Samuel Luiz cinayeti: Aşırı sağcı Vox Franco’nun ruhunu çağırıyor

Bawer Murmur

İspanya, geçtiğimiz cuma (3 Temmuz) Galicia’nın A Coruña (a korunya olarak okunur) şehrinde yaşanan bir cinayetle kelimenin gerçek anlamıyla sarsıldı. 24 yaşındaki Samuel Luiz, bir grup tarafından homofobik hakaretlere maruz bırakıldı, dövüldü ve sonrasında kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Onu döven gruptakilerin kendisine “ibne” diye bağırdığını söyledi arkadaşları. Cinayetin hemen ardından, LGBTİQA+ örgütlerinin çağrısıyla birçok şehirde gösteriler düzenlendi, cinayet protesto edildi ve mücadele çağrısı yapıldı.

Evlilik eşitliği, evlat edinme hakkı, şirketlerin ve belediyelerin sponsorluğundaki Onur Yürüyüşleri derken, uzun süredir kapsayıcılıktan uzak, cis gey & lezbiyen merkezli bir noktada duran ana akım “mücadele” şimdi şaşkınlıkla sağa sola bakıyor, adeta birilerinin ona yol göstermesini arzu ediyor. Yıllar içinde giderek hantallaşan, yerel iktidarların gözdesi olmak için didinen ve rakip gördüğü örgütlerle rekabet eden ana akım LGBTİQA+ örgütleri, ne yazık ki etrafında olan biteni (göçmen ve mülteci lubunyaların varlığı, sorunları, aşırı sağın LGBTİQA+ karşıtlığı vs.) görmek konusunda pek hevesli değildi. Oysa Samuel’in öldürülmesi, aşırı sağ parti Vox’un yükselişiyle çok ilgili. Bir süredir artmakta olan nefret saldırıları bu cinayetin de habercisiydi. O işaretleri doğru yorumlayamayanlar şimdi kara kara düşünüyorlar. İspanya’daki ana akım LGBTİQA+ yapıları artık şapkasını önüne alıp düşünmek zorunda çünkü bizi burada pek de iyi günler beklemiyor. 

11 yıldır Barselona’da yaşayan göçmen bir lubunya olarak buradaki durumu aktarmaya/yorumlamaya çalışacağım. 

Samuel Luiz cinayeti

Yardımcı hemşire olan 24 yaşındaki Samuel Luiz Muñiz, Onur Ayı’nın hemen ardından, 3 Temmuz Cumartesi gecesi sabah karşı A Coruña’da arkadaşlarıyla eğlenmeye gittiği bir kulübün kapısına sigara içmeye çıktı. Cinayete tanıklık eden arkadaşının aktardığına göre Samuel bir arkadaşıyla video görüşmesi yaptığı sırada telefonu yanındaki arkadaşına çevirdi. Bir adam ve kadın kendilerini filme aldığını sanıp ona bağırmaya başladılar. Ardından adam Samuel’in yanına gelip “Ya bizi videoya çekmeyi bırakırsın ya da seni öldürürüm ibne” diye bağırdı. Samuel adama neden kendisine ibne dediğini sordu ve saldırgan 24 yaşındaki genci dövmeye başladı. Arkadaşı kavgayı ayırdı ve oradan uzaklaştılar. Samuel saldırı sırasında telefonunu düşürmüştü, arkadaşından bulmasını rica etti. O telefonu bulmak için kavganın olduğu yere gittiğinde saldırgan yanında 12 kişiyle geri döndü ve tek yakaladıkları Samuel’i öldüresiye dövdüler. Hastaneye kaldırılan genç ne yazık ki kurtarılamadı.

Polisin nefretin üstünü örtmeye çalıştı

Cinayetle ilgili inceleme başlatan polis 13 kişiyi sorguladı. Bu 13 kişinin saldırganlar mı yoksa görgü tanıkları mı olduğun pek net değil. Ancak soruşturmanın ardından, 6 Temmuz’da cinayetin nefret saikiyle işlendiğine dair bir kanıt bulamadıklarını, bu nedenle cinayete nefret cinayeti demenin doğru olmadığını söylediler. Soruşturmayı yürütenlerden biri saldırganların Samuel’in gey olup olmadığını bilmelerinin mümkün olmadığını, tanıklardan ikisi de saldırganların Latin Amerikalı ve başka beyaz olmayan 30 yaşın altında kişiler olduğunu vurgulayan ifadeler verdiler. 

Bu açıklama haliyle büyük tepki topladı ve ülkedeki LGBTİQA+ örgütleri birçok şehirde eylem çağrısı yaptı. Cinayetin işlendiği A Coruña, başkent Madrid, Barselona, Bilbao ve Sevilla başta olmak üzere birçok büyük şehirde meydanlarda bir araya gelen kalabalıklar cinayeti protesto ettiler ve ülkede son birkaç yıldır artan nefret saldırılarına dikkat çektiler. Tam da Pride sonrası, eleştirilerin hedefinde soruşturmanın üstünü örtmeye çalışan polis ve aşırı sağcı Vox partisi vardı. Vox’la ilgili kısma birazdan değineceğim ancak biraz Barselona’daki eylemden ve ortamdan bahsetmek istiyorum.

Yaşlıların öfkesi, gençlerin korkusu

“Samuel’i ibne diye bağırarak öldürdüler.”

Pazartesi akşamı Barselona’nın en önemli iki lubunya organizasyonunun çağrısıyla Borrell ve Parliament caddelerini kesiştiği meydanda toplanıldı. Bu meydan birkaç gün önce kimliği belirsiz kişilerin (herkes Vox üyeleri olduklarına emin) camlarına spreyle hakaretler yazdığı Katalunya LGBTİQA+ merkezinin hemen yanı. Covid’in yeniden yükselişe geçtiği bir ortamda böylesi bir kalabalık beklemediğimi itiraf etmeliyim.

Alanda çıplak gözle görülen iki farklı ruh hali vardı. Yaşlı lubunyaların öfkesi ve genç lubunyaların kaygıları. 

Yaşlı lubunyalar, yeniden tanıdıkları bir karanlığın işaretlerini görüyor olmaktan dolayı öfkeliler. Onlarca yıl süren, diktatörlük döneminden, iç savaştan bugünlere getirdikleri eşitlik mücadelelerinin şimdi bir aşırı sağ parti tarafından yeniden hedef tahtasına konuşunu izliyor olmaktan dolayı kızgınlar. Genç lubunyalar içinse durum daha travmatik. Çünkü birçoğu ilk kez hayatlarında böyle bir olaya tanıklık ediyorlar ve bu durumla ne yapacaklarını bilmiyorlar. Birçoğu (beyaz, buralı ve orta/üst sınıf) evlilik eşitliğinin ve evlat edinme hakkının olduğu, görece rahat bir ülkede doğup büyüdüler, mücadele edilecek bir şey kalmadığı algısıyla geçen yılların ardından şimdi aslında tüm o yasal düzenlemelerin kendilerini nefretten koruyamayacağıyla yüzleşiyorlar. Korkmakta haklılar, tanıklık ettikleri bu dehşeti sindirmek için biraz zaman ihtiyaçları olacak. LGBTİQA+ örgütlerinin onları mobilize edip edemeyeceğini de bekleyip göreceğiz. 

Cinayete yönelik siyaset cephesinden ilk tepkiler

Samuel’in öldürülmesinin ardından siyasetçilerden gelen ilk tepkiler sağ ve solun yaşananlara bakışını da özetler nitelikteydi.

Ülke çapında birçok şehirde kalabalık gösteriler düzenlendiğini yazmıştım. Madrid’deki göstericilere polis copla saldırdı ve birçok kişi yaralandı. Devrimci parti Podemos’tan Mónica García ve Pablo Echenique bu saldırıları kınadılar.

Galicia Devlet Başkanı Alberto Núñez Feijóo cinayeti kınadı ancak bunun bir nefret cinayeti olmadığını düşündüğünü söyledi, tespit edilene kadar böyle bir ilişki kurmanın yanlış olacağını vurguladı. Galicia muhalefet lideri Ana Ponton bu açıklamayı eleştirdi.

Samuel’in babası bu tartışmalar sürerken cinayeti siyasallaştırmayın çağrısında bulundu

Eski Podemos üyesi Juan Carlos Monedero, Twitter’da LGBTİQA+ karşıtı açıklamalarıyla nefreti körükleyen aşırı sağcı parti Vox’u ve PP’li (sağcı Popular Party – Halk Partisi) Madrid Belediye Başkanı eleştirdi: “Bakalım, Vox üyeleri birinin eşcinsel olduğu için öldürülmesine vesile olduklarında hangi tanrıya dua ediyorlar. Bir düşünün José Luis Martínez-Almeida, eğer belediye binasına bir LGBTİ bayrağı asmış olsaydınız, Samuel belki de bu kadar kolay öldürülemezdi.” (Buradaki bayrak-cinayet bağlantısını anladığımı söyleyemem. Bir bayrağın o cinayeti engelleyebileceğine inanmadaki saflığı da.)

Vox’lu yetkililer bu açıklamanın ardından ışık hızıyla Monedero’ya gerçeği çarpıttığı için dava açacağını duyurdu.

“Bütün hayatını bir evlat büyütmek, onun hayallerini gerçekleştirmek için harcıyorsun, onun hemşire asistanı olmasından dolayı, onun mutlu olmasından dolayı kıvanç duyuyorsun. Sonra bir sırtlan sürüsü gelip onu sırf dogmalara göre yaşamadığı için öldürüyor. Vox budur, aşırı sağ budur.” 

Siyaset yorumcusu Martu Garrote cinayetin ardından bunları söyledi. Vox onun hakkında da suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.

Vox: İspanya’da uyuyan nefret devini uyandıran parti

Vox’un 6 Aralık’ta Barselona’da düzenlediği gösteriden (Foto: Helena Margarit)

Peki Samuel’in öldürülmesinin hemen ardından neden hemen hemen herkesin aklına ilk ve sadece aşırı sağcı Vox partisi geldi? Açıklamaya çalışayım.

Vox başlı başına bir yazının konusu ve burada çok fazla detaya girmeden, ilgili yazının sözünü vererek biraz manzarayı anlamanıza yardımcı olacak bilgileri sıralayacağım.

İspanya’daki merkez sağ (Popular Party, buranın AKP’si) ve merkez sol (PSOE, buranın CHP’si) arasında bir tenis maçını anımsatan git-gel’li (bir seçimi PP kazanır, sonrakini PSOE) seçim geleneği mevcut (1982’den beri seçimleri bu iki parti kazanıyor. Franco sonrası yapılan ilk iki seçimiyse Unión de Centro Democrático adlı Francocu parti kazanmıştı). Genel seçimlerde hep bu ikiliden biri galip gelir, birkaç küçük detay dışında iki iktidar döneminde de aşağı yukarı aynı şeyler yaşanır. Merkez solun merkez sağla derdi pek yoktur, çoğu zaman merkez sağı aratmayacak kararlar alır, muhafazakarlığı bakidir ve söz konusu ahlak, aile, kilise, vatan, millet, halkların kendi kaderlerini tayin hakkı gibi konular söz konusu olduğunda aynısının lacivertidir. Türkiye’de CHP’den tanıdığımız kağıt üzerinde solcu, pratikte sağcı bir partiyle bir gölge oyunu…

2013’te kurulan Vox, bu iki parti arasında dönen tiyatroya “daha karanlık” bir alternatif olmak için yola koyuldu. Kurulur kurulmaz da tıpkı Almanya’daki resmi olarak Nazi olmayan Nazi partisi AfD gibi, PP’nin sağcı söylemlerini daha radikal bir noktaya çekti ve sağın yumuşak karnına oynamaya başladı. İspanya’da aslında sosyal demokrat bir rüzgar esmeye, sol koalisyon PODEMOS seçimlerde fena olmayan sonuçlar almaya başlamış, bazı önemli belediyeleri (Madrid, Barselona vs.) kazanmıştı ve geleceğe dair bir sol umut (ÖDP sloganı gibi oldu affola) belirmişti. Ancak, Katalunya’da yapılmak istenen bağımsızlık referandumuyla birlikte Vox kendini var edeceği ortamı yakalamış oldu. Francocu İspanyol milliyetçiliği derin uykusundan uyandı ve Vox sayesinde yeniden siyaset sahnesini ve kamusal alanı işgal etmeye başladı.

Göçmen/mülteci karşıtlığı, yabancı düşmanlığı, kürtaj karşıtlığı, LGBTİQA+ hakları ve var oluşuna yönelik nefret içeren açıklamalar, aleni LGBTİQA+ karşıtlığı, Katalunya’nın bağımsızlığına karşı İspanyol milliyetçiliği derken, hemen olmasa da kısa bir sürede saçtıkları her nefret tohumu Aşırı Sağcı Diktatör Franco’nun eski bahçesinde filizlenmeye başladı. Buna kimsenin şaşırmadığını söylemek isterim. Çünkü herkes aslında Franco’nun öldüğünü ancak fikirlerinin halkın büyük bir kısmının hafızasında yaşadığını bilir. Özellikle küçük şehirlerde bir anda inanılmaz bir siyasi mevsim değişikliği yaşandı, bu bir süre sonra Madrid ve Barselona gibi büyükşehirlere de sıçradı. Son eyalet seçimlerinde Vox hem Madrid hem de Katalunya parlamentolarında hatırı sayılır miktarda sandalye kazandı ve ülkenin en önemli iki bölgesinin siyasetinde söz sahibi oldu.

Vox’un göstere göstere gelen yükselişi, beraberinde başka nefret gruplarına da alan açtı. Bundan en çok nemalananların başında göçmen karşıtı Naziler (evet İspanya’da da Naziler var) ve TERF’ler (Trans Dışlayıcı Radikal Feministler) geliyor.

Vox özellikle sosyal medyada çok görünür ve neredeyse her gün Twitter’da bir şeyi Trend Topic yapıyorlar. Bunun için AKP’den de tanıdığımız yöntemleri kullanıyorlar, troller, bot hesaplar ve nefes almadan sosyal medyada saçılan yanlış bilgiler ve nefret. Vox açtığı alan sayesinde Naziler göçmen karşıtı zehirlerini kusuyor, TERF’ler de transları hedef tahtasına oturtuyor, onları canavarlaştırıp korku öznelerine dönüştürüyorlar (Bu gözler İspanya Twitter’ında queer teorinin bile TT olduğunu gördü ve nedeni pozitif bir şey değildi). Vox üyeleri de bu iki grubun attığı pasları göğüslerinde yumuşatmakla filan hiç uğraşmadan gelişine vuruyor, her gündeme ilişkin el yükselten açıklamalar yapıyorlar.

Vox’un önde gelen isimlerinin geçtiğimiz yıllarda sayısız kez LGBTİQA+’larla  ilgili olumsuz beyanları oldu. Parti üyeleri açık açık LGBTİQA+’lara karşı olduklarını söylediler, LGBTİQA+’ları hasta olarak nitelemekten çekinmediler ve ‘eğer oğlum gey olduğunu söylerse onu tedavi ettiririm, bunun yöntemleri var’ diyerek “Onarım Terapilerine” işaret ettiler. Fikir vermesi açısından birkaçını sizlerle paylaşmak isterim:

“Eğer oğlum eşcinselse, torunum olmamasını tercih ederim.”
Vox milletvekili Gádor Joya Verde 

“Eşcinseller onlarınki aşk değil ahlaksızlıken neden Sevgililer Günü’nü kutluyorlar ki?”
Vox İletişim Direktörü Juan Ernesto Pflüger

“İspanya’da homoseksüelleri dövmekten diledikleri yasaları dayattıkları döneme geçtik.”
Iván Espinosa de los Monteros y de Simón, Vox milletvekili

“Eğer oğlum gey olduğunu söyleseydi ona yardım etmeye çalışırdım. Psikolojisini düzeletmek için terapiler var.”
Fernando Paz, Vox

“Evlat edinme hakkı mı? Bir çocuğun hakkı anne ve babadır.”
Santiago Abascal, Vox lideri.

Vox kadınların, LGBTİQA+’ların, göçmenlerin, Katalan ve Baskların zorlu ve uzun yıllar süren mücadeleleri sonunda kazandıkları haklara göz dikmiş durumda. Bunu da daha ilk günden açık açık ilan etti. Nefretleri öylesine büyük ki, ateşi harlamaktan da asla çekinmiyorlar. Benim buraya geldiğim ilk yıllarda hiç duymadığımız kadar nefret saldırısı haberi okumaya başladık. Son bir ayda İspanya genelinde 11 fobik saldırı ve bir de cinayet yaşandı. Neredeyse tamamında saldırganların Vox üyesi ya da partiyle alakalı kişiler olduğu söylendi. LGBTİQA+ merkezlerinin camlarına spreyle hakaretler yazıyor, şehrin duvarlarını LGBTİQA+ karşıtı slogan ve küfürlerle dolduruyorlar. “Lubunya cenneti” Barselona ve Dünyanın en büyük Pride’larından birinin yapıldığı Madrid artık lubunyalar için pek de güvenli değil. Ve Vox’un varlığı, sürdürdüğü siyaset ve yaydığı nefret İspanya’daki göçmenlere, LGBTİQA+’ları, kadınlara ve İspanyol olmayanlara (Katalanlar, Baskılar vs.) pek de müjdeli haberler getirecek gibi durmuyor.

Samuel’in öldürülmesi mücadeleyi nasıl etkileyecek?

Madrid’deki Samuel İçin Adalet eyleminden (Foto: SOPA IMAGES)

Brezilya’da doğan, 1 yaşındayken İspanya’ya taşınan Samuel’in öldürülmesi göçmen bir gey olarak buradaki hayatımla ilgili kaygılarımı yeniden alevlendirdi. Kulağa çok bencilce gelebileceğinin farkındayım ancak, Vox’un kamusal alandaki görünürlüğünün artmasıyla birlikte başlayan tedirginliğim Samuel’i bizden alan nefret cinayetiyle su yüzüne çıktı ve olayın üstünü örtmek, gerçeği bulandırmak için gösterilen çaba da işleri kolaylaştırmıyor. Alternatif oluşumlar uzun zamandır ana akım örgütlere kızgınlar ve unlarını eleyip eleklerini duvara astıklarını düşünüyorlar. Bu nedenle de ana akım pride’lara alternatif sayısız, kapsayıcı etkinlikler düzenleniyor, eylemler yapılıyor ancak hem cis-heterolar hem de ana akım örgütler tarafından marjinalize ediliyorlar.

Samuel’in öldürülüşü bu durumu mücadelenin lehine çevirebilir. Hiçbirimizin güvende olmadığı gerçeği bir tokat gibi yüzümüzde patladı ve ne yazık ki içimizden birinin ölmesi gerekti bunu fark edebilmek için. LGBTİQA+’lara  yönelik nefretten bizi koruyan şeyin anayasadaki evlilik eşitliği ve evlat edinme hakkı olmadığını herkes acı bir şekilde gördü. Konuştuğum tüm lubunyalar çok öfkeli ve kaygılı. Kızgın kalmak ve mücadeleye tutunmak gerektiğini söylüyorlar. Cinayetin acısı sönümlendiğinde o öfkenin yerinde ne kalacağı sanırım İspanya’nın geleceğini de belirleyecek. Ana akım örgütlere zerre güvenim yok ancak alternatif gruplar ve bu cinayetin yarattığı korku ve öfkenin mobilize ediyor olduğu ve edeceği kalabalıklardan ümitliyim.

Samuel Luiz, 24 yaşında bir grup fobik tarafından bizlerden çalındı. Onun toprağa düşen bedeninden çetin bir mücadele yeşerecek diye umut ediyorum.