Charli xcx’in altıncı stüdyo albümü Brat, 7 Haziran’da yayınlanır yayınlanmaz gündemin en tepesine oturdu. Charlotte Emma Aitchison’ın bugüne dek yaptığı her şeyin en iyi hallerinin bir araya geldiği bir tepe noktası olan albüm, sanatçının görece uzun kariyerinin izlerini taşıyor. Aslında, her anlamda yıllardır yaptığını daha da yontarak sağlamlaştırdığı bir proje de diyebiliriz. Bu yazıda, tipik bir albüm incelemesinden ziyade, kariyerinin başından beri dinlediğim Charli xcx’in Brat ile arşa çıkmış çok yönlü ve referansı bol müziğini nasıl inşa ettiğini, bu inşa sürecinin albüme yansıyan izlerini ve pop müzik ve kültüründe yeni bir dönemi nasıl muştuladığını eşelemek istiyorum.
2013’den beri ortalama iki yılda bir albüm veya mixtape yayınlayan – yayınladığı EP ve teklileri de unutmamak gerek elbette – ve sürekli kendini geliştiren, türler arasında gezinen ama yaratıcı pop dürtüsünün peşinden koşmaktan hiç vazgeçmeyen Aitchison, Brat ile biraz geç de olsa istediği ve hak ettiği başarıyı yakalamış gibi görünüyor. Albümün minimal ve çarpıcı görsel konsepti ve ustalıkla yönetilmiş PR çalışmaları da detaylı bir incelemeyi hak ediyor; ancak bu yazıda sadece alkışlayıp geçeceğim odağı kaçırmamak için. Çünkü bu yazının temel meselesi ve arzusu, sanatçının önceki işlerini tekrar ziyaret edip Brat’i oluşturan müzikal öğeleri ortaya sermek.

Erkenden sıkılma riskini de göze alarak albümü defalarca döndürdükten sonra şunu söyleyebilirim: Brat, dinleyicisini Charli’nin eski albümlerine ve mixtape’lerine geri dönmeye mecbur ediyor. Belki de bu sebeple albüm yayınladığında sanatçı, müzik platformlarında önceki albüm kapaklarını da Brat formatında değiştirdi. Elbette bunu, Aitchison’ın ne kadar iyi bir pop dünyası yarattığını vurgulamak için söylüyorum. Eğer sanatçı olmanın en mühim yanlarından biri dünya yaratımı ise (World-building), Charli xcx günümüzde bunu en iyi yapan pop müzisyenlerinden ve şarkı sözü yazarlarından biri. Bir önceki paragrafta da bahsettiğim gibi, kendi dünyasını kuran, kendine ve pop müziğe ve kültürüne referans veren bir albüm Brat. Bu devamlılıkta ısrar ederken, pop tarihselliğinden de kopmayan ve pop müziği ileriye taşıyan, yeni şeyler denemekten çekinmeyen bir müzisyenin ürünü. Elbette, bütün bunları belli bir özgüvene sahip olmadan yapmak pek de mümkün değil. Charli ne yaptığının farkında; dinleyicisini tanıyan, onları aptal yerine koymayan ve üretiminin etkisinin parametrelerini de anlayan bir sanatçı.
Brat ile açıkça sergilediği alternatif bir pop anlayışında ilerlediğinin ilk tohumlarını, 2013 yılında yayınladığı ilk stüdyo albümü True Romance’de ektiğini söylemek mümkün. Charli xcx’le yolumun kesişmesi de bu sırada oldu. Bu albümde, özellikle Vroom Vroom EP ve Pop 2 ve pandemi döneminde yayınladığı how I’m feeling now ile ustalaşacağı hyper pop – bubblegum bass türlerinin ilk filizlerini vermesinin yanı sıra, yer yer Depeche Mode, New Order benzeri bir synth pop – new wave sound’unu, altın çağını 2010’lu yıllarının başında yaşamış olan witch house – goth pop türlerini, ve belki bir nebze de Kate Bush’un art pop – progresif pop – deneysel pop müziğini hatırlatan bir sound duymak mümkündü. Ayrıca Brat’de de gördüğümüz gibi, albüm içerisinde bir devamlılığa işaret eden özgönderimsel öğeleri de daha ilk albümde duymaya başlamıştık. 2015’te yayınladığı ikinci stüdyo albümü Sucker ile Charli, ima ettiği rebel personasını biraz daha pekiştirdi ve ana akım müziğe yakın bir pop rock – punk anlayışını benimsedi.

Charli’nin kariyerindeki dönüm noktasını düzenlemesini SOPHIE’nin yaptığı 2016 tarihli Vroom Vroom EP olarak düşünebiliriz. Charli bu kayıtla hem kendi müziğine hem de genel anlamda pop müziğe yeni bir yön vermişti bile. EP’deki bir başka şarkı olan Trophy’de ve 2022’de yayınladığı beşinci stüdyo albümü Crash’de yaptığı gibi Spring Breakers’da da popüler film kültürüne göndermeler yaptı. Bir yıl sonra yayınladığı Number 1 Angel [Mixtape] derlemesinde ise SOPHIE’ye ek olarak daha sonraki albümlerinin (Brat’de de olduğu gibi) düzenlemelerine damgasını vuracak olan PC Music kurucusu İngiliz prodüktör A.G. Cook ile çalıştı. Yine daha sonra ustalaşacağı ve kusursuzca kullanacağı “Cher etkisi” (Cher effect) olarak bilinen pop müzikte auto-tune kullanımının ilk tesirli örneklerini de bu derlemede verdi.
Yine 2017’de yayınladığı bir başka mixtape olan Pop 2 ile Charli, pop müziğe yeni bir perspektif kazandırmak istediğini bir kez daha gösterdi. Bu albümde sergilediği yenilikçi vizyona ek olarak ne kadar iyi bir küratör olduğunu da albümde çeşitli sanatçılarla yaptığı düetlerle kanıtladı. Şarkıların kendi içerisinde gösterdiği gelişimler, doğru damara çarpan auto-tune kullanımı, yer yer ağır deneysel sularda gezmesine rağmen akılda kalan melodileri ve bütünsel olarak konsepti ile pop müziğin ne olabileceğine dair yeni imkanlar gösterdi. Belki de sadece döneminin değil pop müziğin evrileceği yeni olasılıkları en iyi yansıtan altyapıları (SOPHIE, A.G. Cook, Umru, Easyfun, Ö) ile Pop 2 hala kariyerinin en önemli işlerinden biri olarak parlıyor. Brat’de karşımıza çıkan kusurlu ve girift insanlık hallerine, duygu karmaşalarına, içinden çıkılamayan saplantılara, kişinin kendiyle yaşadığı çatışmalara ve (toksik) aşka ve kırılganlıklara dair sözleri de Pop 2’nun en dikkat çekici özelliklerden bazılarıydı.
2019 tarihli üçüncü stüdyo albümü Charli ile Aitchison, pop müzikte doldurduğu yeri ve konumu daha da pekiştirdi. Cesur atılımlardan geri durmayan altyapılar ve sözler ile yine hyperpop, electropop türünde çok iyi örnekler verdi. Albümde yarattığı dünyaya dair özgönderimselliği yine devam ettirdi. Charli yayınlandıktan altı ay sonra, 2020’de COVID-19 karantinası devam ederken, fanlarını da yaratıcı sürecine dahil ettiği, dördüncü stüdyo albümü how i’m feeling now ile kendi geliştirdiği sounda olan hakimiyetini de perçinledi. Yer yer endüstriyel, IDM, drum and bass ve glitch müziğe yakınlaşan prodüksiyonu ile (A.G. Cook, BJ Burton, Danny L Harle) geleceğe ait bir pop vizyonuna sahip olduğunu bir kez daha gösterdi. Albüm adının da ele vereceği üzere, şarkı sözlerinde yine son derece kırılgan ve dürüst bir yol izledi.
2022’de yayınladığı beşinci stüdyo albümü Crash ile daha ticari bir yol seçti ve akılda kalıcılığı yüksek nakaratlara sahip geleneksel bir pop albümü yapabileceğini de gösterdi. Synth pop ve dance-pop sularında gezindiği albüm, beklenildiği üzere Charli’nin, Brat yayınlanana kadar, ticari açıdan en başarılı albümü oldu. Söylemeye gerek yok, albüm yine lirikal açıdan olabildiğine direkt ve dürüst, müzikal açıdan son derece akılda kalıcıydı.
Demem o ki Charli kariyerinin başından beri yenilikten ve deneysel olmaktan çekinmeyen fütüristik bir pop vizyonu tahayyül etti ve benimsedi. Zaman zaman bunu yıkarak daha konvansiyonel bir pop müzik yapabileceğini de fazlasıyla kanıtladı. Sözlerinde karanlık yanlarını ve hatalarını göstermekten geri durmadı. Ancak bu yazının konusu olan son albümünün yarattığı sansasyondan, pozitif incelemelerden ve satışlarından da anlaşılabileceği gibi, Brat öncesinde ana akım pop müziği aktif olarak değiştiriyor olmasına rağmen, yeterince kabul görmemişti. Brat bunu tamamen değiştirmiş oldu.

Brat her anlamda çok katmanlı bir albüm. Temeli hem rave müziği ve kültürü üzerine hem de Charli’nin kariyerinin başından beri bize etkisini artırarak sunduğu deneysel bir ana akım pop müziği yaratma veya onu eğip bükme dürtüsü üzerine kurulu. Prodüktörleri arasında uzun süredir beraber çalıştığı işbirlikçisi A.G. Cook’un yanı sıra Easyfun, George Daniel, Gesaffelstein, Hudson Mohawke ve El Guincho gibi isimleri görmekteyiz. Müzikal ve lirikal açılardan komplike, alaycı, campy ve bilinçli bir şekilde kusurlu bir albüm Brat. Tıpkı kapağındaki görsel gibi – ki akla ister istemez hem konsept hem de sound olarak SOPHIE’nin ilk derleme albümü Product’ı getiriyor –; ve tıpkı albüme adını veren brat sözcüğü gibi.
Charli bu sefer müzik endüstrisinde bir kadın olarak kendi yerini, başarı(sızlık)larını ve gelişimini ve diğer kadın müzisyenlerle olan ilişkilerini de sorgulamakta. Kariyerinde belki de hiç olmadığı kadar meta bir düzlemde bir pop star olarak kendini incelemesine, gelgitlerine, saplantılarına, ölçüsüzlüklerine ve hedonizmine tanıklık ediyoruz. Ve bunu bize bağımlılık yaratıcı ve son derece eğlenceli bir müzikle sunuyor. Bütün bu tutarsız hisler ve ruh hallerinin içerisinde Charli yine çok tutarlı bir dünya yaratıyor. Ayrıca yine tam gaz pop müziğe ve kültürüne, ki buna albümün kendisi de dahil, referanslarla dolu. Tıpkı albümün ikinci teklisi olarak öne sürülen hit 360’da kendine ve uzun süredir beraber çalıştığı ekibine alenen verdiği referanslar gibi. Charli bunu daha önce de yapmıştı (örneğin c2.0 veya Next Level Charli) ancak bu sefer temelleri daha sağlam bir şekilde çok daha büyük bir kitleye ulaştığının ve kültürel bir etkiye sahip olduğunun farkında olarak yapmakta. Şarkının remix versiyonunda ise Charli’ye uzun süredir yeni bir şey yayınlamasını beklediğimiz Robyn ve Yung Lean eşlik ediyor.
Benzer bir şekilde albümün bangerlarından biri olan Club Classics’te kendi şarkısıyla ve arkadaşlarıyla dans etmek istediğini söylediğinde de bunu hissediyoruz. Albümün öforik dance pop / electro pop / hyper pop klasiklerinden de bahsetmek gerek (Von Dutch, Talk Talk, Rewind, Mean Girls, Girl, so confusing gibi). Albümün ilk teklisi olarak öne sürülen Von Dutch hipnotize edici dinamiklikte bir bop. Charli bu şarkıda sanki Brat ile gelmekte olan ününü müthiş bir özgüvenle kutluyor. Klibinde ise bir kez daha rebel personasını Cher’in ikonik siyah leotardına, deri ceketi ve saçlarına bir saygı duruşunda bulunarak ilan ediyor: “It’s okay to just admit that you’re jealous of me … I’m your number one.”
Albümün ana akım pop müziğe en yakınlaştığı anlardan olan Talk Talk ise akla 2000’ler başı disco, chill house ve dance pop müziğini birleştiren Daft Punk, Kylie Minogue (bilhassa Light Years ve Fever dönemi) ve yakından dönemden Carly Rae Jepsen, Kim Petras gibi isimleri getiriyor.
Mean Girls, Rewind ve Girl, so confusing gibi patlamaya hazır hitler ise bir zamanlar fırtına gibi esmiş olan electroclash türünün bayrağını taşımış Peaches, Uffie, Fischerspooner gibi müzisyenleri ve bloghouse furyasını akla getiriyor. Mean Girls David Guetta’dan, Rihanna’nın S&M’ine kadar giden ana akım bir bayağılığa kayıyor. Ancak şarkının ortasında giren ragtime piyano bölümü bu bilinçli bayağılığa tam anlamıyla yeni bir boyut kazandırıyor.
Rewind albümün Apple ile beraber gizli hitlerinden. Geriye dönmek istemediğini söylediği B2b’in aksine ünlü olmadan önceki zamanlara dönmek istediğini belirttiği Rewind, SOPHIE’nin yayınlanmamış demolarından olan hit şarkısı Ooh’nun altyapısını fazlasıyla andırıyor. Kendi içinde gösterdiği inişli çıkışlı gelişimiyle, bedeni, ünü ve ticari başarısı üzerine düşündüğü sözleriyle “Rewind” albümün en iyilerinden.

Girl, so confusing ise diğer kadın müzisyenlerle olan ilişkisinin samimiliğini sorguladığı bir şarkı. Ki bu noktada şöyle bir parantez açmakta fayda var: Ben bu yazıyı yazarken albümün yayınlanmasının üzerinden üç hafta geçmişti. Girl, so confusing’in Lorde için yazılmış bir diss şarkısı olduğu söyleniyordu. Charli, 21 Haziran’da Lorde ile beraber The girl, so confusing version with lorde adıyla şarkının yeni bir versiyonunu yayınladı ve pop kültürü ve müziği geri döndürülemez bir şekilde değişti. Lorde’un Charli’ye cevap olarak yazdığı çarpıcı sözleri şarkının ilk halini daha anlamlı bir hale getirmekle kalmadı, onları birbirine benzeten ve rakip olarak ele alan mizojinist müzik endüstrisi ve kültürüne bir cevap niteliği taşıdı: “People say we’re alike / They say we’ve got the same hair / It’s you and me on the coin / The industry loves to spend.”
Şarkı her anlamda ikonik ve tarihsel bir pop anı olarak hatırlanacak bir kırılganlık ve dayanışmaya işaret ediyor ve “diss track” kavramını ve bu kavramın toksik erilliğini de ters düz ediyor.
Albümün noise pop / grunge pop sularında gezen aşındırıcı synth ve beatlere sahip şarkısı Sympathy is a Knife akla pop müziği gürültüyle kaynaştıran Sleigh Bells ve M.I.A.’in belli dönemlerini getiriyor. Hatta Charli’nin auto-tune’a bulanmış çığlıklarında Björk’ün Pluto şarkısındaki (Homogenic, 1997) vokal performansını ve ses efektlerini dahi duymak mümkün. Başkası olamamak ve kendini ispatlamak arasında gidip gelen sözleriyle kıskançlık ve paranoyalarını paylaştığı bu şarkı yine Brat’in en iyilerinden.

Her albümünde olduğu gibi Brat’in de yavaşladığı zamanlar var. Charli’nin içgözleme dayalı slow baladları da en az öforik pop klasikleri kadar sağlam. Örneğin Madonna’nın hyper pop’u müjdelemiş baladı Nobody’s Perfect’ini akla getiren (Music, 2000) hipnotik I might say someting stupid’de Charli, parti kızı personasının altında yatan kırılganlığı ve ününe dair duyduğu şüphelerini dillendiriyor.
Albümün en duygusal anı olan So I [SO(PH)I(E)] için ayrı bir bir parantez açmak gerekiyor zira Brat, pop müziği ve anlayışını sonsuza dek değiştiren SOPHIE’ye de aynı zamanda bir saygı duruşu niteliği taşıyor. So I, 2021’de erken yaşta kaybettiğimiz gelmiş geçmiş en öncü ve devrimsel pop starlardan biri olan SOPHIE’ye adanmış en iyi ağıtlardan biri. Ancak bir yakının ölümü ardından hissedilebilecek pişmanlıklar, sorgulamalar ve kişinin kendini suçlama hallerini içeren şarkı belki de yapılmış en kırılgan ve aynı derece de en güçlü pop eserlerinden biri olan It’s Okay to Cry’ı kendine eklemlediğinde duygusal olarak yoğun bir acıya ve yüzleşmeye kapı aralıyor. Bu bağlamda So I’yı SOPHIE’nin yarattığı pop müzik evreninde bir devamlılık olarak görmek mümkün.

Metaforlara boğulmuş ve herkesin kendi anlamını çıkarabileceği optimist bop Everything is romantic ise albümün en yaratıcı düzenlemelerinden birine sahip. Bu açıdan belki de milenyum sonrası pop sound’unun ne olabileceğini 1997’de müjdelemiş ve hyperpop’un erken bir örneğini vermiş olan Janet Jackson’ın zamanının ötesinde şarkısı Empty’nin (The Velvet Rope, 1997) altyapısını akla getiriyor. Kendi içindeki beklenmedik gelişimi ve tekrarlı sözleri ile Everything is romantic yine Brat’in en dikkat çekici anlarından. Benim için yılın ve Charli’nin en iyi şarkılarından olduğunu düşündüğüm B2b, tekerrüre dayalı, hipnotik ve tekinsiz bir bop. Düzenlemesinde Fransız müzisyen Gesaffelstein’ın ismi dikkat çekiyor. Bir kez daha auto-tune’un olağanüstü kışkırtıcı bir şekilde kullanıldığı şarkı, Charli’nin en iyi işlerinden olan ve pop müziğin yörüngesini değiştirmiş Track 10’i hatırlatıyor. Charli pişmiş bir müzisyen ve gecikmiş ününün arkasında yatan gayreti ve pratiği belirtmekten de geri durmuyor: “Took a long time / Breaking muscle down / Building muscle up / Repeating it.”
Albümün sondan bir önceki şarkısı I think about it all the time’da Charli’nin vokal performansı QT, Hannah Diamond, Kero Kere Bonito ve elbette SOPHIE gibi isimleri hatırlatıyor. Gündelik yaşama ait sözler, Charli’nin anneliğe ve bunun kariyerine olabilecek olası etkilerine dair tereddütlerini ve içgözlemlerini ortaya saçıyor. Brat’in son şarkısı 365 ise giriş şarkısı 360’ı sample olarak kullanıyor. Şarkı, içindeki gelişim ve en son aldığı görkemli delifişek hal 2000’ler başında ortalığı kasıp kavurmuş olan Benny Benassi’nin hiti “Satisfaction”ı, ve bir tutam da The Prodigy’nin 2000’ler sonrasında yayınladığı işler gibi “dirty” electro house klasiklerini akla getiriyor. Charli’nin albümü bitirmek için seçtiği şarkı her anlamda “kült bir klasik,” bilhassa bir önceki şarkıdaki sorgulamalardan sonra geldiğini düşündüğümüzde…
Son olarak, Brat çıktıktan bir hafta sonra yayınladığı albümün Deluxe versiyonundan da bahsetmemiz gerek. Brat and it’s the same but there’s three more songs so it’s not ismiyle yayınlanan albüm üç adet bonus track içeriyor. Geç doksanlar ve erken ikibinler trance klasiklerini hatırlatan Hello Goodbye, şimdiden slut pop klasiği olmuş Daft Punk ve Blackout dönemi Britney Spears’i hatırlatan Guess, ve son olarak Vroom Vroom’un devamı olarak düşünebileceğimiz y2k pop müziğine – zira şarkı The Neptunes’un prodüksüyonlarını akla getirir ve Britney Spears’in Everytime şarkısını sample olarak kullanır – bir saygı niteliğinde olan Spring Breakers. Özellikle sonuncusu her anlamda ikonik ve aslında Charli’nin bu döneminde edindiği bratsonasına, şöhretine, başarısına ve etkilenimlerine dair çok fazla şey söylüyor. Ve bunu inanılmaz bir müdanasızlıkla yapıyor. Şarkı ayrıca, tıpkı Pop 2’daki Delicious’ın en can alıcı kısmında Boom Clap’i telefon zili olarak duymamız gibi, Charli’nin önceki şarkılarına verdiği referanslarla da (Vroom Vroom, yine Boom Clap, ve Hot Girl) dikkat çekiyor.

Pop müziğe dair içselleştirdiğim önyargımı SOPHIE’nin nasıl yerle bir ettiğini hatırlıyorum. Charli xcx’in de bir benzerini bana yaşattığını söyleyebilirim. 2013’ten beri yayınladığı her tekli veya albümle istikrarlı bir şekilde ve yavaşça kanıma girerek bütün önyargılarımı yıkıp bana pop müziği sevdirdiğini de kabul etmem gerekiyor. Brat hem kendi kariyerinin hem de son yılların en iyi (pop) albümlerinden biri. Şüphesiz albümün etkisini yakın zamanda hem alternatif hem ana akım müzikte gözlemleyeceğiz. Şimdilik pop müzik tarihinde bir dönüm noktasına tanıklık etmenin haklı gururunu yaşamalıyız. Konformizmin ağına düşmemiş, risk alan, kendini eleştirebilen ve aynı zamanda eğlendirebilen pop starlara ve sounduna hasret kalmıştık. Karşımızda kusurlarını ve paradokslarını sergilemekten çekinmeyen, her anlamda çok yönlü ve referanslı bir “3-6-5, party girl” var:
“It’s Charli… it’s Charli baby.”