İç Mimarlar İklim Değişikliğine Karşı Neden Mücadele Etmek Zorundadır?

Avinash Rajagopal, Metropolis Genel Yayın Yönetmeni
Çeviren: İlker Hepkaner

Yeni yapılan araştırmalar gösteriyor ki iç mimarların iklim değişikliğine etkileri tahayyül ettiklerinden çok daha büyük.

2019 ve 2020’de yayınlanan araştırmalar bir yapının tüm kullanım süresi üzerinden hesaplandığında iç tasarım unsurlarının kümülatif gömülü karbon ayak izlerini gerçek değerlerinden az hesaplamış olabileceğimizi gösterdi. Ana görsel: Carlos Dominguez

İç mimar Lily Weeks 2018 Kasımında Şikago’daki Uluslararası Yeşilyapı Konferans ve Fuarı’na katıldığında bir görevi vardı. Daha bir ay önce Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli 2030 senesini sera gazlarının salınımı nedeniyle oluşan küresel ısınmanın dönüş olmayan noktası olarak belirleyen, oldukça endişe verici raporunu yayınlamıştı. O tarihte Weeks, şirketi WRNS Studios’un San Fransisco ofislerinin genişletilmesi üzerinde çalışıyordu ve bu projenin karbon salınımını düşürebilmek için öğrenebildiği her şeyi öğrenmek istiyordu. Konferansa daha fazla araştırma yapmak için geldi ama anında hüsrana uğradı. “Gömülü karbon konusunda bir tane panel buldum,” diye anımsıyor. “Ama iç mimariden pek bahsetmediler. Etrafta pek bilgi yoktu.”

İnşaat sektörünün dünya çapındaki karbon salınımının yüzde 40’ından sorumlu olduğunu 2003 yılından beri biliyoruz ve bu etkinin azaltılması mücadelesi genel olarak mimarlar öncülüğünde gerçekleşmekte. Mimarlar aradan geçen yıllar boyunca Architecture 2030 gibi inisiyatifler kurdular ve meslek kuruluşları Amerika Mimarlar Kurumu’nun etik kuralları içine iklim değişikliğiyle mücadele taahhüdünü koydular. Yapılar operasyonel konularda daha enerji tasarruflu hale geldikçe, mimarlar gömülü karbon konusuna (mesela malzemelerin üretimi, malzemelerin nakliyesi ve binaların yapımı gibi yapı malzemeleriyle alakalı salınımlara) da daha çok dikkat etmeye başladılar. 

Karbon Liderliği Forumu (KLF) direktörü ve Washington Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı Kate Simonen gelişmeleri “İnsanlar önce pastanın büyük dilimlerine odaklandı,” diye açıklıyor. “Operasyonel enerjiye odaklanmak tam olarak buradan geldi çünkü operasyonel enerji gömülü karbon salınımından git gide daha büyük bir etki bırakmaya meyilli.” Gömülü karbon konusunda, birçok hesaplama, suçu beton, çelik ve cam malzemeleri gibi bir binanın yapımında en çok mimarların sözünün geçtiği malzemeler atmaktaydı. 

Buna karşın WRNS Studios ödül kazanan projeleri Sonoma Academy’nin Janet Durgin Guild & Commons binasının gömülü karbon ayak izini incelediklerinde görüyorlar ki iç alanların karbon ayak izi toplamın sadece yüzde yedisine denk gelmekte. Şirketin sürdürülebilirlik direktörü Pauline Souza kederli bir şekilde bunu şöyle açıklıyor: “Benim iç tasarım takımım böyle bir rakam gördüğünde kendileri çok da fazla etkili olamayacaklarını düşünüyorlar.”

Ancak son iki senede yapılan araştırmalara göre, uzmanlar iç alanların karbon ayak izini gerçek değerinden oldukça düşük hesaplamış olabilirler. KLF ve Seattle’da bulunan LMN Architects mimarlık ofisinin yaptığı bir araştırmaya göre iç mimarlar yapının iskeleti ve dış yüzeyine an azından eşit olacak seviyede karbon salınımından sorumlu olabiliyorlar. İç mimarlık, görünüşe göre, uzun zamandır büyük bir zarar vermekte.  

“How Buildings Learn: What Happens After They’re Built [Binalar Nasıl Öğrenir: Yapıldıktan Sonra Olanlar” isimli kitabında Steward Brand’in bahsettiği, artık klasikleşmiş 6 S bizlere bir binanın etkilerini anlamamızda kolay bir yol sağlıyor. Structure, yani İskelet (60-200 sene): Beton ya da çelik iskeletlerin yüksek bir karbon ayak izleri var ancak sadece bina yapılırken salınım yapıyorlar. Skin, yani Dış Yüzey (30-60 sene): Binaların dış yüzeyleri yüksek karbon salınımından sorumlu, ayrıca enerji kullanımını da ışıklandırma ve bina içi iklim kontrolü açısından etkiliyorlar. Services, yani Hizmetler (5-30 sene): Mekanik, elektrik ve tesisat sistemlerinin etkisi daha tam anlaşılamıyor ancak onların da etkisi büyük olabilir. Space Plan, yani Alan Planı (5-20 sene): Alan planı ve iç duvarlar her yenilendiklerinde bir binanın karbon ayak izine katkıda bulunuyor. Stuff, yani Şeyler (Her zaman): Mekandaki operasyonlar her zaman karbon salınımında bulunuyor ancak toprak ve bitkiler de karbon deposu haline gelebiliyorlar. Görsel: Carlos Dominguez

HEPSİ YENİLEMELER YÜZÜNDEN!

Bir binanın karbon ayak izini belirlemenin birincil yolu ömür süresinin hesaplanmasından (ÖSH) geçiyor, problem de buradan kaynaklanıyor, yapının ve iç tasarımların ömür süreleri birbirlerinden tamamen farklı. Mesela bir ofis binasını düşünün: Her birkaç yılda bir kira kontratları sona eriyor, katlar boşalıyor ve yeni kiracılar taşınırken kat alanını kendi ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlıyorlar. 

Her alanda bunun ne kadar sıklıkla olduğu tahminleri birçok faktöre bağlı olarak 7 ila 20 sene arasında değişiyor. Teknoloji şirketleri ofislerini hızla büyütme konusunda kötü bir şöhrete sahipken, ABD’deki ev sahiplerinin yüzde 70’i 2019 senesinde evlerinin içinde bir yenilik yaptığını belirtiyor. Bu tip ömür süreleri iç mimarlıktaki büyümenin arkasındaki itici gücü oluşturuyor.

LMN Architects’te ortak iç mimar olan Jenn Chen diyor ki “Dönemsel yenilemelerin etkisi nasıl olur, gerçekten merak etmeye başlamıştım.” Chen, şirketin Seattle’ın Norton Binası’ndaki ofisinin sürdürülebilir tasarım direktörü Kjell Anderson ile birlikte incelemesine start verdi. 

Chen diyor ki “kendi ofisimizi kullandık çünkü kendi geçmiş yenilemelerimiz hakkında bilgi bulabiliyorduk. Norton Binası’na 1984 senesinde taşınmışız ve o zamandan beri yaklaşık dokuz senede bir yenileme yapmışız.” Anderson ve Chen LMN Architects taşınmadan önce en az bir kere yenileme yapıldığını farz ettiğinde son 40 yılda beş yenilemenin yapıldığını hesaplamış. Sonra tüm bu yenilemelerdeki malzemelerin çevre verilerini bir araya getirip KLF’nin yarattığı, kiracıların alan geliştirmelerindeki gömülü karbonunu hesaplayan bir bilgisayar programına yükleyince şok edici bir keşif yapmışlar. 

Chen konuyu şöyle açıklıyor: “Tüm bunları birbirine eklediğimizde, iç yenilemelerin kümülatif gömülü karbonu hem iskelet hem de dış yüzeyin salınımı geçiyor.”

İşin kötü yanı, Anderson ve Chen’in rakamları temkinli tahminler. Mesela, bugün iç dekorasyonda kullanılan malzemeler ve ürünler artık 1990’lardakinden daha sürdürülebilir özellikte olsalar da, ikili hesaplamalarında bugünün karbon salınımlarını baz almışlar. Ayrıca, elektrik aksesuarlarını veya aydınlatmayı hesaba katmamışlar. Buna ek olarak çimento 1960’daki halinden yüzde 30 daha az karbon içeriyor, bu da hesaplamaları Anderson ve Chen’in aleyhinde bozmaya devam edecektir. Tüm bu işaretlere baktığımızda görüyoruz ki bir binanın ömrü boyunca, iç yenilemeler en büyük gömülü karbon ayak izine sahip.  

Taşındıklarından beri LMN Architects Seattle’daki ofislerini dört defa yenilemiş. (Fotoğraflar 1984, 2000 ve 2015’ten). İç mimar Jenn Chen ve sürdürülebilir tasarım direktörü Kjell Anderson şirketlerinin yaptığı her yenilemenin -ve kendilerinden önce yapılan bir yenilemenin- ayak izini üst üste koyduğunda iç alan tasarımı neredeyse binanın iskeleti ve dış yüzeyinin karbon salınımıyla eşit salınıma sahip olduğu ortaya çıkmış. Eğer bina düşük karbonlu çimento kullandıysa, iç alan tasarımının karşılaştırmalı etkisi daha yüksek bile çıkabiliyor. (Görseller LMN Architects şirketinin izniyle kullanılmıştır.)

BAYRAĞI DEVREDERKEN

Bu araştırma önümüze iklim değişikliği ve karbon salınımları konusundaki farkındalığın oldukça coştuğu bir dönemde geliyor. KLF başkanı Kate Simonen’e diyor ki: ‘Özel şirket müşterilerimiz iklim etkileri ve iklim taahhütleri konusunda git gide daha çok yönlü hale geliyorlar. Geçen Ocak ayında Microsoft 2030 itibariyle karbon salınımlarında eksiye geçme sözü verirken, geçen Haziran ayında Amazon üç büyük ortağının sıfır karbon salınımı yapma konusunda karar aldıklarını açıkladı. Salesforce Uluslararası Yaşayan Gelecek Enstitüsü’nün Sıfır Karbon Sertifikasını tüm ofisleri için bu seneden itibaren alacağının taahhüdünü verdi. Simonen şöyle öngörüp soruyor: ‘Eğer mimarlık ofislerinin on senede bir iç yenileme projesi alacakları bir ölçeğe ineceksek, ofislerin bunu yapmaya başlamaları ve mimarlık müşterilerinin bunu iklim taahhütlerine almaları vakit alacaktır. İç mimarlık mesleği için bu ne anlama gelecek?’

LMN araştırmasını yaparken Chen, şakayla karışık ‘Araştırmanın sonunda kendi işimden olacağım’ diyormuş. Ancak Covid-19 pandemisi gösterdi ki iç yenilemeler hiç de önemsiz değil. İçerideki hava kalitesini geliştirme ve sağlık ve iyilik hali konularındaki yeni bulgulara yanıt vermeye ek olarak Chen’e göre ‘kültürel ve toplumsal gelişmeler oluyor ve organizasyonel ihtiyaçlar yenileniyor.’ Yenilemeler tamamen bitsin isterdim, diyemiyoruz.  

KLF’nin kıdemli araştırmacılarından Meghan Lewis buna karşılık iç mimarların karbonlarını nereye ‘harcadıklarına’ dikkat edebileceklerini söylüyor. KLF’de işe başlamadan önce Lewis WeWork’ün küresel enerji ve sürdürülebilirlik daire başkanlığı görevini yapıyordu ve burada şirketin kiraladığı alanlardan birisinin yenilenmesi projesi üzerine bir araştırma yaptı. Lewis diyor ki ‘WeWork ofisleri açık planlı değil, bu nedenle dikkate almamız gereken en büyük öge resepsiyon bölümüydü, onu iç duvarlar takip etti. Duvar levhası, montaj, cıvata derken siz estetikten ödün verene kadar birçok şey olabilir.’

İç mimarların belirginleştirme aşamasında ellerinde büyük bir güç var. İç alan malzeme üreticilerinin pek çoğu karbon ayak izlerinde önemli ilerlemeler kaydettiler, ayrıca pek çoğu verilerini Mindful Materials gibi veri bankalarında erişilebilecek ve EC3 gibi programlarla kıyaslanabilecek şekilde Çevresel Ürün Beyannameleri aracılığıyla yayınladılar. Simonen’in önerileri şöyle: ‘Bir üreticiyle veya ürün temsilcisiyle konuşurken onlara mutlaka malzemelerinin karbon ayak izlerini ve karbon depolama stratejilerini sorun ki iyi iş çıkaran üreticiler yaptıkları hakkında konuşabilsinler, iyi iş çıkarmayanlar da bunu yapmalarının gerekliliğini görsünler.’

Yine de uzun vadede iç mimarlar yapısal değişikliklere gitmek zorunda kalacaklar. Mesleklerinin en büyük karbon ayak izi yenileme süreçleri olduğu için mobilyaların ve iç alan unsurlarının yeniden kullanımı ve ıslahı ana akımlaşmak zorunda kalacak. Buna benzer olarak, malzemelerin ömür sonu stratejileri ve sökümün tasarımı mesleğin temel etik kuralları olarak benimsenmeli ki her iç mimar bayrağı bir sonrakine devredebilsin. Bunların hiçbirisi iç mimarinin  insanların iyilik halini, sağlığını ve kapsayıcılığı merkeze koyma konusunda yakaladığı hayati ivmeyi yavaşlatmamalı.    

Kurması zor bir denge olacak ve her cevap kendini hemen belli etmeyecek. Chen ve Anderson çalışmalarının sonuçlarını Designer Pages’ın bu Ekim’de düzenlediği çevrimiçi bir panelde sunarken izleyicilerden biri şunu sordu: ‘Bir şeyi merak ediyorum, olur da malzeme kullanımını sınırlamak için tavanda akustik panelleri kullanmazsanız, akustik problemiyle nasıl başa çıkacaksınız?’ Chen şöyle cevap verdi: ‘İnsanların konforunu kurban etmek istemiyorsunuz, ama en iyi kararı vermek istiyorsunuz. Ve bazen bu karar direkt aklınıza gelen en az gömülü karbona sahip malzemeyi seçmek demek değil.’

Ünlü malzeme sağlayıcısı Doors Unhinged’in hesaplamalarına göre, inşaat sektörünün israfının en büyük kısmını yenileme projelerinde atıkların üçte birini doğrudan çöplüğe göndermesi nedeniyle ticari alanları yenileme projeleri oluşturuyor. LMN Architects’in Seattle Ofisindeki açık ofislerde, mobilya ve hali döşemeleri karbon konusunda en büyük salınımı yaptıkları için düşük karbonlu opsiyonlara ek olarak tasarımcılar bu malzemelerin ne kadar kolay sökülebileceğini ve yeniden dönüştürülebileceğini hesaplamak zorunda. (Görsel Adam Hunter’ın izniyle kullanılmıştır)

Avinash Rajagopal ödüllü mimari ve tasarım platformu Metropolis’in genel yayın yönetmenliğini yapmaktadır. İç mimarlık, mimari ve şehircilik konularındaki organizasyonlarda sık sık konuşmacılık ve moderatörlük yapan Rajaopal iki yılda bir düzenlenen Metropolis Perspektifi: Sürdürülebilirlik sempozyumunun ev sahipliğini de yapar. Hacking Design (Tasarımı Hacklemek) (Cooper Hewitt, Smithsonian Tasarım Müzesi, 2013) kitabının yazarıdır ve The Culture of Nature in the History of Design (Tasarım Tarihinde Doğa Kültürü) (Routledge, 2019) and The Atlas of Furniture Design (Mobilya Tasarımı Atlası) (Vitra Design Museum, 2019) gibi tasarım tarihi üzerine çıkan eserlere katkıda bulunmuştur. Rajagopal kendini Güney Asyalı ve queer olarak tanımlamaktadır ve 2010-2012 yılları arasında SALGA-NYC derneğinin yürütme kurulu üyeliği görevi dahil pek çok kişisel ve profesyonel pozisyonda eşitlikçilik ve topluluk inşası hareketinde yer almıştır. 

Son 40 yıldır Metropolis, ABD’deki mimarinin ve tasarım endüstrisinin en saygı uyandıran hikaye anlatıcısıdır. Metropolis basılı sayılarında ve dijital editoryal içeriklerinde, çevrimiçi ve yüz yüze organizasyonlarında, ödül programlarında ve fikir savunuculuğu inisiyatiflerinde mimarinin ve tasarımın en büyük amaçları olan insanların hayatını iyileştirmeyi ve dünya üzerindeki yaşamı korumayı her zaman göz önünde bulundurmaktadır.  

Bu yazı ilk olarak 2 Aralık 2020’de metropolismag.com sitesinde yayımlandı. Metni ve görselleri yazarın ve sitenin izniyle yayımlıyoruz.

Sponsored by the Rosa Luxemburg Stiftung with funds of the Federal Ministry for Economic Cooperation and Development of the Federal Republic of Germany. The content of the publication is the sole responsibility of Velvele and does not necessarily reflect the position of RLS.