Sarı Duvar Kağıdı: Zamana Meydan Okuyan Heyecan Verici Bir Tuhaflık Hikâyesi

“Yine de bu evde bir tuhaflık olduğunu gururla söyleyebilirim.”

Charlotte Perkins Gilman, ilk olarak 1892 yılında The New England Magazine’de yayınlanan Sarı Duvar Kağıdı hikâyesinde doğum sonrası dönemde alevlenen depresyondan mustarip bir kadının, aynı zamanda doktor olan kocası tarafından “iyileştirilmek” için kolonyal mirastan yadigar tarihi bir köşkün çatı katına hapsedilmesini anlatır. Hapsedilen bu “hassas bünyeli” kadının hikâyesi, protofeminizmin* topraklarında filizlenip dallarını günümüz feminist teorisine dek uzatan bir okuma deneyimi sunmasıyla çok farklı açılardan yapısökümüne tutulmaya elverişli bir metin olarak göze çarpar. Bu yazıda bendeniz de, “sayısız pencerelerden bakmaya elverişli” hikâyeler evini feminist ve queer bir okumaya tabi tutmaya çalışacağım.

Heteroseksüel Erkek Kurtarıcı Anlatısı

“John bana karşı çok özenli ve müşfik, özel talimatlar olmadan kendi başıma hareket etmeme neredeyse hiç izin vermiyor.

Günün her saatinde yapmam gereken belli şeyler var; hepsini benim için planlıyor ve ben bunun kıymetini yeterince bilmediğim için kendimi nankör hissediyorum.”

Sarı Duvar Kağıdı’nı yorumlamaya başlamanın kaçınılmaz başlangıç noktası, heteroseksüel erkek kurtarıcı anlatısına dikkat çekmekten geçiyor. Perkins, anlatıcımız için “neyin onun iyiliği” olduğu karar veren bir mekanizma işlevi gören bu patriyarkal gardiyanı bir de eril tahakkümün kalelerinden “tıp ilimi”ne mensup kılarak iyileştirme adı altında sistematik delirtmenin dozunu arttırarak anlatısına başlıyor. John, bir kadının “özdenetiminin” elzemliği üzerine nutuklar atan, hayat tarzının tek ve biricik karar vericisi olarak maddi ve manevi bir tahakküm mekanizmasını işleten, psikolojik şiddetin sinsi iştahını temsil eden bir prototip olarak hikâye boyunca “orada bir yerde” daima varlığını sürdürmeye devam ediyor. Muktedir heteroseksüel erkek kurtarıcının kadının yaşam alanı üzerindeki otoritesinin kaçınılmaz varlığı romanın başat feminist eleştirisi olarak göze çarpıyor. Gilman John’u “aşırı nesnel, inanca tahammülsüz” ve “hissedilmeyen, görülmeyen ve rakamlarla ifade edilmeyen şeylerle alay eden” olarak tariflerken, toplumsal cinsiyet kodlarının ikili cinsiyet sistemi içerisinde “erkek” olana “layık” gördüğü performatif çıktıların altını çiziyor. 

Mekanın Queerliği

“Korkarım bu ruhuma kötü geliyor ama umurumda değil, bu evde bir tuhaflık var bunu hissediyorum.”

Perkins, Sarı Duvar Kağıdı’nda içsel ve dışsal olarak mekanları ayırır ve onlara toplumun atadığı ev sahiplerinin altını çizer. Muazzam bahçeler, aydınlık gökler ve sonsuz ufuklar erkeğe aitken, kadının payına düşen ruha sıkıntı veren, karanlık, zindanvari iç mekanlardır. Bu ayrımı şiddetlendiren ve romanın odak noktasını oluşturan unsur olarak da karşımıza bir metafor olarak duvar kâğıdı çıkmaktadır.

“Hayatımda daha çirkin bir duvar kâğıdı görmedim.

Hani şu sanata karşı her türlü günahı işleyen, giderek genişleyen gösterişli motiflerden biri.

Desenleri takip etmeye çalışırken gözü şaşırtacak kadar solgun, bir işle meşgulken insanın sinirlerini bozup çalışmasını engelleyecek kadar göze çarpan bir duvar kâğıdı. Aksak, belirsiz kıvrımları yakın mesafeden izlediğiniz zaman, hiç olmayacak açılarda yitip giderek, hiç görülmemiş tezatlarda kendilerini yok ederek aniden intihara kalkıştıklarını görüyorsunuz.

Renk gayet itici, neredeyse mide bulandırıcı; odayı dolaşan güneş ışığından tuhaf bir şekilde solmuş, ne idiği belirsiz kirli bir sarı.”

Hapsedilmiş kadının kurtuluşunun anahtarı olarak yerleştirilen bu “tuhaf” duvar kâğıdı romanın temel queer nesnesi olarak göze çarpmaktadır. Perkins, anlatıcı öznesiyle duvar kağıdının arasında takıntılı, yansıtmacı ve korumacı bir ilişki yaratarak bastırılmış arzunun odak noktasını oluşturur. “Varsa yoksa duvar kağıdını düşünen” anlatıcısının içsel mekân olarak eve/bedene/arzu nesnesine olan düşkünlüğünün altı çizilmektedir. Zorunlu heteroseksüelliğin “aptal ve belirgin deseninin arkasında pusuya yatmış” queer kimlik “tuhaf, kışkırtıcı ve biçimsiz bir şekil” olarak sarı duvar kağıdında vücut bulmaktadır.

Gizli Kimlik: Kaçmalı mı Kalmalı mı?

“Duvar kağıdına rağmen odayı giderek daha çok seviyorum. Belki de duvar kâğıdı NEDENİYLE!”

Kocası ve uzaklarda bir yerlerde sadece kavramsal olarak var olan bebeğiyle zincirlenmiş odasındaki anlatıcının dikkatini duvar kağıdının “şimdiye kadar duyduğu herhangi bir kurala uygun olmadığını” belirttiği tasarımı onu karşısında duran gömülü kimliğini bulma macerasında kendi deyimiyle helak etmektedir. “Çok bilgili ve sevecen koca”nın ve “merdivenlerdeki kız kardeşin” tahakkümü altında geçen her dakikada duvar kağıdının arkasındaki “silik desen” belirginleşmekte ve önündeki tek engel olan o çirkin örtüyü yırtıp geceye kavuşmak istemektedir. Evet, gün ışığının da heteroseksüel erkeklere ait olduğu bir evrende muazzam İngiliz bahçelerinde “sürünme” özgürlüğü queer öznelerin ancak ay ışığı altında gerçekleştirebilecekleri bir eylemdir. 

Anlatıcımızın duvar kağıdını “anlama” hikâyesini anlatır Perkins. Bu dışarıdaki benliği keşfediş hikâyesinde merkezdeki duvar kâğıdı alabildiğine akışkandır da. Işıklar ve gölgelerde değişip duran “anlamsız” desenleriyle durağanlığın ve hapsin simgesi olarak “heteroseksüel ev”in içinde muazzam bir tehlike unsuru olarak göze çarpmaktadır sarı duvar kâğıdı. Anlatıcısının yalnızca kendi keşfiyle sınırlı kalması için olanca dikkatini verdiği “sarı yansıma” her yere zaten çoktan “sızdığı” yoksayılan bir queer yüzleşmedir aslında.

Perkins, anlatısının sonunda anlatıcısını gölge benliği olmaya mahkûm edilmiş queer’liği ile el ele verdirip sarı duvar kağıdını orta yerinde yırtar. Performatif cinsiyetin mecburi doppelgänger’ları kavuşunca artık mekanlar arası ayrım da kalkar. Anlatıcının yeniden doğuşu, mekanlar arası ikiliğin de nihayetidir. Yasakların sonundaki “ruh aydınlığında” aydınlığın ve karanlığın da önemi kalmamıştır. Sarı Duvar Kâğıdı nihayetinde karartılmış (ya da sarartılmış) kimliğin dolaptan (ya da duvar kağıdının ardından) çıkışının zamansız bir metaforudur.

“’Sonunda dışarı çıktım,’ dedim, “sana ve Jane’a rağmen. Kâğıdın büyük bir kısmını da yırttım, beni bir daha oraya kapatamayacaksınız!”

“Sarı Duvar Kağıdı ve Diğer Öyküler”
Charlotte Perkins Gilman
Can Yayınları
Özgün Adı : The Yellow Wallpaper and the Other Stories
Çevirmen : Ayşen Taşkent Emekçi
Satın almak için tıklayınız.

Kaynaklar:

Crewe, Jonathan. “Queering The Yellow Wallpaper? Charlotte Perkins Gilman and the Politics of Form.” Tulsa Studies in Women’s Literature 14, no. 2 (1995): 273–93. https://doi.org/10.2307/463900.

Lanser, S. S. (1989). Feminist Criticism, “The Yellow Wallpaper,” and the Politics of Color in America. Feminist Studies15(3), 415–441. https://doi.org/10.2307/3177938

*Protofeminizm: Feminizm kavramının henüz bilinmediği dönemlerde modern feminizmi öngören bir kavramdır. 

Kubilay Kolik’in edebiyat içerikleri paylaştığı Instagram hesabı Bir Kitap Bir Mona’yı takip etmek için tıklayınız.