Bir kış günü bir tren yolu kenarındayım, karla karışık yağmur içimdeki kıvılcımı söndürmeye yetmiyor. Sadece içimi açmak ve dökmek istiyorum gökyüzü gibi yeryüzüne. Bir duvar hayal ediyorum üzerinde patriyarka yazan ve birazdan yıkılacak olan. Bunları düşünürken trans bir can olarak yalnızlığın ne denli içimde kalabalıklaştığını hissediyorum ama bunda bir tuhaflık da seziyorum, zira nasıl yalnız olabilirdim ki. Etrafımda feminist bir çember vardı; sürekli göz altına alındığımız, beraber direndiğimiz, barikata yumruklar indirdiğimiz… Bir süre sonra korkunç geçen bir yılın ardından bu çemberden ne bir dayanışma ne de bir geçmiş olsun dileği, bir anlamlı teması göremiyorum ve hayal kırıklığıyla ayağım kayıyor devlet ile toplumun açtığı intihar denen çukura. Anladım burada sadece; trans, görüntü ve bir etiket olarak görülüyorum. Kimse ilişkilenmemiş benimle ve diğer trans arkadaşlarımla, natransların hep kendi aralarında kurdukları ilişkilenmelere, oturamadığımız evlere bakar gibi bakmışız hep, anlıyorum. Maalesef ilişkilenmelerin, bağ kurmanın dışında tutulmuşuz.
Ama hayatta kalıyorum yine kıpkırmızı bir gül gibi.
Neredeyse benim için korkunç olan bu bir yıllık süre zarfında devlet ve toplumum adeta sistematik transfobisine maruz kalıyorum. Siber zorbalık da dahil, ev içi şiddete uğruyorum. Şiddet ile failleşen bir erkek ile partneri olan kadından. Hayatımı o evden bir sabah gizlice kurtarırken evsizleşiyorum tekrar ve sokakta kaldığım bir geceyi hatırlıyorum, kendime kendi şiirlerimi okuduğum.
Dayanışma çağrım olmasına rağmen beni görmeyen çemberin, natrans canları nasıl gördüğünü, dayanıştığını gözlerimle şahit oluyorum. Aynı biçimde mücadelenin de dışında transların sadece bir görüntü olarak içerde kabul gördüğünü daha da iyi anlıyorum zira beni evsiz bırakanları ve bana ev içi şiddet uygulayanları başka bir kadın yapısı anında savunuyor ve sahip çıkıyorlar güvenli alan talebimi reddederek. Bizzat ben yaşadım bu korkunç gerçeği.
Yaşadığım deneyimin aslında patriyarkal yalnızlaştırmanın sonucu olduğunu ifade ederken ailemden sonra beni reddeden bu çembere hakikati anlatmanın bedeli olarak onun jilet gibi kesen özünü ve sözünü, bedel ödeyeceğimi bilmeme rağmen dilimin altına koyuyorum.
Artık dilimin altında jiletler vardı ve herkes bilecekti: arzular hakikat, translar gerçek.
Bu yapısal sorunların çözülmesini umut ederken bir otobüs durağında, adı feminizm olan bir otobüs bekliyorum ama önümden “servis dışı” geçiyor.
Tespitlerimi, eleştirilerimi hayatta kalan bir kadın olarak ifade ediyorum. Maalesef bu noktada da daha korkunç bir süreçle karşılaşıyorum. Hayatım çok daha korkunç bir noktaya geliyor…
Ama pes etmiyorum bu yapısal şiddeti aşıp birbirimizi bulmak için, değer ilişkilenmelerini, bağlar kurmayı, öz eleştiri ile yüzleşme süreçlerini öneriyorum. Translarla gerçek anlamda bir ilişkilenmenin ve bağlar kurmanın kendisinin patriyarkayı ne kadar sarsacağını anlatıyorum. Büyük bir forumda kesişimsel bir feminist mücadeleyi öznelerle konuşma çağrısı yapıyorum. Çünkü biliyorum birlikte olursak patriyarkayı sarıp sarsabileceğiz ama sesim reddediliyor yine ve tekrar bana geri dönüyor.
Yine kabul görmüyorum, intihar sürecini örgütleyen bir yalnızlığa terk ediliyorum ama intihar etmiyorum bu sefer çünkü benim arayanı bulmak gibi bir derdim var.
Bulan ve arayan ilişkisinin kayıp olduğu bu zamanda birbirimizi bulmanın da kolay olmadığını biliyorum çünkü adı patriyarka olan bir fabrikada kendi arzusuna sahip çıkan bir emekçi olarak içine doğulan ideolojinin, aramıza konan korkuların kolay aşılamayacağını da biliyorum.
Hakikate sarılmaktan onu dillendirmekten korkmayalım, bulan ya da arayan olalım, bundan vazgeçmeyelim, bu her sorunla sadece uzlaşan uzlaşı zamanına kapılmayalım, birbirimizin üzerindeki sorumluluğu birbirimize hatırlatalım, susup yitip gitmelerimizi izlemeyelim. Her zaman yapabileceğimiz bir şeyler vardır, haydi bir şeyler yapalım. Bu karanlık zamana kapılmayalım bunu bize kader olarak atayan devlete,-patriyarkaya, hayatta kalanlar olarak kol kola girip geri fırlatalım!
Son olarak, şiirimi 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Haftası ile bugüne yani 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde, patriyarka’nın aramızdan çaldığı translara, trans/natrans kadınlara ithaf ediyorum 🌹
Dilimin altında -artık jiletler var,
Tanıdık bir sokaktan geçerken
ve kan makaslarımdan süzülürken:
patriyarka tanıdık bir duvar gibi yıkılacak.
Bütün korkmaz çiçekler bilecek:
bütün barışlar yalan
cereyan edenler de,
Bütün korkmaz çiçekler bilecek:
bütün korkmaz çiçekler yalan
göktekiler de.
Artık,
Dilimin altında jiletler taşıyorum,
bir tren yolu kenarında,
yüzümde yağmur,
ağzımda sivri şeyler
biriktiriyorum:
feminizmin öfkesi,
barikata inen yumruk
Audre Lorde’un bütün sokaklarını
çağırıyorum.
Hayır,
bütün çiçekler bilecek,
arzular hakikat,
translar gerçek!
ve
biraz daha bağırmalıyım,
Dilimin altında jiletler var,
Sokakları kesen
feminist sloganlar -sitemler var:
bir kisveden,
öteye gidememiş
kabuklara…
hayır,
susamam
hayır,
uslu bir kız olamam,
dilimin altında jiletler var.
Görsel: Emily Elise
Uzaklardan sesleniyorum ben de
Uzaklardan sana doğru
Sesini duyuyorum Arzu
Sözlerin sessizce saçılırken göklere
Sanma yalnızsın
Sanma duyulmazsin
Arzular hakikat!
Translar gerçek!
Mücadele etmeden bu şiddet bitmeyecek!
Seni duyuyorum Arzu,
Gözlerinden öpüyorum.
Bizi birleştirecek şeyin ne olduğunu ve neden halâ o noktaya gelemediğimizi ben de bilmiyorum. Bildiğim şey söylediklerinin ne kadar doğru ve değerli olduğu. Elimden çok bir şey gelmiyor. Yazdıklarını okuyorum, seni seviyorum. Sadece söylemek istedim. Dilerim, her şey daha güzel olsun senin için. Dilerim mutluluğun mutsuzluğundan çok çok daha fazla olsun. Ben de uzaklaştım dayanışmadan, küstüm. Barışmak için çabaladım ama olmadı işte. Bir şey eksik. Bir şey samimiyetsiz. Nedir ama tam bilemiyorum.
Bir gün geçecek dilerim, dilerim trans-natrans ayrımı olmadan birarada oluruz dilerim. Ama şunu bilmeni isterim, herkes bir değil. Ne kadınlığın, ne sevgi dolu yüreğin tartışma konusu değildir birçok insan için, eminim. Kötüler sanırım iyilerden çok, ya da sesleri çok çıkıyor. Bilemiyorum. Seni okuyorum, çok düşünüyorum yazdıklarını ve anlamaya çalışıyorum. Yalnız değilsin. Duyan, gören birileri var. Bir şeyler öğrettiğin birileri var. Ben natrans bir kadınım, sözlerini hissediyorum. Ses vermek istedim. Mutlu ve iyi olmanı canı gönülden diliyorum. Gözlerinden öpüyorum.
Küçük bir şeyi hatırlamak için bugün bakınmak istedim buraya ve yorumunu gördüm. Çok duygulandım, hüzünlendim ve az da olsa mutlu oldum-umutlandım. Bu kıymetli şiirsel yorumunu paylaşmaktan çekinmeyip buraya bıraktığın için çokça şükran. Sana çok ama çok güzel ve ferahlıklar dolu bir kış ardındansa hepimiz için neşeli bir bahar diliyorum. Bir gün “barışlarla” karşılaşmak ve “neşeyle” sarılmak umuduyla🌹🖤🫂 arzu bulut.