Bu makale ilk kez The Nation dergisinin 29 Eylül 1979 tarihli sayısında yayımlandı; Özge Karlık tarafından Velvele için Türkçeleştirildi.
***
Barışa yönelik üstün gayretimiz bazen ihanete uğrar.
Martin Luther King Jr. ile tanışmadan önce Andrew Young ile tanışmıştım. Andy ile tanışmamızın tek nedeninin Martin olduğunun farkındayım. Zihnimde Andy, kendisi hiç böyle tanımlamış olmamasına rağmen, Martin’in “sağ kolu” olarak yer alıyordu. O, her zaman oradaydı; tam anlamıyla oradaydı. Olan biteni görüyordu. Bildiklerinin ve gördüklerinin sorumluluğunu üzerine almıştı. Andy’nin kendisini yalnızca bir kez tanımlamaya çalıştığına şahit oldum; o da benimle ilgili bir şeyi başka birine açıklamaya çalışırken oldu. Böylelikle, bir akşam, Hristiyan hizmetkarlığının onun için ne anlama geldiğini öğrenmiş oldum. Bunu biraz daha açayım.
Metin Yeni Ahit, Matta 25:40’tan alınmıştır: Kardeşlerimin en küçüklerinden birine yaptığınızı bana yapmış sayılırsınız.
Batı dünyasına iletmem gereken bilgiler olduğundan son derece zor ve sıradan olmaktan uzak bir konumda bulunuyorum. Örneğin: siyah ile köle eş anlamlı değildir. Size tavsiyem, bu çarpıcı, hantal ve arzulanmayan mesaja karşı kendinizi savunmaya kalkışmayın. Bunu tekrar duyacaksınız: Aslında bundan böyle Batı dünyasının duyacağı tek mesaj budur.
Biraz sert bir üslupla ifade ediyorum, çünkü öyle gerekiyor ve bunu bir kölenin torunu, yeniden doğmuş bir Hristiyanın soyundan gelen biri olarak söylüyorum. Countee Cullen’ın dediği gibi benim din değiştirmemin bedeli ağır oldu/ben İsa Mesih’e aidim. Ayrıca eski bir İncil hizmetkarı ve dolayısıyla yeniden doğanlardan biri olarak konuşuyorum. Bana açları doyurmam, çıplakları giydirmem ve hapistekileri ziyaret etmem emredildi. Gençliğimden ve babamın evinden çok uzaktayım artık ama bu talimatları unutmadım ve asla unutmamak için tüm varlığımla dua ediyorum. Bugün kendilerine “yeniden doğmuş” diyen insanlar, kilisedeki adamın girmeyi ummayacağı ya da istemeyeceği, dünyanın en zengin, en seçkin özel kulübünün üyeleri haline gelmişlerdir.
Kardeşlerimin en küçüklerinden birine yaptığınızı bana yapmış sayılırsınız. Zor bir sözdür bu. Bu sözle yaşamak zordur. Birbirimize karşı sorumluluğumuzun acımasız bir tanımıdır bu. İnsanın altında ahlaki seçimini yaptığı o çiğ ışıktır. Batı dünyasının ahlaki seçim diye bir şeyin var olduğunu unutmuş olması, benim tarihim, bedenim ve ruhum için bir ibret vesikasıdır. Dünyanın en ünlü yeniden doğmuş Hıristiyanının Bay Andrew Young’ı içine düşürmeyi başardığı vaziyet de, deyim yerindeyse, öyle.
Batı dünyasının “enerji” krizi olarak adlandırdığı şeyin, artık piyasalar kontrol edilemediğinde, sömürgelere muhtaç kalındığında (tersi değil), köleler tükendiğinde (ve hâlâ sahip olunduğu düşünülenlere güvenilmediğinde), etraflıca düşünüp de Deniz Piyadeleri veya Kraliyet Donanması herhangi bir yere gerçekten gönderilemediğinde veya küresel bir savaş riski göze alınamadığında, iş ortakları veya “uydu devletler” dışında müttefik bulunamadığında ve herhangi bir yerde, herhangi birine verilen sözler tutulamadığında olan biteni beceriksizce gizlediği gerçeğini uzun uzun anlatmayalım. Neden bahsettiğimin farkındayım: Büyükbabam vaat edilen “kırk dönümlük araziyi ve bir katırı” asla alamadı, o soykırımdan kurtulan Kızılderililer ya onlara ayrılmış bölgelerde ya da sokaklarda ölüyor ve ABD ile Kızılderililer arasında yapılan tek bir anlaşma bile yerine getirilmedi. Bu hayli bozuk bir sicil.
Yahudiler ve Filistinliler verilen sözlerin tutulmadığını bilirler. (I. Dünya Savaşı sırasındaki) Balfour Deklarasyonu’ndan beri Filistin beş İngiliz mandası altındaydı ve İngiltere hangi atın önde göründüğüne bağlı olarak toprakları Araplara ya da Yahudilere vaat etti. Yahudi olarak bilinen insanlardan farklı olarak Siyonistler, denilen o ki, sözgelimi İngiliz İmparatorluğu gibi “işe yarar bir siyasi mekanizmayı” yani sömürgeciliği kullanarak İngilizlere bölgenin kendilerine verilmesi halinde İngiliz İmparatorluğu’nun sonsuza kadar güvende olacağı sözünü verdiler.
Ancak Yahudiler katiyen kimsenin umurunda değildi ve Yahudi olmayan Siyonistlerin çoğunlukla antisemitist olduklarını belirtmekte fayda var. Siyah kölelerin Liberya’ya gönderilmesinden sorumlu olan beyaz Amerikalılar (hâlâ Firestone Kauçuk Fabrikası için köle olarak çalışıyorlar) bunu onları özgür bırakmak için yapmadı. Onları hor görüyorlardı ve onlardan kurtulmak istiyorlardı. Lincoln’ün niyeti köleleri “özgürleştirmek” değil, kölelerine “iltica etmeleri” için bir neden vererek Federal Hükümetin “istikrarını bozmaktı”. Özgürlük Bildirisi, tam olarak, henüz bir Birlik olarak sağlama alınamayan bir ülkenin Başkanının otoritesi altında olmayan köleleri özgürleştirdi.
Örneğin Franco’nun İspanyası ile İspanyol Engizisyonu; Hristiyan kilisesinin ya da daha açık bir ifadeyle Katolik Kilisesi’nin Avrupa tarihindeki rolü ile Yahudilerin kaderi; Yahudilerin Hristiyan dünyasındaki rolü ile Amerika’nın keşfi arasındaki bağlantıyı kimsenin kuramaması beni her zaman hayrete düşürmüştür. Zira Amerika’nın keşfi Engizisyon ve Yahudilerin İspanya’dan kovulması ile aynı zamana denk gelmiştir. Hiç kimse Venedik Taciri ile Tefeci [film] arasındaki bağlantıyı görmüyor mu? Her iki eserde de, sanki aradan hiç zaman geçmemiş gibi, Yahudi olan, Hıristiyan olanın kirli tefecilik işlerini yaparken gösterilir. Gördüğüm ilk beyaz adam kirayı toplamaya gelen Yahudi yöneticiydi ve binanın sahibi olmadığı için kirayı o topluyordu. Esasen, yetişkin ve ünlü bir adam olana kadar, uzun bir süre içinde temizlik yapıp acı çektiğimiz binaların sahiplerinden hiçbirini görmedim. Hiçbiri Yahudi değildi.
Ben de aptal değildim: Sözgelimi, bakkal ve eczacı Yahudiydi ve bana ve bize karşı çok çok iyiydiler. Polisler beyazdı. Şehir beyazdı. Tehdit beyazdı ve Tanrı da beyazdı. Hayatımda bir an bile “İsa’yı Yahudiler öldürdü” gibi hakir ve büsbütün korkakça bir suçlama aksettirilmedi. Bir katili gördüğümde tanırdım ve beni öldürmeye çalışan insanlar Yahudi değildi.
Ancak İsrail devleti Yahudilerin kurtuluşu için kurulmadı; Batı’nın çıkarlarının kurtuluşu için kuruldu. Bu durum artık açıkça ortadadır (benim için her zaman açık olduğunu söylemeliyim). Filistinliler otuz yılı aşkın bir süredir İngiliz sömürgeciliğinin “böl ve yönet” politikasının ve Avrupa’nın suçlu Hıristiyan vicdanının bedelini ödüyor.
Velhasıl: Avrupa’nın küstahça Orta Doğu dediği yerde (Hindistan’a giden bir koridor bulmakta bu kadar rezil bir biçimde başarısız olduktan sonra Avrupa bunu nasıl bilebilir ki?) Filistinlilerden bahsetmeksizin barışı tesis etme umudu kesinlikle ama kesinlikle yoktur. İran Şahı’nın çöküşü sadece dindar Carter’ın “insan hakları” konusundaki endişelerinin derinliğini ortaya çıkarmakla kalmadı, aynı zamanda İsrail’e kimin petrol tedarik ettiğini ve İsrail’in kime silah sağladığını da ortaya koydu. İşin doğrusu, bu isim beyaz Güney Afrika oldu.
Yani Yahudi, Amerika’da beyaz bir adamdır. Öyle olmak zorunda, çünkü ben siyah bir adamım ve onun varsaydığı gibi, onu Amerika’ya sürükleyen kadere karşı tek korumasıyım. Ama Yahudi, hâlâ Hıristiyanların kirli işlerini yapıyor ve siyahlar bunun farkında.
Arkadaşım Bay Andrew Young, muazzam bir sevgi ve cesaretle ve sessiz, kusursuz, tarif edilemez bir asaletle, bir soykırımı önlemeye çalıştı ve ben onu korkakların ihanetine uğramış bir kahraman olarak ilan ediyorum.
Ana görsel: AP’ye ait fotoğrafta James Baldwin, 21 Mart 1983’te Güney Fransa’daki St Paul de Vence’deki evinin çalışma odasında daktilosunun başında otururken.