İstanbul’da zehri arıyorum, zerk etmek için damarlarıma. Gökyüzünde ise bulutlardan tavşanlar var. Biraz daha yürüyorum, bulmak için kaybettiklerimi. Saat 4.20, fakat hâlâ bulabilmiş değilim, çağrıldığım mahalleleri. Önümden bir ambulans geçiyor, yardım arar gibi bağırıyor. Üzerinde “bulut” yazıyor. Gözlerimi gökyüzüne çeviriyorum, avuçlarımdaki zehri görüyorum. Zerk ederken damarlarıma, köklerimden sarsılıyorum. Bir veda edasıyla kuşatılıyorum; karşımda güllerden barikatlar var. Gökyüzünde ise özlediğim biri. Bulutlardan avuçlarıma sızan soğuk ise özlemlerden…
Teslim olmama izin vermiyor gökyüzü.
Kendimi bir gettoda buluyorum, adı Ömer Hayyam. Bir süre evsiz olduğum için sığındığım ve yaşadığım bu gettoda, unutamadığım her şeyi sarıyorum. Üzerine “Rüzgâr bizi sürükleyecek” yazıyorum. Saat hâlâ 4.20. Ellerim telefona gidiyor, Gazapizm’in son albümü Dönmek İçin Eve kulaklarımda çınlıyor. Ama bir dakika! Tuvalete koşmam gerek, haylaz bir çocuk gibi. İnsanın ne kadar kirli bir şey olduğuna dair ne varsa -gördüğüm, duyduğum, yaşadığım, tanık olduğum ve sindiremediğim- her şeyi kusuyorum; bana ait olmayanları… Tuvalette küçük bir resim görüyorum başımı kaldırdığımda. Adı “Arzu” olan küçücük bir sandalda, dört kişi ellerini gökyüzüne kaldırıyorlar. Sarsılıyorum, öyle bir sandalda olduğumu hatırlıyorum. Başım dönüyor. Düşüyorum, bir metrekarelik alana.
İki dakika sonra gözlerim açılıyor. Hatırladığım her şeyi tekrar kusmak istiyorum. Güçsüzüm. Gidip yatağa sığınıyorum.
Sabahında ise uyanmak istiyorum, adı Albe olan bu evde yahut gezegende. Fakat uyanamıyorum. Düşüyorum yine özlemlere. Uzun bir aradan sonra, tekrar gece. Sokağa çıkıyorum, kızıl bir günbatımının ardından. Çünkü yağmur yağıyor ve bir damla olarak evde durmamam gerek; sokağa çıkmalıyım. Düşmeliyim ve bir kez daha kırılmalıyım ışıldamak için. Gecenin içinde, akan su gibi umursamaz dolanan, arkasında izler bırakan… Sokakları ıslak tutan salyangozlara dikkat etmeliyim. Canım yanarken yükselen sesim, kabukları kırmamalı.
Yaprakları koparılmış bir papatya gibi hissediyordum. Hayatımda sadece yaslar ve intiharlar vardı. Bilemezdim ki beyazların siyahları kovduğunu. Çocuktum. Yapraklarım yoktu.
Pes etmiyorum, zehri bulan neşeyi de bulur, diyorum ve bu kez kaybettiğim bir kızı geri almak için çıkıyorum sokağa.
Aslında hep onu arayan bir çocuktum, hep. Sonra yüzlercesini gördüm ve Gamzem haykırdı: “Çalışmıyor bu umut makinesi, Arzum.” Biliyordum, o da kayıptı, yaşam fabrikasındaki her emekçi gibi -özlüyorum seni.
Oysaki geçmişin ve bugünün sesleri, bir çınar ağacı misali. Yaprak hışırtıları etrafı sardığında işiteceksin. Geçmişin sesi var güzelim: Buse’leriyle, Eylem’leriyle… Fırtına çıkarabilir, dikkat et kulaklarına. İsyan, yeri göğü inletebilir ve elbette kaldırımda açan çiçekler bir gün geri dönüp hesap sorabilirler.
Kafamı dağıtmalıyım.
Bir süre yürüyorum, Bostancı-Kadıköy hattında. Uslanmadan, saatlerce. Kendimi bir sahil kenarında buluyorum. Üzerine uzandığım çimenlerden gökyüzüne bakıyorum ve bütün kırmızı balonları topluyorum, ipini koparmış olanları da. Hepsi, kalpten gökyüzünde hızlıca atan ve yeryüzünde bağıran bir kadın gibi.
Tüm tanıklar şahit olsun; gözlerimizde boşluklar var, kulaklarımızda alarm sesleri! Olsun. Kanasa da avuçlarım, çınlasa da kulaklarım, bütün kırmızı gülleri topluyorum, bulmak için o kızı: içlerinde bedeviler de var, küçük kızıl goncalar da.
Kalkıyorum, uzandığım çimenliklerden ve beyaz bir tavşanı takip ediyorum. Bir parka kaçıyorum, bir parka sığınıyorum, haykırıyorum, hıçkıra hıçkıra ağlıyorum.
Kendimi Beyoğlu’nun en oyunbozan köşesinde, Mis Sokak’ta buluyorum. Bir queer düğün var. Canım Otis ile Baran, aile kurumunu queer trans arzuyla büküyorlar. Hem eylemde hem düğündeyiz. Canım Filiz İzem ile bir köşeye çekilip dertleşiyoruz ve gözyaşlarımız yüzümüzü keşfettikten sonra öpüşüyoruz. Suç ortağıyız.
Sonrasında sahneye çıkıyorum, şiirlerimi okuyorum. Bir sanayi mahallesinde hayal ettiğim küçük kız gibi; demiri büken seslerin içinde, gökyüzünden bulutlarını toplayan, ellerinde boş şişelerle, burnunda benzin kokusu olan ve onları, adı patriyarka olan bir duvara fırlatan.
İhlalin kendine sınırlar aradığı bu zamanın içinde kavga bitmiyor. Ve ben, cinsiyeti ihlal ediyorum her gün; gözyaşlarımın düştüğü neşeli eteğimi giyerken. Fakat gözyaşlarım eteğimdeki neşeye engel değiller.
Yere düşmüş bir yaprağın sağından geçerken, dudağıma çaldığım kırmızı bir ruj erkek atandığım toplumu sarsıyor. Tekrar tersyüz ediyorum onu.
Sokağa, canım pahasına her çıktığımda sınır bana yeni ihlaller hediye ediyor, ben sınırlara yeni ihlaller bırakıyorum. Arzu, bu yüzden korkulan bir özne, gözlerin tam ortasında. Ve yetmiyor duygusal bütünlükler namümkün gettolarda. Çığlık atan sessizlik ise kayıp bir özne, öfke inatla örülen bir duvar.
Bu gece tekrar sokağa çıkıyorum. Saat yine 4.20.
Yürüdükçe hatırladıklarım, ensemdeki ürpertiden daha fazlasıyken, hava çok soğuk. Üşüyorum ama yolda olduğumun bilinci beni ısıtıyor. Yoldayım. Müttefikimi arıyorum.
İnatçı bir binanın kuytusunda buluyorum aradığım o kızı. Onu kuytudan geri alıyorum ve defalarca bağırıyorum:
Arzuyu geri al, arzuyu geri al, arzuyu geri al, arzuyu geri al, arzuyu geri al, arzuyu geri al, arzuyu geri al…
Dost da düşman da görüyor; kapkara bir gecede, yağmur altında nasıl geri döndüğümü ve arzuyu nasıl geri aldığımı!
Bu yolculuğa tanık olanlar varsın deli desinler, varsın orospu. Adım Arzu: Ben bir yağmur damlasıyım.
Biliyorum ki, kaybolanı bulmak hep zordur ama imkânsız değildir. Her şey, insanın kendisini aramasıyla başlıyor.
Hayatta kalanların sadece sınırlar ve muhatapsızlıklarla karşılandığı bu zamanlarda, aslında kaybolmuyoruz. Bizlere sınırlar ve engeller koyanlar, bizleri kaybolduğumuza inandırmaya çalışıyorlar. Bu bir tuzak, eksik olan bu sistem. Uzaklarda yahut her yerde aradığımız şey, aslında gözlerimiz kadar yakın bize.
Bizler, her gün bir sokağın köşesinden canı pahasına dönenleriz ve yaşam çarklarına inatla çıkanlarız.
Zılgıtlarda buluruz birbirimizi, gün batımlarında ve doğumlarında. Göz pınarları ıslak da olsa yeniden doğarız yağmurların altında. Döneriz yaşam çarkına, bir sabah gökkuşağının altında.
Bu öykü çeşitli şiirlerimin öykülerinden oluşmuştur.
Şiirler: Düşmeliyim, Bütün Balonları Topla, Arzuyu Geri Al, Ateş Parçalarıyız
* Rüzgar Bizi Sürükleyecek, Füruğ Ferruhzad
* Döndüm Bak, Buradayım, Pride İstanbul, 2024
* Çalışmıyor Bu Umut Makinesi, Gamze
* Dönmek İçin Eve, Gazapizm
Katkıları için Bade Osma’ya teşekkürler.
Editör: Bawer
Görsel: Poplars Along Hobro Fjord / Lili Elbe – 1908