Ameliyat karar süreci
Büyük, bembeyaz sayfaları olan, çizgisiz bir defter dizlerimde. Geçen hafta bugün -hastaneye yatmadan önceki gün- almıştım. Ali’nin doğum gününde, aynı zamanda babamın doğum gününde, yani 10 Eylül’de rahim ameliyatı oldum. Yazarken de düşündüm; aslında mesele en başta rahim degil miyom ameliyatıydı.
Şimdi başa dönüp anlatacağım. Evrenin bu hediyesini aşama aşama aktaracağım, çünkü başıma gelen şeyin kaydı olsun istiyorum. Bir cumartesi, karın ağrısıyla uyandım (8 Haziranmış). Geçer diye düşündüm ama geçmedi. Ev grubuna ilaç sordum, sonra geçmeyince Ann’la beraber doktora gittik. Cumartesi olduğu için kalabalıktı ve ben bayağı iki büklümdüm. Çıktık. Ann ambulans çağırdı. Hep balkondan duyduğum, siren sesiyle geçen araca bu kez ben binecektim. Geldi, beni içeri aldılar. En yakın hastaneye gittik. Yapılabilecek her şeyi yaptılar. EKG, kan testi, idrar testi, tansiyon, nabız… Bir şey bulamadılar. Kadın doktoruna git diyerek bıraktılar beni. Pazartesi hemen jinekoloğa gittim.
Berlin’de, ilk defa bu sene, bu karın ağrısından iki ay önce gitmiştim jinekoloğa. O zaman her şey yolundaydı. Türkçe de konuşan, tatlı, güler yüzlü bir kadındı doktor. O kontrolde, miyom var dedi. Miyom ne demek bilmiyordum. Operasyon için başka bir hastaneye sevk etti beni. Rahimde miyom iyi huylu tümör demekmiş. Çoğu insan da biliyormuş. Yaygın bir ameliyatmış.
Neyse, aynı hafta kalktık gittik hastaneye. İki doktor ayrı ayrı baktı. “Miyoma benzemiyor, biraz büyük, ne olduğunu bilmediğimiz bir kitle var,” dediler. O kısımda biraz endişelendim. MR istedi doktorlar. Hemen termin verdiler. MR 35 dakika sürdü fakat gerginliğini tüm gün hissettim. Sonra sonuç geldi; “Miyom ve şimdilik iyi huylu görünüyor,” dediler. “Rahmi de alalım mı?” diye sordular. Rahim duvarında ve büyük olduğu için böyle bir şey önerdiler sanırım. “Daha zor bir ameliyat mı?” diye sorduk. Aynı zorlukta, dediler. Alın, diye havalara uçtum. Yüzüm güldü. BA çevirdi bunları bana.
“Çok geride, tatlım, inan
Güneşsiz günler çok geride“
BA ile gittiğimizde trans olarak açılmadım. Çiçek’le gittiğimizde açıldım. BA bana kadın yani Sie derken zorlandı. Hep Er kullanıyordum. Yolda cinsiyet kimliğimi tekrar konuştuk. Ben, resmi yerlerde kendimi anlatmak istemiyordum. Zor geliyordu kendimi açmak. “Kanka,” dedim, “trans ama kadın da değil. Trans erkeğe çok yakın ama o da değil sanki. Sadece trans iyi geliyor bana.”
Bir dahaki gidişimiz Çiçek’leydi. Acil bir ameliyat olmadığını öğrendik. Dedim “Ben o zaman Türkiye’ye gidip geleyim.” Tamam, dediler ve Ağustos sonuna termin verdiler. Anestezi uzmanıyla görüştük. Herkes bize çok güler yüzlü geliyordu.
Ameliyat ve hastanedeki günler
Türkiye’ye gitmeden önceki günler psikolojim kötüleşti. Anksiyetem arttı, endişelerim çoğaldı. Ama ameliyat olacağım için değil, bir süredir kötüydüm zaten. Psikiyatri doktorum reçeteme bir hap daha ekledi. Hastaneye yatıracak sandım, o kadar kötü hissettim. “İyi şeyler tetiklemiş,” dedi. Merak etme hastanelik değilsin, diye de ekledi.
Sonra Türkiye’ye gittim. Endişeden endişeye koştum. Belli etmemeye çalıştım. Ve döndüm. Normalde döner dönmezdi operasyon tarihim ama ben oradayken 10 Eylül’e ertelendi. Endişelerim iki hafta daha sürdü. Terapistim, ameliyatla ilgili ne düşündüğümü sorduğunda heyecanlıyım deyip geçiyordum. Çok bir şey anlatmadım. Mutluyum, diyordum. Çünkü ben o sırada alakasız şeylere endişelenmekle meşguldüm.
Ve ameliyat günü geldi çattı. Çiçek yanımdaydı, sonra Aniş de geldi. Ameliyat önlüğünü giydim. “Vedalaş,” dediler. Aniş ve Çiçek gitti. Beni yatakla asansöre bindirdi bir görevli. Katları çıktık, kapıları geçtik, çok gerildim. Sonra bir yere geldik. Soğuk bir yerdi. Başka bir yatağa aldılar beni ve üzerime sımsıcak iki battaniye örttüler, o kadar rahatladım ki… Sonra anestezi kısmına alındım. İranlı bir kadın adımdan dolayı Türkiye’den geldiğimi anladı ve İstanbul’dan bahsetti bana. O gitti, başka biri geldi. Narkoz verdiler. Ben hala kendimdeyim derken küt diye gitmişim.
“Gel, sarıl son bir defa
Soruyor değilim fazlasını
Cümleler uzak, dilim yenik
Ama insan bu alışır, dualar değişir
Sarılıp yükünden bir şarkı yazarız belki”
Sonra, bir sürü hastanın olduğu bir yerde uyandım ve odama götürdüler. İlk ziyaretçim Sibel’di. Akşam yemeği yememe yardım etti. Oda arkadaşım da lubunyaydı. Benden bir gün önce ameliyat olmuş, çok tatlı biriydi. İlk gece ağrım oldu. Sonraki günler sol tarafımda bir acı hissettim sadece. Ertesi gün 6zm ve Nursaç geldi. Güldük eğlendik, yürüttüler beni. Şimdi yumurtalıklar ne olacak diye gullüm yaptık.
Dört gece kaldım hastanede. Lubunya oda arkadaşım, benim Almanca anlamadığımı fark ettiği anlarda, anlayabileceğim sadelikte konuşuyordu. Benden bir gün önce çıktı. Çıkmadan bir akşam önce bir kadın geldi odaya. Bana ne olduğunu sordu. Ben de tebessüm ederek rahmimi aldılar dedim. Gözleri büyüdü ve üzüldü. Ertesi gün öğrendim o çıkarken, meğer hamileymiş. Benim havalara uçtuğum mesele aslında bazı kadınlar için çok önemli. Yokluğuna üzülebilir insanlar.
“Kendiliğinden bu kırılma
Bak yazıyorum beni baştan
Her neresinden avunuyorsa bu halim
Bir bakışına bin meftun
Bak yere indi deliliğim de bu firarla
Bir gülüşüne bin mahkûm”
Son akşam ise ameliyattan çıkan genç bir kadın geldi yanımdaki yatağa. Tuvalette bayıldı, yanında hemşire vardı; sonra başkaları da geldi. Yatağına yatırdılar, farklı önlükler giymiş birçok hastane çalışanı hep bir ağızdan Alles gut dedi, çok etkilendim. Alles gut, yani her şey iyi demekti. Bunu duymak o kadar iyi geldi ki. Genç kadının kendine gelmesi, yalnız olmaması… Yalnız olmamam…
’Yalnız değil
Yanlış değilsin
Utanma’
Çıkacağım gün Zeze geldi yanıma. Ben o gelene kadar son kontrolü yapan doktora “Gebärmutter weg,” diye sordum. Yani “Rahmimi aldınız mı,” dedim. Emin olmak için… Bana ameliyat kısa sürmüş gibi geliyordu. Hemen kalkıp yürüdüğüm için olsa gerek, acaba almadılar mı diye endişeleniyordum. Her seferinde aldık dediler. Ben de her seferinde tekrar sevindim.
Sonra Zeze’yle çıktık hastaneden. Zeze, bütün eşyalarımı yüklendi, araba çağırdı ve eve gittik. Yavaş ama yine de iyi yürüyordum. Aniş iki haftalık ziyaretçi listesi hazırlamış; sağ olsunlar buradaki arkadaşlarım yalnız bırakmadılar. Lea öğrendiği ilk gün “Yapacağız, iyi olacaksın, yalnız değilsin,” dedi. Gerçekten öyle oldu. Gurbetteki dayanışma beni iyileştirdi. Sırayla günde ikişer arkadaşım gelmeye başladılar. Ve ben yoğun bir şekilde -bu yazıdan da anlayacağınız üzere- Mabel Matiz dinlemeye başladım. Hatta rüyamda bile gördüm onu. Neden şimdi bilemesem de bana çok iyi geldi Mabel Matiz.
Ameliyat sonrası, artık evdeyim
Karşımda eskimiş bir sandalye duruyor; telleri çıkmış, içinde saman varmış, o çıkmış. Rahatsız ama işe yarıyor. Mevsim kışa şimdiden hazırlanıyor sanki. Bazen içim üşüyor, bazen ayaklarım ağrıyor. Ama karnımda kelebekler uçuşuyor. Saçlarım uzuyor. Cabot “Keserim,” diyor. Havalara uçuyorum. Eski yazılarımı bulamıyorum diye geçmişim yok sanıyorum.
‘’Anladım, her yol kendime vardı
Bendeki mevsim kışı savardı
Ben yeşil yaz bakışını severken
Bana niye karlar yağardı?
Denizler acımla kabardı’’
Rahmimi hissetmiyordum, karaciğerimi hissetmediğim gibi. Ama alındığını bilmek beni çok mutlu etti. Rahmin alınmış olmasının sonuçları mı beni bu kadar mutlu ediyordu; regl olmayacaktım artık. Ben regl olmak istemiyordum. Hiçbir zaman istemedim. Bunun için yıllar önce üç kere hormona başlayıp bıraktım. Altı aydan sonra sabretmedim ve tamam kesilmiyor bu böyle, diyerek kabul ettim. Böyle bir operasyonu hiçbir zaman düşünmemiştim. Aklımın ucundan bile geçmemişti. Hediye gibi oldu.
Hani yazsam nasıl olsun isterdim diye; regl olmayayım ve hormon kullanmak durumunda da kalmayayım derdim. Öyle oldu. Ama anneme daha söyleyemedim. Ya üzülürse diye erteledim. Sadece kitlenin alındığını biliyordu ve ne kadar iyi görünüyorsun diye mutlu oluyordu. Ama ablalarım biliyorlardı. Onlar uzun zamandır her şeyimi biliyorlar.
Yeniden, hem de böyle bir sebeple tekrar iyi hissetmek paha biçilmezmiş. Böyle büyük ameliyatlar geçiren insanların sonrasında eski hallerinden daha farklı olduklarını duymuştum. Ne kadar gerçektir bilemem ama ben inandım. Girmeden önce bana da iyi gelsin diye dua etmiştim. O niyetle gir, demişti Aniş de. Bence duam kabul oldu. Jinekolog kontrolü de çok güzel geçti; doktorla gülüştük bile. Bana bir neşe geldi; eski güzel günlerden bu zamana çok tebessümlü bir rüzgar esti sanki. Yalan yok, çok özlemişim. Tadını çıkar, diyordum kendime. Bir kuş konmuş da omzuma sanki, uçarsa ne olur diye endişelenmeme gerek yoktu. Kuşlar uçarken güzeldir, işte arada omzuma konmuş, hızlı nefes alma!
“Müphem bi’ gül açar içimde, ah
Ne pembedir ne özgür
Yalancı bir bahar mı bu gördüğüm?
Şüphem büyür de büyür”
Çok şey geçiyordu içimden. Yetişemiyordum cümlelerime. Bu karmaşayı seviyordum. İnsandan kuşa trans olmanın tadı çok güzeldi! Aldığım nefesi takip ederken bir an oluşan boşluğa çok şey sığıyordu. Kutulara hapsetme mutluluğu, yok olacak diye korkma. Gelip geçsin ve sonra yine gelsin. Arada yine anksiyetelerim oluyordu ama karnımdaki mutluluk o kadar çoğaldı ki endişelerimi bile bastırıyordu. Pirüpak olamazdı zaten. Bazen öyle bir kuruyorum ki, kendim bile inanamıyorum. Bunlar nasıl senaryolar, mümkün değil Ulaş, kendine gel demem uzun sürebiliyor. Ama çok şükür, daha deneyimliyim artık ve daha hızlı çıkabiliyorum bu ruh halinden. Hiç kendime gelemeyeceğim sandım. Haziran başından Eylül başına kadar çeşitli konularda kurup durdum. Bir sebebi de ameliyattan çok korkmammış. Bastırdıkça başka yerlerden çıktı, terapi sürecinde fark ettik. Çok şükür her şey yolunda gitti. Pastanın üzerindeki çileği yemeyeceğim.
Eskiden kışlık kömür alırdık, ben küçükken. Bodruma taşırdık komşularla. Sanki bu süreçte bir kamyon kömür taşıdım karnımdaki sıkıntıyla. Bittiğine inanamıyorum. Tabii, ara ara ya bitmediyse dediğim de oluyor. Olsun. Bir dahaki kışa kadar hoşça kal. Şimdilik güzeliz.
‘’Sende dursun akrep ve yelkovan
İçimdeki en acı suların bile şimdi bir tadı var’’
Yazıdaki Mabel Matiz alıntıları sırasıyla:
*Sarışın
Numaracı
Dualar Değişir
Fırtınadayım
Kara Dantelli Gençliğimize
Müphem
Kül Hece
Son okuma ve edit desteği için Ahmet Can Yılmaz’a sonsuz teşekkürler.