Berk Gürakar’dan kişisel bir seçki: 2022’nin en iyi albümleri

2022, karantinanın ardından müziğin yeniden geliştiği bir yıl oldu. Canlı konserler ve festivaller dünyaya tam anlamıyla geri dönerken, birçok sanatçı uzun zamandır beklenen albümlerini yayımlayarak müzikal çeşitliliği bol ve dolu dolu geçen bu yılın soundtrack’ini oluşturdu. Hem ana akımda beklediklerine değen albümlerle geri dönüş yapanlar oldu hem hep daha da fazlasını hak ediyor dediklerimiz kariyerlerinin en iyilerini sundu hem de ilk albümlerini yayımlayan isimlerin ve grupların kalabalıkların dikkatlerini üzerlerine çeken çıkışlarıyla kalıcı bir etki bıraktı. 

Müzik açısından oldukça iyi geçen bu senenin, batılı ve beyaz dünyadan uzak yerlerde iç savaş ya da olaylardan mağdur olanların herhangi bir çözüm belirtisi olmaması sebebiyle tehlike altında yaşamaya devam ettiği ve kadınların ve queerlerin haklı hak mücadelerini kazanmak için uğruna birçok kayıplar verdiği ve vermeye devam ettiği bir sene olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Her sene olduğu gibi bu sene de elimden geldiğince dünyanın farklı yerlerinden, farklı müzik türlerinde yapılan işleri dinlemeye çalıştım. Dolayısıyla, dünya çapında bilinen isimlerden bağımsız sanatçılara pek çok albümün yer aldığı eklektik bir liste ortaya çıktı. Sizlerin de listedeki albümlerden birer şarkı ekleyerek hazırladığım çalma listesinden seveceğiniz bir sanatçı ya da kayıt bulacağınızı umuyor ve bu vesileyle herkese iyi yıllar diliyorum.

60. Sun’s Signature – Sun’s Signature (chamber folk)
59. Aldous Harding – Warm Chris (singer-songwriter)
58. Coby Sey – Conduit (experimental hip hop)
57. Björk – Fossora (art pop)
56. Duster – Together (slowcore)
55. Silvana Estrada – Marchita (chamber folk)
54. Sudan Archives – Natural Brown Prom Queen (alternative r&b)
53. Fontaines D.C. – Skinty Fia (post-punk)
52. Plaid – Feorm Falorx (idm)
51. Kelly Lee Owens – Lp.8 (post industrial)
50. Rosalía – MOTOMAMI (neoperreo)
49. The Soft Pink Truth – Is It Going To Get Any Deeper Than This? (deep house)
48. moondaughter – phosphenes and iridescent lights (ambient pop)
47. Huerco S. – Plonk (techno)
46. Burial – Antidawn (ambient)
45. Kmru, Aho Ssan – Limen (post industrial)
44. Hurray For The Riff Raff – LIFE ON EARTH (singer-songwriter)
43. Denzel Curry – Melt My Eyez See Your Future (southern hip hop)
42. Weyes Blood – And In The Darkness, Hearts Aglow (baroque pop)
41. Jambinai – apparition (post rock)
40. Siete Catorce – Cruda (latin electronic)
39. Kendrick Lamar – Mr. Morale & the Big Steppers (conscious hip hop)
38. Yeule – GLITCH PRINCESS (glitch)
37. Osheyack – Intimate Publics (deconstructed club)
36. Oren Ambarchi – Ghosted (avant-garde jazz)
35. Malibu – Palaces of Pity (new age)
34. Jockstrap – I Love You Jennifer B (glitch pop)
33. Destroyer – LABYRINTHITIS (new wave)
32. Kali Malone – Living Torch (drone)
31. Jenny Hval – Classic Objects (sophisti pop)
30. Julmud – Tuqoos (instrumental hip hop)
29. Quadeca – i didn’t mean to haunt you (folktronica)
28. Little Simz – NO THANK YOU (uk hip hop)
27. HVAD – Yug (industrial techno)
26. Niños del Cerro – Suave Pendiente (neo-psychedelia)
25. Time Wharp – Spiro World (post minimalism)
24. Big Thief – Dragon New Warm Mountain I Believe In You (singer&songwriter)
23. Billy Woods – Aethiopes (abstract hip hop)
22. Black Country, New Road – Ants From Up There (art rock)
21. Sarah Davachi – Two Sisters (drone)
20. Carmen Villain – Only Love From Now On (tribal ambient)
19. Hudson Mohawke – Cry Sugar (wonky)
18. BLACK MIDI – Hellfire (avant prog)
17. Nik Colk Void – Bucked Up Space (techno)
16. Carla dal Forno – Come Around (ethereal wave)
15. Širom – The Liquified Throne of Simplicity (free folk)
14. Naked Flames – Miracle In Transit (dub techno)
13. Klein – STAR IN THE HOOD (post industrial)
12. Rachika Nayar – Heaven Come Crashing (progressive electronic)
11. Raum – Daughter (ambient)
10. Ulla – Foam (plunderphonics)



Çağdaş ambient’in son yıllardaki en iyi üreticilerinden  olan Ulla, beğeni toplayan albümlerinin ardından ‘Foam’ ile her şeyin daha narin  ve derin işlendiği bir tarza yöneliyor.  Bu sert, engebeli bir albüm, ancak bir şekilde Ulla’yı kült ambient hayranlığından çıkarıp daha farklı yerlere sürükleyen en muhtemel albümü gibi görünüyor. Yoğunluğunun herhangi bir nedenine ihanet edemeyecek kadar soyut, ancak yaygın ve tanımsız melankolisi, üzülecek çok fazla şey olduğu için neye üzüleceğini bilmeyen herkesle bir akor yakalayabilecek seviyede. Sizi başka bir dünyaya götüren bir albüm olmaktan ziyade tıpkı gerçeklik gibi sizi ayakta tutuyor.
9. Whatever The Weather – Whatever The Weather (ambient techno)



2020 karantina seanslarından çıkan pek çok albüm gibi Whatever The Weather da çalkantılı bir dönemde doğdu. Bu projesinde Loraine James her şeye gelişigüzel yaklaşmış, bir şeyler bitmiş gibi hissedene kadar doğaçlama yapmış gibi görünüyor. İklim konsepti daha sonra ortaya çıkmış olsa da, bu “serbest akışlı” çalışma süreci, fikirlerin bir bilinç akışına dönüştüğü doğal dünya ile benzerlikler taşıyor. Bu şekilde, “Whatever The Weather” bir başlıktan ziyade bir metodolojiye dönüşüyor. Evet, bu projenin ilk uzunçalarındaki 11 parça santigrat derece ile tanımlanıyor, ancak Dünya’nın desenleriyle olan sonik bağlantıları bir termometrede okunabileceklerin çok ötesine geçiyor. “Kulüp müziği” kısıtlamalarından sıyrılan Whatever The Weather’ın müziği, düzenli çalışma süresi boyunca gelgitler gibi inip çıkarak kendi biçimlerini alıyor. Bu yeni isim altında Loraine James, daha eğlenceli ve serbest bir yaklaşımı keşfediyor.
8. Natalia Lafourcade – De todas las flores (chamber folk)



De todas las flores için her işiyle gönlümüze taht kuran Natalia Lafourcade’mizin bugüne kadar yaptığı en iyi iş diyebilirim. Ne yazık ki ya potansiyel dil engeli ya da en çok pazarlanan veya popüler türde bir albüm olmaması nedeniyle dünyanın birçok yerinde gözden kaçacak bir albüm olmasına rağmen müzikseverler tarafından yine es geçilmeyecek olduğu da kesin.  Natalia elinizden tutup size zarafetle rehberlik ederken sizi hayatınızda bir kez yaşayacağınız duygusal bir deneyime götürüyor. Bu, 2022’nin ve son on yılın en iyi albümlerinden biri ve herkes bu eseri sonuna kadar deneyimlemeli.
7. Daniel Avery – Ultra Truth (progressive breaks)



Daniel Avery, Ultra Truth‘u “kasıtlı olarak gölgeli” olarak tanımlıyor ve “artık puslu gözlü coşkularla uğraşmadığını” ekliyor. Bunu da erken dönem rave’in vurucu düzensiz ritimlerinin hissedildiği “Devotion” ve “Higher” ile gösteriyor. The Cure’un Faith albümü ve Ryuichi Sakamoto’nun Yellow Magic Orchestra’sı gibi daha derin etkileri de sırasıyla “Spider” ve “Collapsing Sky” dinlerken görüyoruz. Özetle, bu albüm daha ziyade dans pistinin fizikselliğinden ruhani meditasyona gerçek bir ustanın maharetiyle hareket eden bir saatlik harika ve sürükleyici bir eser. 
6. Cate le Bon – Pompeii (art pop)



Cate le Bon benim gözümde yaşayan efsanelerden bir tanesi, hatta 11 senedir yaptığı her iş ile daha da ilerleyen ve her seferinde zaten mükemmele yakın olan prodüksiyon kalitesini daha da kusursuz hale getirebilen tek kişi olabilir. “Pompeii”, ayrı şarkılardan oluşan bir koleksiyondan ziyade gerçekten bir “gesamtkunst”, yani bütünlüklü bir sanat eseri gibi hissettiriyor ki bu da albümün bir prodüksiyon harikası olduğunun kanıtı. Albüm, Le Bon’un müziğini geleneksel yollarla ifade edilemeyecek kadar muazzam hissettiren düşünce ve duyguları işlemek için böylesine kullanışlı bir prizma yapan şeyin ne olduğunu bir kez daha teyit ediyor. Sanırım ilk etapta kendinizi bir sanat eserine maruz bırakmanın değeri de bu. En kötü zamanlarda bile, içimizdeki en iyiyi ortaya çıkarmamıza yardımcı olabilir.
5. Kaitlyn Aurelia Smith – Let’s Turn It Into Sound (progressive electronic)



Tüm işleriyle beni yaklaşık on senedir kendisine hapsetmiş olan Kaitlyn Aurelia Smith, bana kalırsa en sık ilişkilendirildiği ambient türüne hiçbir zaman tam olarak uymadı ve bu albümü ile progresif elektronik, avangart pop, neoklasik ve başka türlü sınıflandırılamaz olanın içinden geçerek daha da dışına çıkıyor. Sonuç ise abartısız bir şekilde tüm müzik dinleyicilerine hitap edebilecek ve dinleyicileri hem deneysel hem de dünyadaki en insani şey gibi hissettiren, tamamen kendine özgü bir dünyaya davet eden eğlenceli, meraklı, heyecan verici bir çalışma. Let’s Turn it Into Sound‘da ilerlemek hem gündelik olanın içinde saklı büyünün keşfinden hem de portal kapandıktan çok sonra bile devam eden ışıltıdan keyif alan gizli bir aleme göz atmak gibi. 
4. Lucrecia Dalt – ¡Ay! (art pop, bolero)



Bu yıl dinlediğim en eşsiz albümlerden biri olan bu albümde Lucrecia Dalt, yabancılaştırıcı, gizemli ve bilimkurgu benzeri atmosferiyle kültürel kimlik temasını bizlere sunuyor. Zaten ilk albümünden beri radarımda olan Dalt, asla ama asla kötü bir işi olmayan ve her seferinde sizi daha da şaşırtan bir isim. Bu albüme ve Dalt’a olan sevgimi sözlü olarak anlatmaya kalksam bayağı uzun bir süre konuşabileceğime eminim. Çünkü Lucrecia, son albümündeki enerjiyi alıp farklı bir forma sokarak aynı derecede ilgi çekici ve uhrevi bir şey yapabileceğini gösteriyor. Bu albümü bir daha ilk defa dinleyemeyecek olmak üzüyor ama sizler henüz dinlemediyseniz bunu değerlendirebilir ve kendinizden geçebilirsiniz.
3. Perfume Genius – Ugly Season (experimental)



Bir Perfume Genius harikası daha… Albümdeki tüm şarkılar tek tek harika ve albüm bağlamında daha da iyi sonuç ortaya çıkarıyorlar ki bu yapması en zor şeylerden birisi diye düşünüyorum. Parça listesi boyunca ilerledikçe şarkılar daha yüksek sesli, daha yoğun ve daha ağır hale geliyor. Bu durum, acımasız ve tehditkar ‘Hellbent’ (tartışmaya kapalı en iyi PG şarkısı) ile doruğa ulaşıyor. Adından da anlaşıldığı üzere çirkinlik ve çirkin olan durumlar temasının ötesinde, neredeyse berraklık ya da rahatlık gibi güzel anların ve durumların da işlendiği bu albüm, bunların hepsini bir araya getirerek Hadreas’ın magnum opus’u (Latince “büyük iş”)  olan bu albüme dönüşüyor. 
2. Lilien Rosarian – every flower in my garden (sound collage)



Nispeten dinlemesi daha sakin ve daha kavramsal olan “A Day in Bel Bruit”ten üç yıl sonra Lilien Rosarian, “every flower in my garden” ile daha dar kavramsal vizyondan ışıltılı bir merak patlamasına geçiyor. Önceki albümü radyo seslerinin dolaştığı bir rüyaysa, bu yeni sesler coşkuyla ışıldayan gerçeklik gibi.

every flower in my garden bir ses işleme ve düzenleme harikası. Nostalji, güzellik ve umut ifadelerini, son derece sentetik ve karmaşık olmasına rağmen kulağa son derece doğal gelen bir pakette genişletiyor. Her küçük ayrıntı kendi başına ayakta dururken, aynı zamanda bir bahar esintisi gibi süzülen temposuyla birbirinin içinde eriyor. every flower in my garden, çizgilerin dışına çıkmayı, özgürlüğün belirsizliğini kucaklamayı ve yanımızdan geçip giden çiçekleri takdir etmeyi hatırlatıyor.
1. Caterina Barbieri – Spirit Exit (progressive electronic, berlin school)



Caterina Barbieri, içsel keşfin insanı nasıl uzak ve şaşırtıcı derecede ferah yerlere seyahat ettirebileceğini gösterdiği bu yeni çalışmasında şaşırtıyor ve heyecanlandırıyor. “Spirit Exit” böylece, bu hayatta en kötü deneyimlerden bile insan yaratıcılığının en büyüleyici eserleri doğurabileceğini doğrular nitelikte.

Aynı zamanda, albümün kendine has şaşırtıcı bir akılda kalıcılığı ve yapışkanlığı var, dinleyicinin içine işliyor ve albümün sonuna yavaşlayarak da olsa sizinle kalıyor. Birbiri ardına şarkıları dinlerken ve albümün sonuna yaklaşırken artık duyulan sesin neredeyse bir galaksi uzakta, başka bir zaman boyutunda yer alan hayali bir ses aynasından gelen bir cevap gibi göründüğünü fark ediyorsunuz. Birbiri ardına  dinlerken, ikincisi neredeyse bir galaksi uzakta, başka bir zaman boyutunda yer alan hayali bir ses aynasından gelen bir cevap gibi görünüyor.

Berk Gürakar’ı Instagram’da takip etmek için tıklayın.