Flazéda! s13b04: Gelin Canlar Bir Olalım

RuPaul’s Drag Race 13. sezonunda büyük birleşme üç bölüm sonra nihayet gerçekleşti. Elenenler, pleybekler, ayrılan yollar, oylamayla eve gönderilenler gibi yapılıp diğer odaya şutlananlar derken, kraliçeler tam kadro ilk kez bir araya geldiler ve ilk eleme de yaşandı. İlker Hepkaner ve Bawer Murmur, Velvele Drag Race Halk Kütüphanesi’nin kapılarını bu kez sabırsızlıkla beklediğimiz bölüm için açtı, sohbet dallandı budaklandı. İkilinin birbirlerine ilk kez katılmadıkları bölüm hakkındaki sohbet Drag Race’in etrafında konuşlanan acımasız, ırkçı ve hatta fobik fan kültürüne, yarışmanın sıkıcı görevlerine ve Kahmora Hall’un şerefsiz sevgilisine geldi. Bölümü izlemeyenler için spoiler uyarımızı yapıyor, günah bizden gitti diyoruz. Buyrun sohbete… 

İlker: Kız hazır mısın 4. bölümü konuşmaya? Ben hastalıktan çıkarken hayata RPDR’ın bu bölümüyle tutundum, o nedenle pek şevkle izledim bölümü. Bir sürü de not aldım. Sen ne düşündün? 

Bawer: Hm… Sen devam mı etsen? Ben neyini sevdin filan dinlemek isterim. Anlatsana biraz 🙂 

İ: Öncelikle ben dalga geçilen Hallmark filmlerini izlemeyi çok seviyorum. Özellikle tatillerde kafamın kontağını kapatıp sadece o filmlere, onların birbirinin aynısı hikayelerine, kötü oyunculuklarına boş boş bakarak günler geçirdiğim olur, o yüzden bu filmlere bir Ru dokunuşu yapılması benim için çok eğlenceliydi. Bir de tabi çok ikonik anlar vardı; mesela Mama Tamisha’nın uzağa uzun uzun baktığı anlar veya Utica’nın Ru’yu muhtemelen bu sezon yapacağı tek gerçekten komik şey olan o uzun sessizlik anı ve Kandy’nin Joey Jay’e asılması gibi. 

B: Valla işte çok ABD dertleri, gündemleri bunlar. Ben ekrana mal mal baktım, korkunç senaryodaki korkunç diyaloglara neden gülündüğünü anlamaya çalıştım, sıkıcı performanslar karşısında “başkası adına utandım”, sıkıldım da sıkıldım. Yani benim için tek eğlencesi birinin elenecek olmasıydı açıkcası, o an için tüm bölümü izledim. O baştaki Elliott’ın yüzleşme anındaki vasatlık/zorlama, oradan bir mevzu çıkacak diye kanırtmaları filan, ucuz ucuz şeyler. Veee nursuz Jeffrey Bowyer-Chapman’ın belirmesiyle kararan dünyam. Bir bölümden ne kadar sıkılınabilir dünya rekorumu kırdım sanırım. 

İ: Aa resmen bambaşka dünyalarda, zıt kafalarla izlemişiz. Ama sana Jeffrey Bowyer-Chapman konusunda katılıyorum. Cidden dünyanın en saçma insanı olduğunu Canada Drag Race’te kanıtladı, ama Ru’nun kendisini hala sevmesinden dolayı böyle saçma sapan karşımıza çıkmış oldu. Azalmadan, aniden bitsin istiyorum kendisi. Bence rol yapma challenge’ının bu kadar sıkıcı olmasının nedeni kraliçelerin dahi anlamadığı queer kültür referanslarıyla dolu olmasıydı. Onlar bu referansları anlamayınca rol keserken bunları bizlere de komik bir şekilde aktaramadılar. Saçma sapan bir şey ortaya çıktı. Sanırım kraliçeler kredi kartlarına abanıp kıyafet almak yerine bir iki klasik filmi izleyip kültürel referanslara da hazırlansalar iyi ederler bu yarışmaya gelmeden önce.  

B: O herif Drag Race Kanada’da jüri olmasın diye internette imza kampanyası başlatıldı. O kadar büyük bir nefret var kendisine karşı ama işte Ru seviyor ve kolileyene kadar o sevimsiz hallerini izleyeceğiz gibi görünüyor.

B: Öte yandan, altını çizdiğin kültürel referanslarlar da artık biraz küflenmedi mi ya sence? Yani Oz Büyücüsü aşağı Oz Büyücüsü yukarı… 21 yaşındaki bir lubunya niye o sıkıcı filmi izlesin, vicdansızlığın alemi var mı? Bana kalırsa Ru ve prodüksiyon ekibinin hazırdan yeme ve yeni çelınçlar yaratamamasını konuşmamız lazım. 13 normal, beş All Stars, iki Birleşik Krallık, birer Hollanda ve Kanada sezonu oldu ve hala oyunculuk yeteneği olmayan kraliçeleri ezikleme sevdasından vazgeçmedi şov. E, işte bazı insanların yok. N’apalım? Kadrodaki herkeste o yetenek olmayınca da ortaya genelde sıkıcı bayık şeyler çıkıyor. İkiden fazla kişiyle yapılınca risk de artıyor çünkü kimya oluşturmak vs için çok kısa bir zaman dilimi ve sonuç da hüsran oluyor. Shea & Sasha’nın filmini hatırla, nasıl gülmüştük. Ama çok uzun zamandır birkaç kişinin performansı haricinde yerlerde sürünen bir görev bu ve artık bir güncellemeyi hak ediyor. 

İ: Ben klasikler konusunda senin gibi düşünmüyorum. Ru’nun bence yapmak istediği kendine referans veren, klasikleri ve yeni klasikleri olan, camp bir drag kültürünü yaratmak ve bunu kanonlaştırmak. Ancak her seferinde Mommy Dearest filminden “no more wire hangers” repliğiyle veya Cher taklidi şakasıyla olacak şey de değil bu. Yaratıcı bir yolu bulunabilir, o nedenle yapımcıların işi tembelliğe vurdukları konusunda sana katılıyorum. 

B: Ru’nun klasikleri, “gay kültürü” ve camp’liği filan ziyadesiyle beyaz. Bence sıkıcılığı da orada. ABD’de ve oradaki kültürü bilen senin yaşıtların için anlaması kolay olabilir ancak dediğin gibi Cher, Madonna, Lady Gaga gibi sürekli tekrar eden isimlerle ve onların etrafında kurduğu “camp gay kültürü” bana fazla beyaz geliyor. Paris is Burning eyvallah, tüm şovu oradan aparttı ancak o kültürü aslında deforme edip nezihleştiriyor da olabilir bir bakıma. Bu yönde yorumlar da çok. Artık bu kültürel çalışmalar mı sosyoloji mi sen ver kararını tabii de, bunca yıldır değil daha ünsüz siyah ya da Latin queer ikonlar, Beyonce, Rihanna gibi über popüler isimleri bile görmüyor şov. O bana ilginç geliyor. Belki başka bir yazının ya da sohbetin konusu olabilir bu, yıl yıl bakarız ve rakamlarla konuşuruz. Ama dediğimi anladığını umuyorum. Anladın mı çabuk söyle? 

İ: Anladım ama katılmadım, konuyu da değiştirelim, başka zaman daha ayrıntılı konuşuruz. Rol yapma konusunda kimler iyiydi diye düşündüğümüzde Kandy iyi değil cazgırdı mesela. Veya o Rosé’nin performansının nesi beğenildi, hiçbir fikrim yok. Asla komik değildi. Bu challenge’ın yıldızı tabii ki Aquaria seviyesinde tüm kraliçelere şimdiden diğer yarışmacılar da kim? çeken Symone oldu. Ne düşündün Symone’un rol çalması konusunda?

B: Symone ve Diğerleri… Yani şu an sezonun özeti bu. Symone tek güldüğüm kraliçeydi görevde. LaLa Ri’ye şaşırdım, hiç bu kadar kötü olabileceğini düşünmemiştim. Hatta Symone’la kafa kafaya gider diyordum ama yanıltı bayağı. Bir kere daha aslında doğal ortamında çok komik ve gullüm olmanın iş göreve geldiğinde her zaman herkeste çalışmadığını görmüş olduk. Symone > Herkes. Eyyorlamam bu kadar bu sıkıcı çelıncla ilgili 🙂 Eğer istersen podyuma geçebiliriz bu noktada. 

İ: Lütfen, çünkü podyum konusunda sorularım var. Elliott o kadar parayı nereden buluyor? Peki Tina Burner tüm bu hiçbir şey anlatmayan kıyafetleri nereden alıyor? Rosé neden o pis Ruffles rengine bu kadar takık? Tamisha’dan rica etsem, bana da kıyafet diker mi, kaynımgilin düğününe kıyafet lazım. 

B: Rosé geçen haftaki Ruffles paketini zımparalamış ve Pepsi kutusu yapmıştı. Sağ olsun bizi o maviden mahrum etmedi bu hafta da. 

Elliott’ın sesi hakkında yorum yapmayacağım! 
Elliott’ın sesi hakkında yorum yapmayacağım! 
Elliott’ın sesi hakkında yorum yapmayacağım!
Elliott’ın sesi hakkında yorum yapmayacağım! 
Elliott’ın sesi hakkında yorum yapmayacağım!
Elliott’ın sesi hakkında yorum yapmayacağım! 

Elliot’un sesi benim de sinirlerimi bozuyor. Allah affetsin. Babası zengin değilse ben de bir şey bilmiyorum. Sesinden babam zengin ve beyazım nağğğber şımarıklığı tadı alıyorum.

Tina’nın her podyumunda “Beni yak, kendini yaki her şeyi yak” duyuyorum ama pozitif manada değil. New York’lu olup bu kadar zevksiz olmak bilemiyorum ya, artık bu sizin namus davasınız İlker Beyciğim. Mahallede çözersiniz sorunu. Ama sıkıcı, bayık, gudubet şeyleri seviyor belli ki. 

Gottmik’in trans bayrağı renkleriyle tasarlanmış kıyafeti fikren hoş olsa da o saç kurutma makinesini anlamadım. Güzel look’lar vardı ama hatırlıyor muyum şu an? Hayır. Look meselesi bu bölümlük benim için bu kadarla sınırlı. Symone’u tabii gözlerinden öpüyorum. Bir başlıkta Symone övmeye varsan, ben de varım.

İ: Bence tüm sezon Symone’u daha çok öveceğiz o nedenle New York mevzusuna değinip konuyu değiştireceğim. Tina Burner cidden benim asla takılmadığım yerlerin kraliçesi. Geçen Macera Dolu Amerika canlı yayınında bahsettiğim bir bar vardı, Bernie meme’leri hakkında konuşurken, bak orası Kandy’nin evidir. Biz arka sokak çocuğuyuz anlayacağın. Harlem, Brooklyn, Queens, buraları biliriz, Tina’nın mahallelerinin gökdelenlerinin şatafatı bizi ne parlatır ne söndürür aslanım.

B: Sen ne dersen o Aynalı Tahir. Şu an 50 şınav çek desen çekerim abi. 

Twitter’da biri Denali – Kahmora Hall pleybek’ini şu görseldeki efsaneye benzetti. Detaylı bilgi bulunca ekleriz buraya.

İ: Gelelim pleybek’e. Hareket edemeyen bir Kahmora ejderhasıyla ile papağan bir Denali’nin karşılaştığı pleybek oldu. Ne düşündün bu pleybek hakkında? 

B: Ben Denali’nin en kötü iki isimden biri olduğundan pek emin olamadım. Yani orada biraz kurguculuk yapılmış diye düşünüyorum. Ancak izlediğim pleybek performansından o kadar ihya oldum ki, Denali’yi finale kadar hep son ikiye koysunlar isterim. Öyle bir bağımlılık. 45 kez filan izledim programdan sonra. Şarkı seçimi bu sezon zaten çok iyi ama gerçekten Denali 100% Pure Love‘ın her saniyesini, her beat’i hissederek ve kaçırmayarak çok çok çok başarılı ve üst sınıf bir şov izlettirdi. Bu konu az sonra iddia edeceğin gibi Kahmora’dan bağımsız.

İ: Yani bilemiyorum tatlım, enerji konusunda sana katılıyorum ama şu an hiçbir şeyden memnun olmayan elti olarak küçük bir teknik yorum yapmak isterim. Legendary’daki vogue’ları izledikten sonra Denali’nin yaptığı o figürler biraz anaokulu müsameresi seviyesindeydi. Enerjisi kesinlikle mükemmeldi ama vogue konusunda cidden Legendary sonrası görüşüm çok ama çok değişti. Yine de bu enerjiyi her pleybek’te bekliyoruz, Charlie Hides veya Valentina’lık yapmanın alemi yok.  

B: Ay götüm mü desem, hanım hanım gelir oraya senin ağzını orta yerinden yırtarım mı desem, ne desem? Mahmut mu desem? “Ay bu bölümü çok sevdim, bi sürü notlar aldım, şöyle iyi iyiydi, nihayet sezona dahil oldum” deyip gelip bu pleybek’i kötülemen, gerçek bir İkizler davranışı. Bir insan burcunun hakkını ancak bu kadar verebilir. Resmen daha fragmanda sevmediğin Denali’ye kan davası güdüyor ve hakkını yiyorsun. Ayıp!

Ben büyük konuşuyor, Denali’nin şarkının da yardımıyla yarışma tarihindeki en keyifli pleybek performanslarından birine imza attığını düşünüyorum. Brezilya ve Meksika’da Twitter’da TT olması da biraz beni doğruluyor. Latrice Royale, Morgan McMichaels, Monét X Change gibi sayısız isim de Denali övüyor sabahtan beri. Kalitesizliğin adresi, zamanın ruhunu yakalayamayan bir Legendary izleyicisi olarak anacak tarih seni. Kindar Sürpriz Yumurta!

İ: Ay sürpriz yumurtalardan bahsedeceğimi nasıl anladın? (Asla cevap vermiyordu) İlki tabii ki aynadaki Bye Don yazısıydı, burada prodüksiyon bizlere kan ağlatan Donald Trump’a veda etti. İkincisi de güzel yüzlüm Olivia Lux’ın taktığı New York eyaleti şeklindeki küpeler. Cidden çok tatlıştı, Olivia’cığıma ne de güzel yakışmış. 

Bu arada Kahmora’dan bahsetmek isterim biraz. Ayna karşısında konuşurken ailesinin ve hatta sevgilisinin onun drag yapmasını doğru karşılamadığını anlatmıştı. Galiba tutukluğunda biraz bunların etkisi vardı. Umarım yarışmadan ilk elenmesine rağmen harika bir drag kariyerine kanat açar, sonra ailesini de o pis sevgilisini de terk eder. Seni olduğun gibi sevmeyenler seni hak etmeyenlerdir Kahmora, Aynalı Tahir kardeşin yanında.  

B: Vallahi iyi denk geldi, çünkü ben de biraz önce yukarıda biraz anlatmaya giriştiğim ama devam ettirmediğim mevzuya tam buradan devam edecek bir kanal buldum. Sağ ol Aynalı Tahirciğim. Kahmora’nın ve diğer bazı kraliçelerin oyunculuk çelıncında zorlanmasını izlerken, geçmiş sezonlarda olduğu gibi “beceremeyenlere” laf sokmadığımı fark ettim. Çünkü eskiden, yarışmada ne olacağını biliyorlar, nasıl hiç hazırlık yapmazlar vs diyordum ancak, işlerin her zaman kafamızda planladığımız ya da arkadaşlar arasında gerçekleştiği gibi ilerlemediğini düşünüp kimseye laf sokmadım. Terapistime verdiğim paralar boşa gitmiyor çok şükür. Bu değerli aydınlanma anını da bizi okuyan değerli azınıkla ve seninle paylaşmak istiyorum. Aslında biraz Zakkum Kök’ün son yazısında değindiği, Drag Race’in o yıkıcı yarışma formatından da artık pek zevk almamamla ilgisi olabilir (yukarıda nihayet biri elendi dememiş gibi devam ediyordu). Yani TV için yapılıyor vs, oyunun kuralı böyle ancak, program etrafında toplaşan fanların korkunçluğu, acımasızlığı ve nefreti beni artık çok rahatsız ediyor. Birinin bir şeyi başaramaması karşısında artık eskiden olduğu gibi keyif alamıyorum. Yaşla ilgisi olabilir, gerçekten aydınlanma olabilir (terapi? Asking for a friend) bilemiyorum şimdilik lakin, Kahmora’nın senin anlattığın nedenlerle tutuklaşmasını filan etimde hissettim. Lubunyalar bilir, o desteği almak için böbreğimizi verecek anlar vardır. Alamayınca, hangi işi olursa olsun, ne kadar seversek sevelim, bir an gelir ve hiçbir şey çalışmaz. Onun bu nedenle yaşadığı duruma üzüldüm senin gibi. O sevgilinin de boynu devrilsin gerçekten, şerefsiz. Ama, Chicago’daki drag’ler Kahmora’yı çok seviyor, hepsiyle yakın arkadaş. Ben de Chicago kızıyım, o nedenle harcamak istemiyorum. Kendisi için çok büyük bir şey yapıp bu yarışmaya katıldı. O şartlarda bunu yapabilmiş olmasını alkışlıyor, senin dileklerine katılıyorum. O heriften ayrıl kızım! Ondan sana fayda yok. 

İ: Biraz bunun karşısına geçebilmek için Ru “kaybetmek kazanmaktan daha iyi” gibi laflar etti ama yarışmanın formatı belli. Kimi eleştirel kraliçeler artık bu yarışmanın bazı prodüksiyon şirketlerinin yıllarca süren turneleri için kraliçeleri denediği bir casting yarışması haline geldiğinden bahsediyordu. Toksik (ve yaşları oldukça küçük) hayranlar da “birisini tutmak” denen şeyin iyice tadını kaçırdılar. Tüm bunları akılda tutarak izlemeye devam edelim diyorum.

Eh artık, bitirelim madem. Gelecek hafta balo challenge’ından görüşmek üzere tatlım. 

B: Denali’nin efsane pleybek performansıyla kapatalım o halde. Byeeeee!