Lubunyaların Şiirleri Dile Geliyor: Norman Erikson Pasaribu

Çeviren: İlker Hepkaner

Norman Erikson Pasaribu Endonezyalı bir şair ve yazar. Buradaki şiirleri ilk kitabı Sergius Mencari Bacchus‘da (Sergius Bacchus’u Arıyor) yayınlandı. 2015’te düzenlenen Jakarta Sanat Konseyi Şiir Yarışması’nda birincilik ödülü alan eser ertesi yıl Khatulistiwa Şiir Ödülü’nde de finale kaldı. Şiirlerinde Endonezya’da etnik ve dini bir azınlığın üyesi olan bir eşcinselin yaşadığı zorlukları anlatan Pasaribu’nun dizeleri her şeye rağmen umut dolu. 

Şairin şiirlerini İngilizce’ye çeviren ve adını ülke sınırlarının dışında duyulmasını sağlayan Tiffany Tsao aynı zamanda Under Your Wings romanının ve Oddfits fantastik serisinin yazarı. Endonezce’den İngilizce’ye çevirdiği pek çok roman var.

Norman Erikson Pasaribu şiirlerini Endonezce yazıyor. Burada yer verdiğimiz şiirleri çevirmen Tiffany Tsao İngilizce’ye taşırken şairle beraber çalışmış ve şiirleri İngilizce’de yeniden yaratmışlar. Bu kadar ayrıntıya girmenin nedeni, çeviri işinin ölümcül günahlarından biri olan “aracı dilden” yapılmadığını söylemek. Erikson ve Tsao’nun şiir kardeşliğine Türkçe’den bir pencereyi bu şartlarda açmaya çalıştık ve bunu her ikisinden de iznini alarak yaptık.

Pasaribu Jakarta’da, Tsao da Sidney’de yaşıyor.

AŞK

Yağmur buralara uğradığında
evde oturuyorsa,
çıkar merdivenleri, odasına girip
bakar gök ile çatı arasında
sızıntı olmasın.

O BU ŞİİRİ YAZARKEN…

dördüncü kattaki odasının penceresinde bir tıkırtı
iki, şimdi de üç. Açsana diyor adam
yıllar yıllar önceydi çekip gittiğinde
aç da içeri geleyim. Dördüncü mısranın ortasında
ve bu sefer nasıl da emin
nihayet
şiir hayatını kurtaracak.
Hiç aklına gelmiyorum, değil mi?
başıyla onaylıyor ancak bu şiirden sonra
artık çöküp bir başıma kalabilirim.  

CURRICULUM VITAE 2015

Benim yaşadığım dünyanın yumuşak bir sesi vardı, pençeleri yoktu.” 
Lisel Mueller

1. Doğumundan üç ay önce Romanya diktatörü ve eşi kurşuna dizilmiş. Annesi hala bundan bahseder durur. 

2. Küçükken ağaçtan düştü. O gün bugündür, babasına dair ilk hatırası üzerinde okul önlüğüyle tuvalete çömelişi. Hepsinin kökeni okulun ilk gününe dayanıyor—olsa olsa beş yaşındaydı ve kapıdan çıkmadan babasına dedi ki benim kakamı yapmam lazım. 

3. Okulda ilk öğrendiği şey, bahçedeki kızlara bakarken, onun da içinde bir kızın olduğuydu. Büyüdükçe penisinin kuruyup memelerinin çıkacağına inandırdı kendini. 

4. Pek konuşmazdı, okumayı da ancak ikinci sınıfın sonunda söktü. Annesinin arkadaşlarından birinin önünde, arkadaşlarından birinin annesi ona ‘aptal’ lakabını taktı. Arkadaşının annesi bunu annesine söyledi, büyüdüğünde de annesi ona. 

5. Arkadaş edinememekte üstüne yoktu ve zamanını genelde kitap okuyarak veya Nintendo ve Sega oynayarak geçirirdi. Japon Halk Masalları okuduğu ilk kitaptı. 

6. Ailesi Batak ve Hristiyan olduğu için bazı komşular çocuklarını onunla ve kardeşleriyle oynamalarını yasakladı.

7. Hiç arkadaşı yoktu ve bunun ne kadar hüzünlü bir şey olduğunu fark etmezdi.

8. Babası döverek cezalandırırdı. Bir gün anne babasının konuşmalarına kulak misafiri oldu– babası büyük oğullarının kız gibi davranmasından endişeleniyordu. Aynada uzun uzun, içindeki kıza baktı. İyi olduğunu fark etti. 

9. Bir keresinde babası onu tekmeledi—ayağını burktu. Babası işe gidemedi o gün. Annesi eve bütün belayı sen çekiyorsun dedi ona. 

10. Bir Pazar sabahı babası kardeşleriyle onu mahalledeki Badminton kortuna koşmaya ve futbol oynamaya götürdü. Seni banci!* diye bağırdı babası herkesin önünde. 

11. Bir hata olduğunu kabul etti. İlk intihar teşebbüsü ortaokul başlamadan bir gün önce cereyan etti. 

12. Şehrin en iyi lisesini kazandı—bürokratlar da çocuklarını buraya yollardı. Ortaokuldan tanıdığı tek arkadaşı onu tanımazdan gelmeye başladı. Yalnızlık goncası içinde yeni bir aşka açılıverdi. 

13. Üniversiteyi daha yeni bitirmişti, duydu ki Batak’ların geri kalanı da arkasından banci* diyor. 

14. Depresyon gelip çattığında 22 yaşındaydı. Bir gece şuurunu kaybetmiş. Bir alışveriş merkezinin yanındaki benzincinin tekinde oğlan kardeşi bilinçsiz bulmuş onu.

15. Kaçtı. Jakarta’daki bir kitapçıda Herta Müller’in bir kitabını buldu. Herta kitapta Çavuşesku’nun Securitate’sinden bahsediyordu. Annesini anımsattı bu ona. İngilizce’ye çevrilmiş her kitabını okudu, her birine de bayıldı. 

16. Yirmi üçüncü doğumgünü yaklaşırken, nedendir bilinmez, erkek olduğunu fark etti. Fena olmadığını fark etti. 

17. Ailesinin yanına geri taşındı.

18. İşe geri döndü ve yazmaya yeniden başladı. 
Roman yazma dersinde seninle, onu seven adamla tanıştı. 

19. Babası zamanında annesiyle evlenmek için 
patronundan kiraladığı bir motorsikleti satmış. O da seninle 
kitaplarının telifiyle evlenmeyi umuyor. 

20. O yaşlanacak. Sen yaşlanacaksın. Birlikte yaşlanacaksınız, —ağaç gibi olan — Üç-Dal Vermiş Tanrı’nın önünde evleneceksiniz ve Langit adından bir çocuğunuz olacak.  Torunlarınız Dünyanın dört bir yanına yayılacak ve ne zaman birisi karanlıkta yalnız yürüse sokağın iki yanında bulunan her binadan seslenecekler, “Selam!” “Selam!” “Selam!”   

*Banci Endonezce’de “karı kılıklı” demek.

** Velvele Edebiyat Kolunu’nun hazırladığı “Lubunyaların Şiirleri Dile Geliyor”da konuk ettiğimiz ilk şair olan Charles Jensen’in şiirlerini şuradan okuyabilirsiniz.