Transfobi, TERF’ler ve Translardan Bihaber Ana Akım Feministler Üzerine Düşünceler

Julia Serano

Çeviren: Transfeminist Metinler Ağı

Trans topluluklar birkaç on yıldır, meşruiyetimizi elimizden almaya, bizi kötülemeye ve hor görmeye çalışan tüm eylem, söylem, tavır ve kişileri kapsayan şekilde “transfobik” terimini kullanıyor. Bu kelime kesinlikle önemli bir amaca hizmet ediyor çünkü bize zarar veren ya da bizi küçümseyen pek çok şeye işaret etmemizi sağlıyor. Ancak benzer başka terimler gibi (kadın düşmanı/mizojin, ırkçı, homofobik vb.), bizi yok etmeye ve insanlık kategorisinin dışına itmeye çalışanlarla kasıtsız ve görece küçük ihlalleri “standart beden” tek bir kategori altında toplamış oluyor. Trans bir bakış açısıyla böyle bir kategorinin anlamlı olduğunu söyleyebilirim çünkü küçük ya da büyük, kasıtlı ya da yanlışlıkla yapılmış her ihlalden zarar görüyoruz. Fakat bazı ortam ve bağlamlarda, bu durumlar arasında ayrım yapmak önemli ve amaca uygun oluyor—örneğin; belli bir transfobik ifade ya da davranışa verilecek uygun aktivist cevabı belirlemek konusunda.

Bu düşünceyle “Detransition [tersine uyum süreci, uyum sürecini durdurma ya da ara verme gibi süreçleri de kapsayan terimdir, okunuşu ditranzişın şeklindedir—çevirmenin açıklaması], vazgeçme ve yanlış bilgiler: Trans çocuklara dair tartışmaları hakkında bir rehber” başlıklı yazıyı yazarken, transfobik ifadelerle birlikte gelen farklı duygu, sezgi ve güdüleri ayrıştırmak için üç farklı terim kullandım. Birbirini takip eden çeşitli olaylarda bu terimleri kullanışlı buldum ve bu yüzden çevrimiçi trans, cinsiyet ve aktivizm sözlüğüme ekledim. Yaptığım yeni ekleme şöyle:

Trans-karşıtı, trans-şüpheci, trans-bihaber[trans-unaware]:

2010’ların ortasından beri, farklı anti-trans tavır ve pozisyonlar arasında ayrım yapmak için artan şekilde kullandığım terimlerdir. Bazı transfobi ifadeleri sadece kişilerin “trans-bihaber” olmasından (örneğin; translarla ve deneyimleriyle ilgili bilgisizlikten ya da eksik bilgilenmesinden) kaynaklanır. Başka kişiler aleni şekilde “trans-karşıtı” olabilir: Translara belli ahlaki, siyasi ve/veya teorik sebeplerle çok temel bir yerden karşıdırlar. Aktivist bir bakış açısından bu ayrım oldukça yerinde: Trans-bihaber kişiler, “pasif şekilde transfobik”tir (örneğin; trans biriyle karşılaştıklarında ya da translığa dair konular açıldığında benzer tepkiler vermeleri) ve transların yaşamları veya meselelerine dair bilgilenince bu tavır ve ifadelerini bırakabilirler. Bunun aksine, trans-karşıtı kişiler genellikle anti-trans gündemleri aktif bir şekilde öne çıkarır ve destekler. Sosyal etkileşim ve eğitimle değişmeleri çoğunlukla mümkün değildir—tabii eğer kapsamlı bir felsefi dönüşüm geçirmelerse.

Trans-şüpheci pozisyon, transların var olduğunu kabul eder ve (belli bir seviyeye kadar) hoş görülmeleri/tolere edilmeleri gerekliliği üzerinden hareket eder. Örneğin; trans-şüpheci biri bana saygılı davranabilir ve beni yanlış cinsiyetlendirmez; ancak aynı zamanda bazı insanların “gerçekten de trans” olup olmadığıyla ve beden uyum sürecine girmesine izin verilip verilmemesiyle ilgili şüphe ifade edebilir. Bu kişiler kendilerini (kendi karar verdikleri belli ölçüler dahilinde) “trans (hakları) savunucusu” olarak görür. Bu sırada tıpkı trans-karşıtı kişilerin yaptığı gibi (bakınız); güçlü cis-normatif ve cis-cinsiyetçi önyargıları ile aynı yanlış bilgileri yaymaya ve anti-trans politikayı desteklemeye devam ederler. Trans-karşıtı ve trans-bihaber tavır ve yaklaşımların her yere nüfuz etmiş durumda olduğu bir dünyada, ortalama bir cis/natrans[1] kişi trans-şüpheci iddiaları görece “objektif/nesnel” ve “makul” bulur—translar ise bu kisvenin altını rahatlıkla görür.

Trans-karşıtı ve trans-şüpheci duruşlar arasındaki fark, yine “Detransition, vazgeçme ve yanlış bilgiler” başlıklı yazımın temelinde yatar. Bu yazıda Jesse Singal ve Alice Dreger gibi kişilerin trans-şüpheci görüşlerinin, trans bakış açısından ne kadar hükümsüz olduğunu tane tane anlatmaya çalışmıştım. Bu yazarlar, trans bireyleri bir dereceye kadar tolere ediyor olsalar bile (örneğin bizim toplumdan tamamen izole edilmemizi istemiyorlar), bu kişiler aslında cis/natrans kimliklere, bedenlere ve perspektiflere trans olanlara göre daha çok değer veriyorlar. Ayrıca bu yazarlar, trans bireylerin kendi hayatlarına dair söyledikleri şeylere de her zaman şüphe ile yaklaşıyorlar–tabii eğer onların cis-normatif varsayımlarına uymuyorsa. Sonuç olarak tıpkı trans-karşıtı mevkidaşları gibi, bu kişiler de belli politikaları (örneğin; doğumda atanmış cinsiyet yanlısı terapi ve sağlığa cinsiyet kimliği karşıtı yaklaşımlar) ısrarla talep ediyor ve bu alandaki yanlış bilgileri (örneğin; çoğu trans sağlık uzmanının reddettiği psikolojik teorileri) yaymaya devam ediyor. Ve bu yaptıkları dışardan bakanlara nispeten zararsız görünüyor.

O yazıda bu konuya değinmemiş olsam da trans-karşıtı transfobi ile trans farkındalığı olmayan transfobi arasında bir ayrım yapmanın verimli olacağını düşünüyorum. İlk bakışta bu durumlar birbirlerine benziyor gibi görünebilir. Bu iki durumda da kişi beni yanlış cinsiyetlendirebilir, bana belli hakaretler edebilir veya benim gerçek bir kadın olmadığımı iddia edebilir. Tüm bu davranışlar benim için aynı şekilde hükümsüzdür. Fakat aktivist bir bakış açısından, bu bireylerin davranışlarını değiştirme olasılığının olup olmaması (örneğin; trans bireyleri tanıdıklarında ve trans-kapsayıcı perspektifleri öğrendikleri zaman) veya trans bireylerin ve görüşlerinin önünü kapatan geniş çaplı bir ideolojiye (örneğin; köktendincilik, trans dışlayıcı radikal feminizm gibi) bağlı olup olmadıkları önemlidir–tabii eğer ilk etapta bu ideolojileri reddederek fikirlerini değiştirmezlerse.

Yaptığım bu ikinci ayrımın trans aktivizmle bağlantısı dolayısıyla, trans-dışlayıcı radikal feministlerle [Trans Exclusionary Radical Feminist—TERF][2] ilgili son zamanlardaki düşüncelerimi paylaşma ihtiyacı duydum. Bu terime aşina olmayanlar için sözü geçen terimler sözlüğünde yazdığım madde şöyle:

TERF’ler: “Trans-Dışlayıcı Radikal Feministler” için bir kısaltma. Kendilerini bazen “cinsiyete eleştirel bakanlar” olarak da tanımlayan radikal feministlerin bir alt grubu olup trans kimliklere, deneyimlere ve haklara şiddetle karşı çıkarlar. Transfobinin ana akim ifadelerinin tersine (bu ana akım ifadeler genellikle dini inançlara ya da biyolojik determinizme atıfta bulunur), TERF’ler görüşlerini sıklıkla şu gerekçelerle destekler:

1. Toplumsal cinsiyet, kadınları baskılamak için insan eliyle yaratılmış ve düzenlenmiş bir sınıf sistemidir, bu yüzden de ortadan kaldırılmalıdır.

2. Translar bu sınıf sistemine “kanar” ve bu sistemi “güçlendirirler.” Böylece kadınların ve feminizmin altını oyarlar.

3. Özellikle trans kadınlar bir tehdittir çünkü onların gözünde biz, kadınların alanlarına sızmaya ve/veya kadınların kimliklerini ve koşullarını kendimize mal etmeye çalışan baskıcı “adamlar”ız. Ben de dahil olmak üzere trans aktivistler, TERF pozisyonları, özcü olduklarına, kesişimselliği görmezden geldiklerine ve tabiatı gereği anti-feminist argümanlar öne sürdüklerini işaret ederek eleştirdi (bkz. Whipping Girl, s. 47–52, 233–245, ve Outspoken, s. 106–116.) Dahası, Excluded[Dışlanmış] adlı kitabımda (s. 110–137) TERF’lerin temel argümanlarının (yani TERF’lerin “toplumsal cinsiyete bir son vermek” için çalıştıkları, transların ise sözümona “toplumsal cinsiyeti güçlendirdiği” iddiasının) tamamen keyfi olduğunu ve cinsiyetçiliği azaltmak yerine alevlendirdiğini daha önce açıklamıştım. “TERF” etiketi bir taraftan bu grubun anti-trans ideolojisini vurgular (bu ideoloji kendini taciz, özel kişisel bilgileri ifşa etmek ve trans haklarına karşı aktif olarak savaşmak olarak dışa vurur). Bir taraftan da TERF’lerin arızalı “cinsiyeti sonlandırma”ya karşı “cinsiyeti güçlendirme” mantığı, onları feminen kadınları, seks-pozitif feministleri ve seks işçilerini de içeren birçok grubu da kötülemesiyle sonuçlanır. Bu yüzden TERF’ler bazen Seks İşçisi Dışlayıcı Radikal Feministler [Sex Worker-Exclusive Radical Feminist—SWERF] olarak tanımlanır. Bazı TERF’ler, “TERF” kelimesinin bir hakaret/yafta olduğunu iddia etti. Bu iddia TERF kısaltmasının, trans-dışlayıcı ve trans-kapsayıcı arasında bir ayrım yapmak için tarafsız bir terim yaratmak niyetiyle, natrans/cis radikal feministler tarafından ortaya atıldığı gerçeğini yok sayar. O günden bu yana terimde olumsuz imalar biriktiyse, bu yalnızca çağdaşımız olan çoğu feminist trans-dışlayıcılığı itibarsızlaştırıcı ve hükümsüz gördüğü için ve TERF retoriği lüzumsuz şekilde kötüleyici bulduğu içindir.

TERF’in bir hakaret olduğu suçlamasını asla makul bulmuyorum; ama bu terimin bugün ne kadar geniş kullanıldığına dair bazı kaygılarım var. Örnek vermek gerekirse; transfobisini ifade eden ve/veya trans kadınları “kadın” kategorisinden dışlamaya çalışan neredeyse tüm feministleri (hatta bazen feminist olmayanları da) tanımlamak için TERF teriminin kullanıldığını gördüm. Trans bir kadın olarak, trans kadınların dışlanmasının itibarsızlaştırıcı olduğunu ve trans kadınlara fiili şekilde materyal zarar verdiğini onaylayabilirim—özellikle kurumsallaşmış ortamlarda. Ancak trans aktivist bir perspektiften baktığımda, bu terimi bu şekilde kullanmanın bizim yararımıza olduğunu düşünmüyorum.

Öncelikle Chimamanda Ngozi Adichie ya da Rose McGowan gibi ana akım feministler “trans kadınlar kadın değildir”e dair yorumlar yaptıklarında, bunu feminizmin amacının “cinsiyete son vermek” olduğunu ve trans kadınların (ve tabii aynı zamanda seks işçilerinin, feminen kadınların, seks-pozitif feministlerin, vb.) “toplumsal cinsiyeti güçlendirdiğini” iddia eden tek taraflı bir radikal feminist bakış açısına bağlı oldukları için yapmıyorlar. Gerçekten de radikal feminizmin dışındaki (başka birkaç radikal ideolojiyi benimseyenler dışında) hiç kimse trans kadınları “cinsiyeti güçlendirenler” olarak görmüyor. İşin aslı, bu ana akım kişilerin translardan hoşlanmamasının ya da rahatsız olmasının nedeni bizi ikili cinsiyet normlarının altını oyanlar olarak görüyor olmaları—onu güçlendirenler olarak değil!

Tabii eğer radikal feministlerin ve ana akım feministlerin (Adichie, McGowan vb.) söylediği şeyleri bir Venn diyagramına yerleştirirsek, bazı kesişmeler olur. Ve bu kesişimler kesinlikle “kadınlar, Caitlyn Jenner’ın hiç deneyimlemediği şeyler deneyimledi” gibi sloganlaşmış ifadeleri de içerir (bu arada, bu iddiayı trans dışlayıcı olmak konusunda ikna edici buluyorsanız şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim). Sadece bazen benzer konulardan dem vuruyorlar diye, bu ana akım feministleri TERF olarak sınıflandıramayız. Bazı insanlar için TERF’in “trans dışlayıcı”lık için de kullandıkları, kolaylaştırıcı bir kısaltma olduğunu anlıyorum. Ancak feminizm ve feminizmin farklı fraksiyonları konusundaki tartışmaların göbeğinde yer alan biri olarak, ayrıştırılabilir bir ideolojiye işaret eden TERF’i, daha yaygın bir fenomen olan trans dışlayıcılıkla bir tutmamayı tercih ediyorum.  

Dahası, TERF’ler gibi transların kabul edilmesine ve toplumsal haklarına erişebilmelerine karşı aktif olarak çaba gösteren trans-karşıtı grupların aksine, ana akım feministler trans-bihaber görünüyor ve trans dışlayıcılığı yaygınlaştırmak için aktif şekilde çalışmıyor. Hatta Adichie ve McGowan’ın yakın zamanda yaptığı yorumlar (daha önce paylaştığım linklerden bulunabilir) özel olarak translıkla ilgili bir söyleşi sorusuna ve Jenner’ın düşüncesizce paylaşılmış kamusal bir yorumuna cevaben yapılmıştı. Yani buna sadece translarla ilgili bir konu açıldığında ortaya çıkan “pasif transfobi” diyebiliriz. Bu, yorumlarını mazur göstermez. Elbette transfeminizm ve trans deneyimlerin çeşitliliği konusunda kendilerini eğitebilirlerdi. Yahut transları ve perspektiflerini, bu çetrefilli konuda yorum yapabilecek kadar anlamadıklarını kabul edebilirlerdi. Trans-bihaber pek çok insan, trans gündemle ilgili bilgi sahibi olmadıklarını anladıkları için ve/veya yargılarını kendilerine sakladıkları için, hiç transfobik ya da trans dışlayıcı yorum yapmıyor.

Daha da önemlisi, her ne kadar Adichie ya da McGowan adına konuşamayacak olsam da (kendilerini kişisel olarak tanımıyorum), pek çok ana akım feministin translar ve deneyimleriyle ilgili daha çok şey öğrendikçe transların kapsanması konusunda mutabık olacağına inanıyorum. Aslında, geçen yaz çıkan “‘Trans Kadınlar Kadın Değildir’ Argümanının İç Yüzü” yazımın ardından (bu yazıda TERF ya da başka pek çok yaygın iddiayı ele almıştım), bir sürü kadın bana yazıp yazdığım için teşekkür etti ve yazının, transların ve kadınların alanlarına dair kaygılarını giderdiğini belirtti.

Bu dünyada kadın olmak zor. Transgender [okunuşu transcendır] olmak da oldukça zor. Bu iki grubu birbirinden tamamen ayrı iki grup insan olarak düşünmek çok kolay. Trans kadınları (ve daha genel anlamda, tüm transları) bu dünyada dişi olmak ve cinsiyetçiliğe maruz kalmak konusunda deneyimsiz kişiler olarak karikatürize etmek daha da kolay. Bu nüansları açıklama ve davamızı savunma zahmeti, yalnızca transların üzerine düşmemeli. Fakat aynı zamanda, kendi deneyimime dayanarak söyleyebilirim ki bu nüansları ayrıntılarıyla ve işin tüm zahmetini çekerek anlatmak zaman zaman insanların davamıza ortak olmasıyla sonuçlanıyor. Bazı durumlarda, daha önce trans-bihaber olan insanların, trans müttefikine ve savunucusuna dönüştüğü bile oluyor.

Bu yazının başlığında yeni bir terim sundum: TUMF (Trans-Bihaber Ana Akım Feministler [Trans-Unaware Mainstream Feminists—TUMF]). Bu kısaltmanın açılımı, “Trans-Bihaber Ana Akım Feministler” ve bence trans-dışlayıcı yorumlar yapan pek çok kadını daha isabetli şekilde tanımlıyor. Bu terimin tutmasını beklemiyorum. “TERF bir hakaret, bir yaftadır” diyen kalabalığın TUMF’tan hoşlanmasını da beklemiyorum (Aslında TUMF’u, estetik açıdan TERF’ten daha itici bulurlarsa şaşırmam!). Ama her halükârda bu fikri evrene salmayı çok istedim. TERF’lerin aksine (ki kendileri sayıca az, dibine kadar transfobik ve açıkçası onları ikna etmek için verilecek enerji ve emeği hak etmiyorlar), bir sürü TUMF var ve çoğu yalnızca bilgi sahibi olmadıkları için “içgüdü”leriyle hareket ediyorlar. Pek çoğunun fikri değiştirilebilir. Belki de hem trans-karşıtı ve trans-bihaber insanlar arasında hem TERF’ler ve TUMF’lar arasında ayrım yapmaya başlarsak, trans-bihaber ve TUMF olan ikinci grubu kazanabiliriz.

[1] Cis [okunuşu sis] ve natrans, doğuştan atanmış cinsiyetiyle uyum gösteren kişiler için Türkiye’de yaygın şekilde kullanılan iki terimdir. Cis, Latince kökenli-İngilizce ve biyolojik temelli bir terimken, natrans Lubunca kaynaklıdır ve trans deneyimi merkeze alır. 

[2] Çevirmenlerin notu: Söz konusu tartışma Türkiye’de bu kavramla yaygınlaştığı ve kavram üzerinden şimdiden hatırı sayılır bir üretim yapıldığı için yazı boyunca “Trans Dışlayıcı Radikal Feminist” kavramının İngilizcesinin kısaltması olan TERF kullanılacaktır.

* Bu yazının orijinali 30 Ocak 2018 tarihinde Medium platformunda yayımlanmıştır: Serano, Julia. 2018. “Thoughts about transphobia, TERFs and TUMFs.” medium.com, 30 Ocak.

** Görsel: Tuesday Smillie – İsimsiz, 2008