Fark ettiniz mi bilmiyoruz; Onur Ayı, son yıllarda Türkiye’ye biraz erken geliyor. Üniversiteli LGBTİ+’lar, ya bir yürüyüşle ya da dolu dolu bir Onur Haftası’yla, haziran gelmeden kampüsleri gökkuşağına boyamaya başlıyor. Bu senenin açılışını Galatasaray Üniversiteli lubunyalar yaptı. Okulun resmî statüye sahip LGBTİ+ öğrenci kulübü Lion Queer, 12-16 Mayıs tarihlerini GSÜ Onur Haftası ilan etti.
Ama burası Türkiye! Lubunyaların muradına erdiği ne zaman görülmüş, değil mi… Onur Haftası’nın daha ilk gününde özel güvenlikler, GSÜ’lü lubunyaların “Onur Yasa Tanımaz, İsyandan Doğar” pankartını indirdi. Okul yönetimi, öğrencilerin kampüste lokma dağıtacağı etkinliği, tatlıyı “düşük profilli” bulduğu gerekçesiyle engelledi.
Madilikler bununla bitmedi! Onur Haftası’nın son gününde yapılması planlanan Kuir Düğün etkinliği, “üstten” gelen bir telefonla yasaklandı. Öğrencilerin etkinliği yapmakta diretmeleri hâlinde, kampüse polis gireceği söylendi.
Biz de hazır 33’üncü İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası başlamışken, kaseti bir ay geri saralım ve bu yılki Onur Ayı’nın açılışını yapan genç lubunyaların başına gelen madilikleri bir hatırlayalım istedik. Lokma tatlısı yasağa takılınca, AKP’nin helvasını dağıtan öğrencilerin kıvrak zekâsında, elbette hatırlamaya değer dersler olduğu açık.
Velvele’den Alican E.’nin Lion Queer’den Seren, Özgür, Itır ve Ramazan* ile yaptığı bu röportajı, Ocak ayında kaybettiğimiz trans öğrenci Bircan’ın hatırasının ve mücadelesinin akıllardan hiç silinmemesi umuduyla yayınlıyoruz.
* Öğrencilerin güvenliği için isimleri değiştirilmiştir.
“Bu etkinlik yapılırsa kampüse polis girecek”
Bu sene Onur Ayı’nı siz açtınız, geçtiğimiz yıllara kıyasla çok daha aktiftiniz. Ne oldu da her güne etkinlik koyduğunuz bir Onur Haftası planlamaya karar verdiniz?
Özgür: Her yerde olduğu gibi, pandemi ile birlikte Lion Queer de biraz içine çekilmişti ve çok az etkinlik yapar hâle gelmiştik. O dönem, bir sürü çıktısı olan bir kulüpten ziyade bir dayanışma alanı yaratmayı önceliyorduk. Bir taraftan da üniversite yönetiminin yıldırma politikaları artmıştı; artık afiş asmaya bile girişmiyorduk.
Ramazan: Baştan sona bir Onur Haftası düzenlemek bizim için de yeni bir şeydi. Lion Queer’deki öğrenciler olarak, zaten son dönemdeki öğrenci eylemleri, akademik boykot süreci ve kampüste örgütlenen dayanışmanın tam içindeydik. Protestolar sayesinde açılan alanı kullanarak Onur Haftası düzenlemek istedik. Ayrıca geçen sene Onur Ayı’nda lokma döktürme etkinliğimiz çok ilgi görmüştü ve “Seneye tekrar yapalım” demiştik. O etkinlik bize ilham oldu, bu yıl daha fazlasını yapmak için işe koyulduk. Bir etkinlik programı hazırladık, okula dilekçeyle başvurduk; ancak kimine geç cevap geldi kimine hiç gelmedi. Lokma dağıtma etkinliğimiz de “düşük profilli” bulundu; “Lokma döktürmek ölünün arkasından olur, siz daha yüksek profilli hareketler yapmalısınız” deyip baklava dağıtmamızı önerdiler.
Hafta başı geldiğinde ise ilk etkinliğimizi yaparak kampüse bayrak astık ve Onur Haftası açılış bildirisini okuduk. Ancak astığımız bayrağı Özel Güvenlik Birimi (ÖGB) aldı. İtiraz edince, üniversitenin Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı (SKS) ile konuşmamızı söylediler. ÖGB’nin müdahalesi üzerine toplanan kalabalık bir öğrenci grubuyla gidip bayrağımızı geri aldık ve “kalıcı olmama” koşuluyla asmamıza izin verdiler.
“Kalıcı olmasın” derken, “Yapacağınızı yapın ama çok da göze batmadan bitirin” gibi bir mesaj mı bu?
Ramazan: Rektörlüğün bizden genel olarak talebi, “Hukuki ve akademik şeyler yapın; pankart asmayın, eylem yapmayın, lokma döktürmeyin” gibi şeyler aslında.
“Frankofonluğa yakışır davranın” diyorlar yani?
Ramazan: Evet evet, biraz o anlama geliyor. Onur Haftasının dördüncü gününe (15 Mayıs) gelirsek de… Boğaziçili öğrencilerin gözaltına alınmasına karşı kampüste bir eylem vardı. Eylem alanında LGBTİ+ bayrağı taşıyan bir arkadaşımız, daha önce LGBTİ+’ları hedef gösteren bir grubun önünden geçerken bir gerilim yaşandı ve arkadaşımızın elinden bayrağı alarak yere attılar.
Cuma günü de bir etkiliğimiz olacaktı; “Kuir Düğün” yapmayı planlıyorduk. Bir gün önce üniversite yönetimiyle görüştük. Bize etkinlik planımızı sorduklarında, müzik açıp eğleneceğimizi söyledik. Okulun tutumu bizimle çok zıt düşmeme yönündeydi; yine de “Parti gibi duyursanız olur mu?” dediler. Biz de “Duyurduk artık, geç oldu” dedik. Etkinliğin görünür olmasına dair çekinceleri vardı.
Seren: Ertesi gün Rektör Yardımcısı beni aradı. “Üstten” bir telefon geldiğini ve bu etkinliğin yapılması halinde okula polis gireceğine yönelik bir tehdit olduğunu söyledi. Ben de bu kararı tek başıma veremeyeceğimi ve arkadaşlarıma danışmam gerektiğini anlattım. Sonrasında, etkinliği yapmamaya karar verdik.
CİMER şikayeti: “Öğrenci protestolarının başında Lion Queer var!”
Bu baskıyı kulüp üyelerine ya da etkinliğe gelmeyi düşünen kişilere nasıl aktardınız peki?
Ramazan: Etkinliği iptal ettiğimizi Whatsapp grubunda duyurduktan sonra, “Haydi merdivenlere gelin, bir çay kahve içelim” dedik. Etkinlik görüntüsü vermeden bunu yapmak zorundaydık çünkü spekülatif bir şekilde bizle ilişkilendirilecek herhangi bir şey, kulübün soruşturulmasına ya da kapatılmasına kadar gidebilirdi. Oraya gelen insanlarla sohbet ederek yaşadığımız durumu aktardık.
Özgür: Lion Queer üzerinde saçma sapan baskılar eskiden beri olsa da, özellikle son dönemde artan hedef göstermeler, İmamoğlu protestolarıyla başlayan direnişle alakalı. Çünkü direniş zamanlarında lubunyaların görünürlüğü kesinlikle artıyor. Ne zaman okulda bir eylem olsa, Lion Queer’deki lubunyalar hep en ön saflarda. Bu yüzden kulübün tanınırlığı da artıyor tabii. Bugün kampüsteki herkes Lion Queer’i tanıyor ve çoğu insan destek olmaya çalışıyor.
Seren: Özgür’ün dediği gibi, böyle zamanlarda görünürlüğümüz çok artıyor; ancak karşılık olarak baskı da yükseliyor. Bu dönem, kulüp olarak beş tane Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) şikayeti aldık. O şikayetlerin birinde, kampüsteki öğrenci protestolarının başında Lion Queer’in olduğuna yönelik bir cümle geçiyordu. Dışarıdan bakıldığında direniş içerisinde büyük rol aldığımızın düşünülmesi, üzerimizdeki baskıları da artırdı.
Bu CİMER şikayetleri diğer öğrenciler tarafından mı yapılmış?
Özgür: Evet.
Beş şikayetten bahsettiniz, diğerlerinin ne olduğunu biliyor musunuz?
Seren: Üniversitenin sinema kulübüyle birlikte yaptığımız film gösterimi, “LGBT Propagandası” iddiasıyla şikayet edilmiş. Bir diğerinde, attığımız Instagram hikayesi şikayet dilekçesine eklenmiş. O hikayede, etkinlikler için üniversiteye elektronik sistemde yapılan başvurularda “Aile Yılı” ibaresinin yer almasına karşı çıktığımızı, bu yüzden başvuruları elle yapacağımızı yazmıştık sadece.
Şikâyetlerin biri de Lion Queer’in ismi geçmiyor ama yine lubunyaları etkiliyor. O da şöyle: Bir derste, öğrencilerden biri LGBTİ+’lara karşı nefret söyleminde bulunuyor, hoca da dersinde böyle bir şey istemediğini söylüyor. Ardından üniversite, hocayı çağırıyor ve hakkında şikayet olduğunu söylüyor. İddia şu: Sınıftaki hetero bir erkek, ayrımcılığa uğradığını ve hocanın LGBTİ+’ları kayırdığını iddia ediyor. Hatta bu vurgu, başka bir şikayette daha var. Bazı hocaların lubunyaları kayırdığı iddia edilmiş.
Onur Haftasıyla kesişen, kampüsteki şeriat karşıtı eylemden bahsettiniz. Gökkuşağı bayrağı sebebiyle öğrenciler arasında bir tartışma yaşandı hatta İlber Ortaylı’nın da öğrencileri azarladığı bir video kamuoyuna yansımıştı. O güne geri dönebilir miyiz?
Itır: 15 Mayıs’ta öğlen, Nureddin Yıldız eyleminde tutuklanan Boğaziçi öğrencilerle dayanışmak için kampüste şeriat karşıtı bir eylem vardı. Eylemde gökkuşağı ve trans bayrakları da ön saflardaydı. Basın açıklamasından sonra öğrenciler henüz dağılmamıştı, hâlâ slogan atıyorduk. Basın açıklaması bittikten sonra Medeniyet Kulübü’nden üç dört kişi geldi. Kalabalığın içinden geçerken, elinde gökkuşağıyla onların önünden yürüyen arkadaşımıza müdahale ettiler ve elinden bayrağı alıp yere attılar. Bir gerginlik yaşandı ama arbedeye dönüşmedi. Bayrağa saldıranlar kantinin içine geçince, kantinde oturan İlber Ortaylı onları yanına yanı çağırdı.
Seren: Medeniyet Kulübü’ndeki öğrencilere tırnak içinde “azar çektikten” sonra İlber Ortaylı bu sefer bizim yanımıza geldi. “Bildiri okumak gibi bir hakkınıza var ama diğer öğrencileri baskılayamazsınız” diyerek bu sefer de bizi azarlamaya kalktı. Biz de gerginliği bizim başlatmadığımızı, önce LGBTİ+ bayrağına saldırı olduğunu anlattık. “Bayrağa saldırıp yere atmak gibi bir eylem varken niye tepkisiz kalalım?” diye sorduğumuzda, İlber Hoca “Onlar bu okulun kültürüne uyum sağlamıyor diye siz de onlar gibi olmak zorunda değilsiniz, alttan alın gençler” gibi orta yolcu bir tonda konuştu. İlber Hoca, okulda olup bitenlere dair iki gün sonra Hürriyet’e bir yazı yazmış.
Özgür: Yine her şeyi çok yanlış anlamış…
Seren: Evet, olayı şöyle anlatmış: Medeniyet Kulübü’ndeki bir öğrenci, “Bana küfür ettiler” diye eylemin içine dalıp kavga çıkarmış… Aslında olayın nedeni, kampüste açılan LGBTİ+ bayrağı ve bayrağa yapılan saldırı. (İlber Ortaylı) Bunun üstünü kapatmak istemiş.
“Keşke bu sebeple olmasaydı; ama Bircan’ın kaybının dönüştürücü bir etkisi oldu”
Artık bu iç karartan hadiseleri bir kenara bırakıp, pozitif şeylere de odaklanalım istiyorum. Lokma “yasağına” karşı çok dikkat çeken bir helva etkinliğiniz var; pankartınızı astınız, diğer topluluklardan dayanışma gördünüz… Siz aktivistler olarak, Onur Haftanızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Özgür: “Aile Yılı”nın ilanıyla birlikte kampüste baskının arttığını görüyoruz. Bir taraftan da, İmamoğlu protestolarıyla beraber bizim de direnişin en ön saflarında yer almamız belli ki ekstra rahatsızlık veriyor. Bu etkinlikleri belki başka zamanlarda da yapabilirdik; ama bu kadar görünür olmazdı bence.
Evet, büyük tehditler ve baskılarla karşı karşıyayız; ancak bir o kadar da destek var. Şu ana kadar bahsetmedik ama yakın zamanda trans bir arkadaşımızı, Bircan’ı kaybettik. Bu kaybın, insanların artık bir durup lubunyalara dair kafalarındaki birçok şeyi sorgulamasına sebep olduğunu düşünüyorum.
Bir çoğumuz için çok ağır bir kayıptı. Keşke bu sebeple olmasaydı; ama bir yandan da değiştirici ve dönüştürücü bir etkisi oldu. Belki ilk defa, Lion Queer dışındaki kişilerin de –özne olsun olmasın– kampüsteki LGBTİ+’ların taleplerine kulak kabartmaya ve görünür kılmaya yönelik somut çabalarını gördük. Bunların hepsi çok kıymetliydi.
Bircan’ın kaybıyla birlikte insanların aklında “Lubunyalar için biz bu kampüste ne yapıyoruz?” sorusu belirginleşmeye başladı aslında. Basit bir şekilde sadece birini anmak değil, “Bundan sonrası için ne yapacağız?” sorusu, asıl kaygı oldu.
Nasıl bir destekten bahsediyoruz, biraz açabilir misiniz?
Itır: Mayıs başında Bircan için yapılan anmada, Lion Queer olarak bir metin okuduk. O gün, Bircan’ı kaybetmemize yol açan politik sebeplerin ne olduğuna ve bu koşullar hâlâ ortadayken, Bircan’ı anmanın nasıl mümkün olabileceğine değinen bir açıklama yaptık.
Seren: Bircan, benim arkadaşımdı. Bu röportajda da bahsettiğimiz LGBTİ+ karşıtı öğrencilerden birinin, akran zorbalığı yaparak Bircan’a yönelik transfobik söylemleri olmuştu. Bircan’ın kaybından sonra, dekanın ve hocaların da olduğu fakülte içinde bir anma gerçekleşti. Hocalarımız bize, “Bu durumdan biz nasıl haberdar olamadık?” ve “Bir şeyler yapabilir miydik?” diye özeleştiri vererek sorular sordu.
Özgür: Bircan’ın arkadaşlarından, Bircan’ın anısına trans öğrencilerin önceliklendirileceği bir bursun verilmesi ve toplumsal cinsiyet dersinin tüm fakülteler için zorunlu olmasına yönelik talepler geldi. Bircan, GSÜ Sokak Hayvanları kulübünde çok aktif bir arkadaşımızdı. Orada o kadar güzel arkadaşlıklar edinmiş ki aslında tüm bu süreci biz değil, o kulüpteki arkadaşları yürüttü. Bircan’ı anarken, trans özneliğini hiçbir zaman göz ardı etmediler.
Itır: Ben de kampüsteki LGBTİ+’lara yönelik desteğin somutlaştığı iki yer gördüm. Birincisi, Onur Haftamızın ilk günü kampüste pankart asarken bu, gerçekten sadece bizim değil de okulun meselesiydi. Öğrenci Temsil Kurulu’nun (ÖTK) tutumu, bütün öğrencilerin pankartı geri almak için birlikte SKS’ye yürümesi…
Seren: Hatta o gün, öğrencilerle müzakere etmek için yanımıza gelen bir personel, “Siz bu lokmayı bu kadar mı önemsiyorsunuz?” dedi. Grup içinde mezun olmak üzere olan, birkaç ay sonra okuldan gidecek öğrenciler ya da lubunya olmayanlar vardı ve “Evet, bu kadar önemsiyoruz” diye karşı çıktılar. Bence o da çok değerliydi.
Itır: İkincisi de, Kuir Düğün etkinliğinin iptali üzerine yaptığımız buluşmada, lubunya olmayan çok sayıda öğrenci vardı. Bazı hocalar da oradaydı. Kampüse polisin girme riskine karşı yanımızda olduklarını hissettirdiler.
“Düzenlediğimiz Onur Haftası, turnusol işlevi gördü”
Onur Haftası’nın size nasıl hissettirdiği meselesine geri dönersek eğer…
Seren: Lubunyaların görünlüğü, bence bu kampüste her zaman problemdi; ama Onur Haftası bunu aşmak için önemli bir adım oldu. Üniversite yönetimi ile yaşadığımız krizler devam ederken, henüz okuldaki ilk senesini geçiren birkaç öğrenci gelip, “Ben bu okulu tercihi ederken, sebeplerimden biri de Velvele’deki lokma videosunun önüme düşmesiydi” dedi. Okulda güvenli bir alana sahip olacağını hissettiği için GSÜ’yü tercih ettiğini söyleyenler oldu. Bu beni çok mutlu etti. Onun dışında, “Lokma olmazsa biz de helva dağıtırız” tepkisiyle yaptığımız eylem de çok ilgi topladı. SKS’nin bize sunduğu bahanelerden biri de lokma “fikrini” Galatasaray’la bağdaştıramamalarıydı. Oysa görüyoruz ki hem lokma hem helva, Galatasaray’da çok da kabul gören fikirler oldu. Üniversite yönetiminin durduğu yerin yanlış olduğunu gösteren bu tepkileri görmek, açıkçası beni çok mutlu etti.
Tam aksi yönde, baskıların ve yasakların aslında dayanışmayı alevlendirdiğini mi düşünüyorsunuz?
Seren: Evet, Onur Haftasında yaşananları bir kazanım olarak görüyorum. Ben Karadeniz’de büyüyüp üniversiteyi kazanınca İstanbul’a gelmiş bir lubunyayım. Haliyle, Türkiye şartları içinde görece kendim olabileceğim bir yer bu kampüs. Son hafta da bunun kanıtı oldu. Her ne kadar baskılarla karşılaşsak da, “Ben lubunyayım” diyebildiğim bir yerdeyim ve desteklendiğimi hissediyorum.
Itır: İmamoğlu protestolarına kadar, kasıtlı olmasa da ötekileştirme ve tanınmama üzerinden ÖTK’nin içinde kuirfobik bir ortam olduğunu düşünüyordum. Bence Onur Haftası etkinliklerimiz, o kadar yerindeydi ki insanlarda bir turnusol işlevi gördü. Gerçekten “ally” (destekçi) konumundalar mı yoksa yanımızda değiller mi, çok iyi gösterdi. Elbette tam anlamıyla bilinç kazanıldığını düşünmüyorum; ama değişimin pozitif yöne doğru olduğunu düşünüyorum. Sadece beni endişelendiren şey şu: Şu an okulda azınlık konumda olan LGBTİ+ karşıtı grup, yaptıklarına devam ederse güvenli alanımız korunabilecek mi? Onun dışında, Onur Haftası sonrasında okulda hiç olmadığım kadar rahat olabileceğimi hissediyorum.
Son soruda, bir hayal kuralım istiyorum: Eğer bu baskılar olmasaydı ve kaynaklarınız sınırsız olsaydı, Galatasaray Üniversitesi için nasıl bir Onur Haftası tasarlardınız?
Seren: Herhalde ilk yapacağım şey, kampüste bir Drag Şov gerçekleştirmek olurdu! Lubunca Atölyesi yapmak isterdim. Her ne kadar kampüs çok küçük olsa da Onur Yürüyüşü tabii ki…
Itır: Onur Yüzüşü… (Kahkahalar!)
Sen peki Özgür, senin hayalindeki kampüste bir Onur Ayı neye benziyor?
Özgür: Bizim kulüp olarak hiç bütçemiz yok. Bugüne kadar yaptığımız her şeyi cebimizden ödeyerek yaptık. Bu yüzden, önce görünürlüğümüzü artıracak materyaller bastırmak isterdim. Elbette bir Onur Yürüyüşü! Devamında onun bir festivale dönüşmesi belki… Film gösterimleri, drag şovlar… Lubunyalar olarak, eğlence şeklimizden feragat etmeden kampüste gönlümüzce bir Onur Haftası yapabilmek isterdim.
Itır: Onur Haftası’nın ilk gününde açtığımız pankart, hafta boyu orada kalabilirdi. Sözüyle, kınasıyla “Kuir Düğün” etkinliğini gerçekleştirebilirdik.
İnanamıyorum! En önemli şeyi sormayı unuttum. Yapabilseydiniz eğer, bu nasıl bir düğün olacaktı?
Itır: Düğünde alternatif bir yemin okuyacaktık. “Kutsal aile” mitini yeren bu metni hem düğünü yapılacak kuir çiftler hem de topluluk olarak bizler de hep birlikte okuyup “EVET!” diyecektik. Onunda dışında halay falan… Bir düğünde ne oluyorsa!
Seren: Meclis’e gelen yasa tasarısına yönelik bir etkinlikti tabii ki bu. O yüzden kanun teklifine dair bir şey de mutlaka olurdu.
Itır: Hayalimdeki Onur Haftasına dönecek olursam… Hep konuştuğumuz ama henüz yapamadığımız bir şey var: Kampüsün belli bir noktasını gökkuşağı renklerine boyayıp, orayı güvenli alan olarak işaretlemek. Ayrıca Bircan için bir şeyler yapmak… Sokak Hayvanları Kulübü, Bircan’ın hatırasına kedi evi yapmıştı; ben de Bircan için bir anıt yapmak isterdim. Her zaman etrafında çiçekler olan, lubunyaların gidip etrafında oturduğu bir yer…
“Biz buradayız, bir yere gitmiyoruz!”
Üniversite yönetiminden ya da kampüsteki lubunya olmayan öğrencilerden biri bu röportajı okursa, yaşadığınız sorunlar ve içinden geçtiğiniz süreci göz önünde bulundurarak onlara ne söylemek istersiniz? Neye ihtiyacınız var? Nasıl bir çağrıda bulunuyorsunuz?
Seren: Aksiyon alsınlar! Bir lubunyanın başına illa bir şey gelmesini ya da fobik bir olay yaşanmasını beklemeden de lubunyaları hatırlayabilirler. Önleyici politikalar geliştirebilirler. Lubunyalara alan açmayı kendileri de akıl edebilirler.
Itır: Benim söyleyeceğim şey ise şu olurdu: Biz buradayız, bir yere gitmiyoruz. Bizi anlamak zorunda değilsiniz ama kabul etmek zorundasınız. Ayrıca, SKS’nin de yetkilerini kötüye kullanmaması için yetki alanının kısıtlanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu süreçte bazı dilekçelerimizin rektörlüğe iletilmediğini öğrendik; inisiyatif alıp bazı taleplerimizi kendileri reddetmişler.
Öte yandan, diğer öğrenci kulüplerine bir çağrıda bulunabiliriz: Eylemlerimize onaylarından çok, aktif katılımlarına ihtiyaçlarımız var. Bir de kulüpte aktif olmayan lubunyalar var elbette…
Bu çağrıyla bitirelim öyleyse: Lion Queer nasıl bir yer? O lubunyalar niye bu kulübe dahil olsunlar?
Itır: Herkesin emeğine ihtiyacımız var. Burası, kampüsteki lubunyalar için bir dayanışma yeri, kendinizi evinizde hissetmeniz için kurduğumuz bir alan.
Seren: Aynı zamanda, yatay örgütlendiğimiz bir yer. Kimse bir şeye zorlanmıyor. Ama örgütler söz konusu olduğunda, insanlar örgütlerin hiyerarşik yapısı ile ilgili çekincelerini her zaman aşamayabiliyor. O yüzden, buranın hiyerarşi üzerinden bir saygı elde etme alanı değil de; politika ürettiğimiz ve dayanıştığımız bir yer olduğunu hatırlatabilirim. Elbette birlikte eğleneceğiz; ancak var oluşumuz bile politik. Bu yüzden, kampüsteki lubunyaları, Lion Queer’i bizimle birlikte sahiplenmeye çağrıyoruz.
Editör: Bawer