2000’li yılların başında kurulan Berlin merkezli hip-hop ekibi K.I.Z., Tarek Ebéné, Nico Seyfrid ve Maxim Drüner’den oluşuyor. Cinsiyetçilik, ırkçılık, sınıf ayrımcılığı ve politik yozlaşma gibi konuları çoğunlukla kara mizah ve ironiyle ele aldıkları şarkılarıyla tanınıyor ve oldukça seviliyorlar. Grup, yeni şarkılarıyla, türlü türlü nedenden dolayı bir hayli çalkantılı bir süreç geçiren Almanya’nın gündemine oturdu. Bu şarkının etrafında dönen tartışmalar ise ülkenin içler acısı hali ve ahvalini özetler nitelikte.
K.I.Z.’ın bu yazıya konu olan yeni şarkısı “Sensibel” (okunuşu: zenzibıl), Almanya’da göçmen olma deneyimine, gündelik hayatın bir parçası haline gelmiş ırkçılık ve ikiyüzlülüğe oldukça açık sözlü ve cesur eleştiriler içeriyor. Sansürün ve otosansürün hüküm sürdüğü şu günleri düşündüğümüzde, bu eleştiriler daha da cesur hale geliyor. Şarkı, sadece rakamlarla gördüğümüz ve hep aşırı sağa dair sandığımız ama Almanya’da yaşayan her göçmenin bununla sınırlı kalmadığını bildiği, her gün yeniden deneyimlemek zorunda kaldığı gündelik hayata sinen ırkçılığı gözler önüne seriyor. Ve bunu en iyi bildikleri yöntemle, kara mizahla yapıyor.
Eğer göçmenseniz, özellikle de “geri” kalmış bir ülkeden “gelişmiş” bir ülkeye göç ettiyseniz, ilk öğrendiğiniz şey şikayet etmemek, etseniz bile bunu o ülkenin vatandaşlarına söylememek oluyor. Çünkü bunu dile getirdiğiniz anda, en iyi ihtimalle “aşırı hassas” davranmış oluyor, yani nankörlük etmiş sayılıyorsunuz. Size “kucağını açan”, “özgürlükler” sunan bu ülkeye nasıl haksızlık edersiniz???!!! Hele de madun bir kimliğiniz varsa; kadın, lubunya veya engelliyseniz, size düşen şikayet etmek değil, hayat tarzınızı özgür bir şekilde sürdürebildiğiniz için şükretmek olmalı.
“Complaint!” adlı kitabında Sara Ahmed, sistemin şikayetçileri susturarak nasıl mevcut güç yapılarını koruduğunu vurgular. Bu susturma yöntemlerinden en yaygını ise şikayetlerin rahatsız edici veya uygunsuz olarak görülmesi, güç pozisyonundakiler tarafından küçümsenmesi veya göz ardı edilmesidir. Ahmed’in bahsettiği bu küçümsenme, Almanya söz konusu olduğunda “zu sensibel” (aşırı hassas) tabiriyle vücut buluyor.
Sensibel’ın nakaratında eleştirinin “çok hassassın” diye küçümsenip yaftalanmasının aslında ne kadar yorucu olduğu ve bir süre sonra nasıl bir yılgınlığa dönüştüğü anlatılıyor: “Diyor ki: ‘Zaten çok hassassın’ ve ben yorgun bir şekilde gülümsüyorum Kendini burada yabancı gibi hisseden kardeşlerim için Her zaman susamazsın, herkesle kavga edemezsin”
Şarkının eleştirdiği en önemli meselelerden biri Alman medyasında kapsayıcılık bu kadar sık ele alınan, hatta birçok firma için önemli bir reklam malzemesi olan bir konu olmasına rağmen gündelik hayatta beyaz olmamanın sürekli bir ırkçılık ve dışlanmayla sonuçlanması: “Koyu tenli olmak moda ve her iki reklamdan birinde koyu tenli birisi var Ama merdivende karşılaştığım kadın hangi komşuyu aradığımı soruyor Kargo firmasının çalışanı mıyım yoksa soygun mu planlıyorum?”
Ve elbette bu eleştirilerden Alman solu da payını alıyor. Grup, özellikle bugünlerde sık sık yapılan aşırı sağ karşıtı eylemlerin göçmenlerin hayatına ne kadar az dokunduğuna ve bu eylemlere katılanların günlük hayatlarında aynı önyargılarla hareket etmeye devam ettiklerine vurgu yapıyor:
“Bazı ırkçılar aşırı sağa karşı gösteri yapıyor ve Yeşiller’e oy veriyor Sen ikinci sınıf Almansın, kardeşim, aynaya bak”
Ülke solunun ikiyüzlülüğüne dair sitem şarkının diğer bölümlerinde de ortaya çıkıyor. Grup, özellikle Almanya’nın ve genel olarak Avrupa’nın sınır politikasının Akdeniz’de birçok göçmenin boğularak ölmesine sebep olmasını ve solun buna karşı sessizliğini eleştiriyor:
“Eski zamanları düşünüyorum, ‘Biz Daha Fazlayız’ konserlerini İsmi yanlış buldum çünkü biz daha fazla değiliz Biz diye bir şey yok ve eğer balıkçı ağlarındaki cesetler beyaz Hristiyanlar olsaydı Orta Akdeniz’de bir toplu mezar olmazdı”
Günümüzde Alman solunun görmezden gelmeyi ve arkasını dönmeyi tercih ettiği, bu anlamda ana akım Alman medyasının bile kimi durumlarda gerisinde kaldığı en önemli mesele Filistin. Filistin ile dayanışmak, Alman solunda büyük bir tabu. Filistinlilerden bahseden Yahudilerin bile antisemitik damgası yediği, konuşmaya 7 Ekim’i kınamadan başlamanın birçok gazeteci ve sanatçı için işinden olmak anlamına geldiği, Filistin’e destek olan öğrencilerin yaka paça gözaltına alındığı ve öğrencilerinin barışçıl eylem hakkını kullanmasını destekleyen akademisyenlerin kovulmak ve fonlarının kesilmesiyle tehdit edildiği bir atmosfer var. Bu tehdit, özellikle göçmenler gibi kırılgan gruplar için çok daha travmatik çünkü birçok kişi oturumunun elinden alınması veya işinden atılma korkusuyla fikrini söylemekten çekiniyor. Bu tabu konu hakkında da şarkıda, ana akım Alman medyasında veya sol örgütlerde karşılaşamadığımız kadar cesur yorumlar var:
“Sen ikinci sınıf Almansın, kardeşim, aynaya bak Yerinin neresi olduğunu bilmiyorsun, başına ne geleceğini anlaman lazım Bu senin kariyerinin sonu, bunu iyice düşün ‘Özgür Filistin’ dediğin için patron seni yanına çağırıyor Ayaklarını sabit tut, burada göçmen kotası yüzünden varsın Bu henüz bir soykırım değil, henüz yeterince ölü yok Cenazeci bir Rolex takıyor, işleri tıkırında Artık CDU‘da bile siyah insanlar var Ve polis ona pasaportunu geri veriyor ve kekeliyor: “İyi günler” Çünkü o, bir kültür senatörüne benzemiyor Haha, parti zamana ayak uyduruyor Burada sadece bana abarttığımı kanıtlamak için bulunuyor, ah”
Almanya, bir yandan İsrail’e destek olarak kendi tarihini temize çekmeye çalışırken bir yandan da Filistin’deki soykırıma maddi ve manevi yardım etmeye devam ediyor. Uyguladığı susturma politikaları ise göçmen düşmanlığını, özellikle de Arap ve siyah düşmanlığını meşrulaştırıyor. Almanya’nın birçok yerinden, ama en çok da doğusundan her gün göçmenlere karşı yeni saldırı haberleri geliyor. Tüm bunlar olurken medyada ve sosyal medyada yaşanan tartışmaların ne kadar gerçek gündemden uzak olduğu ise şarkıda şu şekilde anlatılıyor:
“Bıçaklayan kişinin adı Muhammed mi yoksa Peter mı? Kurbanlar önemli değil, siz suçluların adını istiyorsunuz Dünyanın yarısı Alman silahları yüzünden harabeye dönmüşken Seni rahatsız eden şey kapı ziline yazılmış yabancı isimler”
“Demokrasinin, ifade özgürlüğünün, çoksesliliğin ve çeşitliliğin kalesi” ünvanlarının yaldızları 7 Ekim 2023’ten bu yana dökülen Almanya, bunca yıldır aslında -mış gibi yaptığını da artık gizleme gereği bile duymuyor. Tüm bunları düşününce, K.I.Z.’ın Sensibel’daki eleştirilerinin Almanya’ya, beyaz Almanlara ve ülkenin güncel ulusal ve uluslararası politikalarına dair son dönemde yayınlanan birçok metinden çok daha kapsamlı bir eleştiri sunduğunu pekala söyleyebiliriz. Almanya, çanları duymazdan gelmeye devam ederken, K.I.Z. onların kimin için çaldığını kafasını diğer tarafa çevirmeyi çok seven Alman toplumuna işaret parmağıyla gösteriyor.
Şarkı sözlerinin tamamı ise şöyle:
(Şarkı sözlerinin bazı yerleri oldukça sert ve tetikleyici olabilir)
Diyor: “yazdıklarınızda hiç düşünmeden
büyük laflar ediyorsunuz,
Ama bu konuya gelince birdenbire çok hassas oluyorsunuz”
Neredeyse benim kadar beyazsın, şikayet etmeyi bırak
Koyu tenli olmak moda ve her iki reklamdan birinde koyu tenli birisi var
Ama merdivende karşılaştığım kadın hangi komşuyu aradığımı soruyor
Kargo firmasının çalışanı mıyım yoksa soygun mu planlıyorum?
Satıcı benim gibi görünüyor, aramızdaki tek fark vize
Polisler onun üzerine çöküyor, benimle fotoğraf çektirmek istiyor
Burası Avrupa, burada kamyonlarda insanlar boğuluyor
Çocuk cesetleri, koruduğumuz sınırlar sayesinde suda yüzüyor
Medya bir sonraki sağcı teröristi kışkırtıp yetiştiriyor
Bu kişisel değil, sadece en çok tıklanan şey bu
Ve bıçaklarını bileyip iplerini hazırlıyorlar
Tenin ne kadar koyuysa bakışlar o kadar korkulu
Solcular Twitter’da tartışıyor: Kim solcu olabilir, kim olamaz?
Ve sağcılar atış taliminde, X günü için hazırlanıyorlar
Çok hassas, sen çok hassassın
Diyor ki: “Zaten çok hassassın” ve ben yorgun bir şekilde gülümsüyorum
Kendini burada yabancı gibi hisseden kardeşlerim için
Her zaman susamazsın, herkesle kavga edemezsin
Lisa hippi olduğu için Kreuzberg’e taşınıyor ama başka bir yerde kreş arıyor çünkü
Daha az Türk’ün olduğu bir kreş daha iyi olmaz mı
Her zaman taraftar tribününden gelen maymun sesleri değil
Bazı ırkçılar aşırı sağa karşı gösteri yapıyor ve Yeşiller’e oy veriyor
Sen ikinci sınıf Almansın, kardeşim, aynaya bak
Yerinin neresi olduğunu bilmiyorsun, başına ne geleceğini anlaman lazım
Bu senin kariyerinin sonu, bunu iyice düşün
“Özgür Filistin” dediğin için patron seni yanına çağırıyor
Ayaklarını sabit tut, burada göçmen kotası yüzünden varsın
Bu henüz bir soykırım değil, henüz yeterince ölü yok
Cenazeci bir Rolex takıyor, işleri tıkırında
Artık CDU’da bile siyah insanlar var
Ve polis ona pasaportunu geri veriyor ve kekeliyor: “İyi günler”
Çünkü o, bir kültür senatörüne benzemiyor
Haha, parti zamana ayak uyduruyor
Burada sadece bana abarttığımı kanıtlamak için bulunuyor, ah
Çok hassas, sen çok hassassın
Diyor ki: “Zaten çok hassassın” ve ben yorgun bir şekilde gülümsüyorum
Kendini burada yabancı gibi hisseden kardeşlerim için
Her zaman susamazsın, herkesle kavga edemezsin
Eski zamanları düşünüyorum, “Biz Daha Fazlayız” konserlerini
İsmi yanlış buldum, çünkü biz daha fazla değiliz
Biz diye bir şey yok ve eğer balıkçı ağlarındaki cesetler beyaz Hristiyanlar olsaydı
Orta Akdeniz’de bir toplu mezar olmazdı
Bıçaklayan kişinin adı Muhammed mi yoksa Peter mı?
Kurbanlar önemli değil, siz suçluların adını istiyorsunuz
Dünyanın yarısı Alman silahları yüzünden harabeye dönmüşken
Seni rahatsız eden şey kapı ziline yazılmış yabancı isimler
Belki huzurevindeki hemşire iyi niyetliydi
Babamla samimi konuşup ona “Almanca anlıyor musun?” diye sorduğunda
Ona önce bağırdım, sonra kendimi kötü hissettim
Sonra dedi ki: “Ah, mağdur rolü, evet, siz hep böylesiniz”