24 Şubat Salı günü İzmir’de, akşam saatlerinde çalışmak için dışarı çıkan ve “yolda durduğu” gerekçesiyle gözaltına alınan Samira, yaşadığı hukuksuzluğu gazeteci Müberra Ünsal’a anlattı.
“Nefret yasası” yürürlükte değil ama uygulanıyor, diyen Samira’nın avukatı Emir Okul da, “Bu hukuksuzluktan en çok nasibini alan grubun trans kadınlar olduğunu” belirtiyor.
“İşte bunu sana söyleyemeyiz”
“O akşam çalıştığımız yere, yani bizim deyimimizle çark alanına, ben gelmeden yarım saat önce polisler gelmiş. Orada çalışan kızlara, ‘Yarım saat sonra burada kimse kalmayacak. Gördüğümüzü alırız,’ demişler. Bunun üzerine kızların çoğu gitmiş. Ancak ben o sırada yoldaydım. Çark alanına vardığımda ortalıkta gerçekten kimse kalmamıştı. Ardından bir polis aracı yanıma yaklaştı. Bana önce oradan gitmemi söylediler. ‘Tabii’ dedim ancak önce taksi çağırmam gerektiğini, taksi gelince hemen gideceğimi belirttim. Bunun üzerine birdenbire sinirlenip ellerinde savcılık talimatı olduğunu, o yüzden kendileriyle gelmem gerektiğini emrettiler.
“‘Şu anda gözaltına mı alınıyorum?’ diye sordum. ‘Evet,’ dediler. Neden gözaltına alındığımı, bunun benim hukuki hakkım olduğunu ve bilmek istediğimi ifade ettim. Yanıtları, ‘Savcılık talimatı gereği gözaltına alınıyorsun,’ oldu. Savcılık talimatının içeriği nedir peki dediğimdeyse ”’şte bunu sana söyleyemeyiz’ deyip lafı geçiştirdiler. Neden gözaltına alındığımı bile bilmiyordum. Beni böyle bir anda paldır küldür arabanın içine soktular.“
“Bir trans kadın olarak yolda durduğum için gözaltına alındım”
“Araç içinde de neden gözaltına alındığımı ve nereye götürüldüğümü bilmek istediğimi belirttim. ‘Şu anda yolda yürüdüğüm için, yolda bulunduğum için gözaltı uyguluyorsunuz,’ dedim. Ardından karakola götürüldüm. Avukatımın gelmesini bekledim. İlk başta, avukatım gelmeden üst araması yapılmaya çalışıldı.
“Ben de avukatım gelmeden hiçbir işlem yapılamayacağını hatırlattım. Tam o esnada da mevcutlu kaldığımı ve ertesi gün savcılığa çıkacağımı öğrendim. Sebebini sorduğum da ‘Orada bulunmak suç,’ dediler. ‘Böyle bir suç varsa bana gösterin, yolda yürümek ne zamandan beri suç?’ diye sordum bunun üzerine ama tabii herhangi bir yanıt alamadım.“
Yazılı talimat yok, gözaltı var
“Ardından avukatım geldi ve polislere savcılık talimatını görmek istediğini söyledi. Polisler yazılı bir belge olmadığını; savcının kendilerini arayıp telefonda talimat verdiğini söylediler. Avukatım da haliyle, yazılı talimat olmadan nasıl gözaltı işlemi yaptıklarını sordu. Bana zorla suç isnat etmeye çalıştılar, yalan yanlış bir belge imzalatmak istediler. ‘İyi polis, kötü polis’ oynarak ağzımdan laf almaya çalıştılar. Bana uzattıkları belgede, ‘Yoldan geçen araçlara el kol yaptığım’ yazıyordu. Herhangi bir arabaya el kol yapmadığımı ve kendilerinin de beni böyle bir şey yaparken görüp gözaltına almadıklarını söyledim. Sadece yolda duruyordum; savcılık talimatı var diyerek, içeriğini bile söylemeden beni gözaltına aldılar. Belgeyi imzalamadım. Bunun üzerine polis kâğıdın üstüne ‘imzadan imtina’ yazmaya çalıştı; ona da itiraz ettim.”
“Sen erkeksin diyerek üst araması yapmaya kalkıştılar”
“Üst araması esnasında çok zorlandım. Polis, ısrarla ‘biyolojik cinsiyetimin’ erkek olduğunu, bu yüzden beni arama yetkisine sahip olduğunu söyledi. Avukatım bu uygulamaya itiraz edince, ‘Avukat bey siz susun, bu bizim görevimiz,’ diyerek, yapılanları meşru bir zemine oturtmaya çalıştı. Nezarethanede sürekli olarak bana ‘Sen erkeksin, sen erkeksin’ deyip durdular; psikolojik şiddet had safhadaydı.
“Bu tartışmanın sonunda polisleri, çanta aranmasının kameralı bir odada yapılmasına zor da olsa ikna edebildik.
“İfademde sessiz kalma hakkımı kullanacağımı ve savcılığa ifade vereceğimi belirttim. ‘Hayasızca hareketler’ ve ‘trafiği meşgul etme’ suçları üstüme isnat edilerek mevcutlu şekilde geceyi nezarethanede geçirdim. Nezarethane içerisinde uyuşturucu nedeniyle kendinde olmayan bir adam vardı. Onunla birlikte kalmak istemediğimi söyledim. Bunun üzerine adamı serbest bıraktılar ve beni nezarete yerleştirdiler. Şok içinde kaldım. Ben sadece sokakta dururken gözaltına alınıp mevcutlu kalmıştım; uyuşturucudan alınmış biriyse 2-3 saat içinde, tek gece bile kalmadan rahatça çıktı. Bunu polislere söylediğimde, ‘Sen rahat uyu diye bıraktık, insanlık da yaramıyor sana,’ diyerek beni azarladılar. Gözaltı sürecinde bir kez bile tuvalete götürülmedim; su bile verilmedi, yemek zaten hak getire.
“Parmak izi ve fotoğraf işlemi sırasında, alakasız bir şekilde saçımın peruk olup olmadığını birkaç kez sordular, saçıma dokunup durdular. Peruk olmadığını söylediğimde ‘Nasıl uzattın?’ gibi saçma sorularla, anlam veremediğim bir diyaloğa girdiler.”
“Bacak bacak üstüne atma, adliyedesin”
“Ertesi sabah İzmir Adliyesi’ne getirildim. Beklerken bacak bacak üstüne atmıştım, yanımda da avukatlarım vardı. Adliye polisi bir anda gelip ‘Burası adliye bacak bacak üstüne atma’ diye bağırdı. Herhangi bir tepki göstermeyip bacağımı indirdim. Avukatlarım da polise neden bağırdığını sordu. Bunun üzerine tartışma çıktı. Avukatlarım, diğer bekleyen erkekleri gösterip onların bacaklarını açarak oturmasının sorun edilmediğini, bana neden bağırdığını sordu. Bu tartışmanın ardından adliye polisi ‘kaçma şüphem olduğu’ gerekçesiyle, en başından beri takılmayan kelepçeyi o anda bileğime taktı. Bunun üzerine avukatlarım polis memuru hakkında tutanak tuttu ve savcıyla konuştu. Savcı benimle görüştü ve ifademi aldı. ‘Hayasızca hareketler’ suçunun oluşabilmesi için cinsel bir yakınlık sırasında gözaltına alınmış olmam gerekiyordu ancak tutanakta böyle bir ifade yoktu. Herhangi ‘teşhir edici’ bir kıyafet de giymemiştim, haliyle iki suç da düşmüş oldu. Trafiği meşgul etme suçlamasıyla ilgili avukatlarım, benim -tabiri caizse- ‘bir taşıt olmadığımı’ ve yaya olarak trafiği meşgul edemeyeceğimi ifade ettiler. Ardından savcı, Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etmeden serbest bırakılmama karar verdi.”
Avukat Emir Okul: “Nefret yasası” yürürlükte değil ama uygulanıyor
Talimatın mahiyetinin dışında, kolluğun yetkilerini keyfî bir biçimde kullandığına sıklıkla şahit oluyoruz ne yazık ki. Ben savcılık talimatını görmek istediğimde, “gecikmesinde sakınca bulunan hâl” kapsamında yazılı talimat gelmeden de gözaltı işlemini yapabileceklerini söylediler ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâl neydi, mesela?
Gözaltı, kanunda açıkça ifade edildiği üzere: “Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır.” Ancak Samira’ya atılı suçlar -ki işlemediği hatta bir tanesini teknik olarak işleyemeyeceği çok açık- ve delillerle soruşturma aşaması, bu gözaltıyı bu kadar gerekli kılmıyordu. Tam bu satırları size iletirken bile arkada meslektaşım ve ortağım, kollukla gözaltının mahiyetini tartışıyor; bir yandan da bununla ilgilenmek zorunda bırakılıyoruz.
Devamında Samira’ya bir erkek memur tarafından üst araması yapılacağı söylendi. Buna karşı çıkmamıza rağmen, beni yarım saate yakın ikna etmeye çalıştılar. Ertesi gün savcılık ifadesi için beklerken Samira’ya kelepçe takılması ve nezarete tehdidinde bulunulması da tam olarak böyle bir keyfiyet örneğiydi. 50 dakikalık bekleyişimizin 45 dakikasında kelepçesiz olmasına rağmen son beş -belki de daha kısa- dakikayı kelepçe ile geçirmek zorunda kaldı Samira. Biz ısrar ettikçe, kendimizi kolluk tarafından hukuk fakültesi mezuniyetlerimiz sorgulanırken bulduk.
Bunlar elbette özet ancak kolluğun sahip olduğu bazı yetkileri, “gecikmesinde sakınca bulunan hâl” veya “kaçma şüphesi” gibi kavramları kendi lehine esnettiğine sıkça şahit oluyoruz.
Sadece yasa değil elbette; “aile yılı” olarak ifade edilen ve kimin ahlakı olduğu belli olmayan “genel ahlak” söylemleriyle dayatılan bu yaşam tarzı, LGBTİ+’ları, kadınları, çocukları, toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle derdi olan herkesi hedef alıyor. Trans kadınlar ise devlet tarafından en kolay hedef alınabilen ve bu nedenle en ağır baskıyı gören gruplardan biri. “Nefret yasası” olarak ifade edilen tasarı henüz yürürlükte değilken dahi fiilen uygulanmaya başlandı. Elbette trans kadınlar da ilk ve belki de en çok bu hukuksuzluktan nasibini alan gruplardan biri durumunda.
Editör: Bawer