Gilbert Baker Hayallerini Çırptı ve Renklendi Dünya

Irmak Keskin

Gilbert Baker’ın aramızdan ayrılışının dördüncü yılında, gündem “gökkuşağı bayrağı” tartışmalarıyla da doluyken niyetlendim ki bir derleyeyim, toparlayayım şu tarihi. Fakat fark ettim ki, bayrağın hayatımıza girişine dair söylenmiş yegane söz 1 Mayıs 2001’de, Ankara’da kamusal alana ‘ilk’ çıkışı olduğu yönünde. Derken telefonlara, yazışmalara başladım…

***

1952 yılında dünyaya gelen Gilbert Baker, Vietnam gazisi. San Francisco’ya döndüğünde drag kraliçesi olarak yaşayan bir sanatçı ve queer hakları savunucusu. Pahalı kostümleri alacak parası olmadığı için, oturuyor dikiş masasının başına ve aslında böyle başlıyor her şey. Savaş karşıtı ve queer eylemlere pankartlar dikiyor. “Zanaatim, aktivizmim oldu” diyor Baker. Bu arada ACT UP gibi HIV/AIDS konusunda ayaklanmış olan aktivistler, Nazilerin eşcinsel erkekleri işaretlemek için kullandıkları pembe üçgeni (rosa winkel) seçiyor kendilerine; enerji ve dengeyi simgeleyen Yunan sembolü Lambda 1970’lerde Gay Activists Alliance tarafından kullanılıyor. Oscar Wilde’ın zamanında lubunyalara yaptığı bir çağrıyla başlayan ve yaygınlaşan yeşil karanfil sembolü, mavi tüy, as oyun kartı gibi, kendi hikayeleri olan, birkaç farklı imge de dolaşımda bu yıllarda. Harvey Milk, 1977 yılında Gilbert Baker’a, o zamanların terminolojisiyle “gay komünitesi”ni birleştirmesi için bir sembol oluşturması fikrini veriyor. 1976’da Birleşik Devletler’in 200. yıl dönümü vesilesiyle her yer bayraklar içindeyken bunun üzerine düşünmeye başlamış aslında Baker; ölüm kamplarından gelen değil, güçlendirici ve birleştirici, “Ben buyum!” diyecek bir mesaja ihtiyaç duyduğunu ve bayrağın buradan çıktığını söylüyor. Winterland Ballroom’da, asit atıp dans ettikleri bir ortamda insanlara baktığında, herkesin farklı renklerde olduğunu gördüğünü ve o an nasıl bir bayrak tasarlaması gerektiğini anladığını anlatıyor. Gökkuşağı ilk kez Baker tarafından kullanılmıyor tabii ki! Çin, Mısır, Amerikan yerlileri farklı farklı versiyonlarını, 16. yüzyılda Alman Köylü Savaşları’nda sosyal değişimin simgesi olarak, 19. yüzyılda Sri Lankalı budistler tarafından inançlarının birleştiriciliğinin göstergesi niyetine, 1961’de uluslararası barışın sembolü olarak ve daha nice yerde kullanılıyor. Hatta Ermenistan bayrağı olarak kullanılması dahi öneriliyor, ama kabul edilmiyor.

Gilbert Baker (in vest) and colleagues raising one of the first rainbow flags
at United Nations Plaza in San Francisco 
June 25, 1978
Photograph by James McNamara; Courtesy of Mick Hicks
R2018.1503.004

Gilbert Baker’ın tasarladığı orijinal bayrak, her biri farklı bir anlamı olan sekiz renge sahipti. Üstte, cinsellik için pembe, yaşam için kırmızı, şifa için turuncu, güneş ışığını simgeleyen sarı, doğa için yeşil, sanatı temsil eden turkuaz, uyum için indigo ve son olarak ruh için altta mor vardı. İlk olarak cinselliğin rengi pembe, o dönemde o renk kumaş bulmak ya da boyamak çok zor olduğu için çıkarılıyor bayraktan. Harvey Milk’in öldürüldüğünde, cenazede bayrağın kortejin iki yanından ilerlemesi arzusuyla turkuaz, yani sanatı temsil eden renk çıkarılıyor tasarımdan. Bu iki rengin çıkarılmasını hep ironik bulmuşumdur…

Bayrak tasarımını tamamlayınca, oturup evinde dikemeyeceğine karar vererek topluyor malzemeleri Gay Community Center’a gidiyor Gilbert Baker. Onur Yürüyüşü komitesinden, AIDS aktivisti ve yürüyüşün medya yöneticisi Cleve Jones’un yardımıyla, bin dolar alıyor, bu arada da bir hikaye yaratmaya ve herkesi birleştirmeye başlıyorlar aslında. Fairy Argyle Rainbow kumaş boyama konusunda çok iyi, onu çağırıyorlar, James McNamara dikiş dikmeyi biliyor, o geliyor, Mick Hicks geliyor bu süreci fotoğraflıyor, derken başka gönüllüler farklı işlere yardım ediyor; pamuk kumaşları, doğal boyaları, tuzları saçıyorlar her tarafa ve Gökkuşağı doğuyor. İlk sergilenişinde bayrağın, insanların bunun bir dekor değil, bayrak olduğunu anlayabilmeleri için de üzerine yıldız motifi yapıyorlar, bknz. “Amerika!” 25 Haziran 1978’de, Birleşmiş Milletler binasında gökkuşağı bayrağı, bunun yalnızca yerel bir mücadele olmadığının sembolü olarak yükseliyor. ABD’de evlilik eşitliğinin tanındığı 25 Haziran 2015’te ise Modern Sanatlar Müzesi’nde (MoMA-Museum of Modern Art) yerini alıyor.

1978 yılında IGA (Uluslararası Eşcinsel Derneği. Daha sonra lezbiyenin L’sinin eklenmesiyle ILGA olacak) ilk defa bir araya geliyor ve amaçlarını açıklıyor. 13-16 Nisan 1979 tarihleri arasında ilk uluslararası konferansını 17 ülkeden, 65 delegeyle gerçekleştiriyor. Bu nereden çıktı şimdi, değil mi? Şuradan: yani dünyadan queerler bir araya geliyor ve bir diğerinin ne yaptığından haberdarlar. Bu da ABD’de başlayan gökkuşağı macerasının nasıl ilerlediği sorusunu sanırım bir nebze de olsa cevaplar.

Gökkuşağı bayrağının Türkiye macerası 

1988, Yeşil Barış Radikal Dergi, Kasım sayısında, 29. sayfada, “Travestilere, Hayat Kadınlarına ve Tüm Yurttaşlara” diye bir köşe çarpıyor göze. En altında hak ihlaline uğrandığı takdirde bunun bildirilmesi için üç adres görüyoruz: Yeşil Barış Dergisi, İnsan Hakları Derneği ve ILGA-International Lesbian and Gay Association-Stokholm, İsveç! Önce, çok iyi bildiğim, Gezi Parkı merdivenlerindeki açlık grevi haberindeki fotoğrafta bir bayrak arandım, göremeyince Demet Demir’e yazdım, “1980’lerde var mıydı gökkuşağı?” diye. 90’lı yılların ortalarında kullanılmaya başlandığını, öncesinde pembe üçgenin olduğunu aktardı. 2006 yılı, 32. Gün’de, Demet Demir’in arkasında görüyoruz bayrakları, ana akım bir programda, renkler hemen gözlerini kırpıştırıyorlar. 

İlker Çakmak, ilk Onur Yürüyüşü ya da “Cinsel Özgürlük Etkinlikleri”nin organizasyon komitesinde. ‘Örf ve adetlere uygun değil’ denilerek yasaklanan, yurtdışından gelen milletvekillerinin darp edildiği, sonra da katılan TC uyruklu olmayanların sınır dışı edildikleri 2 Temmuz 1993’te gerçekleşen o meşhur hadise. O gün Richmond Otel’in önünde yapılmaya çalışılan basın açıklaması esnasında, milletvekillerinin elinde, küçük küçük bayraklar hatırlayıverdi İlker sorunca. Kamusal alanda, minik ve heyecanlı bayrakçıklar… 97-98 yıllarında ise Heribert Mürmann’ın odasında, masasında gördüğünü anımsadı. 

Şevval Kılıç, İbrahim Eren zamanında, Yeşil Bizans’ta, 1990-91 yıllarında gökkuşağı bayrağının asılı olduğunu, nereden bulduklarını hatırlamasa da, 90’lı yıllarda evlerinde olduğunu söyledi. Pınar Ege de 90’ların ortasında Ülker Sokaktaki evlerde hatırladığını, ama Kulüp 14 ya da o dönemde açık olan birkaç mekandan birinde ilk kez karşılaştığını ve ne olduğunu sonradan öğrendiğini, o zamanlarda lubunya mekanlarında asılı olduğunu anlattı. Pınar da, Öner Ceylan da, Lambdaİstanbul’un ilk mekanını açtıklarında bayrakları olduğunu hatırlıyor; arşivlerden fotoğraf bile buldular. 

Kaos GL’nin, Kasım-Aralık 1999 tarihli 63., milenyuma girmeden önceki son sayısının kapağında ilk kez gökkuşağı ile karşılaşıyoruz. Güztanbul, 2002 buluşmasının afişinde gökkuşağı, baharankara’da ise pembe üçgen gözümüze çarpıyor., Ama bu dönemde artık bayrağın ortak bir sembol olarak sokaklara çıktığını biliyoruz. “Patikalar, Resim Tarihe Çentik” derlemesinde Ali Erol “İşte 1 Mayıs 2001’de ilk defa kendi gökkuşağı bayraklarımızla, kendi pankartlarımızla, eşcinsellerin dergisi Kaos GL geyinden transına kadar ortak katıldığımız 1 Mayıs’ta bizim aynı zamanda kendimize ait bir mekânımız da nihayet olmuştu.” diye anlatıyor. Derginin Kasım-Aralık 2001 sayısı, bu katılımın fotoğrafıyla kapağa taşınıyor. 

Esmeray aynı çalışmada 2003 yılındaki Onur Yürüyüşü’nü “Dernek binasından çıktık, küçük bir bayrağımız vardı. Şu an şimdi o büyük bayrak var ya hani herkesin tutup İstiklal’de yürüdüğü. O zaman da daha minik vardı sekiz dokuz kişi tutuyorduk yürüyorduk.” şeklinde anlatıyor. Bayrağı ne zaman gördüğünü sorduğumda ise Lambdaİstanbul’un Pazar Sohbetleri’nde Karakol Sokak’ta, sendikanın üst katındaki mekanlarında olduğunu söyleyip, eklemeden geçemedi: “Valla bana sorar isen, kişisel, gökkuşağı 5-6 yaşında benim sembolümdü zaten. Her gün altında koşardım ayol, putkam olsun diye…” 

Sene 2006, Belçika Onur Yürüyüşü komisyonundan konuklar geliyor desteğe, yanlarında da 25 metrelik devasa bayrağı getiriyorlar, yürüyüşün ardından Belçika Konsolosluğunda bir Pride kokteyli düzenleniyor. O yılki organizasyon komitesinden Bawer Murmur “Lubun Hood” performansını şöyle anlatıyor: “Hiç o güne kadar öylesi bir şık ortama komite olarak çağrılmadığımız için gerildik ama gittik. Biz yürüyüş gazileri, yorgunluktan ölüyoruz. Ortam salon salomanje. Biz o bayrağa göz koymuştuk zaten. Kokteylede bize hediye edileceğinden eminiz, o anı bekliyoruz heyecanla. AAA sonra bir baktık, bayağı poşete koymuşlar, yanlarında götürecekler. Kokteylin sonunda, tam ayrılırken alkolün de verdiği cesaretle ben devasa poşetin üstüne oturdum ve bunu götüremezsiniz dedim. Gülüşüldü edildi ama ben o bayrağın neden bizle kalması gerektiğini duygulu bir konuşmayla anlattım, diğer arkadaşlar da destek ve gaz verdi. Belçikalı grup bayrağı bize ‘hediye etti’. Sonra poşeti yüklenip Lambda ofisine geldik sevinçle.” Bu bayrak, yürüyüşlerin sembolü haline gelen, meşhur dev bayrak işte. 2013’te Gezi Parkı’nda, AKM’de gökkuşağı olmamasına sinirlenip, Harun Kohen’le sallandırmak için uğraştığımız, ama paraşüt kumaşından olduğu için, ağırlıkların hiçbir işe yaramamasından dolayı, tüm burukluğumuzla toplayıp Lambda’ya dönmek zorunda kaldığımız bayrak. Neyse ki, 2014 senesinde, Trans Onur Yürüyüşü için Boğaziçi Köprüsü’ne asıldı da, içlere biraz su serpildi.

Fotoğraf: Serra Akcan

Bir de tarihimizden “Gökkuşağı Şarkısı/Marşı” çıkmıştır ki, gizlendiği yerden 2013 yılında kafasını yeniden uzattığında, yazıldığı dönemin aktivistlerinin kalplerinin kırılışına, yanaklarının kızarışına tanıklık etmişimdir. 

Bütün hikayenin sonunda ise, özellikle #BlackLivesMatters’ın (Siyah Hayatlar Değerlidir) pandemi sürecindeki eylemlerinin akabinde, Gilbert Baker’ın eksilen orijinal tasarımı, Daniel Quasar’ın Kickstarter kampanyasıyla örgütlediği, ‘daha kapsayıcı’ bir versiyonuyla tahtından indiriliyor gibi görünüyor… Yıllar sonra müzede ziyaretine gider, anıları yad ederiz belki. 

 Simlerin eksik olmasın Gilbert Baker, şerefe!

  Kaynakça: