17 Eylül’de Gürcistan Parlamentosu, LGBTQ+ hak ve özgürlüklerine doğrudan saldırdığı için ciddi tepkilere yol açan tartışmalı ‘Aile Değerleri’ yasasını kabul etti. 84 oyla ve muhalefetsiz kabul edilen yasa, LGBTQ+ çiftlerin evliliklerini ve trans kişilerin cinsiyet değiştirme ameliyatlarını ve evlat edinmelerini yasaklıyor. Ayrıca “ailenin korunması” kisvesi altında temel ifade, toplanma hakkı ve sosyal eşitlik özgürlüklerini kısıtlıyor.
Gürcistan hükümeti uzun zamandır homofobik ve transfobik söylemlerle toplumdaki nefret ateşini körüklüyordu. Ancak bu yasa ile artık bu tür ayrımcılıklar için güçlü bir yasal dayanak sağlanmış oldu.
Bu tartışmalı hamlenin ardından hükümet, 28 Kasım’da Gürcistan’ın Avrupa Birliği’ne (AB) katılım müzakerelerini durdurarak gerilimi daha da tırmandırdı. Karara tepki olarak ülke çapında protestolar başladı. Polis şiddetine ve çok sayıda tutuklamaya rağmen göstericiler geri adım atmayarak adalet ve eşitlik talep etmeye devam ediyor.
Gürcistan’daki durumu daha iyi anlamak için, aktivist ve queer feminist kar amacı gütmeyen kuruluş Grlzwave‘in kurucularından Tekla ile bu yasanın sonuçları ve LGBTQ+ hakları için süregelen mücadeleyi konuştuk.
Merhaba Tekla, bize biraz ‘Aile Değerleri’ mevzuatından bahsedebilir misin, LGBTQI+ bireylere yönelik tehdit tam olarak nedir?
Gürcistan’daki LGBTQI+ topluluğunun haklarına ve ifade özgürlüğüne ciddi kısıtlamalar getiren ‘Aile Değerleri’ mevzuatı sivil toplum, AB temsilcileri ve uluslararası insan hakları örgütleri tarafından kınandı. Yasanın bazı maddeleri, aynı cinsiyetten evliliklerin ve çiftlerin evlat edinmelerinin yasaklaması gibi Gürcistan bağlamında zaten mümkün olmayan uygulamaları içeriyor. Bu durum, Gürcü Rüyası Partisi’nin muhafazakar gruplara ve Gürcü Ortodoks Kilisesi’ne hitap etmek için yasaları ve LGBTQ+ karşıtı söylemleri nasıl araçsallaştırdığını ve Rusya’daki stratejileri nasıl taklit ettiğini gösteriyor.
Yasa ayrıca, cinsiyet uyum sürecine yönelik sert kısıtlamalar ve resmi belgelerdeki cinsiyet ibarelerine yönelik yasal değişiklikler de içeriyor. Bu tedbirler, hormon tedavileri ve ameliyatlar gibi hayati tıbbi bakıma erişimlerini engelleyerek trans bireyler üzerinde büyük psikolojik ve fiziksel baskı oluşturuyor, hayatlarını ve refahlarını ciddi risk altına sokmaktadır.
Bunun yanı sıra, Gürcistan’da hâlihazırda kısıtlı olan ifade özgürlüğü daha da sınırlanıyor. LGBTQ+ hakları savunuculuğu tarihsel olarak ağır baskılarla karşılaştı, queerlerin düzenlediği protestolar ve etkinlikler muhafazakâr grupların saldırıları nedeniyle ya gizli yapılmak zorunda kalındı ya da tamamen iptal edildi. Bu baskının en çarpıcı örneklerinden biri, 2013 yılında LGBTQ+ haklarını savunan aktivistlere yönelik acımasız saldırıdır.
Gürcistan’da LGBTQ+’lara yönelik kamusal tutumlar giderek iyileşse de, iktidar partisinin homofobik söylemlerini yeniden canlandırması hem kamusal hem de özel LGBTQ+ alanlarına yönelik saldırıları teşvik etti. Bunun belirgin bir örneği, Tiflis Onur Festivali alanının aşırı sağcı gruplar tarafından şiddet kullanılarak tahrip edilmesi ve polisin olaya müdahale etmemesi veya failleri yakalamamış olmasıdır.
Bu atalet hali bireysel vakalara kadar uzanıyor. Birkaç yıl önce yaşadığım bir olayda, aşırı sağcı bir grubun lideri enstalasyonumu tahrip etmeye çalıştı ve bize fiziksel ve sözlü saldırıda bulundu. Ona karşı devam eden bir davam var, ancak ülkede suçluları cezalandırma iradesi olmadığından –özellikle de benim davamdan çok daha yoğun, karmaşık ve sorunlu olan diğer birçok dava varken– bu davanın çözüleceğini pek sanmıyorum. Öte yandan, polisin parlamento önündeki barışçıl protestolara karşı ne kadar şiddetli olduğunu görüyoruz. Fakat konu LGBTQ+ haklarını korumaya gelince, aşırı sağcı radikallerden gelen şiddeti durdurmak için hiçbir adım atmıyorlar.
Yeni yasaya dönecek olursak, bu düzenleme protestoları, aktivizmi ve hatta eğitim materyallerinin yayılmasını da suç kapsamına alarak, LGBTQ+ haklarının kamusal savunuculuğunu suç sayıyor. Bu özgürlüklerin birçoğu hükümet tarafından zaten kısıtlanmıştı, ancak bu yasa Gürcistan’daki LGBTQ+ topluluklarına yönelik ayrımcılığın kurumsallaştırılmasında bir sonraki adım oldu.

Tasarının kabul edilmesinden bir gün sonra trans kadın Kesaria Abramidze öldürüldü. Bu tasarının nefret suçları üzerindeki etkisinin sonucu olduğunu söyleyebilir miyiz?
Gürcistan’ın en tanınmış trans kadınlarından biri olan Kesaria Abramidze’nin trajik bir şekilde öldürülmesi hem yerel hem de uluslararası düzeyde geniş çaplı bir öfkeye yol açtı. Bu açık bir kadın cinayeti (femicide) vakası olsa da -eski partneri tarafından öldürüldü, aynı zamanda iktidardaki Gürcü Rüyası Partisi tarafından körüklenen LGBTQ+ karşıtı söylemin etkisinin de bir göstergesidir. Gürcü Rüyası Partisi’nin propagandacı medya kanalları aracılığıyla güçlendirilen ve yeni ayrımcı yasalarla pekiştirilen stratejisi, LGBTQ+ topluluğuna yönelik şiddetin giderek normalleştiği bir ortam yaratmıştır.
Kesaria Abramidze’nin öldürülmesi yakın zamanda kabul edilen “Aile Değerleri” yasasıyla doğrudan ilişkilendirilemese de, LGBTQ+ karşıtı duyguların kurumsallaşması şüphesiz nefreti güçlendirmekte ve bu tür suçların işlenmesini daha olası hale getirmektedir. Bu trajedi, hem sistemik ayrımcılığın hem de Gürcistan’ın siyasi ve medya ortamının sürdürdüğü daha geniş hoşgörüsüzlük kültürünün ivedilikle çözülmesindeki ihtiyacı vurgulamaktadır.
Gürcistan’da, 2017 ve 2021 yılları arasında, kadınların siyasi ve ekonomik katılımını teşvik etmek, cinsiyete dayalı ayrımcılığı ve şiddeti ortadan kaldırmak ve işgücü piyasası, sağlık ve sivil sektörlerde kadın haklarının korunmasını sağlamak için bir dizi yasa kabul edildiğini görüyoruz. Bugün yaşanan bu köklü değişimi neye bağlıyorsunuz?
2017’den 2021’e kadar Gürcistan, kısmen Avrupa Birliği’ne katılma arzusuyla reform için siyasi irade gösterdi. Hükümet, iş yerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin yasalar, aile içi şiddete karşı korumalar ve kadınların siyasette daha iyi temsil edilmesini sağlayacak mekanizmalar da dahil olmak üzere önemli değişiklikleri hayata geçirdi. Ayrıca toplumsal cinsiyet eşitliğinin geliştirilmesi ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi için yasal ve politik reformlar yapılmasını gerektiren AB-Gürcistan Ortaklık Anlaşması gibi uluslararası yükümlülükler de bu süreci hızlandırdı.
Ancak son iki yılda, kadın hakları hareketlerinin uzun mücadeleler sonucu elde ettiği bu kazanımlar sistematik olarak aşındırıldı. Kadın hakları ve ayrımcılık karşıtı çabalardaki mevcut gerileme, muhafazakar milliyetçiliğin yeniden canlanmasına, artan siyasi kutuplaşmaya ve iktidar partisinin belirli seçmen demografilerine hitap etmek için gelenekçi ve muhafazakar söylemi stratejik olarak kullanmasına bağlanabilir. Bu değişimler, “Aile Değerleri” yasası gibi gerici politikalarla sonuçlandı. Bu yasa önceki yıllarda kaydedilen ilerlemeyi baltaladı.
Gürcistan Ortodoks Kilisesi’nin artan etkisi ve geleneksel cinsiyet rollerini teşvik eden Rusya yanlısı propagandanın yayılması, homofobik yasa ve Rus yasası gibi tasarılarla bu gerileme daha da pekiştirdi.

Sivil toplum kuruluşları bu mevcut durumda nasıl çalışabilir?
Dürüst olmak gerekirse, mevcut koşullar altında Gürcistan’da bir gelecek hayal etmek neredeyse imkansız görünüyor. Rus Yasası (Yabancı Ajan Yasası) ve Homofobik Yasa (Aile Değerleri Yasası) gibi yeni yasaların uygulanması sivil toplum kuruluşları için ciddi engeller yaratıyor. Bu yasalar, çalışmalarını sekteye uğratmakla kalmıyor, aynı zamanda özgürlükleri kısıtlamak ve savunmasız grupları daha da marjinalleştirme tehdidi taşıyor.
Ancak, daha iyi bir gelecek potansiyeline inanıyorum. Gürcistan’ın bir dönüşümden geçtiği ve Rus propagandasından, kutuplaşmadan ve marjinalleştirilmiş toplulukların kriminalize edilmesinden arınmış yeni bir Gürcistan’ın yeniden doğacağı umuduna tutunmak istiyorum. Diğer ülkelerdeki güçlü sivil toplum kuruluşlarının, düşmanca ortamlarda bile gelişmeyi başaran dayanıklılıklarından ilham alabiliriz. Onların azmi, temel insan hakları davası için mücadele etmenin sadece mümkün değil aynı zamanda gerekli olduğunu da kanıtlamaktadır.
Tüm bu zorluklara rağmen, Gürcistan sivil toplumunun LGBTQ+ topluluğuna ve diğer ötekileştirilmiş gruplara eğitim, hizmet ve bakım sağlamak için yenilikçi yollar bulacağından eminim. Böylesine baskıcı koşullar altında bile kimsenin geride kalmamasını sağlama kararlılığı var ve bu bana gelecek için umut veriyor.
Son olarak, mevcut protesto hareketleri ile bu mevzuat değişikliği arasındaki kesişme noktaları nelerdir ve sizce nasıl bir etkisi olacaktır?
Gürcistan’daki mevcut protesto hareketleri ile “Rus Yasası” ve “Homofobik Yasa” gibi son yasal değişiklikler arasındaki kesişmeler, hükümetin politikaları ile halkın demokratik özgürlükler, eşitlik ve insan hakları talepleri arasında derinleşen bir uçurum olduğunu ortaya koymakta. Protesto hareketleri, iktidardaki GD partisinin Rus yasasını çıkarmaya çalışmasıyla patlak verdi; protestocular yasayı protesto etmenin yanı sıra demokrasi, ifade özgürlüğü ve medeni hakları da savunuyorlar.
Protestocular, bu yasaları yalnızca bireysel düzenlemeler olarak değil, demokratik değerleri aşındıran ve LGBTQI+ bireyler ile kadınlar başta olmak üzere savunmasız toplulukları sistematik olarak marjinalleştiren daha geniş bir baskı politikasının parçası olarak görüyor.
İngilizce orijinali 9 Ocak 2025’te Velvele English’te yayımlanan bu söyleşi, Seç Ka tarafından Türkçeleştirildi; son okumasını Mercan Baş yaptı.