Yazarın notu: Bu yazıyı Temmuz 2024’te başka bir platform için yazmıştım ancak bir türlü yayına hazırlanamamıştı. 7 Aralık’ta The Black Sea’de yayımlanan “Pırıl Pırıl Bir Başkaldırı” ve ardından Velvele’de yayımlanan “Direk dansı ne direniştir ne de devrim” başlıklı yazıyla başlayan tartışma ile yazının hala güncelliğini koruduğunu düşünerek Velvele’ye yollamaya karar verdim.
“Seks işçisi” terimi ilk olarak 1978 yılında seks işçisi aktivisti Carol Leigh tarafından ortaya atılıyor. Seks işçisi teriminin kullanımı hem seks endüstrisinde çalışan kişilerin daha geniş bir temsiline olanak sağlıyor hem de seks işçiliğini bir iş olarak tanıyor. Sadece para karşılığı seks yapan kişileri değil, striptizcileri, porno oyuncularını, konsomatrisleri, yani maddi kazanç için cinsel hizmet veren herkesi kapsıyor. Ben de kapsayıcı ve damgalamayı önleyici bir yaklaşımla bu yazıda striptizcilerin ve konsomatrislerin yaptıkları işten seks işçiliği olarak bahsedeceğim.
Son yıllarda striptiz ve pavyon kültürünün giderek popülerleştiğini söylemek mümkün. 2019 yılında ilk sezonu yayınlanan Pavyon belgeseli, pavyon çalışanlarının konuk olduğu Youtube programları, yabancı bir konsomatrisin dansına gelen methiyeler ve son olarak da İnci Taneleri dizisi, ilginin pavyonlara yönelmesine ve pavyonun daha geniş kitlelerin eğlencesi haline gelmesine sebep oldu. Artık daha fazla kişi pavyon kültürünü merak ediyor ve Ankara’da yaşayan arkadaşlarından onları pavyona götürmesini istiyor.
Hovarda Âlemi: Taşrada Eğlence ve Erkeklik kitabının yazarı Osman Özarslan, “Eğlence piyasasının Türkiye’de oluşumunun üzerinden görece çok da uzun bir zaman geçmemiş olmasına rağmen, insanlar eğlence biçimlerinden giderek artan bir hızla sıkılıyorlar ve gene aynı hızla yeni eğlence trendleri metropol kentlerde revaçta (“trendy”) oluyor” diyor. Tabii “trendy” olan sadece pavyona gidip eğlenmek değil. Yılmaz Erdoğan’ın “Senin aşkın değil sadece, failin olmak da varmış” diyerek kadın cinayetlerini romantize ettiği ve fail güzellemesi yaptığı İnci Taneleri dizisinin 2. bölüm tanıtımı büyük yankı uyandırıyor. Tanıtım videosunda dizide Hazar Ergüçlü tarafından canlandırılan konsomatris Dilber’in pavyon sahnesindeki dansını görüyoruz. Bu videonun ardından pek çok tekstil firması Dilber elbisesi ve versiyonlarını satışa sunuyor. Hatta pavyon dansı ya da Dilber dansı kursları açıldığı haberleri çıkıyor. Bu haberlere şüphe ile yaklaşmakta fayda var. Çünkü Ankara’da pavyon dansı kursları açıldığını söyleyen haberlerin kaynağı, sadece bir video. Bu videoda bir grup kadının “Dilber’in dansını” yaptığını ve en önde yer alan dansçının da Hazar Ergüçlü’nün giydiğine benzer çiçekli bir elbise giydiği görüyoruz. Ancak bu videonun açıldığı söylenen pavyon dansı kursundan mı ya da popüler bir videoda gördükleri dansı yapan herhangi bir dans dersinden mi olduğu anlaşılmıyor. İnternet araştırmasıyla pavyon dansı kursu veren bir yer bulamasam da pavyonlarda yapılan dansın temelini oluşturan Ankara oyun havaları dans derslerinin İnci Taneleri dizisi hayatımıza girmeden önce de verildiğini söylemek mümkün.

Striptiz kültürünün geniş kitlelerce sahiplenilmesi ise daha önce başlıyor. Direk dansının tarihi kökeni olarak Hindistan’daki Mallakhamb, Çin direk dansı gibi eski erkek egemen sporlar gösterilse de bugünkü anlamıyla kadın çoğunluğun yaptığı direk dansı seks işçilerine ait. Dansın Siyah seks işçisi kadınlara ait olduğunu, popülerlik kazandıkça kökeninin unutulduğunu ve beyazlaştırıldığını söyleyenler de mevcut.
Burlesk kulüplerde yapılan erotik danslar, striptiz ve akrobasiyi birleştirerek günümüze gelen direk dansının zeminini hazırlıyorlar. 1980’lerde striptiz kulüplerinde yapılan modern direk dansı, Las Vegas kulüplerinde direk dansçısı olarak çalışan Fawnia Mondey’in 1994’te ilk direk dansı kursunu açmasıyla bambaşka bir boyut kazanıyor ve seks işçisi olmayan kişilerin de yaptığı bir egzersize dönüşüyor. Günümüzde bu dans, yarışmaları olan, spor olarak tanınması ve Olimpiyatlar’da yer alması istenen bir fitness egzersizi. Artık direk dansını striptiz kulüplerinde değil, fitness stüdyolarında, sosyal medya paylaşımlarında ve popüler kültürün pek çok alanında görebiliyoruz. Bu dansı yaparak geçimini sağlayan seks işçilerinden daha çok seks işçisi olmayan kişiler tarafından pratik ediliyor. Yani direk dansı çoğunlukla para kazanmak için yapılmıyor, aksine derse ve stüdyoya para verenlerin sayısı giderek artıyor. Direk dansı yapanlar formda kalırken aynı zamanda cinselliklerini de ifade etme alanı buluyorlar.
Peki kültürel aparma nedir? Pavyon ve striptiz kültürü nasıl aparılıyor?
Brittanica’nın kültürel aparma tanımı “Bir azınlık kültürüne veya sosyal gruba ait belirli bir dilin, davranışın, giyimin veya geleneğin baskın bir kültür veya grup tarafından sömürücü, saygısız veya basmakalıp bir şekilde benimsenmesi” olarak karşımıza çıkıyor.
2015 yılında Instagram’da ortaya çıkan hashtag’lerden biri #notastripper’dı. #notastripper hashtag’i direk dansını bir egzersiz olarak yapanların bunu geçinmek için yapan seks işçilerinden kendilerini keskin bir biçimde ayrıştırması anlamına geliyor.

Tepki olarak #yesastripper hashtag’ini başlatan Elle Stranger, striptizci olmadığını hashtag’lerle belli etme gereği duyanların çoğunlukla genç, beyaz ve Y kuşağından kadınlar olduğunu söylüyor. Striptizci olmayan kişiler ve striptizciler tarafından işletilmeyen stüdyolar, üzerinden para kazandıkları kültürden kendilerini bilinçli olarak uzaklaştırıyorlar. Seks işçilerinin ürettiği bir form, seks işçisi olmadığını belirtme ihtiyacı duyanların fayda sağladığı ve kâr ettiği bir şey haline geliyor ve striptizcilerin kültürü aparılıyor. Ayrışma ve mesafelenme seks işçilerine yönelik damgalamaları arttırıyor ve seks işçilerinin yaşam kaliteleri ve ekonomileri bu damgalamadan etkileniyor. Direk dansının seks işçiliğinden “arındırılma” çabası, seks işçiliğini onurlu bir iş olarak görmüyor. Hâl böyle olduğunda seks işçileri çalıştıkları yerlerde pek çok hak ihlaline maruz kalıyor. Seks işçiliğine sanki “doğası gereği” onursuz ve namussuz bir işmiş gibi yaklaşılıyor. Böylece hak ihlallerini yapan pezevenkler, patronlar ve kanun koyucular seks işçilerini maruz bıraktıklarıyla yüzleşmek zorunda hissetmiyorlar.
Striptizci olmadığını belirtme ihtiyacının kökeninde orospufobi ve azize-fahişe ikiliği yatıyor. Sigmund Freud, 1925’te erkeklerin sevdiklerini arzulamadıklarını, arzuladıklarını sevemediğini söyler. Freud azize-fahişe kompleksini tanımlarken partnerlerini artık cinsel açıdan çekici görmeyen heteroseksüel ilişkilerdeki erkeklerden bahsediyordur. Bu erkekler anne sevgisi ve romantik partner sevgisi arasında ayrım yapmakta zorlanırlar. Peki, cinsellik sevgi ile aynı yerde barınamıyorsa bu erkekler cinselliğe ve cinsel partnerlerine nasıl bakıyor? Değersizlermişçesine.
Patriyarkada, cis-het erkekler dışındakilerin cinsellikleri tehlikeli olarak algılanır, bastırılır ve yönlendirilmeye çalışılır. Erkeklerin seks için sürekli hazır ve nazır olduğu, kadının da seks için sürekli bekçilik yapmasının onu erdemli kılacağı çarpık inancının hakim olduğu bu senaryoda ne zaman sevişileceğine kadın, ne zaman sevgili olunacağına erkek karar verir. Cinselliğini özgürce ifade eden kadın, patriyarkal tahakkümün devamlılığına yönelik bir tehdit oluşturur. Kadınların cinsel özerkliğini kontrol etmek, bu tehdidi ortadan kaldırmaktır. Sürtük utandırma, mağdur suçlayıcılık, orospufobi, tecavüz kültürü ve azize-fahişe ikiliği birbirine sıkı sıkıya kenetlenmiş haldedir.
Azize-fahişe ikiliğinde kadınlar iki gruba ayrılır: Masum, namuslu, bakım veren rolündeki “iyi kızlar” yani evlenilecek kızlar ve seksi, manipülatif, deneyimli olan “kötü kızlar” yani eğlenilecek kızlar. Partiraykal bir toplumda ise “kötü kız” olmak an meselesidir. Kendini striptizcilerden ayrıştırmak isteyen direk dansı sevdalıları, iyi kız-kötü kız ikiliğinin tuzağına düşerler. Çünkü birilerini kötü kızlar ilan ederek kendimizi iyi kızlaştırdığımızı düşünüyorsak, aynı kılıç bizim için de sallanıyor demektir. Böylece orospufobi ve orospu damgası yeme korkusu hayatımızı yönetir hale gelir.
Pavyon kültürünün nasıl aparıldığına bakacak olursak, Dilber elbisesi satışlarından önce İnci Taneleri dizinin kendisinden başlamak daha doğru olacaktır. Işıklar Altında Gizlenen Hayatlar: Feminist Bakış Açısıyla Ankara Pavyonlarındaki Konsomatrisliği Anlamak başlıklı tezin yazarı Tuğçe Kaban, İnci Taneleri dizisinin hem pavyonları hem de konsomatrislik işini soylulaştırdığını söylüyor ve ekliyor:
“Bu gelinen nokta, pavyonun gerçekliğini ve sonuçlarını toplumsal olarak düşünebileceğimiz ve tartışabileceğimiz bir noktadan bizi alıkoyarken, Ankara pavyonlarını ve tarihselliği içerisinde üzerine kuruldukları eşitsizlikleri yeniden üreten pratik olan oyunu da piyasalaştırdı.”
Konsomatrislerin oyun olarak tanımladıkları danslarının, alemlerinin, kültürlerinin soylulaştırıldığı bu düzlemde Hazar Ergüçlü’nün pavyon dansını bir ara iddia edildiği gibi konsomatris Ezo’dan değil, Anadolu Ateşi’nde dans eğitmeni olan ve dizide de oynayan Elif Erol’dan aldığını öğreniyoruz.
Tepkikolik isimli Youtube kanalında pavyon sahnelerini yorumlayan Kirli Dilek, “Kimse özenmesin” diyor ve “alem”in ne kadar şiddetli olduğunu anlatıyor. Hazar Ergüçlü’nün mü yoksa kendisinin mi daha iyi dans ettiği sorulunca, pavyon alemlerinde geçen 27 yılını hatırlatıp, kendisinin tabii ki daha “prof” olduğunu belirtiyor. Videoda yer alan genç konsomatris Sıla Sultan ise Dilber’in dansını Ankara alemlerinde yapsa dalga konusu olacağını söylüyor.
İnci Taneleri’nin kültürünü apardığı konsomatrislere direkt olarak hiçbir faydası yok. Gerçek hayatta konsomatrislik yapan kişiler, dizide yan rollerde ya da figüran olarak bile yer almıyor. Ama dizide kim var dersiniz? “İnci Taneleri’nin sazcısı” Erkan Sonel, pavyon alemlerinde de sazcılık yapmış biri. Hakkında pavyonda çalışmak zorunda kalan iki kadını kaçırdığı, iki gün boyunca bir depoda alıkoyduğu ve bu kadınlardan birini kendisinden olan bebeği doğurmaması için kürtaja zorladığına dair beyanlar var. İnci Taneleri dizisi Erkal Sonel’in hem şöhretini hem de servetini büyütmesine katkı sağlıyor. İnci Taneleri dizisi dışında Erkal Sonel’i, cinsel taciz suçundan ceza alan Mehmet Ali Erbil’in ekranlara döndüğü Turnike programında görüyoruz ve şaşıramıyoruz.
Seks işçiliğinde yanlış olan şey, seks işçilerini sömürmek ve çeşitli şiddet biçimlerine maruz bırakmak. Seks işçilerinin sömürü ve şiddet döngüsünün içinden çıkmalarının tek yolu seks işçiliğini bırakmaları değil. Seks işçiliği şemsiyesinde bu dansları yapan kadınların direk ya da pavyon dansının spor olarak tanınmasına değil, iş olarak tanınmasına ihtiyaçları var.
Blogger Zeina Khalem’e göre direk dansını hobi olarak yapanların seks işçisi müttefiki olması için izlemesi gereken 8 adım şöyle: ayrıcalıklarını tanımak, orospufobiyle yüzleşmek, seks işçilerini dinlemek, seks işçilerinin sınırlarına saygı göstermek, kendini eğitmek, seks işçilerine zamanları ve emekleri karşılığında ödeme yapmak, direk dansı derslerini striptizcilerden almak, politika değişikliği için seks işçilerini desteklemek. Aynı adımlar pavyon kültürünü aparmadan benimsemeye kalkanlar için de geçerli.