Berlin’de yaşayan Cezayirli queer yazar Safir Boukhalfa’nın, Berlin Onur Yürüyüşü’ne yönelik terör saldırısının ardından kişisel Instagram hesabında paylaştığı bu metni Mısra Şahin Türkçeleştirdi. Son okumasını Barkın Karslı yaptı.
Onur yürüyüşünde bir kadını öldüren adamı polis 14 yaşından beri tanıyordu. Hakkında polise 2019’dan bu yana 11 kez bildirim gelmişti. İç istihbarat 2021’den beri onu izliyordu. Devlet, onu “saldırı yapma potansiyeli olan biri” olarak sınıflandırdı.
Mayıs ayında bir mahkeme onu ağır şiddet eylemi tasarlama suçundan mahkum etti. Şartlı tahliye ile serbest kaldı. Arabasını üstümüze sürmeden bir saat önce evden çıktığı bir güvenlik kamerası tarafından kaydedildi.
Berlin’in belediye başkanı böyle birini izlemenin 30 polis memurugerektirdiğini ve bunun herkesiçin yapılamayacağını söylüyor. Aynı hafta sonu, “Nehirden denize, özgür Filistin.” sloganını attığı için 9 kuiri tutuklayacak sayıda polisi bulmuşlardı. Bu yüzden bize ‘kapasitemiz yok’ demeyi bırakın, bu bir öncelik ve niyet göstergesiydi.
Kaydedilmiş anti-kuir suçların sayısı geçen sene 2 bin 377’ydi. Bu bir rekor. Üç yıl önceki miktarın iki katı. Ve Berlinbuna nasıl cevap veriyor? Yıllık 45 milyar dolara ulaşan rekorbir bütçesi olmasına karşın kuireğitim ve danışmanlığı ortadankaldırarak. Queerformat, Queerleben, queer@schoolkuruluşları artık yok.
Brandenburg Kapısı’na çiçek bırakan belediye başkanı, çocuklara bizden nefret etmemeyi öğreten projelerin finansmanını kesen hükümetin de başkanı. Oysa belediye başkanının kendi koalisyonanlaşmasında tam tersi vaat edilmişti. Şansölye, bayrağımızı bir sirk çadırına benzetmekle kalmadı, 2020’de eşcinsel bir şansölye olasılığı hakkındaki fikri sorulduğunda, “Çocukları etkilemediği sürece sorun yok.” diyebildi. Hakkımızda söylenenen eski yalan, yine en yüksek makamdan geldi.
2002 yılında, şansölyenin partisi, eşcinsel erkeklere Nazi döneminde verilen mahkumiyet kararlarının iptal edilmesine karşı oy kullandı. Çünkü evet, bir geçmiş var ve bu geçmiş 1871’de, Almanya’nın bizi ilk kez ceza kanununa dahil ettiği tarihte başlıyor. 175. fıkra: Erkeklerarasındaki aşk, bir suç.
Naziler bu fıkrayı daha da sertleştirdiler ve eşcinsel kişileri toplama kamplarına gönderdiler. Eşcinsel erkekler ve trans kadınlar pembe üçgen takmak zorunda kaldılar. Lezbiyenler ya da trans maskülenler ise “asosyal” olarak sınır dışıedilip siyah üçgen takmak zorunda kaldılar. Orada binlerce kişi öldürüldü.
1945’ten sonra zuhur eden “demokrasi,” 1969 yılına kadar Nazi dönemindeki ifadeleri kelimesi kelimesine koruyup faşizm döneminde mahkum edilen kadar fazla sayıda eşcinsel erkeği mahkum etti. Toplama kamplarından kurtulan bazı kişiler, aynı hakimler tarafından verilen cezalarla gerisin geri hapse atıldı.
Söz konusu fıkra 1994 yılında kaldırıldı. Mahkeme kararları ise 2017 yılında iptal edilebildi. Tazminat tutarı 3000 avro idi. Dahası, 2011 yılına kadar Almanya, transların cinsiyet kimliğini tanımadan önce onları kısırlaştırıyordu. Eşcinsel evlilik mi? Komşumuz Hollanda: 2001. Almanya: 2017. On altı yıl ve Avrupa’nın yarısında eşcinsel evlilikler yasallaştıktan sonra.
Şu anda bu devlet bize Müslümanların kuirler için bir tehdit olduğunu söylüyor. Yapılacak üç seçime sekiz hafta kala.Saldırıdan yalnızca birkaç saat sonra sınır dışı etme söylemleri başladı. İslamofobi bizi korumayacak. Ancakbirine seçimi kazandırabilir.
Bizi yine yüzüstü bıraktınız, demiştim. Zaten radarınızda olan bir adamı gözetim altında tutmakta başarısız oldunuz. Güvenliğimizi sağlayan kurumlara gerekli maddi desteği sağlamakta başarısız oldunuz. 1871’den beri bizi yüzüstü bırakıyorsunuz. Söylediğim her kelimenin arkasındayım.
Yayına hazırlayan: Bawer