Bugün trans arkadaşımız Deniz’in yaşamını yitirdiğini öğrendik. Acımız büyük. Ancak bu kaybın ardından yalnızca yas tutmuyor, aynı zamanda yıllardır büyütülen nefretin, ayrımcılığın ve sistematik şiddetin sonuçlarıyla bir kez daha yüzleşiyoruz.
Resmi kayıtlarda bu ölüm nasıl yer alırsa alsın, LGBTİ+’ların yaşamlarını kuşatan koşulları görmezden gelmeyi reddediyoruz. Çünkü bu ülkede LGBTİ+’lar, özellikle de translar, yalnızca bireysel önyargılarla değil; kurumsallaşmış ayrımcılıkla, hedef göstermeyle, cezasızlıkla ve nefret politikalarıyla mücadele etmek zorunda bırakılıyor.
Yıllardır LGBTİ+’lar siyasal çıkarlar uğruna günah keçisi ilan ediliyor. Nefret söylemleri kamusal alanda normalleştiriliyor, ayrımcılık teşvik ediliyor, hak mücadeleleri kriminalize edilmeye çalışılıyor. Transların yaşamları değersizleştiriliyor, çalışma hayatından dışlanıyor, eğitim haklarına erişimleri engelleniyor, barınma ve sağlık hizmetlerine ulaşmaları zorlaştırılıyor. Birçok kişi için sıradan görünen bu ayrımcılık biçimleri, LGBTİ+’lar için her gün yeniden üretilen bir yaşam mücadelesine dönüşüyor.

Bizler biliyoruz ki nefret yalnızca fiziksel saldırılardan ibaret değildir. Nefret; bir insanı yalnızlaştıran, görünmez kılan, yaşam alanlarını daraltan, geleceğe dair umudunu elinden alan bir şiddet biçimidir. Bir kişinin sokakta, iş yerinde, okulda, ailesinin yanında ya da kamusal alanda sürekli olarak varoluşunun hedef haline getirildiği bir düzende yaşanan kayıpları toplumsal bağlamından kopararak değerlendirmek mümkün değildir.
Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde LGBTİ+’lar nefret suçlarının, nefret cinayetlerinin ve ayrımcı politikaların hedefi olmaya devam ediyor. AKP-MHP faşist iktidarı sistematik bir şekilde LGBT+’ları hedef gösteriyor. Pek çok nefret saldırısı yeterince soruşturulmuyor, pek çok fail cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Bu cezasızlık kültürü ise yeni şiddetlerin önünü açıyor. Yaşam hakkını savunmak yerine nefret dilini besleyenler, ayrımcılığı körükleyenler ve LGBTİ+’ları hedef gösterenler bu tablonun oluşmasındaki sorumluluklarından kaçamazlar.

Bugün kaybettiğimiz arkadaşımızın ardından bir kez daha söylüyoruz: Her LGBTİ+ bireyin korkmadan, saklanmadan, eşit ve özgür biçimde yaşama hakkı vardır. Bu hak hiçbir siyasi iktidarın, hiçbir kurumun, hiçbir nefret odağının insafına bırakılamaz. Arkadaşımızın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Onu yalnızca kaybıyla değil; varoluşuyla, mücadelesiyle, dostluğuyla ve yaşamıyla hatırlayacağız. Bu ülkenin sokaklarında, okullarında, iş yerlerinde, evlerinde ve meydanlarında LGBTİ+’lar için güvenli bir yaşam kurulana kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.
Çünkü biliyoruz: Nefret öldürür. Ayrımcılık öldürür. Yalnızlaştırma öldürür. Yaşamı savunmaya, eşitliği savunmaya, LGBTİ+’ların haklarını ve yaşamlarını savunmaya devam edeceğiz. Arkadaşımızı unutmayacağız. Yaşamak istiyoruz. Eşit yaşamak istiyoruz. Deniz’in ve katledilen bütün LGBTİ+’ların hesabını soracağız!
Fotoğraf: Fatoş Sarıkaya