Rêverie

Ne zamandır yağmurun yağmasını beklemiştim dört gözle, koşup iskeleden denize atlamak için. 

“Uykunuz kaçtı mı, kültürünüz artıyor” diye yazmıştı Tomris Uyar gündökümüne. Bu sözde kesin bir doğruluk payı var. Ne var ki, daha dün gecenin bir vakti aklımda Shakespeare’in 78. sonesini deniz için yazmış olma olasılığı dönüp dolaşıyordu. Sonra, birini plakların plak çalarları sevdiği gibi (veya dalgaların kıyıyı sevdiği gibi) sevmenin, insanı adeta Macbeth’in ilk perdedeki haline dönüştürebileceğini farkettim. Bir de, cadı haklıydı: iyi kötü, kötü de iyi olabilir.[1]

Uzun süre, insanların kışın denize girmemi neden bu kadar yadırgadıklarını düşündüm, anlayamadım ve anlatamadım. Peki öğlenleri Çiçek Pasajında midye-bira için sözleşen, sade ama şık giyimli insanlara ne oldu? Cin fizz içen kaç kişi kaldı? 60-70’lerde yazılan şarkı sözleri, adeta şiir niteliğinde. Bugünün şarkı sözlerine ne oldu? Akarsu’daki Arbatlı Apartmanı belki günün birinde tekrar balkonunda çalan tangolar eşliğinde şarap içilen bir yer olur, kim bilir. 

İkinci kişiliklerimiz. Birincil kişiliğimizin “düşünmemesi gerekenleri” düşünen, sözde “yapmaması” gereken şeyleri yapan, örneğin, biz ne kadar düzenliysek, bir o kadar düzensizliği seven, bastırılmış kişiliğimiz. 

Bu kadar rastgele ve belki de anlamsız düşünceden sonra kahve yaptım kendime. Çekirdeklerim yine bitmek üzere, almam lazım.  Sabahları erkenden uyanıp, müzik açıp, kahvemi yapıp etrafı izlemeyi çok seviyorum. Günün en azından bir anında yavaşlamak, yavaş yaşamak ve yavaş düşünmek ilaç gibi geliyor. Her sabahın yeni bir doğuş olduğunu yeniden öğrendim belki de.

Acaba tam tersi, kültürümüz arttıkça mı kaçıyor uykumuz? Yoksa kültürden ziyade, düşünmekten mi? Uyuyamıyorsak, aklımızdaki fısıltılardan uyuyamıyoruz. Kendi fısıltılarımızdan. Ben ellerimin titrediğini uzun süre kimseye söyleyememiştim. 

Uzun zamandır Debussy’nin Rêverie’sini de dinlememiştim, iyi oldu. 

Bugün yağdı yağmur sonunda. Deli gibi -iskeleden olmasa da- toprak yoldan koşup, kayanın üstünden atladım denize. Dünya varmış, ancak uyanabildim. 


[1] Macbeth. Perde I, Sahne I. “Fair is foul, and foul is fair, hover through the fog and filthy air.”

Bir Cevap Yazın