Merhaba ben Zoe. Marmara Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği mezunuyum ve 5 yıldır Açı Okulları bünyesinde ortaokulda İngilizce öğretmeni olarak görev yapıyordum. Öğrencilerimle, veliler ve meslektaşlarımla pedagojik açıdan son derece güçlü, sevgiye ve karşılıklı güvene dayalı bir bağ kurdum ve okul iklimine olumlu, demokratik ve gelişimsel katkılarım olduğunu biliyorum. Sosyal Sorumluluk ve Kapsayıcılık komitesi gibi gönüllüğümden, sosyal duygusal öğrenmeye verdiğim öneme, performansımla ilgili bugüne kadar tek bir olumsuz geri bildirim almadım.
Şefkatli sınıf yaratma niyeti canlı olan bir eğitmendim.
Uzun süredir planlanan ve tüm yasal prosedürleri tamamlanmış olan vajinoplasti ameliyatıma 6 gün kala, belli medya organları tarafından hedef gösterildiğim, kişisel bilgilerimin ve özel hayatımın gizliliğinin açıkça ihlal edildiği organize bir karalama kampanyası başlatıldı. Bu süreç benim için sadece bir itibar suikastı değildi; doğrudan yaşama hakkımı tehdit eden, telefonuma ve sosyal medya hesaplarıma ölüm tehditlerinin geldiği bir psikolojik şiddet sahnesine dönüştü.
Ameliyat tarihim ve yeniden doğuşum 25 Haziran’dı. Ameliyattan tam bir gün önce, 24 Haziran’da, MEB’den gelen yoğun baskılar gerekçe gösterilerek okul yönetimi tarafından hukuksuz bir şekilde işten çıkarıldım. Bir insanın hem tıbbi hem de psikolojik olarak en kırılgan, en hassas olduğu dönemin tam ortasında bu kararın tebliğ edilmesi, olayın sadece bir iş akdi feshi olmadığını gösteriyor. Bu, bir insanın sağlığa erişim, iyileşme ve en temel yaşam hakkına yönelik planlı bir sistematik şiddettir. MEB baskısına boyun eğen okul yönetimi, kendi öğretmenini nefret objesi haline getirenlerin arkasında durmayı seçti ve beni yapayalnız bıraktı.
Burada çok net bir çalışma hakkı gaspı ve varoluşsal bir ayrımcılık var. 5 yıllık emeğim, başarılarım, çocuklara kattıklarım bir çırpıda kurumsal transfobiye kurban edildi. Diplomamdaki isim güncellemesi gibi idari süreçler sistemde çözülmüş olsa da, asıl büyük sorun olan çalışma özgürlüğümün elimden alınmasıdır. Ben bir eğitimciyim ve mesleğimi yapmaya devam etmek istiyorum. Hukuki mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Bu süreçte sadece kendim için değil, eğitim sisteminin içinde var olmaya çalışan, MEB ve kurum baskısıyla görünmez kılınan tüm kuir ve trans eğitimcilerin çalışma hakkı için de bu sesin yükselmesi gerektiğine inanıyorum.
Buradan bir kez daha açıkça söylemek istiyorum: ‘Aile yılı’ gibi politikalarla, kurumsal baskılarla bizim varoluşumuzu yok etmeye çalışan bu iktidar silsilesine karşı; sağlıktan eğitime, hayatın her alanında varız ve var olmaya devam edeceğiz. Bizi odalara, evlere hapsetmeye, mesleklerimizden koparmaya çalışanlar bilsin ki; ben dün de eğitimciydim, bugün de eğitimciyim, yarın da eğitimci olacağım. Emeğimi de varoluşumu da hiçbir kurumsal transfobiye veya siyasi baskıya teslim etmeye niyetim yok.