Pandemide Vegan Olmak

Gülce Özen Gürkan

Vegan geçirdiğim şu yıllar boyunca aileme onları usandırmayacak aralıklarla veganlık anlattım. Hayvan hakları ve veganlığı nasıl anlatacağımı daha iyi öğrendikçe, akıllarına daha çok yatacak yeni yeni perspektifler sundum. Tüm bu çabalar sonucunda nihayet, geçen ay kardeşim vegan oldu. Çok da azimli, vegan yaşama ısındı bile. Bugün bana, annem ve babamla birlikte vegan tarhana çorbasını nasıl keyifle içtiklerini ve hayvan hakları konuştuklarını anlattı (evet, tarhana vegan olarak da yapılabiliyor, kızılcık tarhanası örneğin); annemin veganlık fikrine biraz olsun yaklaştığını biliyordum ama babamın adı geçince şaşırdım doğrusu.

Bunca yıl sonra, kardeşimin pandeminin ortasında vegan olması tesadüf mü? Ya evde hayvan hakları ve veganlık konuşmalarının sıklıkla geçmeye başlaması? Sanmıyorum. Pandemiyle birlikte gelen karantina, vegan olmaya karar vermek ve uygulamaya geçirmek adına hem düşünsel hem de pratik olarak elverişli bir ortam sağladı; en azından sınırlı dahi olsa karantina uygulayabilecek kadar şanslı olanlarımız için. Bu cümleyle ne demek istiyorum? Şunları:

1. Yaşam sürelerimizin denk geldiği zamanlar boyunca, deli dana, kuş gribi, domuz gribi, ve dünyayı eve kapatıp kayıplara boğan Covid19 gibi birçok salgın geçirdik. Bu salgınların çok önemli bir ortaklığı var: Hepsi bize hayvanlardan bulaştı. Yani, salgınların çıkış noktasında hayvanlarla olan — ve çoğunlukla sömürüye dayanan — mevcut ilişkilenme biçimlerimiz devreye giriyor. Elbette bu bağlantı yıllardır veganlar ve sağlık uzmanları tarafından dile getiriliyor; ancak, birçok kişi için bardağı taşıran son damla olan Covid19, bizleri aslında hep gözümüzün önünde duragelmiş olan bu hesaptan daha fazla kaçmamaya zorladı: Hayvanlar üzerinden beslenmeye ya da giyinmeye hiçbir ihtiyacımız yokken, sadece keyfimiz ve alışkanlıklarımız uğruna hayvanlara yaşattığımız cehennem, artık bizi de içine çekiyor. Sokakta acı çeken bir kedi gördüğümüzde içimiz parçalanırken, saniyede binlerce hayvanın tarafımızdan katledilmesine göz yummayı şimdiye kadar ortak bir kandırmaca olarak sürdürebilmiş olsak bile, hayvanlar için akıl almaz sonuçlar doğuran bu tutarsızlık, belli ki artık kendi yaşamsal çıkarlarımızla dahi çelişiyor.

2. İnsanlarla aramıza fiziksel mesafe koymak zorunda olduğumuz şu zamanlarda, hayvanlarla olan ilişkimiz daha bir ön plana çıktı. Herkes evinde bakımını üstlendiği hayvanlarla ya da sokakta gördüğü hayvanlarla daha sık etkileşime geçebildi. Günlük yaşamın seyrinde dünyanın insanlardan ibaret olduğu fikrine kendimizi sıklıkla kaptırabiliyorken, yaşamımızı hayvanlarla paylaşıyor olduğumuzu daha iyi idrak etme fırsatı bulabildik. Böylece, hayvanlarla olan ilişkimizi gerçekçi bir şekilde değerlendirmemizin, onların bedenlerini kendi çıkarlarımız için kullanmanın ne anlama geldiğini anlayabilmemizin yolu açıldı.

3. Veganlığın hayvan hakları adına doğru ve kaçınılmaz bir seçim olduğu konusunda hemfikir olup da, zamanının çoğunu evin dışında (yani hayvan kullanımının norm olduğu bir dünyayla gelen pratiklerin ortasında) geçirmek zorunda kalmayı vegan bir yaşama geçememeye sebep gösterenlerimiz için, karantina iyi bir fırsat oldu. Alışkanlıkları değiştirmek için vakit bulunabildi, hattâ bazılarımız için vegan yaşam pratikleri kazanma çabaları, evde sıkılmadan zaman geçirebilmek için çok yönlü faydaları olan bir yol olarak işlevselleşti. Hem hayvan hakları hareketi, hem fiziksel sağlık, hem de zihinsel sağlık adına iyi bir adım atılmış oldu.

Vurguladığım tüm bu olgular bir yandan da şu anlama geliyor: Ezkaza henüz vegan olmadıysanız, tam sırası. “Ben de hayvanları önemsiyorum, ama…”, “Hayatım elverse ben de veganlığı düşünürdüm, ama…” ile başlayan cümleleri atın bir kenara; bunu hem hayvanlar için, hem de kendi geleceğimiz için yapmak zorundayız. Covid19 süreci, herhangi bir açıdan veganlık kararını daha fazla erteleme lüksümüzün olmadığını bize acı bir şekilde gösterdi. Hemen bugün vegan olmakla aranızda hiçbir engel yok, kalmadı. Üstelik, yukarıda saydığım, ancak sizin zaten biliyor olduğunuz gerekçeler, acilen vegan olmanızı gerektiriyor, belli ki.

Gerisi size kalmış. Olanları görmezden gelerek bir sonraki pandeminin — ya da hayvan endüstrisiyle gelen ekolojik yıkımın, ya da hayvanları yediğiniz için damarlarınızı gittikçe tıkayan kolesterol gibi bilimum hastalığın — insan neslini yok etmesini bekleyebilirsiniz (“insan nesli tükensin de dünya bizden kurtulsun” demek kolay; o insanların içinde siz de varsınız, sevdikleriniz de). Ya da vegan yaşamayı seçer, dünyaya ve tüm sakinlerine umut olursunuz.

Son olarak, “insan olmak” sözünden hâlen dürüst ve âdil davranma çabasını anlayanlarımız için şöyle bir rehber bırakayım.

Bu pandemide kaybettikleriniz için sabırlar, pandemi sürecini atlatana kadar da dayanma gücü diliyorum. Sevgilerimle.

* 7 Eylül 2020 tarihinde Gülce Özen Gürkan’ın Medium sayfasında yayımladığı bu yazıyı kendisinin izniyle paylaşıyoruz.