Eartha Kitt: İstanbul’da Bir Kedikadın


Zavier Wingham

Çeviri: Bawer Murmur

Rahmetli Mustafa Olpak Kenya-Girit-İstanbul: Köle Kıyısından İnsan Biyografileri isimli hatıralarını şu sözle açar: birinci kuşak yaşar, ikinci kuşak reddeder, üçüncü kuşak araştırır. Olpak’ın bu sözü her sene Şubat ayı boyunca Afrika diasporasını ve tarihini kamuoyuna tanıtmak için düzenlenen Siyah Tarihi Ayının (Black History Month) amacını çok güzel açıklıyor. Bu sene, Olpak’ın mirasını ve Anadolu’daki Afrika diaspora tarihini onurlandırmak için Mustafa Olpak, Frederick Bruce Thomas, Dursune Şirin ve bir çok başka figürün hayatlarına dikkat çekmek istedim. Dionne Brand’in ‘yazmak bir arzu eylemi ise, okumak da öyledir’ önermesi doğruysa, bu yazı dizisi Siyah figürlerin Türkiye’nin kültürel tarihindeki yerlerini daha adaletli bir biçimde belirleme arzusundan ortaya çıktı diyebilirim. Buna ek olarak bu serinin hem Türkiye’de hem de ülkenin dışında okunmasını Siyah Tarihi Ayı konusunun sadece Amerika Birleşik Devletleri’ne dair olduğu fikrini kırması için de istiyorum. Kaleme aldığım bu dizinin de gösterdiği gibi küresel boyuta ve etkiye ulaşmış kimi yerel Türkiyeli tarihler de mevcut. Haydi başlayalım.   

***

Miyav! Bugün günlerden çarşamba. Bu da yeni bir hikaye demek. Bugün sizlerle şöhretli ve bilge Kedikadın’la ilgili eğlencelik birkaç şey paylaşacağım. Eartha Kitt’ten ve Türkiye’deki günlerinden bahsediyorum. 

17 Ocak 1927’de Güney Carolina’da bir pamuk plantasyonunda doğan Eartha Kitt’in kariyeri, Katherine Dunham Company’nin bir üyesi olarak New York’ta, 16 yaşındayken başladı. Paris ve daha sonra İstanbul gibi kültür başkentlerine gitti ve bir dizi kabare gösterisi yaptı. 

Kitt 1951 civarında, Soğuk Savaş politikaları ve ABD ve Türkiye’nin modernleşme çabaları ile şekillenmeye başlayan 2. Dünya Savaşı sonrası ortamında İstanbul’a geldi. (Begüm Adalet’in Soğuk Savaş Türkiye’sinde modernleşme teorisi üzerine harika bir kitabı* var!) 

Ahmet Tulgar’ın arşivinden. Fotoğrafın hikayesi şurada.

Dahası, bu dönem Türkiye’de caz ve blues için biçimlendirici bir dönemdi. Sadece birkaç yıl önce, Ekim 1947’de Ahmet ve Nesuhi Ertegün Herb Abramson ile Atlantic Records’u kurmuşlardı. Ertegün kardeşler, D.C.’nin caz sahnesinde etkiliydiler.

Şantöz bir ayını İstanbul’un gece kulüplerinde sahneye çıkarak geçirdi, ABD’ye kalbinde tanıdık bir şarkıyla döndü: Üsküdar’a Gideriken. RCA Records için kaydettiği bu şarkı Amerikan listelerinde zirveye çıktı ve 120 bin kopya sattı.

İleride kendine özgü şarkı söyleme tekniği ve sesiyle harika, çok yönlü bir kariyeri olacaktı. Bazıları onu Kedikadın olarak, bazıları Şaşkın İmparator’daki (Emperor’s New Groove) Yzma olarak biliyor olabilirler. Ancak bazılarımız için de o Üsküdar’a gideriken hatırlanacak.

* Çevirmenin notu: Velvele editörlerinden İlker Hepkaner’in Begüm Adalet’in “Hotels and Highways: The Construction of Modernization Theory in Cold War Turkey” kitabı hakkında kaleme aldığı İngilizce eleştiriyi linkten okuyabilirsiniz.  

  • Bu zincirin orijinalini linkten okuyabilirsiniz.