Bu yıl altıncısı düzenlenecek olan Orient Express Film Festivali ve Kültür Haftaları, 13-24 Mayıs 2026 tarihleri arasında İsviçre’nin Bern, Zürih ve Basel şehirlerini dolaşacak. Gazeteci Semra Çelebi festival direktörü Aydın Sevinç’le konuştu:
“Göçmenler burada yalnızca temsil edilen değil; üreten, seçen ve anlatan özne konumunda.”

“Program sunmuyoruz, bir karşılaşma alanı inşa ediyoruz”
Göç, aidiyet ve toplumsal dönüşümü sinemanın evrensel diliyle tartışmaya açan Orient Express Film Festivali ve Kültür Haftaları, 2026 programıyla yine ezber bozmaya hazırlanıyor. Ulusötesi bir ekip tarafından organize edilen festival, bu yıl görsel simgesi olarak “nar”ı seçti. Tıpkı bir nar gibi, çeşitlilikten doğan ve sıkı bağlarla bir arada duran bir toplumsal yaşamın mümkün olduğu mesajını veren festival; Filistin’den Ukrayna’ya, İran’dan Türkiye’ye uzanan geniş bir coğrafyanın hikâyelerini perdede buluşturuyor.
Festivalin küratoryal yaklaşımını ve İsviçre’deki yerleşik sanat dünyasına sunduğu imkanları sorduğumuz Festival Direktörü Aydın Sevinç, organizasyonun “özne” olma niteliğine dikkat çekiyor:
“Bizim yaklaşımımızda üretim ve kürasyon, tek merkezli bir bakıştan değil; farklı coğrafyalardan, deneyimlerden ve dillerden gelen çoklu perspektiflerin kesişiminden doğuyor. Festival, bu anlamda bir ‘program sunma’ alanından çok, bir karşılaşma ve müzakere alanı olarak işliyor. Yerleşik sanat kurumlarının çoğu zaman dışarıda bıraktığı deneyimler burada merkezî hale geliyor.”

“Orient” kavramına radikal müdahale
Sevinç, festivalin ismindeki “orient” kavramını bilinçli bir şekilde egzotikleştirici ve oryantalist bir çerçeveden koparmaya çalıştıklarını vurguluyor:
“Bizim için ‘orient’, coğrafi bir sınırdan ziyade; tarihsel olarak inşa edilmiş, politik olarak yüklenmiş ve sürekli dönüşen bir ilişki alanı. Filmler aracılığıyla bu kavramın içindeki çeşitlilik ve kırılmalar görünür kılınıyor. Böylece ‘orient’, Batı’nın karşıtı olarak konumlanan bir ‘öteki’ olmaktan çıkıyor; ilişkisel, geçişli ve birlikte düşünülmesi gereken bir alan haline geliyor.”

Antimilitarist, anti-ırkçı, ekolojist, feminist ve queer
Festivalin bu yılki programında Türkiye’den Özcan Alper’in “Erken Kış” filmi ve Kardeş Türküler’in 30 yıllık serüvenini anlatan belgesel de gösterilecek. Ayrıca, Mahdi Fleifel’in Atina’da mahsur kalan iki Filistinli mültecinin onur mücadelesine odaklanan filmi “To a Land Unknown” ve Roxana Samadi’nin Jina Mahsa Amini sonrası İran diasporasının politik duruşunu mercek altına alan filmi “Freiheit im Herzen” de programdaki dikkat çekici yapımlar.
Özcan Alper ve Ayşe Çetinbaş gibi isimlerin de katılacağı gösterimlerin ardından yapılacak söyleşilerle, izleyiciler sinemacılarla doğrudan diyalog kurma şansı yakalayacak.
Sevinç program seçkisine dair şunları söylüyor:
“Programımız; antimilitarist, anti-ırkçı, ekolojist, feminist ve queer perspektiflere sahip filmlerden oluşuyor. Şiddeti estetikleştiren ya da slogan düzeyinde kalan anlatılar yerine; sahici, çok katmanlı ve bireysel hikâyelere odaklanıyoruz. Amacımız yalnızca krizleri temsil etmek değil; bu koşullar altında gündelik hayatın, ilişkilerin ve birlikte yaşamın nasıl yeniden kurulduğunu görünür kılmak.”

Elektro Hafız konseri ve çocuk atölyeleri
Orient Express’i yalnızca bir sinema etkinliği değil, bir “kültür haftası” olarak kurguladıklarının altını çizen Sevinç, disiplinlerarası yaklaşımın önemini ise şu sözlerle özetliyor:
“Sanatı yalnızca estetik bir üretim alanı değil; iyileştirici, birleştirici ve dönüştürücü bir pratik olarak ele alıyoruz. 16 Mayıs’taki Elektro Hafız konseri ve çocuk atölyelerimiz bu sürecin merkezinde. Özellikle çocuk atölyelerinde hiyerarşik bir aktarım yerine, çocukların özne olduğu bir pedagojik yaklaşım benimsiyoruz. Nasıl ki krizler ve kırılmalar hızla yayılabiliyorsa, biz de umudun ve dayanışmanın benzer şekilde çoğalabileceğine inanıyoruz.”

“Mağdur değil, üreten özneleriz”
Aydın Sevinç son olarak, festivalin İsviçre toplumundaki rolünü “kültürel üretimi yeniden sahiplenmek” olarak tanımlıyor:
“Göçmen kökenli bireyler burada yalnızca temsil edilen değil; üreten, seçen ve anlatan özne konumunda. Bu durum, Avrupa’da hâkim olan sanat üretiminin belirli merkezler üzerinden tanımlandığı anlayışa sahici bir alternatif sunuyor. İsviçreli izleyiciler için ise bu, farklı yaşam deneyimlerini doğrudan ve sahici bir biçimde anlama imkânı yaratıyor.”
Festival Takvimi:
- Bern: 13–17 Mayıs
- Zürih: 14–17 Mayıs
- Basel: 16–24 Mayıs
www.oeff.org
Edit & yayına hazırlayan: Bawer