da yaparım, ananı sikerim senin!’ dedi. Bunları söylerken saldırgan hala sigarasını polislerin arasında oturarak durakta içmeye devam ediyordu.

Sonra ambulans geldi ve hastahaneye götürüldüm. Tetkiklerin ardından adli raporumu alıp karakola gittik. Avukatım Levent Pişkin ve diğer arkadaşlarım zaten karakoldalardı ve beni bekliyorlardı.

Karakolda gördük ki maruz bırakıldığım cinsiyetçi, kadın düşmanı cinsel taciz ve fiziksel şiddet polis tutanağında ‘kavga’ olarak, kimliğim ise ‘kadın kılığında erkek’ olarak geçiyordu. Oysa yaşadığım şiddet kavga değil cinsel taciz ve fiziksel saldırıydı, kadına karşı şiddetti. Kadın kılığında değildim, kadınım. Tutanaktaki trans kadın kimliğim hakkındaki bu ifadeler psikolojik şiddettir, İstanbul Sözleşmesi’ne aykırıdır, ayrımcı ifadelerdir, dahası Namlı Market çalışanı saldırgan adamın ve onun gibi adamların ‘Trans kadınlara ve dahi tüm kadınlara saldırırım bana bir şey olmaz!’ cüretini aldığı yerdir, aynı zihniyettin ürünleridir.

Olay saldırgan adamın, benim ‘trans’ kadın olduğumu bilmeden bana sözlü cinsel tacizde bulunmasıyla başladı. Bana önce ‘Seni ne sikerim var ya…” dedi, “Nasıl böyle konuşursun!” deyince “Duymak istemiyorsan böyle giyinme amına koduğumun orospusu!” dedi. Kıyafetim sebebiyle sözlü cinsel tacize maruz bırakılmıştım ve buna karşı koyarak direndim. Daha sonra ise ‘trans’ kadın olduğumu anladı, şiddetinin ve tehdidinin dozunu bu noktada arttırdı. Şişenin kafamda parçalanması ‘trans’ kadın olduğumu fark etmesi anına denk geldi. Bir transa veya ‘trans’ kadına saldırmanın takipsizlik, cezasızlık, bir şey olmazlık getireceğini bir şekilde herkes biliyor, herkese bu bir şekilde öğretiliyor. Potansiyel saldırganlara her gün bu sırt sıvazlamalar yapılıyor. Genel kadın düşmanlığıyla, cinsel tacizle başlayıp trans kadın düşmanlığıyla dozu çok artan bir saldırıya maruz bırakıldım, hem fiziksel hem cinsel bir şiddete maruz bırakıldım. Bu trans kadın düşmanlığı saldırının sonrasında da devam etti, Karakol’daki tutanakta ‘kadın kılığında erkek’ denilerek ayrımcılığa maruz bırakıldım, medyada yer bulamadım. Düşünün, bir kadın, giydiği kıyafeti sebebiyle önce cinsel tacize maruz bırakılıyor, buna karşı koyuyor, bu sefer de cinsiyet kimliği sebebiyle kafasında ‘kolayca’ şişe kırılıyor, medya susuyor. Kadınlar ölüyor. Türlü türlü sebeplerle ölüyoruz. Cinsel tacize maruz bırakılıyoruz. Failler aklanıyor, kadınlar suçlanıyor, yeter!

Devletin verdiği kimlikte hala ‘erkek’ göründüğüm için polisler cinsiyet kimliğime yönelik ayrımcılık yaptılar, cinsel ve fiziksel şiddete maruz bırakılmış bir kadına ‘kadın kılığında erkek’ dediler. Maruz kaldığım dümdüz cinsiyetçi ve kadın düşmanı saldırıyı güya ‘kadın kılığında erkek’ ile başka bir erkeğin, yani güya iki ‘erkeğin’ sıradan ve karşılıklı kavgası olarak tutanağa geçirmeye çalıştılar; çünkü aynı renk kimliğe sahip olarak saldırganla güya aynıydık, ikimiz de güya ‘erkektik’, ‘trans kadınlar’ güya gerçek kadın değidi, güya bu kadın düşmanı, ayrımcı, cinsiyetçi bir cinsel taciz ve fiziksel saldırı değildi de iki erkek arasında karşılıklı bir kavgaydı. Güya! Kadına karşı şiddete bahane çok! “Haketmiştir” diyen çok! Her gün tacize ve tecavüze maruz bırakılıyoruz, öldürülüyoruz! Bahane arayana bahane çok!

Oysa bu polis tutanağının kendisi dahi tamamen erkek dayanışmasıydı, tıpkı ‘Bu saatte dışarıda ne işin var?’ demek gibiydi, tıpkı ‘Niye üzerinde bunlar vardı?’ demek gibiydi, maruz bırakıldığım cinsel taciz ve fiziksel şiddet meşrulaştırılıyordu. Aslında bu trans olsun veya trans olmasın tüm kadınlara karşı uygulanan erkek şiddetini aklayan bir stratejiydi. Erkekler erkekleri aklıyordu! Süreç boyunca tek bir kadın polis dahi yoktu, cinsel taciz ve kadına karşı fiziksel saldırı konusunda uzman tek bir görevli memur dahi yoktu, ruh sağlığı uzmanı yoktu, hiçbir şekilde profesyonellik yoktu. Tutanaklar ki savcılığın dava açma sürecinde kullanacağı bir belgedir, bu fail erkekleri en baştan koruyordu. Yazıklar olsun! Utanın! Ölebilirdim!

Bu fail erkeği aklayan ve onur kırıcı tutanağa avukatım itiraz etti. “Bu bir kavga değil, kavga karşılıklı olur, bu bir saldırıdır. Ayrıca kadın görünümlü erkek değil müvekkilim bir kadındır.” dedi. Polisler ise “Bize öyle anons geldi…” diyordu. Halbuki polisi ben aramıştım, henüz saldırgan başımda şişe kırmamışken aramıştım. “Bir adam tarafından sözlü taciz ve saldırıya maruz kalıyorum, lütfen gelin.” demiştim. Anonsun böyle geçmesi benden sonra polisi haklı çıkmak için arayan erkeklerin beyanının esas alındığını gösteriyor. Daha sonra karakoldaki polis ise “Hayatımda ilk kez tutanak değiştiriyorum, bir ilki daha yoktur, o da avukatının şekerliğinden.” diyerek ikna lütfetti mesleki profesyonelliğe uygun olmayan bir üslupla ve tutanağı değiştirdi. Tabii ki bu polis de erkekti. Daha sonra ifadeye alındım. İfademi verdim, karakoldan çıktım.

Olayın üzerinden bir gece geçti. Bu sabah kafamda şişe kırılan yerde ağrıyla uyandım. Dikişlerim var. Failler ise aramızda. Bana cinsel tacizde ve fiziksel saldırıda bulunan saldırgan erkek TUTUKSUZ YARGILANMAK üzere serbest bırakıldı. Üstelik bu bir nefret suçuydu, cinsiyet kimliğim sebebiyle de saldırıya maruz bırakıldım. Medya sessiz. Kadına karşı şiddet işte böyle en vahşi nefret temelli cinsel ve fiziksel saldırılarda dahi tutuksuz yargılamalarla, baştan erkek yanlısı tutanaklarla, marka logolu tişörtünü çıkartıp gömlek giydirmelerle her gün meşrulaşıyor, normalleşiyor.

Kadına karşı şiddetin de bahanelerin de temeli aynı. Failler kah “Kadın kılığında erkek…” denilerek kah “Gece sokağa çıkmıştı…” denilerek kah “Boşanmak istiyormuş…” denilerek kah “Üstünde şu varmış, şunu şunu giymiş…” denilerek kah “O zaten kötü kadınmış zaten…” denilere kah öyle kah böyle hep aklanıyor. Kadınlar ölüyor!

Ben de bu metni bir kadın olarak mahallemde maruz kaldığım cinsel tacize ve fiziksel şiddete karşı durmak için yazdım. Sizden bir talebim var: Hukuki davamı takip edin, duruşmalarıma gelin, medyanın susmasını engelleyin, yanımda olun, beni yalnız bırakmayın.”