90’lar Bit Pazarına Yağan Queer Nur

Bawer Murmur

Dr. İlker Hepkaner, New York Üniversitesi’nde kültürel çalışmalar doktorası yaptıktan sonra şehirde kalıp danışman olarak çalışmaya başlamış. İşten vakit kaldıkça yazılar yazıyor, çeviriler yapıyor. Münih’te müzik pedagojisi doktorası yapan Dr. Sezgin İnceel ise çokdilli büyüyen çocuklarda müzik eğitimi üzerine çalışıyor. En büyük tutkum dediği müzikle ilişkisini de sürdüren Sezgin şarkılar yazıyor, kayıtlar yapıyor, konserler veriyor.

Bu ikili severek dinlediğimiz Yine Yeni Yeniden 90’lar podcast serisinin de yaratıcıları. Türkçe pop müziğinin en şaşalı dönemi olarak anabileceğimiz o yıllara queer ve feminist bir açıdan baktıkları sohbetleriyle önemli bir boşluğu dolduruyorlar. Velvele’nin ilk söyleşisini onlarla yapmak güzel olur deyip birkaç soru sordum kendilerine, kırmayıp yanıtladılar. 

90’lar Türkçe popuyla ilgili podcast serisi yapma fikri nasıl ortaya çıktı? Bu konu neden sizi heyecanlandırdı?

İlker: Bir gün Sezgin’le Facebook’ta konuşurken oldu. O bana bir belgesel göndermişti, ben de izlerken çok sıkılmıştım. Biz nerdeyiz ya, kadınlar nerede, analiz hiç yok mu diye çemkirirken bu fikir doğdu.

Sezgin: İlker’in bana bu öneriyi getirmesi ile ilk sekiz bölümü kabataslak kurgusunu bitirmemiz arasında geçen süre sanırım 15 dakika falandı. Öyle bir birikmişiz. Çocukluklarımızın bu dönemde geçmiş olması ve hikayenin “atlanmış/silinmiş” kısımlarına dair söyleyeceklerimizin olması çok heyecanlandırdı sanırım ikimizi de. Bir de kendi adıma şunu ekleyebilirim: Hafızamın hatırı sayılır bir bölümü yakın tarih popüler müzik hikayeleriyle kaplı. Bunları bir şekilde dışarı atmam gerek, yoksa ağırlık yapıyorlar. Yani sadece insanlar için değil, kendi akıl sağlığım için de yapıyorum sanırım bu yayınları.

90’larda üretilen Türkçe popun yakaladığı popülerliğin arkasında neler yatıyor sizce? Bu periyot hangi nedenlerle bugün özlemle ve hala heyecanla andığımız bir dönem?

Sezgin: Geçmişe özlem sanırım hep vardı, olacak da. 90’lardayken de bir grup insanın sürekli 70’leri ve 80’leri andığını hatırlıyorum. Hatta 90’larda “Her gün yeni bir isim çıkıyor. Hiçbirisi kalıcı olmayacak” deniyordu birçok isim ve şarkı için. Ama o şarkıların hepsi ters köşe yaptı. İnsanların hiç beklemediği bir şekilde tarihe iz bıraktılar. Bence 90’lar, Türkiye popüler müzik tarihinde hep özel bir yerde kalacak. Özel radyo ve televizyonların da etkisiyle patlayan pop müzik, sanatçıların da yaratıcılıklarının iyice desteklenmesine ve ortaya harika işler çıkmasına olanak sağlamış. TRT denetiminin son bulması ile politik iklimin muhafazakarlaşması arasında hoş bir dönem olmuş sanki. Bunun yanısıra müzikal olarak da o akustik ve sıcak tını özleniyor sanırım.

İlker: Bence bunda dünyada olup biten hafıza ve kültürel miras tartışmalarının ve akımların da etkisi var. Kapitalizm unutmayı insanlara dayattıkça insanların geçmişe olan ilgisi artıyor. Türkiye’nin içinden geçtiği dönemin de etkisi var tabi ama özlenen zamanlardan geriye getirmesi en kolay şeylerden bir tanesi şarkılar. Ayrıca bunu çok fazla masrafa girmeden de yapabiliyorsunuz. Bu nostalji furyasında bunların da etkisi olduğunu düşünüyorum.

Dönemi çocuk olarak yaşarken fark etmediğiniz ancak queer ve feminizm gibi alanlarda çalışan akademisyenler olarak podcast’i yaparken dikkatinizi çeken ya da şaşırdığınız şeyler neler? Mesela bazı şarkıların aslında bayağı eril, cinsiyetçi sözleri olduğunu fark ettiğinizi söylediğinizi hatırlıyorum. Ya da bugünden bakınca bunu nasıl yapmışlar helal olsun dediğiniz şeyler…

Sezgin: Benim aklıma ilk gelen çalışma Orhan Atasoy‘un Gemiler klibi oluyor bu anlamda. Bırakın 90’ların ilerisinde olmayı, günümüz için bile hala zamanının ötesinde bir klip. Müzikal anlamda Özlem Tekin‘in Öz albümünün zamanının çok ilerisinde bir albüm olduğunu düşünüyorum. Eril ve cinsiyetçi deyince aklıma gelen ilk örnekler Karakan‘ın Evdeki Ses şarkısı ile Ferdi Tayfur‘un Fadime’nin Düğünü klibi oluyor.

İlker: Bizi bu podcast’i yapmaya iten de bu tip örneklerin zamında var olması ve bugünlerde bunların unutulmaya yüz tutması aslında. Klipli hikayeler bölümünde belirttiğimiz bir Levent Yüksel şarkısı var mesela, Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim diye. Bir erkek ağzından toksik erilliğe karşı kendini tanımladığı bir şarkı. O ilginç bir örnek. Ben şahsen muğlak anları, garip kişilikleri de çok seviyorum. Kötü Kadınlar serimizde bahsettiğimiz pek çok karakter iyi ki varmış mesela.

Queer ve feminizm adına doğrularıyla, yanlışlarıyla bereketli bir dönem diyebiliriz sanıyorum 90’lar için. Bugün baktığımızda bunun nedenlerine dair neler söyleyebilirsiniz?

Sezgin: Üretim yapılırken “korku” faktörünün günümüze kıyasla bir adım geride durması olabilir. Bir taraftan da fazla suya sabuna dokunmayan bir tarafı var.

İlker: Bence sanatçılara tanınan görece özgür ortam herkes için yoktu, ama bu ortamda kendini var edebilen ve genelde şehirli Türklerden oluşan bu kesim 90’ların öncesi ve sonrasına göre özgür bir ortamda iş yaptı. Bu bereketli dönemde Türkiye ekonomisinin ve medya ilişkilerinin dışarıya açılmasının da etkisi vardı. Özellikle Amerika’dan inanılmaz bir kültürel ürün girişi var. Şimdi haklı olarak beğenmeyip yeterli görmesek de Friends gibi bir dizinin televizyonlarda yayınlandığı, Philadelphia’nın Parliament Sinema Kulübü’nde oynadığı bir dönemdi. O kültürel dalganın etkisinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu işleri onlardan öğrendik dediğim düşünülmesin, bu dalga sadece konuları bir nebze öne çıkardı.

Sizin de bahsettiğiniz detaylara da bakınca, son 20 yılda Türkçe popüler müziğinin geriye gittiğini fark ediyoruz. Daha muhafazakâr, yaratıcılığın artık önemsenmediği, fabrikasyon üretime geçmiş ve edepli yıldızlar yaratan bir sektör var. Mesela Emel Deli Et Beni‘ye bugün öyle bir klip çekebilir miydi ya da Yıldız Tilbe’nin Delikanlım‘ı bugün çıkmış olsa videosunda bahsi geçen adamı Cenk Torun gibi bir erkek (günümüz “erkek” algısının dışında olduğunu düşünürsek) oynayabilir miydi? Bunun ülkenin geçirdiği siyasi ve kültürel değişimden beslendiğini düşünüyor musunuz yoksa o dönem tüm enerjisini hızlıca harcayıp kendi kendini mi tüketti?

Sezgin: “Bugün yapılabilir miydi?” sorusunu farklı çalışmalar için ben de zaman zaman soruyorum kendime. Fakat cevaplaması zor. Günümüz müzik piyasasından konuşurken de anaakımla sınırlamazsak kendimizi, aslında yine çok yaratıcı ve iyi işler çıktığını düşünüyorum. Şartlar değişti, ve sanırım gelişen teknolojiye rağmen şu aralar varlığın ve olanakların değil, yokluğun ve zorlukların yaratıcılığı kamçıladığı bir dönemdeyiz. Benim öngörüm 20-30 seneden sonra bugünlere baktığımızda tüm (politik ve sosyokültürel) güçlüklere rağmen, pes etmeyen, üreten ve savaşan müzikleri konuşacağız. Günümüzün politik iklimini o müzikler üzerinden değerlendireceğiz. Büyük ihtimalle de alternatif ve indie isimler olacak bunlar.

İlker: Ben insanlarda üretme enerjisinin tükenmeyeceğine inanıyorum. Ama sekteye uğrayabilir bu, kimi zamanlar insanlar durup, bekleyip sonra bir anda her şeyi değiştirecek ürünler ortaya koyabilirler. Mesela 1980’lerin Türk edebiyatına yaptığı etkiye bakın, bir süre yok olmuş gibi görünen edebiyat bir anda nasıl bir atılım gerçekleştirmiş. Siyasal, kültürel ve bence teknolojik gelişmeler nedeniyle daha bölünmüş, daha duvarlı hayatlar yaşanıyor, bu bölünme ve küçük gruplara hapsolma kültürel üretime de etki ediyor.

Bir önceki sorunun ışığında Türkiye’de 90’lar gibi bir müzikal dönemin tekrar etme olasılığını nasıl görüyorsunuz?

Sezgin: Tarih bir döngü. Bence yine gelecek. Ama biz görür müyüz, bilmiyorum.
İlker: Ben büyük hit’ler, herkesin tek bir ağızdan söylediği şarkılar döneminin kapandığını düşünüyorum. Ama kaliteli müzik illa bir yerlerde yapılacaktır.

Podcast’in en sevdiğim şeylerinden biri kuir anlar/olasılıklar üzerine yaptığınız bölüm oldu. Kültürel ve sanatsal üretimlere bakarken orada illaki ayan beyan bir queer durum ya da ne bileyim, bir LGBTİ birey/an olması gerektiği hatasını çok yapıyoruz. Oysa çoğu zaman orada neden bunların olmadığı da aslında bize çok şey söylüyor. Görünmezliğin/gösterilmemenin/es geçilmenin ardında yatan şeyleri yeterince önemsemediğimizi düşünüyorum bazen. Bu daha çok yorum gibi oldu ama bir şeyler söyleyebileceğini umuyorum.

Sezgin: Katılıyorum. Psikolog Dr. Melanie Joy, dünyanın ideolojilerle dolu olduğunu, ama bazılarını sürekli gördüğümüz, duyduğumuz için artık onların farkında olmadığımızı söyler. Ancak onlara karşı çıkan ideolojiler doğduğunda onları tekrar görünür kılırız der. Feminizmin ataerkilliği, veganizmin karnizmi görünür kılması gibi. Bizim de bu görünmezliğin veya görünür olmak isterken görmemezlikten gelinenlerin altını çizmek istememizin sebebi bu.

İlker: Hani diyoruz ya, burdayız, hiçbir yere gitmiyoruz, alışın! Bu işlediğimiz konularda biraz da “hep burdaydık” deme hali var aslında. Herkes her şeyi sorgulamadan da durmaya niyetimiz yok.

Bugünün Türkiye’sinde 90’lar ruhuna yaklaşabilen isimler var mı sizce popüler müzik piyasasında?

Sezgin: Ben o ruhu bugünün müziğinde aramıyorum kendi adıma. Teknoloji, müzik yapma, müzik dinleme, satın alma alışkanlıkları tamamıyla farklı. Ama bugünün ruhunu güzel yansıttığını düşündüğüm birçok isim var. Son zamanlarda müziğine en çok taktığım isimler Nihan Devecioğlu ile Santi & Tuğçe.

İlker: Ben 90’ları daha kolektif bir açıdan düşündüğümde toplumun pek çok kesimine dokunabilen, kendini dinleten birisi olarak aklıma ilk Sıla geliyor. Şarkılarının konuları 90’lardaki konularla pek alakası olmasa da hem sözlere dair hem de müzikal kaliteyi çok yukarıda tutabilmesi açısından Kalben’i çok severek dinliyorum.

2020’lere girdiğimiz şu zamanlarda bile 90’larda üretilmiş ve hala dinleyip sevdiğiniz işler neler? Ya da şöyle sorayım: kuir ve feminizmle haşır neşir olduktan, bu alanlarda çalışmalar yaptıktan sonra bile 90’larda çıkmış ve hala sevdiğiniz beş ya da 10 albümlük küçük birer liste istesem sizden ayrı ayrı çok mu zahmet vermiş olurum?

Sezgin: Listem her gün değişiyor, ama şimdilik ilk aklıma gelen örnekler sıraya koymaksızın şunlar:

  • Özlem Tekin – Öz
  • Zuhal Olcay – Oyuncu
  • Sezen Aksu – Deli Kızın Türküsü
  • Nazan Öncel – Göç
  • Ayşegül Aldinç – Sorma /Benden Söylemesi

Dünya sahnesinden ise:

  • Alanis Morisette’in ilk 3 albümü
  • Björk’ün 90’larda yaptığı her şey
  • Jamiroquai-Synkronized
  • Madonna-Ray of Light
  • Spice Girls-Spice
  • Ve sesleri ile beni başka dünyalara götüren Macy Gray ile Skunk Anansie’den Skin.

İlker: Ben İkizler burcu bir insan olarak listeleri yaptığımda sadece pişman oluyorum. O yüzden hiç bu işe kalkışmayayım. Ama podcast hakkında araştırma yaptıkça 90’lardan hayatıma taşıdığım parçalar değişiyor, onu söyleyebilirim. Aldatıldık’ı duyduğumda artık kapatıyorum mesela, o şarkıyla bir beş sene ayrı kalmamızın zamanı geldi.

Yine Yeni Yeniden 90’lar podcast serisini dinleyebileceğiniz platformlar
Web
Spotify
Apple

YYY90’ları sosyal medyada da takip edebilir, yeni bölümlerden haberdar olabilirsiniz
Twitter 
Instagram
Facebook
Mail