Bu yıl Malmö’de düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması İsrail’in tartışmalı katılımının gölgesinde geçti. Gazze’de devam etmekte olan soykırıma rağmen İsrail’in Avrupa Yayın Birliği (EBU) tarafından yarışmadan çıkarılmaması zaten giderek yükselen bir gerilim yaratmıştı. Özellikle Rusya’nın 2022’deki Ukrayna saldırısının hemen ardından yarışmadan uzaklaştırıldığı düşünüldüğünde, İsrail’in yarışmadaki varlığı, EBU’nun politik riyakârlığını ve dolaylı olarak soykırımı desteklediği yorumlarını beraberinde getirdi. Buna rağmen EBU sadece İsrail’in 7 Ekim’deki Hamas saldırısına atıfla ‘October Rain’ (Ekim Yağmuru) adını verdiği şarkısının ismini değiştirmesini istemekle yetindi. Tüm bunlar olurken, İsveç’in Filistin’in bağımsızlık mücadelesini destekleyen kitlesel protestolarıyla bilinen Malmö şehri de yarışmayı organize etmeye hazırlanıyordu. Bu yazımda size Malmö’de yaşayan bir lubunya olarak kentte düzenlenen Eurovision’a dair gözlemlerimi ve Filistin eylemlerine dair Queers for Palestine Malmö’nün kuir bloğundaki deneyimlerimi paylaşacağım.
Folkets Park’ın dönüşümü
İsveç, 2022’den beri sağ bir koalisyon tarafından yönetilse de, Malmö sol partilerin güçlü olduğu, hatta ‘solun kalesi’ olarak nitelendirilebilecek bir şehir. Bu açıdan kentin pek çok bölgesinde Filistin bayrakları görmek ve Filistin halkı için yapılan dayanışma etkinliklerine rastlamak mümkün. Bu yılki Eurovision’un burada düzenleneceği açıklandıktan sonra, Belediye kentin en merkezi kamusal alanlarından biri olan Folkets Park’ı (Halkın Parkı) Eurovision Köyü’ne dönüştüreceğini duyurdu. Folkets Park, Malmö’de yaşayanlar için bir buluşma yeri olmasının yanı sıra, bazı eylemlerin bitiş noktası olması açısından yerel politik öneme de sahip. Bu anlamda parkın belki de en büyük özelliği herkes için erişilebilir bir kamusal alan olması. Ancak Eurovision’un başlamasından kısa bir süre önce belediye parkı yüksek duvarlarla çevirmeye başladı. İşin ilginci, bu ayrıştırıcı duvarların üzerlerine yarışmanın bu yılki sloganı olan ‘United by Music’ (Müzikle Birleşiyoruz) yazılmasıydı.

Yarışma haftasının başlamasıyla beraber, parkın etrafı polis barikatları ve devriye gezen makineli tüfekli polisler tarafından çevrilmeye başlandı. Polis görünürlüğü sadece park çevresinde değil, bütün Malmö’de daha önce görülmemiş bir seviyeye çıkarken, kenti turlayan zırhlı polis araçları (Türkiye’deki TOMA benzeri), polis helikopterleri ve hatta komşu ülkeler Danimarka ve Norveç’ten getirilen özel polis birlikleri şehri abluka altına aldı. Folkets Park, tüm bu yoğun polis varlığı arasında bir anda halkın erişemeyeceği, duvarlarla çevrili, giriş ve çıkışları kontrol noktalarına dönüştürülmüş, kentin kalbinden koparılmış özel bir mülke dönüştü; ve adeta İsrail’in Filistin’deki yerleşimci sömürgeci yapılaşmalarından ilham alırcasına silahlanmış ve ayrıştırılmış bir kamusal alan işgalinin örneği haline geldi.
Tüm bunlar olurken Malmö’de zaten Ekim ayından beri aktif olan Filistin yanlısı eylem grupları Eurovision’un ikinci yarı finalinin düzenleneceği perşembe ve büyük finalin yapılacağı cumartesi günü için eylem çağrısı yaptı. Perşembe günü onbinlerin katıldığı eylemin kortejinde Queers for Palestine Malmö/Queer Bloc (Filistin için Kuirler Malmö), Latinos for Palestine (Filistin için Latinolar), Jews for a Free Palestine (Özgür Filistin için Yahudiler) ve daha pek çok grup yer aldı. Eylem sırasında Kuir Blok’ta attığımız sloganların bazıları şunlardı:
- No Pride in Genocide! (Soykırımda Onur Yok!)
- Welcome to Malmö, where queers defend Palestine! (Kuirlerin Filistin’i savunduğu Malmö’ye hoş geldiniz!)
- Hey hey, ho ho, the occupation has got to go! (Hey hey, ho ho, bu işgal son ermeli)
- Malmö is United, Zionists are not Invited! (Malmö Birleşiyor, Siyonistleri İstemiyor!)
- There is only one solution; Intifada, Revolution! (Sadece tek bir çözüm var, intifada ve devrim!)
Eylem ilerleyen saatlerde pek çoğumuzun katılımıyla Folkets Park önünde oturma eylemine dönüştü ve İsveçli küresel iklim aktivisti Greta Thunberg de aramıza katıldı. Her ne kadar eylem soykırım karşıtı sloganlar eşliğinde oldukça barışçıl bir şekilde gerçekleşiyor olsa da Folkets Park’ın girişini çevreleyen makineli tüfekli polisler eylemcilerin Filistin bayraklarıyla Eurovision köyüne girmesini engelledi ve hatta eylem alanına gelen maskeli timler iki eylemciyi tutukladı. Parkın içerisinde İsrail bayrakları eşliğinde kuir radikalliğinden ve politikliğinden arındırılmış drag şovu ilebeyaz ve emperyalist ‘küresel gey’ kültürü pompalanırken, dışarıda Filistin mücadelesinin ve kuir direnişin ortak olduğunu bilen ve savunanlar olarak polis şiddetiyle mücadele ediyorduk. Hatta zaman zaman yarışmaya gelen polis koruması eşliğindeki turistlerden bazılarının Filistin bayrağı tutan eylemcilere alaycı ifadelerde bulunmalarına ben ve arkadaşlarım şahit olduk. EBU, Avrupa ülkelerinin birbirine oy vermesi yöntemiyle gerçekleşen bir şarkı yarışmasının politik olmadığını dile getirmekte ısrarcı. Ancak ev sahibi bir kenti militarize ederek ve kamusal alanı soykırımcı bir ülkeyi dahil ederek işgal eden bir şarkı yarışması düzenlemek son derece politik bir tercih değil de nedir?

Gazze Kavşağı
Eurovision’un yarattığı bu baskıcı mekânsal dönüşüme rağmen, şehirde direniş alanlarının da ortaya çıkması umut vericiydi. Bunlardan en sembolik olanı Folkets Park’ın hemen yanı başındaki kavşağın eylemciler tarafından Gazze Kavşağı’na (Gazarondellen) dönüştürülmesi oldu. Kavşak, Folkets Park’ın dışındaki grafiti duvarının hemen yanında yer alıyor. Daha önce sıklıkla feminist, kuir ve sol içerikli grafitilerin yapıldığı bu duvar politik sokak sanatı için zaten önemli bir noktaydı. Eylemler sırasında ise direnişçilerin toplanma, sosyalleşme ve müzik çalma alanı haline geldi. Kavşak elimizden alınan parkın ufak bir alternatifine dönüşürken pek çok grafiti sanatçısı duvarları Filistin destekçisi görsellerle donatmaya başladı. Buna karşın Gazze Kavşağı’na gece yarısı gelen belediye ekiplerinin duvarın yalnızca Filistin içerikli grafitilerini silmeye kalkışması eylemcilerin tepkisine neden oldu. Ertesi gün yeniden ekip gönderen belediye bir kere daha direnişle karşılaştı ve bu sefer grafitilerin ‘yanlışlıkla’ silindiği gibi garip bir açıklama yapıldı. Bu olaylar Gazze Kavşağı’nın sembolizmini daha da güçlendirerek alanın yeni grafitilerle donatılmasına ve hatta sonraki günlerde film gösterimi ve şiir dinletisi gibi kültürel etkinliklerin yapılmasına vesile oldu.
Eylemler cumartesi günü de sadece Malmö’lülerin değil, Kopenhag gibi çevre şehirlerden gelenlerin yoğun katılımıyla devam etti. Yarışma akşamına doğru büyük finalin düzenlendiği Malmö Arena yakınında düzenlenen eyleme polis biber gazı ile müdahale ederken, eylemcilerden gözaltına alınanlar ve alandan uzaklaştırılanlar da oldu. Greta Thunberg de bu eylemciler arasındaydı ve gözaltına alındığı görüntüler dünya basınında geniş yankı buldu. Eurovision’un bitiş saati yaklaştığında bölgeyi daha da militarize eden polisler arenanın bulunduğu Hyllie semtini tamamen kontrol altına alarak eylemcilerin yarışmaya katılanların kullanacağı tren istasyonuna erişimini imkansız hale getirdi.

Eurovision, İsrail ve Pinkwashing
Ben Eurovision’u çocukluğumda Sertab Erener’in yarışmayı kazanmasından beri (bu yıl Malmö’de Every Way That I Can’i yeniden seslendirmesi de manidardır) severek izleyip her yıl takip ederek büyüdüm. Ama bu yıl hem İsrail’in yapmakta olduğu soykırıma rağmen yarışmaya katılımına şahit olmak hem de yarışmaya karşı direnişi merkezinden deneyimlemek Eurovision’un gördüğümden çok farklı olduğunu fark etmemi sağladı. Bu anlamda soykırımcı İsrail’i alkışlayıp ona direnenleri cezalandıran Eurovision’un bunu yaparken de kuir sembolleri kuirlere karşı kullanan bir pinkwashing performansı olduğu malumun ilamı oldu.
Pinkwashing kavramı, günümüzde pek çok şirket ve kurumun batıdaki Onur Yürüyüşleri gibi etkinliklerde haklarımızı savunuyormuşçasına boy gösterip parçası oldukları LGBTİ+ karşıtı sağ-kapitalist politikaların üstünü örtme stratejilerini açıklamak için kullanılıyor. Kavramın temel anlamı ise İsrail’in Filistin’i dünya kamuoyuna homofobik bir tehdit gibi sunarak Filistinlilere yıllardır yapılan katliamını meşrulaştırmak için sürdürdüğü yanıltıcı politikalara dayanıyor. Bu anlamda İsrail’in Gazze’de dünyanın gözü önünde sürdürdüğü soykırıma rağmen yarışmanın bir parçası olması pek de beklenmedik bir sürpriz olmasa gerek. Onlar ne kadar ışıltılı ve gösterişli etkinlikleriyle üstünü kapatmaya çalışsa da Filistin bir gün özgür olacak ve o gün geldiğinde Eurovision, soykırımcı politikaların bir parçası olmanın yükünü sonsuza kadar sırtında taşıyacak.

