Lût’un Kavmi Neden Helâk Oldu?

Özge L. İspir

“Nûn. Kaleme ve yazdığına andolsun ki sen deli değilsin”

Kalem Sûresi

Bu yazının, senelerdir arkadaşlarımla yaptığım mitoloji sohbetlerinin amatör bir ruhla yazıya dökülmüş hali olduğunu söylemek isterim. Bâtınî gelenekler ve mitoloji hakkında okuduğum şeyler kendi coğrafyamın mitlerine merak sarmamı sağladı ve günümüzde semavi din olarak anılan bu mitler üzerine düşünmeye başladım. Bu yazı, çoğunlukla okuduklarımdan beslendiğim şeyleri, bazen de (daha çok İslam mitolojisi olmak üzere) bu mitolojiler hakkındaki kendi tahminlerimi içerir. Bu yazıyı yazmamın sebebi ise cübbeli kanaat önderlerinden, kendini solcu-muhalif addeden gazetecilere kadar çoğu kişinin fobik bir şekilde Lût kavmi LGBTİ+ ve ensest/pedofili eşleştirmesine başlamasıdır. Eksiği gediği yanlışı varsa şimdiden affınıza sığınırım. 

***

Masallar ve mitler bizlere insan, doğa ve hayvan tarihinin, kolektif hafızanın ve kolektif bilinçdışının semboller ve metaforlar yoluyla aktarımıdır. Fakat ne yazık ki bunlar üstüne düşünüp tartışmak dogmatikler ve fanatikler yüzünden pek yaygınlaşamamıştır. Dogmatik akıl onları dinleştirip tabulaştırırken, aydınlanmacı akıl ise dogmatiklerin tuzağına düşüp onları yok saymayı ve küçümsemeyi seçmiştir. Mitlerle ilişkimiz böyle olunca masallar da pek çok kişi tarafından yanlış yorumlanmış veya yanlış anlaşılmıştır. Uyuyan Güzel veya Pamuk Prenses’e hak ettiği değer ve yorum verilmek yerine anti-feminist sanılarak değiştirme ve yeniden uyarlama yoluna gidilmiştir. Çünkü modern insan olarak bizler, modern öncesi toplumların ve antik zamanların toplumsallığını, kodlarını, normlarını, cinselliğini ve cinsiyet algısını tam olarak kavrayamıyoruz ve kendimizinki gibi sanıyoruz. Bunu algılamanın bir yolu, mitlerin bize gösterdiği işaretleri takip etmektir. 

Yahudi, Hıristiyan ve İslam mitolojileri hem birer tarih kaydı hem de birer yol haritası olarak çok güçlü ve önemli mitolojilerdir. Biri tarımla diğeri ise hayvancılıkla uğraşan Habil ile Kâbil’in hangisinin diğerine galip geldiği tarım toplumuna geçişle ilgili bir tarih belgesidir(1). Tarım toplumundan endüstri toplumuna geçişte, peygamber olarak tanıyacağımız kahramanların meslekleri de değişti. Peygamber Musa çobandı, Peygamber İsa marangozdu, Peygamber Muhammed ise tüccar oldu. “Allah’ın aslanı” Ali, demirin hâkimiydi ve demire hükmedenlerin kral olduğu bir zamanın sembolüydü. Tıpkı zırhların hâkimi Athena ve Ekskalibur’un hâkimi Kral Arthur gibi(2). Zeus yaptıklarını çok çapkın, çok bitirim veya libidosu çok yüksek olduğu için yapmadı. Zeus, ataerkin ana soyu yutup “döllemeye” ve her şeye sirayet etmeye başladığı dönemin sembolüdür(3). Zeus’un bu yakadaki muadili Peygamber Muhammed idi. Bu bize şöyle bir tarihi de gösteriyor; Yunan yakasında MÖ. 1000’lerde başlayan ataerkleşme süreci Levant’ta, Arabistan’da ve Mezopotamya’da MS. 700-1000’lerde başladı. Demek ki bu tarihlere kadar bu saydığımız yerlerde hala tanrıçalar ve ana soy varlığını sürdürüyordu. Semavi dinlerin kutsal kitapları tanrıçaların coğrafyası üstünde yazıldı(4). Kuran’da Kalem suresi 1. Ayet “Nûn” diye başlar ve Nûn’a hitaben konuşur. Nûn Arap alfabesinin 25. harfidir ve hepimizin çok iyi bildiği bir simgedir; ortasında yıldız olan hilal, yani ay yıldız. Bu sembol tanrıça kültüdür ve paganların aya tapındığı dönemlerden kalma en önemli sembollerinden birisidir. Kuran’da hala yer alan pek çok tanrıça ve paganlık izlerinden de birisidir. Kâbe’nin ortasında yer alan ve Hac ritüellerinde çok önemli bir yere sahip olan Hacerü’l Esved taşı da tanrıça kültlerinden birisidir. Tanrıça kültü olan bu kara taş İslam’la birlikte, üstü silinen ve peygamber annesi olarak anılan başka bir kadının, Hacer’in sembolüne dönüşmüştür. Tavaf bu taştan başlar ve milyonlarca Müslüman, Hacer’in etrafında dönerek paganlardan kalma muhteşem bir ayini, evrenin dönüşünü taklit ederler. Hacer’in bu ritüelde taşıdığı önem bununla da bitmez. Müslümanlar Safâ ve Merve tepeleri arasında yedi kere gidip gelerek Hacer’in, oğlu İsmail’e su arayışını taklit ederler. Pek çok tarihçi Hacer’in bir fahişe olduğu konusunda hemfikirdir(5). Fethi Benslama’nın aklımıza düşürdüğü ilginç soruyu buraya da taşıyalım; sadece peygamberleri ile konuşan Rab, bir fahişeyle neden konuşur ve neden ona Cebrail’i gönderir (Tekvin/16)? Ayrıca İslam’ın en büyük ritüeli haccın merkezinde yer alan ve Sâmilerin annesi sayılan Hacer, Kuran’da neden bir kere bile geçmez ve adı silinmiştir? Şüphe yok ki Siyah, (köle veya fahişe) alt sınıf bir kadının adının anılmamasının baş sebebi İslam’ın zenginlerin dini olması ve aristokrat Araplar arasında yayılmaya başlamasıdır. Arabistanlı zengin tüccarlar, zemzemin dâhi kaynağı olan Habeşistanlı alt sınıf bir kadının adını kendilerine yakıştıramamış ve Kuran’da bir kere bile bahsini geçirmemişlerdir. Kaynaklarda Siyah bir köle olarak karşımıza çıkan Kara Hacer’in, Kara Madonna’dan Kara Fatma’ya(6) kadar adını bildiğimiz bilmediğimiz niceleri gibi üstü çizilen kadın peygamberlerden olup olmadığını ise sadece mitlerin işaretlerini takip ederek sezebileceğiz.(7) 

Lafı bu kadar uzatmamın sebebi mitolojilerde gösteren (signifier) ile gösterilen (signified) arasındaki bin yılların açtığı makasa ufacık da olsa değinmek içindi. Tanrıların çoğunun zaman zaman çift cinsiyetli, Adem dahil ilk yaratılanların androjen olduğu mitler dünyası heteronormatif değildir, olması imkânsızdır. Bu konu başka bir yazının konusu olarak kenarda duradursun; heteronormatiflik ve homofobi çok yeni “icat”lardır. Jean Jacques Rousseau ve Marquis de Sade’ın anılarından takip edebildiğimiz kadarıyla heteronormativite ve homofobi Aydınlanma ve Fransız İhtilali ile ortaya çıkmıştır. Elimizde hepi topu 300-400 yıllık bir kumaş var ve binlerce yıllık mitolojiye bu kumaştan elbise dikmeye çalışıyoruz. 

Mitler katman katmandır ve çeşitli okumalara ve yorumlamalara açıktır ama mitlerin meselesi kimin kiminle seviştiği değil, kimin kiminle sevişmediğidir ve bu hikayeler hetero cinsellikle sadece “çocuk” sebebiyle ilgilenirler. Mitoloji doğum ve ölümle ilgilenir, ölmeden ölmek ve yeniden doğmakla ilgilenir, devinimle ilgilenir, döngü ile ilgilenir, yaşam ile ilgilenir ve bu yüzden cinsellikle ve çocukla ilgilidir ama mitlerin, oluştukları dönemde var olmayan “heteronormativite” diye bir dertlerinin olması imkânsızdır. Cinselliği reddeden kişiyi ağaca, bitkiye, vs. dönüştürdüğü görülür çünkü yaşam ve cinselliğin birebir bağı vardır der. Ölümü ve ölümlülüğü kabul etmeyeni Kızıldeniz’de boğduğu görülür çünkü döngü ile ilgilidir ve “dönmesi” gerekir. Çocuk bu döngünün simgesi olduğu için önemlidir. Eskimişin/geçmişin yerini yeniye/geleceğe bırakması çocukla temsil edilir. Lût’un geçtiği ilk yer olan Tevrat’tan örnek vermek gerekirse; müneccimler Firavun’a bir çocuğun gelip onu tahtından edeceğini haber verirler ve Firavun, İsrailoğulları’nın bütün bebeklerini katleder. Ancak İsrailoğlu Musa bir şekilde kurtulur, Firavun’un sarayında büyür ve büyüyünce Firavun’u öldürür. Firavun, devrinin biteceğini ve öleceğini kabul etmeyen babadır, erktir, kraldır. Geleceği yok etmek ister ama bu mümkün değildir. Musa, ki kelime olarak “çocuklar” demektir, ki Firavunun katlettiği çocuklardır, ki gelmesi engellenemez olandır ve gelerek geçmişi, babayı, kralı denizin dibine gömer(ler). Kehânet engellenemez. Babaların tahtını her zaman evlatları devirir. 

Çocuğun gelecek metaforu olduğu bu hikayelerden ve geçmiş, gelecek, yaşam ve ölüm ilişkisinden yola çıkarak Lût’un kavminin helâk olma sebebinin soylarının devam etmemesi olduğunu düşünüyorum. Atalar tarihse, çocuk bellektir ve yokluğu durumunda ne bellekten ne gelecekten söz edilebilir. Bence Lût’un hikayesinde temel mesele geçmiş ve gelecek meselesi. İnsanlar geçmişten çıkamıyorlar ve gelecek kuramıyorlar çünkü soyun devam edeceği ve belleğin aktarılacağı “çocuk” yok. Ayrıca Sodom’un erkekleri yabancı düşmanı ve ırkçılar. Okuduklarımızdan anladığımız kadarıyla galiba kibirliler de. Dışardan gelen insanlara mallarını gasp ederek zarar veriyorlar. Son gece Lût’un evine gelen melekleri insan zannederek eve saldırıyorlar ve onlara zarar vermek için Lût’tan misafirlerini istiyorlar. Lût, Sodom’un erkeklerine bir kez daha “kızlarımı alın ve onlarla yatın” diyor. Sonrasında Lût ve kızları arasında geçen mevzudan da anlaşılabileceği gibi ortada bir “soy” meselesi var esasında. Sodom’un erkekleri bu teklifi dinlemiyor ve tüm zenofobileri ile Lût’a “dışarıdan insan getiremezsin” deyip hınçla misafirleri hedef alıyorlar. Sonra Tanrı, Lût ve ailesine “o şehirden çıkın” emrini gönderiyor ve Tevrat’ta üç yerde “asla arkanıza bakmayın” emri geçiyor. Lût’un karısı bunu dinlemeyip dönüp arkasına bakıyor ve baktığı yerde tuzdan bir kayaya dönüşüyor. “Asla arkanıza bakmayın” emri, Lût meselesinin çok daha başka metaforlar barındırdığının bir kanıtı. Arkana bakma demek, geçmişe bakma, geçmişi geride bırak demek. Lût’un karısı, tıpkı şehirdekiler gibi kibre yenilip ölümlülüğe ve geleceğe direniyor. Önüne, geleceğine bakmak yerine dönüp geçmişe bakıyor ve orda tuza dönüşüyor. Yabancı düşmanı ve kibirli Lût kavmi soyunu sürdürmediği için, geleceğe ve belleğe direndiği için nesilleri sürmüyor ve bitiyor. Helâk dediğimiz şey de tam olarak neslin ve belleğin aktarılmaması ve sürmemesi demek zaten. Aksi olsaydı, Lût peygamberin ve kızlarının helâk edilmesi gerekirdi. Lût ve kızları Sodom’dan çıktıktan sonra bir mağarada yaşamaya başlıyorlar ve kızlar bir gece “başka erkek yok, soyumuz sürmeyecek” diyerek babaları Lût ile cinsel ilişkiye giriyorlar (Tekvin/19). O halde neden peygamber Lût ve kızları değil de Sodom halkı helâk oldu diye sormak gerekiyor.

Peygamberler mitolojisi, günümüzden bakınca “ahlak dışı, norm dışı” diye kodlayacağımız cinsellik hikayeleri ile doludur ve bunlar kutsal kitaplarda anlatılan hikayelerdir. Adem’in çocukları birbirleri ile, Nuh oğlu Ham ile, Yakup’un oğlu babasının karısıyla (bu birliktelikten Davud peygamber doğuyor), Lût kızları ile beraber oluyor ve aynı zamanda torunlarının öz babası oluyor. Bunun ancak enlem, boylam ve koordinat değiştirince konuşabileceğimiz İslam mitolojisi kısmı da var. Tüm bunlar peygamberler şeceresini oluşturuyor ve hiçbiri de helâk filan olmuyor. Demek ki başta da işaret ettiğim gibi, mitoloji kimin kiminle seviştiği ile değil, kimin kiminle sevişmediğiyle ilgileniyor ve meselesi yaşam ve döngü üstüne kurulu.

İslam mitolojisi Müslümanlığa, Hıristiyan mitolojisi Hıristiyanlığa, Yahudi mitolojisi de Yahudiliğe bırakılmayacak kadar zengin ve büyük birer atlas, birer harita, birer rehber ve birer tarih kaydıdır. Lût’un hikayesi de homofobiklere bırakılmayacak kadar değerli bir hikayedir ve taşıdığı metaforlarla kimsenin ırkçılığı ve homofobisi için araçsallaştırılmayı hak etmez. Tüm hikayelerin, masalların, mitlerin ve de tarihin bir gün hak ettikleri gibi özgürce konuşulup, tartışılıp yazılması temennisiyle.

Notlar

1) Ortadoğu mitolojisi – Samuel Henry Hooke

2) Avcı nasıl kral oldu, çoban nasıl peygamber oldu, bunları hangi tarihi dinamikler belirledi diye merak edenler Lewis Mumford’ın Tarih Boyunca Kent kitabına bakabilirler.

3) Daha ayrıntılı bilgi için Bkz: Mircae Eliade ve Joseph Campbell gibi mitoloji araştırmacılarının yorumları

4) Semavi dinlerde tanrıçaları değersizleştirmek ilk olarak Havva anlatısı ile Tevrat’ın başının altından çıkmış olsa da Tevrat en eski kitap olarak biraz daha farklıdır. İbrahim’in karısı olarak geçen Sara çok eşlidir ve birden fazla kişi ile evlidir. Hatta onu Firavun ile evlenmeye İbrahim teşvik eder. Aynı kitapta kadın peygamberler olarak Hulda, Nadya, Meryem ve Deborah’tan bahseder.  

5) “Eğer bir adamın karısı ona çocuk doğuramamış, ancak sokak meydanından getirtilmiş bir fahişeden çocuk sahibi olunmuş ise doğan çocuklar babanın varisi olacaktır ancak fahişe kadının evin kadını ile birlikte aynı evde yaşama hakkı yoktur” Lipit-İştar Kanunu. Ayrıca bkz: Hammurabi kanunları 144. 145 ve 146. Maddeler. Dönemin bu kanunları İbrahim-Sara ve Hacer ilişkisini de açıklar. 

6) Peygamber Muhammed’in kızı olarak tanıdığımız “Kara Fatma”nın bu sıfatı, daha sonra ortodoks-sünni iktidarın Kızılbaşları aşağılamak için kullandığı bir aracı olmuştur ve böceklere kara fatma denmiştir. . 

7) Hacer’in peygamberliğini savunan ve değerini veren ilk kişilerden birisi Baruch Spinoza idi bkz: Tanrıbilimsel Politik İnceleme. Ayrıca Hacer için bkz: Hacc /Ali Şeriati

Görsel: Osman Hamdi’nin 1901 tarihli Mihrap (Tekvin veya Yaradılış) tablosu (kolaj).

Sponsored by the Rosa Luxemburg Stiftung with funds of the Federal Ministry for Economic Cooperation and Development of the Federal Republic of Germany. The content of the publication is the sole responsibility of Velvele and does not necessarily reflect the position of RLS.

1 Comment

  1. merhaba. doğmatik akıl zaten belli. tabi en önemlisi aydınlanmacı aklın da temelde aynı işlevi gördüğünü belirtmek son derece anlamlı.. her iki açının ötesine çıkmayı ifade eder ki daha özgür inceleme fırsatı sunar. kolay gelsin…başarılar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.