Bir mevsim aradan sonra Yeryüzü Ağacı’nın yeni seçkisinden merhaba.
LGBTİ+ şairleri okuyucularıyla buluşturduğumuz seçkimizin 12.’sinde, Velvele sayfalarından aşina olduğunuz iki ismin, Ceren Avşar (Kibrit) ve mayıs’ın (dokunma dersleri) şiirleriyle tanışacaksınız.
Farklı tonlardan sesleniyor gibi tınlasalar da bu iki şiir, ortak bir izlek etrafında dönüyor: kaybetmek ve köklenmek. İkisi de, tıpkı bahar gibi, kasvetli vakitlerin ardından umutlarımızı sulamaya dair bir hikâye anlatıyor.
Kibrit’te bir bakıma benliğin elden kayışı var -bir isimde, bir bedende, bir inançta kendini aramanın, sonra da o arayışı terk etmenin hikâyesi. Sınırları belirsiz bir yalnızlıkta, “ben”in nereye ait olduğunu, neye dönüştüğünü anlamaya çalışıyor.
dokunma dersleri’nde ise daha yumuşak, davetkâr bir ses duyuluyor: temasa açık, şefkate ihtiyacı olan bir ruh hâli. Orada da yalnızlık var, ama bu kez bedene, kokuya, doğaya ve sese yaslanarak anlam bulan bir yalnızlık. Bir rüzgâr, bir çiçek, bir okşayış… Kaybın bıraktığı boşluğu doldurmuyor ama onunla birlikte yaşamaya alan açıyor.
Ne kırılganlığı gizliyen ne de bütünlenmeyi vaat eden bu satırlar bize bedenin, doğanın ve dilin içinde bir yerlerde hâlâ tutunacak zeminler olabileceğini fısıldıyor. Ondandır ki bu seçkide, şefkatin, yalnızlığın ve kaybın ortasında bir şey filizleniyor. Belki de bahar tam da budur: kırılgan ama ısrarlı bir direniş; tıpkı mart ayının ortasında başlayıp mayısın ortasına kadar gelen ve tüm kırılganlığına rağmen sürmeye inat eden…
Havalar soğumadan görüşmek ümidiyle,
Hazan
Şiirlerini okuyucuyla buluşturmak isteyen Velvele okurları, dosyalarını iletişim@velvele.net adresine iletebilirler.
Kolaj: Mercan Baş
***
Kibrit
Ceren Avşar
Aklımı diyorum aklımı
kaybettim
Gören bilen var mı?
Böyle başladı her şey ve sordukça sordum
Kadınlığımı diyorum erkekliğimi kaybettim
Gören bilen var mı?
Ayağıma bağlı gölgem
Neyim var benim
Işık çok ya da hiç ışık yok
Gölgem bile bi var bi yok
Ayaklarım var mı yok
Kaybettim diyorum kendimi
Üstümden kaç kişi geçti günde
Kalbimden hiç
Hiç kişi gördü beni
En işlek yerindeyim mahallenin
Numara 16 bilen bilir
Bağırdım ağladım güldüm seslendim
Hey sen girsene içeri
Sesimi duyan var mı?
Yanacak mıyım vurulacak mıyım
failim kim olacak
Kimin bu boğazımdaki eller
Devlet beni korumada sınıfta kalacak
Kimseye bırakmamalı bu ölmek işini
Hey sen sigaran var mı?
Bazen diyorum bulmalı annemi
Ayaklarım hala içindedir belki
Sever beni saçımı okşar
benim saçım uzun mu kısa mı?
Kaderim yazılı mı
Yazılıysa kim yazdı
Beni kim sikip attı
Tövbe haşa Allah’ı reddetmiyorum
Ama küskünüm biraz
İnancımı kaybettim diyorum inancımı
Düşürdüm belki geçen gece polisten kaçarken
Bulan anlayan var mı?
Allah’ı gören yok
Bazen doğduğum yere dönüyorum
O ahşap eve bakıyorum yakından
Kokluyorum
içine girip bi kibrit çakıp yaksam kokusu kaybolur mu
Kokularınızı biliyorum
Gözlerinizin içinde kendimi görüyorum
Gözleriniz renk renk içiniz kapkara biliyorum
Beni sikersiniz karınızı seviyorsunuz zannedersiniz
Kokumu diyorum kokumu
Kaybettim
Alan bilen var mı?
Doğduğum ev işte şuracıkta
İnanır mısınız ben de küçücük doğmuşum
Buruşuk doğmuşum
Ağlamışım doğduğumda annem ağlamış
Annem bunca yük sana ağır mı?
Biliyor musunuz üç kilo dört yüz elli iki gram doğmuşum
Gözlerim ela saçlarım kızılmış
Karnımda kendiliğinden bir ameliyat izi varmış
Doğmadan doğurdum mu?
Gözlerim kahverengiye döndü büyüdükçe
Saçlarım kahverengiye
Ameliyat izi baki
Kim inanmaz ki benim kendimi doğurmadığıma
İçeride bir televizyon açık
Bostancı marmaray durağında biri intihar etmiş
Yok canım haberlerde vermiyorlar
Alt yazı geçiyor
Ölen diyorum kurtuldu mu
Kim bilir hayatını kim sikip attı
Asıl ölmesi gereken kim bilir kimdi
Ama yaşamak da -nasıl desem- herkese reva mı
Annemi diyorum annemi
kaybettim
Arayıp bulan var mı?
Arkamda mektup bıraksam paylaşırsınız
Kim bilir kaç fav alırsınız
Bu günlerin yağmuru yok ama belki gökkuşağı
Size kırgın değilim elinizden gelen belki bu kadardı
Evde artık başkaları yaşıyor
Doğmuş olsam ne olmasam ne
İçindekiler beni tanımıyor
Tanrı misafiriyim
Kapıyı çalsam açarlar mı?
Girsem ne girmesem ne
İçimdekiler beni tanımıyor
Belki değişir isimler
Göz rengi saç rengi kaç kilo doğulduğu değişir
hikaye baki
Bilir duyar susarsınız
Gün gelir devran döner sustuğunuz yerden gömerler sizi
Yok karamsar değilim
yaşadıklarımdan bildiğim şeyler var
Evi boşaltmak lazım yakmadan
İçerdekilerin ne suçu var?
Elektriği kestim
Patır patır dışarı çıktılar
Süzüldüm içeri
Çıkardım kibriti
Ne bu sürtünen paçalarıma
Hay allah kedi içeride kalmış
Kediler olmasa inanmazdım Allah’a
Bence kediler Allah sureti
Tövbe haşa şirk koşmuyorum Allah’a
Ama küskünüm biraz
Kedi herhalde evin küçük çocuğu istedi diye alındı
Oturdum yere
Saçımı yaladı
Okşanmaktan iyi nasılsa annem yok
Kedinin var mı bilmem benim annem yok
Şeytan aldı götürdü
Allah’a inanan herkes gibi inanıyorum ben de şeytana
Şeytanı gören çok
Kediyi alıp çıktım
Kedi çalmak günah mı?
Ey Google efendi sana soruyorum
En sağlıklı mama hangisi
Kediye isim lazım
Ben kendi kendime de isim verdiydim ergenken
Bu işten anlıyorum
Kibriti yere attım
Kediye Kibrit ismini verdim
Sigarayı da bırakmak lazım hem
Kibrit’e mama su kabı şu bu lazım
Numara 16’da artık yalnız değilim
Kendimi buldum diyorum kendimi
Beni tanıyan var mı?

dokunma dersleri
mayıs
müzik: bir yanın sezen-kaçak,
diğeri yeşim salkım-ben yoldan gönüllü çıktım
haiku benden sana;
ellerin çiçek
sere serpe kılların
toprağa yakın.

—
yol seni hasenheide’ye,
yalnızlığına getirdi.
merhaba şefkat isteyen yalnızlığa.
merhaba canım gel,
temiz nevresimler serdim kucağıma.
karanfilli ninniler söyleyeceğim sana.
ah!
ah tükenmeden atan o pır pır kalbinle,
gel.
bırak
kendini
usulca,
çiçek şerbetiyle karşılayacağım seni.

her güneşe mürekkep damlatan
gözyaşının tadı bana emanet.
beyaz çiçekli dağ muşmulaları açmış,
buram buram kokusuyla.
seversin
yaydığı polensi acı kokusunu.
uyanmakta mı ruhun baharı?
ormanım

şu şiirden bi’ adım ötesi yok,
çıkışsızlık arkeolojisi gerek:
“bazen bir şey görünür gibi oluyor,
bazen bir şey görünmüyor.
bazen bir şey değişecekmiş gibi oluyor, bazen bir şey değişmiyor
bazen beni hep sevecekmişsin gibi oluyor,
bazen hiç sevmemişsin gibi.“

güneş, yutkunduğun her neyse oraya batıyor.
yala merhemini sevgilim.
ağaçlara bak.
kokusuzları dahi,
sana koku saçıyor.
rüzgar okşuyor saçlarını kız!
kalk oyna!
kendi saçlarını okşadığın gibi yumuşacık.
bal
damlıyor.
sanki
çam.

cem’leşti gönül
derin bir nefesin kendisinde…
kafanın bi yerinde hande
diğerinde mabel çaldıran
direncini gevşet bakalım.
benim de başımı döndürüyorsun leyla.

mehdi neredesin?
hiçbir mum
kalmadı,
şişeye
saplayacak…
pay
dos
pal
ya
çoooğ.
biliyorum şaşkınsın
adına norm bulaştığına.
inanamıyorsun
insanın seçtiği ismin başına bunların gelebileceğine.
ele avuca gelmektesin.
kaç!

Yayına hazırlayan: Bawer